OSMANLI ve KÜRT İSYANLARI II

Resim

BABAN MUTASARRIFI MAHMUT PAŞA İSYANI (1784)

Mahmtut Paşa, Babanzadeler sülalesinden gelmektedir. Baban ocağı ilk defa Fatih Ahmet adında birisi tarafından kurulmuştur. İlk yerleşim yerleri Karaçuvan’dır. Daha sonra güçlenen sülale zapt edilen civar topraklarla genişledi. Sırasıyla kardeşleri ve onların oğulları ocağın mutasarrıflığı’nı (Osmanlı’da kaymakamlık rütbesi) yaptılar.

1781 yılında Sultan Birinci Abdülhamit Han zamanında Baban Sancağı Mutasarrıfı Mahmut Paşa, oğlu Osman Bey’i Osmanlının Bağdat Valisi olan Süleyman Paşa hizmetine göndermişse de kendisi gidip görüşmediğinden Süleyman Paşa’nın gönlü kırılmıştı. Halbuki Baban Beylerinden merhum Ahmet Paşa’nın oğlu olan ve uzun süredir Bağdat’ta oturan İbrahim Bey’i Süleyman Paşa’nın gözü tutuyordu. Hazinedarı olan Ali Bey ile görüşmüş, onun da tavsiyesiyle Baban mutasarrıflığına İbrahim Bey’in getirilmesi düşünülüp 1782 yılında Süleyman Paşa, Kürt bölgesine sefer düzenleyecekken Hazail Seferi’nin çıkmasıyla bu savaş ertelendi. 

1783 yılında Süleyman Paşa, ordusu ile Kerkük’e kadar gelmiş iken Baban Mutasarrıfı Mahmut Paşa bazı eşraf ve ulemayı gönderip onların aracılığı ile bir daha kusur işlemeyeceğini söylediği için Süleyman Paşa tarafından affedilip yerinde bırakıldı. 

Lakin Mahmut Paşa kafa tutmaya, karşı gelmeye başlayınca 1784 yılında Bağdat Valisi Süleyman Paşa ordusu ile üzerine hareket ederek savaşa girişti. Bu savaş sonucu Mahmut Paşa Karaçulan’ı terk etmek zorunda kaldı. Baban Sancağı mir-i miranlık rütbesi ile İbrahim Bey’e verildi. 

Bunun üzerine Mahmut Paşa İran’a kaçtı. İsfahan taraflarında bazı İranlılarla yardım konusunda irtibata geçtiyse de dağılan aşiretiyle sağda solda başı boş gezen Osmanlının eski isyankar valisi, Azerbaycan Han’larından Budak Han tarafından yapılan bir savaşta topraklarından çok uzaklarda öldürüldü. 

İlerki tarihlerde Baban Aşireti’nin isyanları devam edecek ve her defasında da Osmanlı tarafından tenkil edilcekt


MİLLİ AŞİRETİ REİSİ TİMUR İSYANI (1785)

Timur, Kürt Milli Aşireti’nin reisi idi. Bir süredir hayli gücü ve kuvveti vardı. Buna güvenerek eşkiyalığa ve devlete isyana kalkıştı. Devlete borçlu olduğu haldedevlet vergisini ödemedi. Rakka ve Diyarbakır’a ait bazı kasaba ve köyleri ele geçirip sağladığı geliri kendisine saklayıp, dilediği gibi harcayarak tımarlıların ve devlet görevlilerinin maaşlarının verilmesini engelledi. Her türlü mali gücü ve kuvveti var olduğundan valileri ve çevredeki emirleri baskı altına aldı. Diyarbakır ve Rakka valilerini zordurumda kaldığından bölgeyi Timur’dan kurtarmak Osmanlı Devletinin boynunun borcu olmuştu. Ancak Osmanlı Devleti hem Rusya hem de Avusturya Savaşları ile uğraşıyordu. 

Az bir askeri kuvvet ile Timur’u ortadan kaldırmak zordu, zehirlenip öldürülmesi de mümkün değildi. 1789 yılı ortalarında Bağdat Valisi Süleyman Paşa’ya yeteri kadar kuvvetle Timur’un üzerine harekete geçmesi emri gönderildi. 

Timur, konar göçerdi, üzerine kuvvet gönderilince bir taraflara kaçar gizlenirdi, kuvvetler geri dönünce eski yerine gelirdi. Bu bakımdan ele geçirilmesi zordu. Bu sırada da Necet taraflarında başkaldıran Vehhabiler’in Süleyman Paşa’nın boş bırakacağı bölgede rahat hareket etmesini istemeyen Bab-ı Âli, Kapıcıbaşılardan Turunçoğlu Süleyman Bey’e Rakka Eyaleti’ni tevcih ederek, Bağdat Valisi Süleyman Paşa ile haberleşerek Timur’un yakalanması için görevlendirildi. Lakin çok sayıda asker olmayınca Timur’un yakalanamayacağı belli olmuştu. 

1790 yılı ortalarında Bağdat Valisi Süleyman Paşa bizzat Timur üzerine harekata geçme görevini aldı. Rakka Eyaleti ile Uzun İbrahim Paşa, Halep Valisi Köse Mustafa Paşa ve Malatya Mutasarrıfı Rişvanzade Ömer Paşa ile o bölgede bulunan ve iyi savaş bilen kimselerde emrine verildi. 

Süleyman Paşa’nın çok sayıda askerle Bağdat’tan hareket ederek Rakka taraflarına yaklaştığı haberini Timur duyunca, karşı koyamayacağını düşünerek sığınacak emin bir yer bildiği Bük isimli bir yere gitti ve orada beklemeye başladı. Adamlarının çoğu kaçmıştı. Timur’un bir çok malı ve eşyası, Milli Aşireti’nin bunca malı ve hayvanları, Süleyman Paşa askerleri tarafından yağma edildi. Milli Aşireti, şimdiye kadar böyle ezilip hasara uğramamıştı. 

Kuvvetler Timur’un üzerine yürüyünce Timur 50-60 kadar adamıyla Halep taraflarına kaçtı. Timur’un kardeşi ve can düşmanı olan İbrahim Bey, Süleyman Paşa tarafından Milli Aşireti reisi tayin edildi. Uzun İbrahim Paşa, emrindeki askerlerle Timur’un takibine gönderildikten sonra, Süleyman Paşa Rakka’dan hareket edip Mardin bölgesine geldi. Burada Timur’un adamlarından bir çok isyancı yakalanıp, Timur’un kardeşlerinden Sadun ile amcasının oğlu Mahmut idam edilerek ortadan kaldırıldı. Bazı Timur yanlıları da korkutularak İbrahim Bey tarafına çevrildi. 

Gerçekten Timur’un yakalanıp idam edilmesi Sultan Üçüncü Selim Han’ın kesin isteği idi. Timur’un yakalanmadıkça Süleyman Paşa’nın Bağdat’a dönmemesi için kendisine bir çok emirler gönderilmişti. 

Vehhabilerin Bağdat bölgesinde bazı yerlere saldırdıkları ve İmam Ali Kasaba’sında bulunan antik kıymeti olan İslamiyet’e ait şeyleri parçalamak amacında oldukları duyuldu. Artık Süleyman Paşa burada duramadı. 1791 yılı ortalarında Bağdat’a döndü. 

Timur kaçtıktan sonra bir daha eski gücüne kavuşamadı, uzun bir müddet bir yerde kalamadı, yanındaki az bir adamla avare avare dolaştı. Sonunda 1794 yılında Bağdat’a giderek Süleyman Paşa’ya sığındı. Süleyman Paşa’nın Sultan Selim’e yalvarmaları sonucu padişah tarafından da affedildi.



SAMSAT BEYİ REŞİT HÜSEYİN İSYANI (1804)

Celilzade Zühtü’nün el yazması ‘Keşkül’ isimli kitabında; Samsat beylerinden Reşit Hüseyin’in 1804 yılında isyan ederek Siverek’i işgal ettiğini görmekteyiz. 

Samsat, şimdiki Adıyaman ilimizin sınırları içerisinde olup, 1516 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından ikinci defa Türk topraklarına katılmış bir yerleşim yeridir. 

1804 yılında, Sultan Üçüncü Selim saltanatı sırasında isyan eden Samsat Bey’i Reşit Hüseyin Siverek’i ele geçirdikten sonra burada fazla tutunamadı. 

Diyarbakır Valisi Hasan Paşa, büyük bir kuvvetle Siverek’i Samsat Bey’i Reşit Hüseyin’in elinden aldı. Diyarbakır Valisi Hasan Paşa, şehre girdikten sonra Reşit Hüseyin’i idam ettirdiği mezar taşından anlaşılmaktadır. 

Samsat Bey’i Reşit Hüseyin’in, Siverek’te 1804 tarihinde öldüğü ve Gülabibey Camiin avlusuna defnedildiği kabir taşına ismi ve ölüm tarihinin yazıldığından anlaşılmaktadır. 

BABANZADE ABDURRAHMAN PAŞA İSYANI (1806)

Şavizade maktul Mehmet Bey’in oğlu Casım Bey, başında bulunduğu El-Abid Aşireti ile Şamiye’den El-Cezire tarafına geçip Habur’a yerleşmişti. Üzerlerine Baban Mutasarrıfı Abdurrahman Paşa gönderilmiş ve yanına da koy (bazı yelerde Koi, Köy diye de geçer) Sancağı Mutasarrıfı Mehmet Paşa verilmişti. Abdurrahman Paşa ile Mehmet Paşa arasında bağlı oldukları aşiret bakımından düşmanlık vardı, birbirlerinin idamı için fırsat kollamakta idiler. 

Bu sefer Kerkük civarında buluştuklarında Abdurrahman Paşa, bir fırsatını bularak Mehmet Paşa’yı idam ettirdi, durumu da bir rapor ile Bağdat Valisi Ali Paşa’ya bildirdi. Abdurrahman Paşa’nın bu raporundan Ali Paşa gücenmiş ise de gidişatına göre kendisini azarlamakla beraber gönlünü alıcı bir cevapta yazmıştır. Bundan sonra Abdurrahman Paşa bununla yetinmemiş daha fazla aşırı derecede uygunsuz hareketlerde bulunmuştur. Bu duruma Ali Paşa çok kızarak Abdurrahman Paşa’yı görevden alıp Baban Sancağı’nı İmadiye taraflarında bulunan Ahmetpaşaoğlu Halit Bey’e; Koy ve Harir Sancakları’nı İbrahimpaşaoğlu Süleyman Bey’in idaresine vererek Abdurrahman Paşa’nın üzerine hareket için kuvvet hazırlamıştır. Bunun üzerine Halit Paşa Baban mutasarrıflığını ele geçirmek üzere o tarafa hareket etmişti. Yolda Abdurrahman Paşa’nın askerleriyle karşılaşınca savaşa girmiş ve yenilgiye uğramıştır. Bu haber üzerine Bağdat Valisi Ali Paşa, emrindeki ordu ile yetişip Abdurrahman Paşa’yı barındığı derbendinde bozguna uğratıp oradan kaçırtmış ve Halit Paşa ile Süleyman Paşa’yı tayin ettiği görevlerine gönderdikten sonra kendisi de Bağdat’a geri dönmüştür. 

Bölgeden kaçarak kurtulan Abdurrahman Paşa, İran Şah’ına müracaatla yardım istemişti. Şah’ta Abdurrahman Paşa’yı korumaya söz vererek bundan dolayı Bağdat ile Tahran arasında haberleşme başlamıştır. 

Kürtlerin büyük çaptaki ilk isyanı 1806-1808 yılları arasında Abdurrahman Paşa’nın tayin olmasının beklendiği Süleymaniye Valiliği’ne Halit Paşa’nın getirilmesi üzerine başlamış olduğu isyandır. Bazı değerli tarihçilerimize göre bu isyan her ne kadar Kürtçü çevrelerce sözde ‘İlk Milli Başkaldırı’ olarak lanse edilse de tamamen makam için başlatılan bir isyandır denmektedir. 

İsyan başladıktan kısa bir süre sonra İran ve Rusya tarafından desteklenmiş, isyanın coğrafi olarak merkezden uzak olması ayrıca Osmanlı İmparatorluğu’nun eyaletleri olan Eflak ve Boğdan’ın Rus işgaline uğramasından dolayıisyanın bastırılması yaklaşık iki seneyi bulmuştur. İsyan 1808 yılında bastırıldıktan sonra 1810 yılında Abdurrahman Paşa’nın öldürülmesiyle son bulmuştur. 

Görüldüğü gibi Osmanlı İmparatorluğu Rumeli’de ecdat yadigarı topraklarda savaşırken, aşağıda, Kürtler makam uğruna devletlerine karşı gelmekte idiler.

BABANZADE AHMET PAŞA İSYANI (1812)

Sultan İkinci Mahmut döneminde 1812 yılında, Osmanlının paşası Babanzade Ahmet Paşa tarafından Süleymaniye valiliğini ele geçirmek, Süleymaniye bölgesini kontrol etmek ve 1810 yılında çıkardığı isyanın bastırılması için devlet kuvvetlerince öldürülen babası Babanzade Abdurrahman Paşa’nın öcünü almak amacıyla yapılan bir isyandır. 

Bu isyan, Osmanlı Devletinin Balkanlarda çıkan Sırp İsyanı ile meşgul olduğu ve Osmanlı-Rus Savaşı’nın yapıldığı dönemde çıkmışsa da kısa sürede bastırılıp isyanın elebaşısı Babazade Ahmet Paşa yakalanarak idam edilmiştir.


ŞEHZADE TORUNU MEHMET BEY İSYANI (1819)

Tarihlerimize Ahmet Cevdet Paşa’nın kayıtlarında Şehzade Torunu Mehmet Bey olarak geçen Mehmet’in şehzade torunu olup olmadığı, torun ise hangisinin torunu olduğu şimdilik meçhuldür.

Osmanlı Devleti, Van Muhafızı Mehmet Derviş Paşa’nın isyanı ile uğraşıp, paşanın tenkili için üzerine asker gönderileceği bir sırada aynı yıl ve aynı anda Diyarbakır’da isyan çıktığı haberi geldi. (1819)

Diyarbakır Eyaleti, Rakka Eyaleti ile birleştirilerek Behram Paşa’nın idaresinde bulunuyordu. Bu sırada Behram Paşa, Diyarbakır’a gidip divan toplantısı yapıp, hil’atler giymişti. Diyarbakır’da nüfuz kazanan Şehzade Torunu Mehmet Bey, Müftü Mesut Efendi, ileri gelenlerden Karahocaoğlu Ömer ve Serdar isimli şahıslar ise Diyarbakır’da vali bulunmasını istemiyorlardı. Burasının mütesellimlikle (vali veya mutasarrıfların gönderdikleri vergi memuru, vergi tahsildarı) idare olunup, işlerini de kendileri görmek istiyorlardı. Bu yüzden bir isyan çıkardıklarını Vali Behram Paşa haber vermişti. Paşa her ne kadar bu isyanın önünü almış ise de, Mehmet Derviş Paşa isyanının bastırılması için Erzurum Valisi Hafız Ali Paşa emrine Diyarbakır’dan gönderilecek olan bin askerin hazırlanması ile meşgul olup mütesellimi Güranizade Ali Ağa’yı komutan olarak göndermek niyetindeydi.

Fakat bu sırada şehirde, Şehzade Torunu Mahmet Bey, yine adamlarını kışkırtıp, halkı ayağa kaldırıp Paşa Kapısına hücum ettirmişti. Behram Paşa’da Diyarbakır Kalesi’nin kapılarını kapattırarak savunmaya geçti. İçeriden ve dışarıdan tüfek atışları başlamıştı. Paşanın caddeleri tutmak için dışarıda bıraktığı askerler arka arkaya kaleye girdikçe paşanın kuvvetleri artmaktaydı. Bu sırada da öldürülen isyancıların kesilen başları da İstanbul’a gönderilmekteydi. Fakat çarşı ve pazar halkın elinde olduğundan erzak bakımından sıkıntı çekilmekteydi. 

Behram Paşa, durumu mektupla bildirmekle beraber; “Maden Kazası Emin’i Nurullah Paşa’dan biraz erzak ve asker istemek gereğini, Diyarbakır halkının birkaç defadır yaptıklarından dolayı cezalandırılmadıklarından, yaptıklarının yanlarına kaldığından şımardıklarını, Şehzade Torunu Mehmet Bey, Karahocaoğlu Ömer ve Serdar isimli şahısların idam edilip, Müftü Mesut Efendi’nin sürgüne gönderilmedikçe ayaklanmanın bastırılamayacağını” bildirip bu konuda gerekli emirlerin verilmesini istemişti. 

Bu sırada Diyarbakır halkına yardım için etraftan bir hayli eşkiya gelip Diyarbakır’da büyük bir isyancı grubu meydana gelmişti.

Behram Paşa o bölgede doğmuş olduğundan taraftarı olan Milli Aşireti’nden Diyarbakır aşiretlerinden de adamlar yola çıkmıştı. Behram Paşa’nın İstanbul’a yolladığı mektup 1819 yılı Aralık ortalarında İstanbul’a geldi. Sultan İkinci Mahmut, derhal gerekli şekilde emirler çıkardı. Daha önce Van’a gönderilmek üzere Halep, Adana ve Sivas’tan toplanan askerlerin de Diyarbakır’a gönderilmesi emrini verdi.

Tüm bu kuvvetler hemen hemen aynı anda Diyarbakır’a geldiler. Bunları gören Diyarbakır isyancıları korku ve dehşete kapıldılar ve dağılmaya başladılar. Bu arada Behram Paşagenel af ilan edip halka güven verdi. Herkes yatışmış olarak yerlerine döndüler. 

Bu olaylar üzerine şehirden kaçan Şehzade Torunu Mehmet Bey, Karahocaoğlu Ömer ve Serdar isimli isyancıların mal ve gelirlerine el konuldu, her nerede yakalanırlarsa derhal idam edilmeleri için ferman çıkartıldı. 

Müftü Mesut Efendi’nin ise Anapa’ya sürülmesi yazılmış ve isyan bastırılmıştır. 

Çok geçmeden Karahocaoğlu Ömer ile Serdar isimli şahıslar yakalanarak idam edildiler.


MİR MUHAMMED (Soran Aşireti) İSYANI (1833)

Mir Muhammed, doğu illerimizde yaşayan Soran Aşireti reisi idi. Bu sıralarda 1832 yılında Mısır valimiz Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın başlattığı isyan devam etmekte, Mısır’da ayrı bir devlet kurma girişimleri sürmekte idi. 

Sultan İkinci Abdülhamit’in Mısır’la uğraştığı bir zamanda, 1833 yılında Mir Muhammed’de doğuda, Osmanlı İmparatorluğu topraklarından ayrı bir devlet kurmak için isyan etti. 

Az bir zaman sonra durumun ciddiyetini anlayan aşiretindeki aklı başında olanlar tarafından, İslam’ın halifesine isyan etmenin kafirlik sayılacağı anlatılarak Molla Hâdi ve bazılarının fetvalarıyla, Mir Muhammed etrafında yalnız kaldığını gördü. 

Durumun ümitsizliğini anlayan Mir Muhammed, kendisini tenkil için gelen devlet kuvvetlerine teslim olmak zorunda kaldı.

ŞERİF AHMET İSYANI (1834)

Sultan İkinci Mahmut döneminde 1834 yılında Bitlisli Şerif Ahmet tarafından hükümete vergi vermemek amacıyla çıkartılmıştır. İsyan Bitlis bölgesinde çıkmış ve bir hafta sürmüştür. 

İsyan eden Şerif Ahmet, hükümet dairelerini basmış, kendisine ‘Emanet’ (emirlik, beylik) ünvanını vererek hükümet işlerine bakmaya başlamıştı. Gönderilen kuvvetler tarafından isyan bastırılarak Şerif Ahmet tutuklandı. Yapılan yargılama sonucunda suçlu bulunarak idam edildi.


KÖR MEHMET PAŞA (REVANDUZ) İSYANI (1837)

Yine Sultan İkinci Mahmut döneminde, Kör Mehmet Paşa Osmanlı yönetimine karşı ayaklandı. Babası Mustafa Bey’in 1827 yılında ölmesi üzerine yönetimin başına geçirilerek paşalık rütbesi verilen Kör Mehmet Paşa, Revanduz’da ki yönetim bölgesinin dışına taşmaya başladı. Kendisine komşu olan Şirvan ve Bırados Beylikleri’ne saldırdı. 1837 yılında Osmanlı İmparatorluğundan ayrıldığını bildirdi. Kendisi adına para bile bastırdı. 

Bu sırada kuşatmış olduğu Erbil’i daha sonrada Altınköprü’yü ele geçirdi. Aşağı Zap Irmağı’na kadar sarktı. daha sonra Akra, İmadiye ve Musul’a da saldırmaya başladı. 

Bu gelişmelerden rahatsızlık duyan İstanbul Hükümeti Darphor Reşit Paşa’yı, Kör Mehmet Paşa isyanını bastırmakla görevlendirerek bölgeye gönderdi. Emrindeki kuvvetlerle Bağdat’a gelen Darphor Reşit Paşa, gerekli tertibatı aldıktan sonra Hariri bölgesine geldi. Kör Mehmet Paşa, emrindeki kuvvetlerle birlikte dağlık bölgelere çekildi. Darphor Reşit Paşa, önce, Kör Mehmet Paşa’ya teslim olması için çağrıda bulundu. Bunu kabul etmeyen Kör Mehmet Paşa savaşa girişti. Yapılan savaşı Kör Mehmet Paşa kuvvetleri kaybedince Mehmet Paşa esir alınarak isyan bastırıldı. 

Darphor Reşit Paşa, isyanı bastırdıktan sonra sorumlularını tek tek yakalayarak cezalandırdı. Kör Mehmet Paşa’yı İstanbul’a getirdi. Sultan Mahmut, Kör Mehmet Paşa’ya yalnızca nasihatte bulundu. İdamını bekleyen Mehmet Paşa, döneminin dünyadaki en akıllı ve kibar devlet adamı olan Sultan Mahmut tarafından affedilerek kendisine bir de ‘Ferik’ rütbesi verdi.


CİZRELİ SAİT BEY İSYANI (1838)

Cizreli Sait Bey, Sultan İkinci Mahmut’un saltanatının son yıllarında ayaklandı. Ayaklanmanın bastırılmasına Çerkez Hafız Mehmet Paşa görevlendirildi. İsyan kısa sürede bastırılarak Sait Bey ve adamları yakalanıp idam edildiler. 

İsyanın bastırılması sırasında Mehmet Paşa emrindeki orduda, daha sonra Alman Orduları Başkomutanı olacak olan Feldmareşal Helmuth Von Moltke’de yüzbaşı rütbesiyle bulunuyordu. 

Moltke’nin notlarında, isyanın bastırılmasına, daha sonra isyan edecek olan Bedirhan Bey’in emrindeki aşiret askerleri de devlet saflarında yer almıştı.


GARZAN KÜRTLERİ İSYANI (1838)

Sultan İkinci Mahmut Han Gazi’nin ölümünün son günlerine denk gelen bu isyan 1838 yılında Garzan bölgesindeki aşiret reisleri tarafından, Siirt Sancağı sınırları içerisinde bulunan Garzan bölgesinde yapılmıştır. 

Başlangıçta Garzan bölgesi aşiretlerinin isyanına önem verilmemiştir. İsyan sonradan genişleyince önem kazanmış, bastırılması için Bölge Valisi Çerkez Hafız Mehmet Paşa görevlendirilmiştir. Çerkez Hafız Mehmet Paşa idaresindeki kuvvetler asilerin bulundukları yerleri kuşatmışlarsa da önemli bir sonuç alınamamıştır. Böldede bulunan Bedirhanlılar’dan, daha sonra isyan edecek olan Bedirhan Bey’de aşiret mensuplarıyla yardımda bulunmuştur. 

Bazı aşiret liderlerinin ele geçirilmesiyle ve daha sonra da asilerin birbirlerine düşmesi üzerine isyan bastırılmıştır.


İMADİYELİ İSMAİL PAŞA İSYANI (1841)

Hakkari kabilesi Kürtlerinden olan, şimdi Irak’ta bulunan İmadiye Kazası Kürtlerinden Osmanlının paşası İsmail Paşa, 1842 yılında, Abdülhamit saltanatı sırasında, Bedirhan Bey isyan etmeden önce; Bedirhan Bey, Bedirhan Bey’in kayınpederi Vanlı Han Mahmut ve bazı Kürt reisleriyle ittifak ederek fesat hazırladığı sırada Musul’da ki görev yerinden kaçarak Cizre’ye gelen İmadiyeli İsmail Paşa, devletine başkaldırarak Bedirhan Bey ile birleşti.

İmadiyeli İsmail Paşa, zapt edilmesi imkansız hisarlara sahip olan, suyu, kaya içlerine oyulmuş kuyulardan temin edilen İmadiye Kalesi’ne kapandı.

1843 yılına gelindiğinde Bothan Emiri Bedirhan Bey, kendi bölgesinde yaşayan Hıristiyan Nasturi vatandaşlarımızı ortadan kaldırmaya kafasına koyduğunda Osmanlı Devleti’nden habersiz olarak 10 bin kadar Nasturi’yi yok etmek için İsmail Paşa’dan Tatar Ağa’dan ve Hakkari Emiri’nden yardım istediğinde, İmadiyeli İsmail Paşa, Bedirhan Bey’in emrine 800 silahlı adamını gönderdi. 

İmadiyeli İsmail Paşa’nın bu kadar adam göndermesinin iki nedeni olabilirdi; biri, Bedirhan Bey Nasturiler üzerinde başarılı olduktan sonra geçen defa bir çok zorluklarla azledilen İsmail Paşa’nın tekrar İmadiye Valiliği’ne tayinini temin etkem, diğeri ise, İsmail Paşa’nın Nasturi’lerden alınacak yağma ve ganimetlerden pay almak düşüncesi idi. 

1846 yılına gelindiğinde devlet İmadiyeli İsmail Paşa’nın tedip edilmesine karar verdi. 

Bundan sonraki isyan zincirleri birbirini tamamlayacağından İsmail Paşa’nın akibeti ilerde görülecektir. 


BEDİRHAN BEY İSYANI (1843)

Doğu Anadolu’daki Kürt isyanları içinde Bedirhan Bey’in ayaklanması oldukça önemlidir. Kaynaklarda ‘Asakir-i Redife Miralayı’, ‘Cizre ve Bothan Mütesellimi’ gibi unvanlarla anılan Bedirhan Bey’in, İslam yayılması sırasında Suriye’yi fetheden Halid Bin Velit’in torunu Abdülaziz’in soyundan geldiği iddia edilmektedir. Bu sebeple Bedirhan ailesine ‘Azizi’ de denilmektedir.

Ancak bilindiği kadarıyla Bedirhan Bey, Bitlis Emir’i Şeref Han’ın soyundandır. Cizre Emareti babası Abdullah’tan sonra amcası Seyfettin’e, ondan da ağabeyi Salih’e geçmiş, her ikisinin de kendi lehine feragatleri üzerine Bedirhan, 1826 yılında Cizre Bey’i olmuştur. Kısa zamanda Hakkari Müdürü Nurullah ile Van bölgesinin önemli aşiret reislerinden birisi olan kayınbabası Han Mahmut’un da desteğini sağlayan Bedirhan Bey, bölgede hatırı sayılır bir güç haline gelmiştir. Osmanlı devletine karşı itaatkar görünmesine rağmen 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın ortadan kaldırılmasından sonra devletin yeni ordu kuruluşu için ülkenin her yerinden asker alınması kararına muhalefet ederek gerçek yüzünü göstermekte gecikmemiştir. Bedirhan Bey’i cesaretlendiren olay 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı olmuştur. Arkasından 1831 yılında Osmanlı ordusunun Nizip’te Kavalalı Mehmet Ali Paşa komutasındaki Mısır kuvvetlerine yenik düşmesi ki bu savaşta Bedirhan Bey Osmanlı saflarında savaşmıştı. Cizre aşiretlerinin Bedirhan Bey liderliğinde harekete geçmelerine fırsat verdi. Bedirhan Bey, Hakkari Miri Nurullah ve kayınpederi Musullu Han Mahmut’la işbirliğine girmiştir. Han Mahmut, aralarında Ermeni ve Nasturilerin de bulunduğu bir kuvvetle Bedirhan Bey’in yardımına gitmiştir. Sürgünle görevlendirilen Mehmet Reşat Paşa, 1836 yılında Cizre’yi ele geçirmiştir. Ancak aynı yıl ölen Mehmet Reşit Paşanın yerine Hafız Paşa getirilmiştir. Teslim olan ve devletle anlaşmak zorunda kalan Bedirhan Bey’in sadakatten ayrılmaması için devlet onu yerinde bırakmıştır (1838).

1840 yılında Cizre’nin bazı bölgelerinin Musul’a bağlanması yeni bir ihtilafa neden olmuştur. Musul Valisi Mehmet Paşa Bedirhan Bey’in Cizre bölgesindeki nüfusunu kırmayı düşünüyordu. Ancak Bedirhan Bey, Diyarbakır valisi kanalıyla İstanbul’u ikna etmiş ve 1842 senesinde Cizre’yi de onun isteği üzerine Diyarbakır eyaletine bağlamıştır. Cizre’nin Musul’a bağlanması konusunda ısrar eden Musul Valisi Mehmet Paşa, Bedirhan Bey’in girişimleri sonucu bu isteğinde başarılı olamamış, devlet bu tercihinde Bedirhan Bey’i desteklemiştir. Böylece Bedirhan Bey çok çekindiği, hatta hayatından dahi endişe duyduğu Mehmet Paşaya karşı devleti arkasında bulmuştu.

Osmanlı devleti o sıralarda başka bölgelerde uğraşmakta olduğundan, bazı geniş Kürt bölgelerinin özerk olmalarına göz yumdu ve Kürt aşiretlerinin giriştikleri yasadışı davranışlarını müsamaha ile karşıladı. Bu davranışların bir örneği Bedirhan Bey’in 1843-1846 yıllarında güçlerinin artmasından ve kendi kendilerini yönetebilecek duruma gelip, başlarına buyruk olmalarından korktuğu Hıristiyan Asurlulara karşı giriştiği kıyım ve yağma hareketiydi. Bedirhan Bey’in, kendi memleketi içinde yaşayan Asurlular’ın böylesine güçlenmelerine tahammül etmesi olanaksızdı. Bu yüzden on bin Asurluyu öldürdü.

Bedirhan Bey, bir feodal aşiretçi lideri olduğu halde Kürt milliyetçiliğinin özlemlerini dile getiriyordu. Ne var ki amaçlarını el yordamıyla ve tahminlerle belirlemeye çalışıyordu.

Ancak Nasturi olayı ve Nasturilerin üzerine yürüyerek bunları katletmesi üzerine 1843 yılında Bedirhan Bey’in tekrar asi duruma geçmesine neden olmuştur. Nasturi Olayı tamamen Hıristiyan misyonerlik faaliyetlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Amerikalı ve İngiliz misyonerleri ilk defa 1840’lı yıllarda Hakkari’deki Hıristiyan Nasturileri keşfetmiş ve Tiyari bölgesinde Amerikalılar, bütün ovanın üzerinde uzandığı bir tepenin üzerine kale gibi bir yatılı okul inşa etmişlerdir. Eğitim ve sağlık hizmetlerinin yanında dini propagandada yapan Amerikalı misyonerler bununla da yetinmeyip Nasturileri vergi vermeme konusunda kışkırtmışlardır. Batılı devletlerin desteğini gören Tiyari Nasturilerinin Bedirhan Bey’e mensup köyleri basması ve katliamlar yapması, bu kışkırtmalar ve bölgedeki batılı güçlerin varlığı Bedirhan Bey’in harekete geçmesine çok sayıda Nasturilinin ölümüne neden olmasından dolayı olay daha da büyümüş, Amerika, Fransa ve İngiltere Osmanlı devletine başvurarak olayı protesto etmişler ve Bedirhan Bey’in cezalandırılmasın talep etmişlerdir. (1843) İngiltere ve Fransa’nın müdahalesi Nasturi konusunu milletlerarası bir mesele haline getirme çabasından başka bir şey değildi. Bu devletlerin iddiaları arasında Nasturi Hıristiyan topluluğunun katliama maruz kaldığı, Osmanlı devletinin bunları koruyamadığı, Bedirhan Bey’e ve bölgedeki Kürt aşiretlerine karşı tedbir almadığı hususları yer almaktadır.

Osmanlı devleti meselenin daha fazla büyümesini önlemek için süratle harekete geçmiştir. Sultan Abdülmecit Han, Anadolu Ordusunu Müşir Topal Osman Paşa komutasında Bedirhan Bey’in tenkili için bölgeye sevk etmiş. Bedirhan Bey, Osmanlı kuvvetleri ile yaptığı ilk savaşta devlet kuvvetleri geri çekilmek zorunda kaldı. Bundan sonra Bedirhan Bey, sınırlarını biraz daha genişletti.

Devlet kuvvetleri ile yeniden Urimiye taraflarında savaşa giren Bedirhan Bey, Cizre taraflarına çekildi. Burada da devlet kuvvetlerine karşı başarı sağladı ise de, Cizre taraflarında da tutunamayıp Eruh Kalesi’ne çekildi. Burada kuşatılan Bedirhan Bey, Hariciye Nazırı Mustafa Reşat Paşa’nın yolladığı bir fermana istinaden Anadolu Ordusu Müşiri Osman Paşa’ya teslim oldu.

Diğer yandan kayınpederi Han Mahmut’ta Van civarında ele geçirilmiştir. Van bölgesinde etkili bir aşiret reisi olan Bedirhan Bey’in müttefiklerinden Han Abdal, Bedirhan Bey ile anlaşmazlığa düşmüş ve Osmanlı kuvvetlerine teslim olmak zorunda kalmıştır. Diğer bazı müttefiklerinin de devlet kuvvetlerine meyletmesi üzerine isyan yatıştırılmış, İstanbul’a getirilen Bedirhan Bey, bir süre sonra Girit Adası’na Kandiye’ye sürgüne gönderildi. Han Mahmut ise 1847 yılında Rusçuk’a sürgüne gönderildi.

Bedirhan Bey, 1866 yılında sürgünde affedilerek tekrar İstanbul’a döndü. Aynı yıl Şam’a gitti ve 1868 yılında ölünceye kadar orada kaldı.

Bedirhan Bey’i 1838 yılında kendisini yerinde bırakan devletinin bu lütfuna kısa zamanda nankörlükle cevap verdiği bilinmektedir. Bedirhan Bey ayaklanmasının bastırılmasını takiben bölgedeki diğer feodal beylerin üzerine gidilmiş. Kısa süre içinde bu unsurlarda bertaraf edilmiştir. Hakkari bölgesinde huzursuzluk çıkaran ve Bedirhan Bey ile işbirliği yapan Nahiye Müdürü Nurullah Bey 1848 yılında devlet kuvvetleri karşısında tutunamayarak İran’a kaçmak zorunda kaldı. 1849 yılında Türkiye’ye dönen Nurullah Bey yetkililere teslim olmuş ve Girit’e sürgüne gönderilmiştir. Bu arada Süleymaniye Emir’i Babanzade Ahmet Paşa da Bağdat valisinin üzerine gönderdiği kuvvetler tarafından 1847 yılında bozguna uğratılmış ve böylece üç yıllık mücadelenin sonucu Baban Emirliği de ortadan kaldırılmıştır. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: