ŞAN KIZI DESTANI I

VEYSÎLER VE TATAR-BULGAR MESELESİ
İdil-Ural Tatarları XIX. yüzyılın son çeyreğine kadar kendilerini genel olarak Müslüman olarak adlandırmışlar ve bu adla anılmaktan memnun olmuşlardır. Bu konuda halk arasında tam bir isim birliği de mevcut değildir. Kendileri Müslüman, Muhammed ümmeti, Tatar, Başkurt, Mişer, Kazanî ve Bulgarî gibi çeşitli şekilde adlandırmışlardır. Ruslar ve diğer milletler Rusya’da yaşayan bütün Müslümanları, özellikle de İdil-Ural ve Kafkasya’da yaşayanları Tatar; Kazakistan ve Kazakistan bölgelerinde yaşayanları ise Kırgız olarak dlandırmışlardır.
İdil-Ural bölgesinde yaşayan Tatar bilim adamları arasında, XIX. yüzyıl sonu ve XX. yüzyıl başında kendilerini adlandırmada kullanacakları etnonim konusunda önemli tartışmalar meydana gelmiştir. Özellikle XX. yüzyılın başında “Şura” dergisinde Tatar ve Türk etnonimlerinin kullanılması konusunda önemli yazılar yayınlanmış ve dergi sayfalarında bu konuda tartışmalar yer almıştır.
Günümüzde “Şan Kızı Destânı”nı ortaya çıkaran Bulgarcı hareketin kökleri ise 1862 yılında görülmeye başlayan Veysîlik hareketine kadar uzanır. Veysîlik ile ilgili olarak bilim adamları farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. AzadeAyşe Rorlich şunları söyler: “Veysîler 1862’de Bahaeddin Veysî tarafından Kazan’da kurulan, Rus devlet otoritesi ve kurumlarını tanımayan, bunlara tümüyle karşı çıkan sofu bir Müslüman sûfî fırkasıydı. Kadim Bulgarların yegâne gerçek varisleri olduklarını iddia ediyorlar ve daima Tatar yerine Bulgar adını kullanıyorlardı. Onlarınki aslında, Tatarların 19. yüzyılda karşılaştığı ekonomik ve Ruslaştırmaya yönelik baskılara farklı bir cevaptı. Göç etmek veya reformcu olmaktansa pasif bir tavrı tercih ediyorlardı.
Esas itibariyle köylüler ve fakir zanaatkârlardan oluşan Veysîler ‘Türkiye’ye göç yerine Bulgar ülkesine geri dönüşü savunuyorlardı. Kâfirlerin otoritesini kabul edenlerin artık Müslüman sayılmayacaklarını iddia ediyor ve devlet tarafından kayda geçirilme işlemine karşı güçlü bir muhalefet çağrısında bulunuyorlardı. Vergi vermeyi, askere
gitmeyi, Rusça sınavı şartına boyun eğen mollaların arkasında namaz kılmayı da reddediyorlardı. Müftiyattan ayrılıp kendilerine özgü özerk bir İslâmî önderlik oluşturdular
ve bir de Selefî Müslümanlar nezareti kurdular.”

Rorlich, Veysîlerin aşırı milliyetçilikleri ve Bulgar ülkesinin yeniden kurulacağına dair fikirlerini açık seçik tanımlanmış dinî bir ifadeden ziyade ekonomik ve toplumsal durumlarına verdikleri bir cevap olarak değerlendirir.Aleksandr Bennigsen ve Chantal Lemercier Quelkuejay ise Veysîleri sapık bir tarîkat olarak adlandırmışlar ve onlarla ilgili olarak şu bilgileri vermişlerdir:
“1862’ye doğru, bir Nakşibendî şeyhi olan Bahquddin Vâizov (Vâizî) Kazan’da ‘Vâizovun Allah’ın Alayı’ adıyla, Sosyalizm (Marksizm değil), Tolstoyizm ve Vahhâbilik
tipinde püritanizm (kurallara aşırı bağlılık)’in garip bir bileşimini temsil eden isyankâr bir kol kurmuştur. Bu tarikatın müntesipleri (Kazanlı küçük sanatkâr ve tüccarlar) ‘kafirler’in rejimini kesin olarak reddediyorlar, Rus devleti ve onun müesseselerini (bilhassa vergi ödemeyi ve askerlik hizmetini) tanımayı kabul etmiyorlar ve onu kabul eden Müslü-
manları suçluyorlardı. (…)Bu sapık tarikat Sovyet rejimi altında birkaç yıl varlığınısürdürmüş, daha sonra da kaybolmuştur.”Halk arasında yeteri kadar taraftar bulamayan Veysîler 1882 yılında jandarma tarafından dağıtılır. Bu hareketin aktif üyeleri Sibirya’ya sürülür. Bahaeddin Veysi ise Kazan’da akıl hastanesine yatırılır ve burada vefat eder.
Hareket ancak 1905 yılında siyasî özgürlük verildiğinde tekrar faaliyetlerine başlar. Bahaeddin Veysi’nin oğlu Gaynan Veysi (1878-1918) babasının görüşlerinin propagandasına başlar. Babasının öğretileri temelinde yeni teşkilatlar kurup faaliyetlerine devam etmiştir.Veysîlerin 1905 güzünden 1908 yılının ilkbaharına kadar müridi olan Kazanlı tüccar Abdulla Kildişev’in Gaynan Veysî ve onun görüşleri hakkında yazdığı kitapta verdiği bilgilerde Tatar etnonimi ile ilgili mesele açık bir şekilde ortaya koyulmuştur. Gaynan Veysî’nin Tatar adı ile ilgili düşünceleri bu eserde şu şekilde yer almıştır:
“Bize uymayan ama Müslüman adıyla dolaşan kişilerin hepsini biz Tatar diye adlandırıyoruz. Tatar, Mecusi demektir. Özellikle Moğolistan’daki Tatarlar ateşperestler.
Tatar diye adlandırılan kişilere biz Müslüman demiyoruz, dinsizler ve kreşinler diyoruz.”Günümüzde Bulgar etnonimini savunanların karşısında en sert eleştirileri
yapanlardan birisi olan Marsel Ahmetcanov’a göre 1917-1920 yıllarında Boşevikler desteğe ihtiyaçları olduğunda Veysîleri silahlandırmışlar ve onları halka karşı ayaklandırmışlardır. Veysî’nin kahramanları Orta Asya’da kardeş Türk halklarının azatlık dileğini bastırmak isteyenlerle birlikte bir güç olarak konuşmalar yapmışlardır. Ancak Bolşevikler, iktidarlarını güçlendirdiklerinde bu gibi güçlere ihtiyaçlarının kalmadığını düşünerek Veysî ve müritlerini dağıtmışlardır. Onları kendileri takip etmeye başlamışlardır.Gaynan Veysi, Devrim süresince Bolşeviklerin yanında yer almış ve Şubat 1918’de bir savaşta bizzat kendi eski dindaşları tarafından öldürülmüştür.
Gaynan Veysî, Tatar yazar ve şairlerinin eserlerinde zaman zaman eleştirilmiştir. Bu konuda özellikle Abdulla Tukay ve Fatih Emirhan’ın eserlerinde
Gaynan Veysi hakkında bölümler bulunmaktadır. Abdulla Tukay’ın “Peşen Bazarı Yahud Yana Kisikbaş” adlı manzumesinde Gaynan Veysi, yergi objesi
olarak kullanır; Fetih Emirhan ise Gaynan Veysi ve onun müritleriyle dalga geçer, onları küçük düşürür.Sovyetler Birliği’nde bir süre gözden kaybolan Veysîler ilerleyen yıllarda
Tatar olarak adlandırdığımız Türk boylarının adının Bulgar olması gerektiği, Tatar adının dışarıdan verilmiş bir adlandırma olduğu konusunda yaşayan tartışmalarla yeniden ortaya çıkmaya başlar. Tatar ve Bulgar etnonimleri üzerine Çarlık döneminde başlayan tartışmalar 1946 yılında düzenlenen ilmî bir toplantıdan sonra yeniden alevlenmeye başlamıştır.15 Bu tarihten sonra, Tatarların Bulgar kökenli olduklarına yönelik yayınlar Tatar matbuatında daha fazla görülmeye başlamıştır. 1980’li yıllarda bu hareketin devamı olarak Bulgar olduklarını düşünen Tatarlar Kazan’da Veysi’nin müridleri ile birleşerek
“Bulgar-el Cedid” derneğini kurmuşlardır. Bu derneğin yöneticiliğini müze çalışanı Ferhat Nurutdinov yapmıştır. Bu dernek Tatar etnonimine karşı faaliyetlerde bulunmuş ve çeşitli yayınlar yapmıştır. 1990 yılında nisan ayında Bulgarlar için kırk bin tirajlı “Bulgar İli” adında bir gazete çıkarırlar. Bu gazetenin sayfalarında “Baraj Destanı”, “Şan Kızı Destanı”, “Cafer Tarihi”, gibi eserler yayınlanır.Günümüzde Tatar ve Bulgar etnonimleri konusunda bilim adamları arasında tartışmalar devam etmektedir. Bulgar-Tatar meselesi oldukça geniş bir konudur. Veysîler hareketi ile ilgili bölümlerde olduğu gibi Bulgar-Tatar meselesi konusunda da makalemizde genel bilgiler verilmektedir. Bu tartışma aslında bir noktada tarihi Bulgar devleti ve özellikle de İdil Bulgarları’nın mirasını sahiplenme çevresinde de olmaktadır.“Çoğu kez etnik yönden birbiriyle ilgisi bulunmayan değişik halklara Tatar dediler
ve hâlâ da diyorlar. XIX-XX. yüzyılda pek çok tarihçi ve etnolog, Kazanlı misyonerlerin izinden giderek, (Hiçbir ayırım yapmadan) geçmişte bir şekilde Tatar denilen, örneğin
eski Tatarlar, Moğol-Tatarlar, Altın Orda Tatarları ve bugünkü Bulgar-Tatarlar gibi halkların tamamını öylesine Tatar etnik adının şümûlüne dâhil ettiler. Birbiriyle ilişkisi
bulunmayan veya kısmen ilişkisi bulunan bu etnisiteler sebebiyle Tatarları kendi aralarında gruplandırdılar. Bu gruplandırmaya Tatar tarihiyle ilgili monografilerde, bazı
Ruslar ve kimi zaman da yabancı yazarlar tarafından kaleme alınan orta ve yüksek okul ders kitaplarındaki “Tatarlar” bölümünde rastlıyoruz. Bu durum, belirli Tatar grupları-
nın etnogenezinin derinlemesine incelenmesine yol açtı ve böylece Tataristan ve Rusya’da şekillenen çağdaş Tatar milletinin yâni Bulgar-Tatarların kökeni meselesi de incelenmiş
oldu.”
Yukarıda da bahsedildiği üzere Tatar etnonimi çok farklı milletleri ve Türk boylarını adlandırmada kullanılmaktadır. Anlatmalarda Tatar-Moğollar olarak adlandırılan millet aslında günümüzdeki Kazan Tatarları daha doğrusu Türk soylu Tatarlar değildir. Günümüzdeki Kazan Tatarları’nın halen Tatar şeklinde adlandırılmasının onların tarihteki Moğol istilasını gerçekleştiren Moğollarla aynı şekilde değerlendirilmesine sebep olduğu yönünde fikirler de ileri sürülmüş ve Kazan Tatarları’nın kökenlerinin Moğol-Tatarlarla aynı kökten gelmediği ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Bu Tatar adlandırmasının günümüz Kazan Tatarlarının, Moğolların günümüzdeki bakiyeleriymiş gibi algılanılmasına sebep olduğu da bir gerçektir. Tatar adlandırması günümüzde Tatar bilim adamları arasında da çeşitli tartışmaların odağında yer almaktadır. Bazı bilim adamları Kazan Tatarlarının kökenlerini İdil Bulgarlarına dayandırıp; Tatar etnoniminin ise daha sonraları batılılar tarafından verildiğini ileri sürmekte bu nedenle de Tatar adının kullanımına karşı çıkmaktadırlar. Bunlara, Tatar adı-
nın yüzyıllardır kullanılmakta olduğunu söyleyenler karşı çıkmaktadır. Günümüzde de bu iki görüşü savunanlar arasında tartışmalar devam etmektedir Tatar etnonimine karşı çıkanların temel dayanak noktası aslında bu adın Moğol istilasının hafızalarda bıraktığı kötü hatıralardan dolayı kendilerine iyi bir gözle bakılmayacağı düşüncesidir. Rızaeedin Fahreddin’in XX. yüzyıl başında Tatar etnonimini savunanları karşı “Kendilerine Tatar ismi verenler hangi hasletleri ile iftihar edecekler? Cengiz neslinden olan hanlarla mı?
Halbuki bu hanların kendilerine ‘Tatar’ ismi almayıp ‘Moğol’ ismi ile iftihar ettikleri rivayet edilmektedir. Bu Tatar hanlarının hangi kemâlâtleri oldu? Medeniyeti yok etmek, ilim ve maarifi söndürmek, nesilleri helak etmek, Allah’ın binalarını harap etmek çok büyük hüner olmasa gerek. Keldaniler, Asurlular, Mısırlılar ve başkalarından ne kadar ilmî eserler kaldığı halde, Tatarlardan hangi ilmî eser kaldı? Tatarların belini incittiği İslam dünyası 700 yıldır belini doğrultamamaktadır. ‘Melikov’ ile ‘boğaz’ sözleri nasıl birbirini çağrıştırırsa,
‘Tatar’ ile ‘tahrip’ sözleri de birbirini çağrıştırmaktadır. ‘Tatar bar yerde hatar (tehlike) bar.’ Denilen sözün manası şudur.” ifadeleriyle sert bir şekilde eleştirmiştir. Bulgar etnonimi sorununun, Kazan Tatarlarını Kreşin, Mişer vb. adlarla farklı milletler gibi kayda geçirme çalışmaları gibi Tatarları bölmek için kullanılan yollardan birisi olarak görülmektedir. Bu mesele Tatar aydınlarını epeyce meşgul etmektedir. Aslında, Tatar ve Bulgar etnonimlerinin kullanılması yönündeki tartışmaların bir diğer yönünün de İdil Bulgarları ile ilgili olduğunu da söylemek mümkündür. İdil-Ural bölgesinde hangi Türk boyunun İdil Bulgarlarının varisi olduğu yönünde de ciddi tartışmalar bulunmaktadır. Gelişmiş bir medeniyete
sahip olan İdil Bulgarlarının varisi olduklarını düşünen Tatarlar bu nedenle Bulgar etnoniminin kullanılması gerektiğini de ileri sürmektedir.
Zekiyev ve Ahmetcanov’un görüşleri Bulgar-Tatar meselesini bize kısaca özetlemektedir. Günümüzde Ferhat Nurutdinov’un çevresinde gelişen Bulgarcılık hareketi Tatarların Bulgar oldukları ve bu nedenle Bulgar adının kullanılması, Bulgar adının Tatarlar arasında kabul görmesi için çeşitli yayın faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Kitaplar, süreli yayınlar bu yayın faaliyetlerinin içerisindedir. Bu yayınlara ileride zaman zaman değinilecektir ancak bunlar arasında bazıları büyük tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Bu eserler “Şan Kızı Destanı”, “Baraj Destanı” ve “Cafer Tarihi”dir. TATAR MATBUATINDA ŞAN KIZI DESTANI,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: