OSMANLI ve KÜRT İSYANLARI III

HAN MAHMUT İSYANI (1846)

Bedirhan Bey’in kayınpederi olan Musullu Han Mahmut, Mahmudi aşiretinden olup Mahmudi beylerindendir. Van bölgesinin önemli aşiret reislerinden olan Han Mahmut Sultan Birinci Mahmut döneminde isyan eden Bedirhan Bey’in isyanında onunla beraber olmuş, 1846 yılında Cizre’ye doğru yaklaşmakta olan Ferik Ömer Paşa idaresindeki Osmanlı kuvvetleri ile isyancılar arasında çıkan çatışmada Bedirhan Bey kuvvetleri perişan olmuş, savaş meydanında bulunan Han Mahmut kaçmayı başarmıştır. Bu savaştan sonra Han Mahmut, Bedirhan Bey ve Han Abdal arasında bazı anlaşmazlıklar çıktı. Han Abdal’ın Erzurum Valisi Müşir Vecihi Paşa’ya teslim olması üzerine etraftaki aşiretler hükümete meyletmeye başladılar.

Bir taraftan Bedirhan Bey isyanı devam ederken öte taraftan Ferik Ömer Paşa kuvvetlerinden kaçarak Van’a gelen Han Mahmut, açıkça isyan bayrağını açtı. Han Mahmut, isyan sahasına yeni çıkmış değildi. 1839 yılında Erzurum Müşiri olan Osman Paşa, İstanbul’a yazdığı bir raporunda; Han Mahmut’un tedip edilmesinde bazı sakıncaların bulunduğunu, Hakkari bölgesindeki aşiretlerin kendisini sevdiğinden dolayı bu harekâtta ortalığın karışabileceği, isyancıların İran ile birleşebileceği, İran ile sınır anlaşması imzalandıktan sonra böyle bir harekâta geçilmesinin doğru olacağı, Han Mahmut’un hakim bulunduğu bu gün dahi sağlamlığını muhafaza eden Hoşap Kalesi’nin çok zor ele geçirileceğini yazmıştı. Hatta bu yıllarda Han Mahmut isyan etmiş (1839), o zaman isyan kolay bastırılmıştı.

Han Mahmut, Van’a gelerek burada isyanı başlattı. Han Mahmut, Muş, Bitlis Kürtleri ile Bedirhan Bey tarafından yardım görüyordu. İstanbul’da göz hapsinde iken kaçan meşhur Kör Hüseyin’de Van’a geldi.

Anadolu Ordusu Komutanı Müşir Osman Paşa, Diyarbakır’dan Cizre üzerine yürürken Ferik Ahmet Paşa komutasındaki kuvvetleri Muş yolu ile Van üzerine sevk ederek Van’ın asilerin elinden kurtarılmasını emretti. Ferik Ahmet Paşa, Han Mahmut’un fazla direnemeden orduya teslim olduğunu, askerlerinin birkaç güne kadar Van Kalesi’ne gireceğini bildiren bir raporu geldi.

Ferik Ahmet Paşa, 5 Ramazan 1263 (1846) günü Van’a girdi ve isyan bastırıldı. Han Mahmut, arkadaşları ve aile halkı ile Samsun’dan vapurla İstanbul’a getirildiler. 16 Şevval günü Han Mahmut, Şumnu’dan gelen Süvari Sağ-Kolağası Yahya Ağa komutasındaki bir bölük süvarinin muhafazası altında Rusçuk’a sevk edildiler.

Han Mahmut, Rusçuk’ta kaldığı sürece devlet tarafından 10 bin kuruş maaş tahsis edildi. 

NURULLAH BEY BAŞKALDIRISI (1846)

Hakkari Osmanlı Devleti idaresine girdikten sonra mütesellimler veya müdürler tarafından idare edilmekte idi. Bunların içinde devlete başkaldıranlar, isyan edenler, devleti zor durumda bırakanlar oldu.

1846 yılına Sultan Abdülmecit saltanatına gelindiğinde Hakkari Müdür olan Nurullah Bey, devlete başkaldırmak üzeredir. Bölgede toplanan vergileri kendi çıkarlarına harcamakta, devletin emirlerini dinlememekte sanki bağımsız bir bey gibi hareket etmektedir. İşin ilerlediğini Osmanlının bölge Valisi Esat Muhlis Paşa, bazı önlemler alınmasını bir rapor halinde Bab-ı Âli’ye arz etti. 

Nurullah Bey, Hakkari’de ne bey, ne de hakimdir. Hükümet tarafından Hakkari’nin idaresine memur edilen bir müdürdür, fakat yerlidir. Bu nedenle nüfuzludur, etrafı ve tarafları vardır. 

Vali Esat Muhlis Paşa, Hakkari Sancağı Müdürü Nurullah Bey’in yakalanması için Miralay Hafız Bey ile Kapıcıbaşı Ömer Bey’i Hakkari’ye gönderdi. Görevliler Nurullah Bey’in oğlu ve yakınlarını yanlarına alarak paşaya getirdiler. Aşiret reisleri toplanarak devlete olan geçmiş vergilerini vereceklerini bildirmeleri üzerine paşa, bu şahısları serbest bıraktı. yalnız Nurullah Bey’e güvenilmeyeceğini, derhal değiştirilmesini, fakatbu sıralarda bölgede yeniden bir gaile çıkarılmaması için hak sahiplerinin temin edilmesi, Nurullah’ın zimmetinde bulunan devlet malı ile vergi paralarını Van Mal Sandığına yatırması bundan sonra usul ve kanuna hareket edilmesi halinde Nurullah Bey’in malve canına dokunulmamak üzere yerinde bırakılması lüzumunu raporunda belirtti. 

Nurullah Bey, mütemadiyen hayatından endişe etmekte, bu nedenle hükümetten uzak durmakta sarp ve müstahkem yerlerde kuşku içinde yaşamaktaydı. Anadolu Ordusu Müşiri Mehmet Reşit Paşa, sığınması için kendisine defalarca mektup yazdı. Hoşap Kalesi’ne gönderilen memurlardan alınan raporlarda Nurullah Bey’in hayatından endişeli olduğu belirtiliyordu. 

1848 yılına gelindiğinde İzzet Selim Paşa ve Miralay Mustafa Bey komutasındaki iki tabur piyade, iki top ve 500 kadar başıbozuk asker dağ yolu ile; Binbaşı İsmail Bey komutasındaki bir tabur piyade, iki top ve 400 kadar başıbozuk asker dere yolu ile Başkale’den Hakkari beylerinin merkezi olan Çölemerik Kalesi’ne doğru yola çıktı. Kışın bütün şiddetine rağmen asker Rezat köyüne vardı. 

Bu haberi alan Nurullah Bey, önce Yüksekova (Gevar), tarafına kaçtı, oradan da İran sınırı üzerindeki Berdesor Kalesi’ne sığındı. 

Çölemerik köyünün ahali ve ağalarıyla diğer ağalar peyderpey ordu komutanlığına gelerek itaatlerini bildirdiklerinde hilatler giydirilerek kendilerine teminat verildi. Bu sırada Nurullah Bey’in amca oğlu ve işlerinin müdürü Süleyman Bey, Miro Bey ve diğer beylerde gelerek ordu komutanlığına sığındılar ve hilatler giydirilerekserbest bırakıldılar. 

Bu sırada Nurullah Bey, sığındığı Berdesor Kalesi’nden gönderdiği mektupta, devlete asi olmadığı, Bedirhan Bey olayında ifa ettiği hizmetlerini sayarak kendisine itimat edilmesini, asi olmadığını göstermek için kendisine gösterilecek bir yerde oturmaya razı olduğunu bildirmekte idi. 

Nurullah Bey, Berdesor Kalesi’nde iken İran taraflarında yaşayan Berdesor Ağası Ali Eşref’in sınırı geçerek 300-400 atlı ile gelip Nurullah Bey’i alarak İran tarafına geçtiği anlaşıldı.

Bunun üzerine Osmanlı Devleti, Seraskerlik Harp Yaveri Binbaşı Yusuf Bey’i İran hükümetinden Nurullah Bey’i resmen istemek üzere Urumiye’ye gönderdi. Bazı görüşmelerden sonra Nurullah Bey’in Tebriz’deki İngiliz Konsolosluğuna sığındığı meydana çıktı.

Nurullah Bey, derdini bizzat anlatmak üzere yakınlarından ve Nakşibendi tarikatı ileri gelenlerinden Hace Mehmet Efendi’yi İstanbul’a gönderdi. Bu olaylardan başka İran ile İran’daki İngiliz konsolosu ile defalarca görüşmeler ve yazışmalar yapıldı. Hatta Azerbaycan Maliki Fermanferma Mirza Kasım Han’a, Urumiye Hükümdarı Guli Han’a, Tebriz Şehbender Vekili Ali Rasim Efendi’ye ayrı ayrı mektuplar yazıldı. 

Devlet, memleketin doğu sınırının emniyet ve huzuru için Nurullah Bey olayına haddinden fazla önem vermiş ve kendisinin memlekete dönmesi konusunda her çareye başvurmuştu. Hatta konu Vükelâ Meclisinde tekrar tekrar ele alınıp görüşülmüş, bu konuda Sultan Abdülmecit’e sunulan arz tezkeresinde kendisine her türlü teminat verildiği de bildirilmiştir. 

Bütün bu yazışmalar ve verilen teminatlar sonucunda Nurullah Bey nihayet memlekete dönmeye karar verdi. 1849 yılında Hakkari’nin Şemdinli’sinde oturan Nakşibendi tarikatı mensuplarından Seyyid Taha’nın yanına geldi. Ordu komutanının Başkale’den gönderdiği memurlar burada teslim olarak ordu merkezi olan Başkale’ye getirildi, buradan da Trabzon yoluyla İstanbul’a sevk edildi. Ailesi efradı, havalar açılıncaya kadar Başkale’de bırakıldı. 

Bir müddet sonra da 16 Recep 1265 (1849) günü “Taif-i Bahri” vapuru ile İstanbul’dan, sürgün yeri olan Girit Adası’na sevk edildi.

YEZDAN İZZEDDİN ŞİR AYAKLANMASI (1854)

Sultan Abdülmecit döneminde, güneyde Cizre’de hüküm süren, Bedirhan Bey’in yeğeni Yezdan İzzeddin Şer, Ruslar tarafından Osmanlılara karşı kışkırtılıp 1854 yılında ayaklandılar. Yezidi ve Nasturilerle birleşen Yezdan İzzeddin Şer Musul ve Bitlis taraflarını yağma ve işgal etti.

İngiltere’nin Musul konsolosluğunda görevli olan Risam, Yezdan İzzeddin Şer’e arabuluculuk teklifinde bulundu.

Fakat, Diyarbakırlı Hacı Timur Ağa, 1855 yılında isyanı başarılı bir şekilde bastırdı. Yezdan İzzeddin Şer, yakalanarak İstanbul’a getirildi ve tevkif edildi.

Bu isyandan sonra İstanbul hükümeti Van sancağına bağlı olan Albak, Çölemerik, Gevar, Beytüşşebap, Çal-Tiyari, Şemdinan ve Kotur’u Erzurum vilayetine bağladı. (1856)


SEYİT ŞAH HÜSEYİN İSYANI (1869)

Şah Hüseyin, ‘Seyit’ unvanını almış Alevi ileri gelenlerindendi. Pülümür’lü olup Tunceli (Dersim)’ehükmeden en tehlikeli derebeylerden birisidir.1860 yılında Dersim adı Çemişgezek, Pertek gibi yerlere verilmiyordu. Dersim, daha içeride şekavet hayatı yaşayan yerlerin adıydı. 

Dersim’in Pülümür taraflarında Sultan Abdülmecit zamanında Seyit Şah Hüseyin, ne devlet tanıyor ne de hak tanıyor devlete başkaldırmış, bölgenin hakimi olarak bütün Dersim’e hükmetmekteydi.

Aynı yıllarda, Erzurum Müşiri Samih ve kumandan İsmail Hakkı Paşalar, Dersim işini ele aldılar. Bunlar Dersim’in içinde müstahkem karakollar yapmak ve bunları birbirine telgraf telleriyle bağlayarak asayişi sağlamak istediler. 

Sultan Abdülaziz döneminde, Tanzimat’tan sonra Dersim, Erzurum vilayetinden ayrılarak, bir il haline getirilince şeyhlik, ocaklık ve ağalık düzenine bağlı olan bölge halkı, yeni düzene karşı direndi. 1862 yılında Mamuretülaziz (şimdili Elazığ ilimiz) vilayetinin kurulmasından sonra Dersim, bu vilayetin bir sancağı haline getirildi, fakat bu sefer de şeyhler, ağalar ve eşraf, devlet otoritesinin bölgede yerleşmesine şiddetle karşı koydular. Bu nedenle Dersim isyanları yeniden patlak verdi. 

Müşir Samih Paşa, emrindeki kuvvetlerle yaptığı bir tedip harekâtında Seyit Şah Hüseyin’i yakalamayı başardı. Şah Hüseyin, aşiretiyle beraber Rumeli’ye Vidin sancağı bölgesine sürüldü. 

Fakat, bozuk düzen Osmanlı idaresi 1963 yılında Şah Hüseyin’i Vidin’den kaçırttı. Şah Hüseyin Dersim’e geldi. Aşiretlerin başına geçti. Kısa bir zaman sonra Şah Hüseyin’i Pülümür Kaymakamı olarak görüyoruz. Daha sonra, Seyit Şah Hüseyin öldüğünde yerine oğlu Ali geçerek Dersim’in idari imtiyazlarını, Osmanlı Devleti adına eline aldı.


BEDİRHANİ OSMAN VE HÜSEYİN KENAN PAŞALAR İSYANI (1877)

1877 yılında Sultan İkinci Abdülhamit saltanatının ilk yıllarında, Osmanlı-Rus Savaşı’nın en kanlı günlerinde Bedirhani aşiretinin ileri gelenlerinden, devlet tarafından ‘Paşalık’ rütbesi verilmiş olan Bedirhani Osman Paşa ve kardeşi Hüseyin Kenan Paşalar bir isyan çıkarttılar. Bu iki şahısta meşhur Bedirhan Bey’in torunlarıdır. 

Osman ve Hüseyin Kenan Paşalar başlarına topladıkları bir kısım silahlı kimselerle Şirvan’a giderek Şirvanlı İsmail Bey’e misafir oldular. Cizre bölgesinde teşkil etmek istedikleri fesat cemiyetinin tertip ile teşkilini müzakere ederek İsmail Bey’e tasarladıkları isyana ait tavsiye ve tebligatta bulundular. İsmail Bey’de eli silah tutanları isyana katılmaya davet etti.

Bedirhanoğulları buradan Eruh’a gittiler. Orada da gerekli kişilerle görüşerek isyana ait tedbirleri aldıktan sonra Osman Paşa’nın Cizre’ye giderek o bölgeyi istila, Hüseyin Kenan Paşa’nın da Siirt üzerine yürümesi kararlaştırıldığı sırada Şirvanlı İsmail Bey’den Saman Köprüsü denilen mevkide hükümet kuvvetlerinin toplanmakta olduğu haberi geldi. Bunun üzerine Bedirhanoğulları hazırlıklarına hız vererek her taraftan kuvvet toplamaya başladılar. Şirvanlı İsmail Bey, Şirvanlı Sait Bey oğulları Fettah ve Hurşit Beyler, Şirvan’da Üstükran Aşiret Ağası Şefik ve Süleyman Ağalar, Şirvan’ın Köfre köyünden Mehmet oğlu Halil, Mehmet Bey oğlu Derviş, aynı ilçenin Nivin köyünden İbrahim oğlu Abo, Hizan’ın köyünden Melik Ağa oğlu Murat, aynı kazanın Herit köyünden Azizağa oğlu Ali, Şirvan’ın İron nahiyesinden Tilli ve Abdi, Hop köyünden Kerim Bey, Eruh’un Pervari nahiyesinin Hashar köyünden Tilli Ağa, Pervari’nin Ataf köyünden Cihangir Kenan, Eruh’un Çat köyünden Ömer Ağa ve isimlerinin kaydı uzun sürecek daha bir çok ağalar topladıkları kuvvetlerle Bedirhanoğulları’na katıldılar.

Siirt ve çevresindeki hükümet kuvvetlerinin başka yerlerle bağlantılarını kesmek için Siirt-Diyarbakır telgraf hattını Pençinar ağası Çeto Ağa, Siirt-Bitlis telgraf hattını Şirvanlı İsmail Bey tahrip ettiler. Gemi azıya alan asi Kürt sergerdeleri, Siirt Hapishanesini basarak mahkumları yanlarına almak veya dağıtmak amacıyla İsmail Bey’in Siirt’e baskın yapacağının haber alınması üzerine, hapishane askerler tarafından muhafaza altına alındı. Bunu haber alan İsmail Bey bu teşebbüsünden vazgeçti. 

Osman Paşa ve kardeşi Hüseyin Keman Paşa, Cizre bölgesine giderek ayaklanmayı genişlettiler. Buralardan topladıkları kuvvetlerle Rusların hesabına Osmanlı ordusunu zayıflatmak amacıyla arkadan saldırılara başladılar.

Nihayet Badirhanoğulları ile emirlerine giren beyler ve ağalar maiyetlerindeki kuvvetlerle Siirt’e 25 kilometre uzaklıktaki Binariz Dağı’nda tahkimat yaptılar. Hükümetin sevk ettiği kuvvetlerle isyancılar arasında çıkan savaşta isyancılar mağlup ve perişan olarak dağıldılar. Bedirhanoğullarından Osman ve Hüseyin Kenan Paşalar Cizre havalisine kaçtılar. İsyana karışanlar teker teker yakalanarak gerekli cezalara çarptırıldılar.

İsyan bölgesi; Midyat’tan Hakkari taraflarına kadar genişletildi ise de bir sonuç alınamadan isyan bastırıldı.

Cizre bölgesine kaçan Osman ve Hüseyin Kenan Paşaların ve isyancıların yakalanmaları için Diyarbakırlı Sait Paşa görevlendirildi. Sait Paşa, verilen talimat üzerine Bedirhanoğullarının isyan ve şikayetlerinin hazırlanmasında ve şiddetlenmesinde yardımları görülen meşhur eşkıyalardan birçoğunu yakaladı. 


ŞEYH UBEYDULLAH NEHRÎ İSYANI (1880)

Şeyh Ubeydullah Nakşibendi tarikatına mensup bir şeyhtir. Babası Seyyit Taha’da şeyh olup, Büyük Zap suyu kenarındaki Barzan köyünde yaşamaktaydı. Sultan İkinci Abdülhamit saltanatı sırasında 1880 yılındaki isyanı, görünüşte İran’da yaşamakta olan Kürtlerin kendisinden yardım talebidir. İran’daki Mangur Aşireti Reisi Hamza ile yaklaşık 220 aşiretin desteklediği Şeyh Ubeydullah Nehri, 20 bin kişilik bir isyancı grubuyla Urumiye’nin güney ve batısından harekete geçmiş ve İran’ın Mehabad şehrini işgal etmiştir. Daha sonra Meyanduvab üzerine yürüdü ve orada yaşayan Azeri Türklerinin bir çoğunu kılıçtan geçirmiştir. Oradan Merave’ye doğru ilerledi ve bir İran süvari birliğini yenilgiye uğrattı. İran’da Savaçbulak, Meyanduvab ve Merave şehirlerini işgal eden Şeyh Ubeydullah Nehri, Tebriz’e çok yaklaşınca İran yönetimi isyancıların Tebriz ve Urumiye’de başlattıkları saldırılar karşısında Osmanlı devletinden yardım istemesi sonucu Ubeydullah’a bağlı isyancılar Osmanlı kuvvetleri tarafından batıdan kuşatılmış, ancak müdahale edilmemiş, İran ordusu ise isyancı grubun üzerine giderek isyancıların işgal ettikleri yerleri tekrar geri almıştır. 

Şeyh Ubeydullah Nehri, inisiyatif ve zamanlama unsurlarını kaybetti ve müttefiklerinin saflarında anlaşmazlıklar ve bölünmeler hızla başladı. Nitekim birkaç gün sonra İran ordusunun gönderdiği yardımcı birlikleri Şeyhin bulunduğu Sehnir dağına ulaşınca Şeyh Ubeydullah Nehri kendisine bağlı en yakın adamlarıyla birlikte, Osmanlı tarafındaki dağlara çekilmek zorunda kaldı. 

1881 yılında Şeyh Ubeydullah Nehri, önemli anlaşmazlıklar konusunda İran şahı ile muhtemelen anlaşmış olan Osmanlı Sultanı İkinci Abdülhamit’e boyun eğdiğini ve ona sığındığını ilan etti.

Bu tarihe kadar bölgede çıkan isyanların en büyüğü Şeyh Ubeydullah Nehri hareketidir. Bu isyana katılım milli duygulardan değil tamamen şeyhe başlılıktan kaynaklanmaktadır. Olaya milli ayaklanma niteliği verme eğiliminde olan bazılarına göre şeyhin başarısızlığında iki etken rol oynamıştır. Bunlardan birincisi Rusya ve İngiltere’nin şeyhe karşı İran ve Osmanlı devletini destekledikleri hususudur. İkincisi de şeyhin üzerinde büyük etkisi olan Amerikalı misyoner Dr. Joseph P.Cochran’ın bölge Hıristiyanlarını katliamdan korumak için arabuluculuk yapması ve şeyhi ikna ederek Osmanlı devletine kaçmasını sağlamaktır. Ancak sığındığı Osmanlı devletinde şeyhin bir takım olaylara sebep olması üzerine küçük oğlu Seyit Abdülkadir yanında olduğu halde Mekke’ye sürülmüş ve orada 1903 yılında ölmüştür. Seyit Abdülkadir, 1908 yılında Meşrutiyet’in ilanından sonra Osmanlı Âyan Meclisi üyeliğine getirildi. 1918’de kurulan Türk Teali Cemiyeti’nin başkanlığını yaptı ve 1925 yılında Şeyh Sait İsyanı’ndaki hareketlerinden dolayı yargılandığı İstiklal Mahkemesi tarafından idama mahkum edilerek Şeyh Sait’ten iki gün önce 25 Mayıs 1925 günü Diyarbakır’da idam edildi. 

Şeyh Ubeydullah Nehri’nin İran Kürtlerinden olan müttefiklerinden ikisi ise şeyhin izlediği iyi yolu izlemediler ve akıbetleri de değişik oldu. Meyanduvab kıyımından sorumlu tutulan Celil, İran’da bir topun namlusuna konularak havaya uçuruldu. Mangur Aşireti Reisi Hamza ise Sablaks şehrinde pusuya düşürülerek öldürüldü. 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: