TİMUR İMPARATORLUGU.ANADOLU

1336 yılında Mâverâünnehr’de doğan Timur, 1360 yılındaki siyasî faaliyetleriyle tarih sahnesinde ilk olarak görünmeye başlar. Timur’un tarihte önemli bir yer edinmeye başlaması, onun 1371’de Semerkand’a hakim olmasından sonradır.
Kısa sürede İdil nehrinden, Ganj nehrine, Tanrı dağlarından İzmir ve Şam’a kadar büyük bir coğrafya üzerinde büyük bir devlet kurmuştur. Yaptığı savaşlarda hiç yenilgi yüzü görmeyen ve “Sâhip-Kırân” lakabı alan bu büyük Türk hükümdârı ve onun devleti hakkında bilgi veren kaynakların çoğunluğu şüphesiz Farsça kaleme alınmıştır. Bununla birlikte Arapça kaynaklarda da onun hakkında çeşitli kayıtlar bulunmaktadır. Yerli ve yabancı araştırmacılar dönemin Farsça kaynaklarının çoğunu ve Arapça kaynakların bir bölümünü inceleyip değerlendirerek,Timur ve devleti hakkında çeşitli eserler ortaya koymuşlardır.
Fakat, sadece Arap kaynaklarına dayanılarak Timur üzerine yapılmış çalışmalar sınırlı seviye dedir.
Ortaçağın sonlarında tarih sahnesine çıkan Timur, özellikle Türk-İslâm tarihi açısından oldukça önemli bir yer teşkil eder. Çağatay ulusunun Barulas (Barlas) kabilesi mensubu olup soyu ölümünden sonra, torunu Uluğ Bey tarafından, dedesinin mezarı üzerine dikilen yeşim taşına kaydedilmiştir. Bu taştaki bilgiye göre Cengiz Han ile Timur’un soyu birleşmektedir.Timur, daha genç yaşında iken Maveraünnehir bölgesinde hakim olan kargaşadan istifade etmek istemiştir. Doğu Türkistan’da hüküm sürmekte olan İli Moğollar’ı hükümdarı Tuğluk Timur’un 1360 yılında Maveraünnehir’e geldigi dönemde burada bulunan bazı beyler bölgeyi terk ettikleri halde O, terk etmeyerek Tuğluk Timur’a bağlılığını bildirmiştir. Karşılığında ise atalarının yurdu olan Keş ve çevresi kendisine bırakılmıştır. Nihayet 33 yaşında Maveraünnehir bölgesinde giriştiği başarılı mücadeleden sonra, 1365’te Belh’i de hakimiyet sahasına alarak, bölgede hakim duruma gelmiştir. Bu bölgede önemli bir güç olan Moğollar’ın Karaunaslar kabilesi beyi, Emir Kazgan’ın torunu, Emir Hüseyin’in bertaraf edilmesiyle 9 Nisan 1371 tarihinde Semerkand’a gelerek Çağatay tahtına oturmuştur.
Kısa sürede İdil Nehri’nden Ganj Nehri’ne, Tanrı Dağları’ndan İzmir ve Şam’a kadar uzanan coğrafyada kendi adını vermiş olduğu imparatorluğunu kurmuştur.
Timur, hakimiyetine almadığı hiçbir coğrafya bırakmaksızın bir cihan imparatorluğu kurmak gayesiyle hükümdarlığını ilan edişinden hemen sonra çok geniş istila faaliyetine başlamıştır. Bu gaye doğrultusunda gerçekleştirdiği seferlerden bir bölümü 1393’te başlatıp 1403’te sonuçlandırdığı Ortadoğu-Anadolu seferleridir.
Timur ve faaliyetleri hakkındaki bilginin önemli bir bölümü Farsça ve Arapça kaynaklarda yer almakla birlikte ilk dönem Osmanlı müelliflerinde bulunan kayıtlar da oldukça mühimdir. Bu kaynaklar ışığında araştırmacılar tarafından da kıymetli çalışmalar yapılmıştır.
Çalışmamızda, bahsedilen seferler döneminde Anadolu-Ortadoğu coğrafyasındaki siyasi durum nasıldır? Timur’u bu coğrafyaya seferler düzenlemeye teşvik eden başka ne gibi sebepler vardır Timur tehlikesine karşı özellikle Anadolu merkezli hangi siyasi güçlerce ittifak kurma çabaları gerçekleşmiş ve nasıl sonuçlanmıştır? Timur’un bu seferleri, özellikle Anadolu Türk-İslam tarihi kısmen de Ortadoğu açısından, ne gibi sonuçlar doğurmuştur? Yukarıdaki sorulara cevap bulabilmek adına bir değerlendirme yapılmaya çalışılacağından yoğunlukla Anadolu hakkında bilgi ihtiva eden kaynak eserler ve araştırmalardan faydalanılacaktır.
XIV. Asrın Sonlarında Anadolu ve Ortadoğu’nun Siyasi Durumu:
Timur 1393’te Ortadoğu ve Anadolu üzerine seferlere başladığı zaman bu coğrafyalarda siyasi görüntü şöyle idi: Orta Anadolu’da Kayseri-Sivas bölgesinde, 1381’den beri
Eretna Devleti’nin idaresini eline geçiren Kadı Burhaneddin Ahmed bulunuyordu. Kadı urhaneddin, Orta Anadolu ve Danişmendiye topraklarına sahip olma politikasıyla ortaya çıkmıştı. Osmanlı iktisadi hayatı için büyük önemi haiz Tebriz-Tokat-Bursa ticaret yolunu kontrol edecek önemli merkezleri ele geçirerek Ankara’yı da tehdit edecek kadar güçlü duruma gelmişti. Konya ve mülhakatında ise, kendilerini Selçuklu devletinin mirasçısı olarak gören bir anlayışla hareket eden, ancak büyük ölçüde Osmanlı tabiiyetine girmiş durumda bulunan Karamanoğulları Beyliği vardı. Karamanoğulları, Kadı Burhaneddin Ahmed Devleti’ne ve Osmanlılara karşı
yurtlarında tutunma çabası içerisinde kendileri için bir koruyucu güç aramaktaydı. Anadolu’nun doğusunda Erzincan ve çevresinde ise, bağımsız bir emir şeklinde varlığını devam ettiren Emir Mutahharten (bazı kaynaklara göre ise Taharten) vardı. Emir Mutahharten, Kadı Burhaneddin Ahmed’le mücadele halinde ve Karamanoğulları gibi Anadolu’daki gelişmelerden olumsuz etkilendiğinden kendisi için koruyucu bulma çabası içerisindeydi. Bu sebeple 1386-87 yılından
beri de Timur ile ilişki içerisinde bulunuyordu. Anadolu’nun doğu ve güneydoğusunda ise liderliğini Kara Yusuf’un yaptığı Karakoyunlular vardı. Karakoyunlular aynı tarihlerde bölgelerinde nüfuzlarını yerleştirme mücadelesi veren bir Türkmen siyasi teşekkülü idi. Elbistan .Maraş çevresinde de Dulkadiroğulları Beyliği bulunuyordu. Dulkadiroğulları Beyliği, Memlûklu siyasi baskısı altında bunalmış ve çıkacak bir olaydan yararlanmak için fırsat bekliyordu. 1393 94’lerde liderliğini Ahmed Bey’in yaptığı, henüz bir siyasi kuruluş haline gelememiş ve Karakoyunlular’la yaptığı mücadeleyi de kaybetmiş olarak Kayseri-Sivas topraklarında mülteci
hayatı sürmekte olan Akkoyunlular mevcut bulunuyordu. Bağdat (Irak-ı Arap)’ta ise,  Celayirliler’in son temsilcisi Celayirli Ahmed bulunuyordu. O da Timur’un baskısına
dayanamayarak, memleketini terk ile Memlûklu Sultanlığına sığınmıştı.
Ortadoğu-Anadolu coğrafyasında dikkate değer iki siyasal teşekkül vardı. Bunlardan Ortadoğu’da olanı, merkezleri Kahire olan ve toprakları Anadolu’da Malatya’ya kadar uzanan Memlûklu Devleti idi. Tahtında Sultan Berkuk’un bulunduğu Çerkez asıllı Memlûk Devleti, güçlü dönemlerinden birini yaşıyordu ama ülkede taht mücadeleleri de eksik değildi.
İkincisi ise,Anadolu’nun batı uçlarında ve Rumeli’de kazandığı büyük muvaffakiyetler sonucu, bütün Anadolu’da siyasi birlikteliği sağlama gayreti içerisinde olan, 1389’dan beri tahtında Yıldırm Bayezid’in bulunduğu Osmanlı Devleti vardı.9 Bayezid, Osmanlı Devleti’nde köklü değişiklikler yapmanın yanı sıra Anadolu’da büyük bir askeri ve siyasi harekâta girişmişti. Yıldırım Bayezid, Karamanoğlu Aleaddin Ali Bey’in önderliğini yaptığı, Anadolu Türkmen Beyliklerinin Osmanlılara karşı direnişini (Osmanlılar’ın Anadolu hakimiyetine karşı gösterdikleri) kırarak onları tamamen etkisiz hale getirme ve Anadolu’da siyasi birliği Osmanlı hakimiyeti altında
sağlama hareketini sürdürüyordu. Bu doğrultuda 1390-92 arasında, Anadolu’nun batı taraflarında bulunan Aydın, Saruhan, Germiyan, Menteşe, Teke ve Hamid Türkmen Beylikleri’nin hakimiyetlerine son verilmiş Batı Anadolu’yu Osmanlı hakimiyetine almıştı. Yıldırım, 1390 sonbaharında ise Karamanoğulları topraklarına girerek Konya’ya kadar sokulmuş, beyliği Osmanlılar’a tâbi hale getirmişti. 1392 ilkbaharında da Candaroğulları Beyliği topraklarına girerek beyliğin, Sinop hariç, büyük bir bölümünü Osmanlı topraklarına katmıştı. Ancak Yıldırım Bayezid’in Anadolu siyasi birliğini sağlama yolundaki bu faaliyetleri, Anadolu Türkmen
Beylikleri hanedan mensuplarının Osmanlılara karşı husumetini arttırmıştı. Dolayısıyla bu hanedan mensuplarından bazıları çeşitli yollarla Anadolu’yu terk edtmiler, 1386-87’den beri Anadolu’nun şarkında, güçlü bir şekilde beliren Timur’un yanına sığınmışlardı. I. Bayezid’in Anadolu’daki Türkmen beyliklerine son verme faaliyeti, Orta Anadolu’yu elinde tutan önemli bir güç olan Kadı Burhaneddin Ahmed’i Osmanlılar’ın tazyîki altında bulunan siyasi teşekküllerin koruyucusu durumuna getirmiştir. Hatta Kadı Burhaneddin, Orta Anadolu’da hakimiyet tesis edebilmek adına I. Beyezid’le 1392 yazında yaptığı Kırkdilim Savaşı’nı kazanmıştı. Bu başarı Kadı Burhanedin Ahmed’i Orta Anadolu’da daha da etkin bir siyasi güç haline getirmişti.
Ayrıca Kadı Burhaneddin Ahmed’in, Memluklu mülkü olan Malatya’yı ele geçirmesi, O’nu Memluk Sultanlığı ile de siyasi mücadele içerisine itmişti.

1393 kışında Mazenderan’ı ele geçiren Timur’un, Orta Asya’dan hareketle Anadolu ve Ortadoğu üzerine sefer düzenlemesinde, bu coğrafyalarda mevcut yukarıda bahsedilen siyasi parçalılık vaziyeti oldukça önemlidir. Cihangirlik iddiasındaki Timur’un Anadolu-Ortadoğu coğrafyasını istila etmesi için çok uygun bir zemin oluşturmaktaydı.
Yukarıdakilerde başka Timur’u bu bölgeyi ele geçirmeye iten sebeplerden üzerinde pek urulmayan şu durum oldukça önemlidir. Cihangirlik iddiasıyla ortaya çıkan Timur, üzerine sefer düzenlediği bütün toprakların Cengiz Han ve ahfadına ait olduğu ve kendisini de buraların doğal mirasçısı olduğunu düşüncesiyle hareket etmesidir. Bu düşünce doğrultusunda Timur, atideki Orta Asya liderlerinin kurduğu gibi bir imparatorluk kurmuştur. Timur’un imparatorluğu yerleşik değil
daha çok göçebe yaşayan kuvvetlere dayanmakta idi. Timur’un siyasi, dini, ekonomik ve sosyal açıdan birçok avantaj vaat eden Anadolu ve Ortadoğu’yu istila etme, (kendisinden önceki Moğol İlhanlıları’nda da görüldüğü gibi) düşüncesi oldukça önemlidir. Timur’un Ortadoğu ve Anadolu
üzerine seferler düzenlerken hedeflerinden birisinin de bu noktalar olduğu gözden açırılmamalıdır. Timur’un Anadolu ve Ortadoğu hakkındaki bu anlayışını bir benzerini daha sonra tarih sahnesine çıkan Akkoyunlu Uzun Hasan ve Şah İsmail’de de açık bir şekilde görmek mümkündür. Bütün bu siyasi durum ve düşünceden sonra Timur, 1393 sonu 1394 yılı başında Anadolu’ya girmiştir.
Timur’un Ortadoğu-Anadolu Seferlerine Karşı Kurulmaya Çalışılan İttifaklar:
Mazenderan ve Fars’ı zapt ettikten sonra Timur, 1393 Ağustos’unda Bağdat üzerine yürümüştür. Bağdat’da Celayirlilerin son temsilcisi olan Sultan Ahmed’e değerli hediyeler göndererek hakimiyetini tanımasını istemiştir. Timur’dan korkan Sultan Ahmed bunu zahiren kabul etmiş ama hakikatte kabul etmiştir. Ancak Timur’a karşı koyacak gücü kendisinde de göremediğinden Dımaşk (Şam)’a yönelmiş oradan da Memluk Sultanlığına sığınmıştır. Bunun üzerine Timur da arkasında Timurlu olmamış bir yer bırakmak için Anadolu ve Suriye’ye yönelmiş öncelikle Bağdat’a yürümüştür.
Timur’un Bağdat kapılarına gelip dayanması, Anadolu ve Ortadoğu’da bulunan siyasi teşekküller için büyük bir tehlike doğurduğundan bu tehlike karşısında tedbir almak için Anadolu erkezli ittifak kurma çalışmaları başlamıştır. İlk ittifak girişimi de Sivas ve Kahire arasında doğmuştur. Timur’a karşı koyabilmek için bir taraftan ittifak çalışmaları başlamışsa de diğer tarafdan Anadolu’da bulunan bazı Türkmen beyliklerinde memnuniyet yaratmıştır. Zira kendilerini Osmanlılara ve Memlûklara karşı koruyabilecek büyük bir güç ortaya çıkmıştır. Bu sebeple Timur’un gelişi Anadolu’da bulunan diğer siyasi teşekküllerden olan Karamanoğulları,
Dulkadiroğulları ve Erzincan Emirliği’nde büyük bir sevinç doğurmuştur. Timur, Bağdat’ı ele geçirdikten sonra kuzeye doğru harekete geçerek Tekrit Yaylası’na geldiğinde Erzincan Emiri, Karamanoğlu, Dulkadiroğlu, Karakoyunlu ve Akkoyunlu beyleriyle Sivas-Kayseri hakimi Kadı Burhaneddin Ahmed’e haber göndererek hakimiyetini tanımalarını istemiştir. Ayrıca Memluk Sultanı Berkuk’a da kalabalık bir elçilik heyeti göndererek kendisine itaat etmesini bildirmiştir.

Timur, daha gelecek cevapları beklemeden ileri harekatına devam etmiştir. Güneydoğu Anadolu’ya gelerek Musul, Mardin ve Diyarbekir’i fethedip, Van Gölü’nün kuzeyindeki Aladağ’a gelmiştir. Ahlat’ı da ele geçiren Timur, Van Gölü çevresine inmiş, Van şehrini ele geçirdiği sırada Erzincan Emiri Mutahharten’nin elçisi çeşitli hediyelerle gelmiştir. Emir’in itaat ettiğini ve mektuptaki isteklerin de kabul edildiğini Timur’a bildirmiştir. Karamanoğlu Alaeddin Bey de Timur’un mektubuna, Kadı Burhaneddin ve I. Bayezid’den intikam almak için, itaat ettiği cevabını vermiştir. Alaeddin Bey mektubunda, Timur’a bağlılığını bildirmenin yanı sıra, ister
Ortadoğu ister Anadolu hangi tarafa yürüyecek olursa olsun O’na yardım edeceğini de ifade etmiştir. Dulkadiroğlu Suli Bey de gönderdiği elçileriyle Timur’a bağlılığını bildirmiş ve onu Suriye üzerine yürümeye davet etmiştir.
Memluk Sultanı Berkuk’un Timur’a cevabı ise nezdine gelen elçileri öldürmek olmuştur.
Timur da bunun üzerine Suriye’ye yürüme kararı almıştır. Kadı Burhaneddin de Timur’un kendisine itaat isteğini reddettiği gibi gelen mektubun bir suretini Memluk Sultanı Berkuk’a, bir suretini da Bayezid’e göndermiş ve Timur’a karşı ittifak kurma yolunda teşebbüslere girişmiştir.
Kadı Burhaneddin’in bu çabaları kısa zamanda sonuç vermiş, Bayezid-Berkuk-Toktamış-Kadı Burhaneddin arasında bir ittifak kurulmuştur. Çok geçmeden kendisine karşı kurulan ittifakı öğrenen Timur, bu ittifakı parçalamak üzere harekete geçmiş ve Sivas’a doğru yönelmiştir. Ancak Erzurum’a kadar gelen Timur’un birden bire geri dönmüştür. Çünkü Timur, ittifakın kuzeydeki üyesi Toktamış’ı bertaraf etmek için Altın Ordu üzerine gitmeye karar vererek Anadolu’yu terk etmiştir. Zira Timur, Anadolu’ya girdiğinde güneyden Memlûk, kuzeyden ise Altın Ordu kuvvetlerinin üzerine geleceğini, dolayısıyla iki ateş arasında kalacağını hesap ederek, Anadolu
içine yürüyüşünü kesmiş, kendisine karşı kurulan ittifakın kuzeydeki tek üyesi Toktamış’ı saf dışı etme harekatına yönelmiştir.
Timur’un Anadolu ve Ortadoğu seferini yarıda keserek Altın Ordu üzerine gitme sebebi kuzey sınırını güvence altına almak istemesidir. Zira 1391’deki Kunduzca savaşı Toktamış’ın mukadderatını kesin olarak tayin etmemişti. Etrafında topladığı kuvvetlerle Deşt-i Kıpçak’ta yeniden büyük bir güç haline gelen Toktamış, Timur’a karşı kurulan bölgesel ittifaka da katılmıştı. Ayrıca Toktamış, Timur’un Şirvan taraflarındaki topraklarına saldırıya geçtiği gibi 1394-95 yıllarında bütün gayretini Berkuk ile sağlam münasebetler kurmaya harcamıştır.
Toktamış’ın bu girişimlerini haber alan Timur, Deşt-i Kıpçak harekatı için hazırlıklara başlamış ve 1395 Şubatında da Toktamış üzerine sefere çıkmıştır. 14 Nisan 1395’te Terek Irmağı kıyılarında Toktamış’ı bir kez daha yenilgiye uğratmışsa da onu ele geçirememiştir. Buna üzülen Timur, Toktamış’ın yeniden kuvvet toplayarak üzerine gelmesini engellemek için, Özü (Dinyeper) ırmağı taraflarına yürüyerek Toktamış ile birlikte hareket eden kabileleri yağmalamış, onları Balkanlara doğru sürmüştür. Timur ileri harekatına devamla Ejderhan ve Berke Sarayı üzerine yürümüş, ciddi bir mukavemet görmeden buraları da ele geçirmiştir. Bu seferiyle Timur, Altın Ordu Hanlığı’na çok büyük bir darbe indirerek Altın Ordu’nun bütün gücünü hemen tamamen yok etmiştir. Dolayısıyla dörtlü ittifaktan birisi bertaraf edilmiştir. Ancak Timur’un bu
faaliyeti, gelecekte Orta Asya, Güneydoğu Avrupa, Anadolu, Yakındoğu ve Rusya açısından çok geniş kapsamlı sonuçlar doğurmuştur. Timur’un kazandığı bu zafer Altın Ordu’nun geleceğini tayin etmiş, Avrupa ve Orta Asya arasındaki ticarete büyük bir darbe vurmuş, eski ticaret yolları kapanmıştır.
Terek Savaşı zaferi Timur’a, Anadolu ve Ortadoğu’yu istila düşüncesini uygulama alanına koyma olanağını sağlamıştır. Eğer Timur, Terek Savaşı’nda Toktamış’a karşı başarı sağlayamamış olsaydı, 1243’teki Kösedağ savaşı sonrası Moğollar tarafından Anadolu’da sergilenen sosyo-ekonomik ve siyasi anarşi devri bir kez daha Timur’la geri gelmeyecekti. Zira Anadolu, Osmanlı idaresi altında süratle siyasi birlik ve beraberliğe kavuşacak, Ortadoğu büyük bir yağmaya maruz kalmayacaktı. Ayrıca Timur Terek Savaşı’nı kazanarak, uzun vadede Ruslara da yardım etmiştir. Çünkü Altın Ordu Devleti artık Ruslar’ın güneye yayılması için bir tampon olmaktan çıkmış, Orta Asya ve Kafkasya ileride Rusların istilasına açık bir hale gelmiştir.

Rusya’nın Orta Asya ve Kafkasya’yı istilası Türk-İslâm tarihi açısında telafisi günümüzde bile mümkün olmayan yaralar açmıştır.
Toktamış meselesini hallederek kuzey sınırlarını güvence altına alan Timur, 1395-1396 kışında I. Bayezid’e gönderdiği mektupta Anadolu ve Ortadoğu ile ilgili niyetini açıklamıştır.
“Semerkant’tan haber geldi ki, Toktamış Han ülkemiz çevresinde tahribata girişmiştir. Bunun üzerine Deşt-i Kıpçak ve Özbek diyarına büyük bir ordu ile dönmeyi kararlaştırdık. Sizin de işittiğiniz gibi onun üzerine yürüyerek Allah’ın yardımı ile adamakıllı te’dip ettik ve tüm ordusunu ve ma’iyyet-i erkānını kılıçtan geçirdik. …Ordumuzu topladığımız ve her türlü savaş hazırlıklarına giriştiğimiz, Toktamış ülkesi hakim ve valilerinin kulağına gidince darmadağın oldular. Bazıları
kaçarak Kefe Denizi ve Kırım surlarına sığındılar. Allah’ın yardımıyla onların durumları büsbütün bozuldu. Bundan sonra, şu sırada Şirvan ülkesi kışlaklarında kışlamış bulunuyoruz.
Biliniz ki; bu yaz Aladağ Yaylasında yaylayacağım ve Şam (Suriye) tarafına yürümeyi
kararlaştırmış bulunuyorum. Bu sebeple birbirimize yakınlaşacağımızdan, siz de, kendi
durumunuzu bize bildiriniz. Halen güney yönünden Derbend’e muttasıl olan Samuran ve Ab-ı
Samur’da bulunmaktayım. Eğer sizin tarafınızdan bu tarafı bilen tüccar ve seyyah gelirse, her
türlü rüsûmdan muaf tutarak sizin âsar-ı sıdkınızın tezâhüratını gözleyeceğiz. Bizim dostluğumuzu
kabul ettiğiniz takdirde, bunu kuvveden fiile getiresiniz. Şayet sizin sadakatiniz gerçekleşmez ise
Allah’ın izniyle büyük bir ordu ile üzerinize yürürüz. Bu arada duyduk ki, Toktamış kaçarak Özi
(Dinyeper) ırmağından geçmiş Kefe deryası sahilindeki surların eteğine girmiştir. Siz eğer,
kafirlerle olan cenginizden başarı kazanırsanız, ben bu taraftan, siz o taraftan bu gibi
mütemerridlerin def‘i için harekete geçelim. Geçen yıl Irak-ı Arab bölgesine gittiğim zaman
(1393-94) Şam tarafına, adı sanı bilinmeyen bir Çerkez oğlancığı (Berkuk) için hediyeler ve
elçiler gönderdik, işittiğimiz üzere elçileri haksız yere öldürttü. Şimdi Deşt-i Kıpçak işleri yoluna
girdiği için Şam ülkelerine hareket etmeği tasarlıyoruz. Allah’ın izni ile o Çerkez oğlancığının
cezasını vermeyi düşünüyoruz. Sivas kadıcığı (Kadı Burhaneddin Ahmed) kendisinin hiçbir
kuvveti olmadığını bildiği halde kafasını bozmuş ve Çerkez oğlancığı ile dostluğa girmişse de
(burada bölgesel ittifaktan söz edilmektedir) ona da haddini bildireceğiz.”
Timur bundan sonra haberleşmenin devam etmesi arzusunu da belirterek sözlerine son vermektedir. Timur’un bu mektubundan, I. Bayezid’i kendisine karşı yapılmış olan bölgesel ittifaktan çıkmaya zorlamak suretiyle, ittifakı parçalama çabası içinde olduğu açık bir şekilde görülmektedir. Ancak Timur bunu başaramamış ve Semerkant’a dönerek Hindistan seferine çıkmıştır.

Timur’un Hindistan seferinde bulunmasından istifade eden ittifak üyeleri, onunla işbirliği
halinde bulunan ve onu Anadolu ve Ortadoğu üzerine yürümeye teşvik Türkmen siyasi
teşekkülleriyle mücadeleye girmişlerdir. Timur tarafından yurtlarından uzaklaştırılan
Karakoyunlular ve Celayirliler de ata yurtlarına yeniden sahip olabilmek amacıyla mülklerinde
kalan Timurlular ile mücadeleye başlamışlardır. Ayrıca ittifak üyeleri, ittifakı pekiştirmek için
münasebetlerini de arttırmışlardır. Bu düşünceden hareketle 1395-96’da I. Bayezid, Kahire’ye
önemli miktarda hediyelerle birlikte Zeyneddin Sefer Şah önderliğinde bir elçilik heyeti
göndererek, 1394’lerde kurulan bölgesel ittifakın yürürlükte olduğunu göstermiştir. Sultan Berkuk
da Tolumin Ali Şah’ı Osmanlı başkentine göndermek suretiyle karşılık vermiştir. Bu yıllarda
Kahire ile Sivas arsında da devamlı olarak elçilik heyetleri gidip gelmiştir. Timur’un, ittifak
üyelerinden her birine ayrı ayrı mektuplar göndermek suretiyle kendisine karşı oluşan ittifakı
dağıtabilme girişimi sonuç vermediği gibi ittifak üyeleri arasındaki bağları daha da
kuvvetlendirmiştir. Ayrıca Sultan Berkuk, sınır naiplikleri arasında geniş çaplı değişiklikler
yaparak, Timur’la işbirliği halinde olan ve Memlûk Sultanlığı aleyhine çalışmalarda bulunan Arap
kabilelerini cezalandırmıştır. Dulkadiroğlu Suli Bey’i de Timur’un yanındaki çalışmalarından
dolayı Halep naibi aracılığıyla ortadan kaldırttığı gibi Karamanoğulları’nı Osmanlılara karşı
koruma politikasını da bıraktığını açıklamıştır.
Kadı Burhaneddin de Berkuk gibi hareket ederek, Anadolu’yu ele geçirmek için Timur’u
tahrik ve teşvik eden Karamanoğulları Beyliği ve Erzincan Emirliği’ne karşı harekete geçmiştir.
1394 sonbaharı ve 1394-95 kışını tamamen Karamanoğulları Beyliği ile mücadele ederek geçiren
Kadı Burhaneddin, beyliğin birçok kalesini ve toprağını ele geçirmiştir. Nihayet Niğde Kalesi’ne
sığınan Karamanoğlu Aleaddin Ali Bey barış istemiş ve sulh yapılmıştır.
Bu barıştan sonra
Kayseri’ye gelen Kadı Burhaneddin 1395 baharında, Timur’a katılanlardan ikincisi olan ve
akınlarını Sivas taraflarına yönelten, Mutahharten’e karşı hücuma geçerek. Erzincan’a girmiştir.
Mutahharten’e ait Ezdebir, Sis ve Burtuluş kalelerini ele geçirerek Sivas’a dönmüştür. Ancak
Kadı Burhaneddin’in bu bölgeden çekildiğini gören Mutahharten bu kaleleri yeniden teslim
alınca, Kadı Burhaneddin tekrar Mutahharten üzerine yürüdü ise de O, savaşı kabul etmeyerek
geri çekilmiştir. Hatta Kadı Burhanedin’in bu son seferinde yanında Akkoyunlu Ahmed Bey de
bulunuyordu. Nitekim Kadı Burhaneddin, Erzincan Emirliğini tamamen kontrol altına almak
amacıyla Bayburt’a kadar ele geçirdiği yerleri Akkoyunlu Ahmed Bey’e vermiştir. Bu arada
Akkoyunlu Kara Yülük Osman Bey, kardeşi Ahmed Bey’e karşı isyan ederek Mutahharten ile
birlikte hareket etmeye başlamıştı. Akkoyunlu Ahmed Bey 1398 yazında Kadı Burhaneddin’den
sürüleri için otlak istemiş ve sonbahara kadar olmak şartıyla almıştır. Böyle bir durumun
oluşmasını kabullenmeyen Kara Yülük Osman Bey, Kadı Burhaneddin’le mücadeleye girişmiştir.
Nihayetinde 1398 yazında Kara Yülük Osman tarafından Kadı Burhaneddin Ahmed
öldürülmüştür. Timur’a karşı Anadolu ve Ortadoğu’nun en aktif savunucusu konumunda olan
Kadı Burhaneddin Ahmed’in ölümü aynı zamanda, Timur’a karşı oluşturulan bölgesel ittifak ve
işbirliği döneminin de sonu olmuştur.
Bu hadise Timur’u ve Anadolu’daki taraftarlarını oldukça sevindirmiştir. Kara Yülük
Osman’ın bu başarıyı elde etmesinde, kaynaklarda yer almasa da, Timur’un ona destek
vermesinin etkili olduğu anlaşılmaktadır. Zira Kara Yülük Osman’ın bu olaydan sonra Timur
taraftarı olarak hareket ettiği görülmektedir. Kadı Burhaneddin’in ölümünden memnun olanlar
arasında I. Bayezid de yer almaktadır. Çünkü I. Bayezid, öteden beri Anadolu’nun siyasi
bütünlüğünü sağlama çabalarına karşı en büyük rakip gördüğü Kadı Burhaneddin’in siyaset
sahnesinde çekilmesiyle doğuya doğru ilerleme engelinin ortadan kalktığını görerek harekete
geçmiştir. Hatta hareketini Memlûklu toprakları üzerine de çevirmiştir. Yıldırım Bayezid’in bu
hareketi Timur’un Anadolu’ya gelişi ile başlayan, Timur’a karşı ittifak dönemini tamamen sona
erdirmiş, bölgedeki dostluk ve işbirliği yerini kuşku ve düşmanlığa bırakmıştır.
1397 yılında Osmanlılarla Karamanoğulları arasında vuku bulan Akçay savaşıyla
Karamanoğlu Aleaddin Ali Bey’i ortadan kaldırarak oğulları Ali ve Mehmed’i Bursa’ya
hapsetmiştir. I. Bayezid, hem ölen Kadı Burhanedin’in yerini doldurmak hem de Anadolu’da
siyasi birliği temin edebilmek amacıyla, önce Amasya’yı ardından da Sivas’ı topraklarına
katmıştır. 1399 yılında da Memluk Sultanı Berkuk’un ölümünden faydalanan I. Bayezid, Fırat
bölgesine inerek Memlûk Sultanlığı’na ait olan Malatya, Darende ve Divriği’yi ele geçirmiştir.
Böylece I. Bayezid, Anadolu’nun siyasi birliğini sağlama yolunda büyük adımlar atmışsa da,
yaptığı hareketlerle dostlarını kaybetmiş, Timur’a karşı savunmada tek başına kalmıştır. Anadolu
ve Ortadoğu’da ortaya çıkan yeni siyasi görüntü Timur’un bu coğrafya düzenleyeceği sefer için
oldukça uygun bir zemin hazırlamıştır. Osmanlı hükümdarının bu denli hareket etmesinde ise
Timur’un çok uzaklarda, Hindistan’da, bulunmasının büyük bir etkisi olmalıdır. Ayrıca, Osmanlı
hükümdarının bu hareket tarzıyla Timur’a gücünü göstermek istemesi de bir başka önemli
husustur. Çünkü bu gelişmelerle Timur Osmanlıların gücünü görecek, Anadolu ve Ortadoğu’ya
sefer düzenleme hususundaki düşüncesinde değişiklikler olabilecektir.
Hindistan seferini başarı ile sonuçlandıran Timur, buralarda kendince düzen sağlamasının
ardından bir süre Semerkant’ta kaldıktan sonra 1399 Eylül ayında İran’a doğru yönelmiştir. 1399
1400 kışını Karabağ’da geçirdiği sırada Azerbaycan, Gürcistan ve Irak-ı Arab’da sindirme
faaliyetlerinde bulunmuş, geride hiçbir tehlike kalmadığına kanaat getirince Anadolu’ya doğru
sefere çıkmıştır. Timur’un Anadolu ve Otadoğu’ya inebilmesi açısından; Kadı Burhaneddin ile
Berkuk’un ölümüyle Memlûklarda çocuk yaşta biri olan Ferec’in tahta geçmesi ve Memlûk
Devleti içindeki taht mücadeleleri önemle dikkate alınması gereken husustur. Ayrıca Osmanlı
hükümdarı I. Bayezid’in Anadolu’da gerçekleştirdiği ilhakın bölgede yarattığı memnuniyetsizlik,
en önemlisi de Timur’a karşı oluşturulan bölgesel ittifakın dağılması, Timur’un bu defaki
Anadolu-Ortadoğu seferinde pek büyük bir güçle karşılaşmayacağına işaret etmektedir.
Timur’un Azerbaycan’a gelmesi ile yurdunu terk eden Karakoyunlu Kara Yusuf Bey ile
önce Musul’a sonra ise Bağdat’ta kalmayı kendisi için tehlikeli görerek Musul’a gelmiş olan
Celayirli Sultan Ahmed, birlik olarak yeniden Bağdat’a gittiler. Ancak onlar, Bingöl’e gelmiş olan
Timur’un Sivas’a doğru gitme niyetinde olduğu haberini alınca, Memlûklara sığınmaya karar
vererek Halep’e doğru yola çıktılar. Halep naibinin kendilerini kabul etmeyerek yollarını kesmesi
üzerine savaşmak zorunda kalmışlar ise de Memlûkların Halep naibini yenmişlerdir. Ancak bu
hadise Karakoyunlu Kara Yusuf ile Celayirli Sultan Ahmed’in Timur tehlikesine karşı
Memlûklara sığınma ümitlerini yok etmiştir. İki kader arkadaşı, Timur’un Sivas’ı ele geçirerek
şehri yağma ve talan etmesinden sonra güneye doğru inmekte olduğunu öğrenince be defa
Osmanlı hükümdarı I. Bayezid’e sığınmışlardır.

Timur’un 1399-1400 yıllarında Anadolu’ya gelmesiyle, Osmanlı hükümdarı I. Bayezid
arasında gidip gelen elçi ve mektuplar, cihan imparatorluğu için yarışan iki hükümdar arasında
barışı mümkün kılmamıştır. Timur’un doğudan Anadolu’ya girerek Bingöl yaylasında bulunduğu
sırada Bayezid’in, Anadolu’da adeta Timur adına ileri karakol görevi yapmakta olan Emir
Mutahharten’in merkezi Erzincan üzerine yürümesini Timur, Anadolu üzerine tasarladığı istila
seferi için meşru bir hareket olarak değerlendirmiştir. 1396 yılında Niğbolu Savaşı ile Haçlı
ordusunu müthiş bir mağlubiyete uğratan Osmanlı hükümdarı, bu sayede büyük bir şöhret de
kazanmış olduğundan Timur tehlikesine fazla aldırış etmeyerek, İstanbul kuşatmasına ağırlık
vermiştir. I. Bayezid’in İstanbul kuşatmasıyla meşgul olmasını iyi değerlendiren Timur, 1400
yazında Sivas üzerine düşmüş, şiddetli bir taarruzdan sonra Sivas’ı ele geçirerek, şehirde büyük
bir kıyım yapmış ve şehri ateşe vermiştir. Timur bu hareketiyle, Osmanlılara karşı hem bir güç
gösterisi yapmak istemiş, hem de bu gücü gören Bayezid’in kendisine itaat edeceğini
düşünmüştür. Timur’un Sivas’ı çok rahat ele geçirmesi, I. Bayezid’in Timur tehlikesini fazla
önemsemediğini açıkça göstermektedir.
Timur’un Sivas’a inmesinde yanında bulunan Erzincan Emiri Mutahharten, Akkoyunlu
Kara Yülük Osman ve diğer Anadolu Türkmen beylikleri hanedan üyelerinin şüphesiz büyük rolü
vardır. Sivas’ı istila eden Timur, daha sonra Dulkadir Türkmenleri’nin elinde bulunan Elbistan’ı
istila etmiştir. Osmanlıların idaresinde bulunan Malatya’yı istila etmiş ve buranın idaresini
yanında bulunan Kara Yülük Osman’a vermiş, istila hareketini Memlûk toprakları üzerine
çevirmiştir. Timur’un Memlûk toprakları üzerine yürümesi için Bunun için de kendine göre
sebepleri vardı.31 Timur, Berkuk’un ölümünden sonra Memlûkların içine düştüğü kargaşayı
öğrenmiş, Memlûklar’dan daha güçlü olan Osmanlılarla karşılaşmadan evvel bu durumdan
faydalanmayı düşünmüştür. Ayrıca, 1393 yılında Bağdat’ı ele geçirdikten sonra Berkuk’a
gönderilen elçisi öldürüldüğü gibi, Toktamış üzerine yürüdüğünde, Karakoyunlu Kara Yusuf
tarafından esir alınan, Timur’un yakınlarından Avnik Kalesi hakimi Atlamış da, Kahire’ye
gönderilerek orada hapsedilmiş bulunuyordu. Timur, Berkuk’tan Atlamış’ı istemesine rağmen
alamamış ve Timur’un Bağdat’ı istilası esnasında kaçan Bağdat hakimi Celayirli Ahmed,
Memlûkler tarafından hüsn-ü kabul görmüş, bütün ısrarlarına rağmen kendisine teslim
edilmemişti.
Timur Malatya’da bulunduğu sırada, Memlûklu tahtına henüz yeni geçmiş olan çocuk
yaştaki Ferec’e şu içerikteki mektubu göndermiştir. “Ben Şam arazisine yabancı bir asker
getirmek istemiyorum, siz artık daha ilerisine gitmeyin, Atlamış’ı derhal gönderin ta ki ben de elçi
öldürdüğünüzden dolayı günahınızı affedeyim ve memleketinizi selâmete bırakayım.” Ferec
bunu kabul etmediği gibi Kahire’ye doğru yola çıkan Timur’un elçilerini Halep’e varır varmaz
hapsettirmiştir. Bunun üzerine Timur, daha evvel kendisine karşı oluşturulan ittifaka da katılmış
olan Memlûk topraklarına girmiştir. Behisni, Halep, Hama, Humus şehirlerini birbiri ardına ele
geçirerek 1401 yılı Ocak ayında Dımaşk önlerine geldiğinde, Ferec’in şehri terk ederek Kahire’ye
gitmesine bakmadan, şehri ele geçirerek büyük bir yağma hareketine girişmiş ve Ferec’e de şu
mektubu göndermiştir. “Siz bizim, işlerimizde nasıl hazm ve ihtiyatla hareket ettiğimizi ve her
meselede himmetimizin ne kadar âli olduğunu gördünüz, anladınız; merd olanları her işte fena bir
harekette bulunmaktan men eden gayret ve namustur ve padişahların memleket fethetmekten takip
ettikleri gaye de budur; başka bir şey değildir. Biz birçok defalar Atlamış’ı istedik, siz görmediniz
ve bu hususta o kadar bahane ortaya attınız ve ayak dirediniz ki bizim buraya kadar gelmemize
sebep oldunuz.” Bu hadiseden sonra Timur, ordularını Akka’ya kadar istila yapmak üzere
göndermiş, kendisi de Karabağ’a gitmek üzere Urfa üzerinden Mardin’e hareket etmiştir. Mardin
Hâkimi Melikü’z-Zahir Mecdeddin İsa Timur’a karşı mücadele vermişse de şehrinin
yağmalanmasını engelleyememiştir. Mardin’i ele geçirmek için fazla zaman harcamak istemeyen
Timur, buranın ablukasının devamını Kara Yülük Osman’a bırakarak Irak’a yürümüştür. Bu
esnada Bağdat’ta, Osmanlı hükümdarının yanına sığınmış olan Celayirli Sultan Ahmed yerine
Memlûklu hakimiyeti mevcut bulunuyordu. Memlûkların direnmesine direnişine rağmen 1401
Temmuz ayında Bağdat’ı yeniden istila eden Timur, burada o zamana kadar görülmemiş tahribat
yaptıktan sonra Tebriz’e doğru yola çıkmıştır.
Timur’un bu faaliyetleri esnasında I. Bayezid’in, Osmanlı toprakları için büyük tehlike
teşkil eden Timur’a karşı kayda değer tedbirler almayarak İstanbul kuşatmasıyla meşgul olduğu
görülmektedir. I. Bayezid, toprakları Timur tarafından istila edilirken sadece Memlûklar ile ittifak
yapmak istemiş ve Kahire’ye birçok hediyelerle elçiler yollamıştır. I. Bayezid’in, kararlılıkla
yaptığı tek iş Timur’un bütün ısrarlarına rağmen Celayirli Ahmed ve Karakoyunlu Yusuf’u ona
teslim etmeyerek koruması altında tutmasıdır. Bu da Timur ve Osmanlılar arasında zuhur edecek
olan savaş için zahiri sebeplerden birisi olacaktır.
Yıldırım Bayezid ile Timur arasında birbirlerini tehdide varan karşılıklı çok sert
mektuplaşmaların nihayetinde 28 Temmuz 1402 tarihinde Osmanlılar ile Timur arasında Ankara
Savaşı vuku bulmuştur. Osmanlılar açısından sonuçları bir süre çok ağır olan bu savaşta Timur
Osmanlılara karşı büyük bir başarı sağlamış, Anadolu’nun hemen bütününü kendi yöntemleriyle
hakimiyeti altına alarak Anadolu-Ortadoğu seferlerinde önemli ölçüde başarı ortaya koymuştur.
Yaklaşık sekiz ay Anadolu’da kaldıktan sonra 1403 yılı Mart ayı sonlarına doğru devlet merkezi
olan Semerkant’a doğru yola çıkmıştır.
Sonuç:
Netice olarak, cihan imparatorluğu kurmak ve bunun için Timurlu olmayan bir coğrafya
bırakmamak gayesiyle tarih sahnesine çıkan Timur çeşitli coğrafyalara seferler düzenlemiş ve
önemli bir bölümünü de istila etmiştir. Yukarıda aktarılan bilgiler ışığında Timur’un Anadolu ve
Ortadoğu üzerine seferler düzenlemesinde şu hususlar önemle dikkate alınması gereken
hususlardır. Yurtları ellerinden alınan ve Timur’a siyasi mülteci olarak sığınmış bulunan
Anadolu’daki Türkmen siyasi teşekkülleri hanedan ailesi mensuplarının Timur’u Anadolu Ortadoğu üzerine sefer düzenlemesi için tahrik etmeleri. Timur’un da Anadolu ve Ortadoğu
coğrafyasındaki siyasi parçalanmışlığı cihangirlik iddiası doğrultusunda değerlendirmek istemesi
ve hususta kendisine en büyük rakip gördüğü Osmanlı ve Memlûk siyasi gücünü yok etmek
istemesi oldukça önemli noktalardır.
Yukarıdaki gerekçeleri doğrultusunda başlatmış olduğu 1393-1403 yılları arası Ortadoğu Anadolu seferlerinde Timur önemli ölçüde başarı sağlamıştır. Timur’un Anadolu-Ortadoğu
seferleri kendi siyasi hakimiyeti açısından olumlu sonuçlanmışsa da Anadolu-Ortadoğu açısından
oldukça olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Timur’un Anadolu-Ortadoğu üzerine düzenlediği
seferlerde başarı sağlamış olmasında kendisine karşı oluşturulmaya çalışılan ittifak girişimlerinin
başarısızlıkla sonuçlanması oldukça önemlidir. Bu ittifak girişimlerinin başarısızlıkla
sonuçlanmasının sebepleri yukarıdaki bilgiler ışığında şunlardır. Anadolu ve Ortadoğu’daki siyasi
teşekküllerin Timur tehlikesini tam anlamıyla fark edememeleri. Timur’a karşı ittifak kurma
girişiminin öncüsü olan Kadı Burhaneddin Ahmed’in Akkoyunlu Kara Yülük Osman tarafından
öldürülmesi. Osmanlılar’ın Anadolu’da siyasi birliktelik sağlayabilme noktasında giriştiği
harekatın müttefikler arasında doğurduğu memnûniyetsizlik. Osmanlıların Kafkaslardan gelen
tehlike yerine İstanbul’u fethetme işine ağırlık vermesi. Memlûklar ile Osmanlılar arasında,
Sultan Berkûk’un ölümü ve Memlûklar’ın kendi içlerindeki taht mücadeleleri nedeniyle tam bir
ittifak sağlanamaması. Altın Ordu Devleti’nin Timur’a karşı Anadolu ve Ortadoğu’daki
müttefiklerinde yeterince destek alamayarak Timur tarafından dağıtılması şeklinde ifade edilebilir.
Timur’a karşı kurulmaya çalışılan ittifak çabalarının başarısızlıkla sonuçlanması Anadolu
ve Ortadoğu’nun Timur istilasına uğramasına sebebiyet vermiştir. Anadolu ve Ortadoğu’da
gerçekleşen Timur istilasının öncelikle Anadolu Türk-İslâm tarihi kısmen de Ortadoğu açısından
doğurduğu sonuçlar geniş bir tarihi perspektifle değerlendirildiğinde ise şunları ifade etmek
mümkündür.
Daha evvel Kösedağ Savaşı ile Anadolu siyasi kargaşa dönemine sürüklenmişti. Timur’un
bu seferleriyle hem Anadolu hem de Ortadoğu siyasi, iktisadi ve ictimâi açıdan büyük bir
kargaşayla karşı karşıya kalmıştır. Ortadoğu ve Anadolu 100 yıl önceki haline tekrar dönmüştür.
Timur orduları, mamur bir hale getirilmeye çalışılan Ortadoğu ve Anadolu’yu yakıp yıkarak
harabe hale getirmişlerdir. Anadolu’da yeni sağlanmış görünen siyasal birlik bozulmuş, Anadolu
yeniden siyasi mücadelelerin yaşandığı bir coğrafya haline bürünmüştür. Siyasal varlıklarına
Osmanlılar tarafından son verilen Anadolu Türkmen beylikleri yeniden canlanmıştır. Ortadoğu
Anadolu Müslüman kentlerinde Timur’un yapmış olduğu yağma ve talan yüzyıllarca telafi
edilememiştir. Osmanlılar’da bir fasıla-ı saltanat döneminin doğmasına sebebiyet vermiştir. Türk
İslâm alemi için büyük bir fitne merkezi olan ve ortadan kaldırılması bir an meselesi haline gelen
Bizans rahat bir nefes alma dönemi bulmuş, ömrü 50 yıl daha uzamıştır.
Timur’un Ortadoğu-Anadolu seferlerinden hareketle Moğollarla Türkler arasında yaşanan
hadiseler ve sonuçları açısından şu hususlar da oldukça ehemmiyetlidir.
Timur’un Ortadoğu ve Anadolu seferleri, tarihte göçebe devlet geleneği ve ordu yapısına
(bozkır devlet anlayışı ve ordu yapısı) sahip devletlerin, yerleşik devlet geleneği ve ordu yapısına
sahip devletlere karşı kazanmış olduğu son zafer olarak değerlendirilebilir. Göçebe devlet
geleneği ve ordu yapısına dayalı kurulmuş olan devletlerden Akkoyunlular ve Safeviler, yerleşik
devlet geleneği ve ordu yapısına sahip olan devletlere karşı Timur’un bu seferlerindeki gibi bir
başarı daha elde edememişlerdir.
Bir başka açıdan Timur’un bu seferleri, Moğollar’ın Türk-İslâm devletlerine karşı
kazandığı son başarı ve ayrıca son zararlı faaliyet olmuştur. Zira Moğollar’ın Türk-İslâm
dünyasına Timur’un Ortadoğu ve Anadolu seferleri döneminde yaşattığı ağır ıstıraptan başka
büyük zararlar verdiği dönemler de olmuştur. 1141 Katvan Savaşı bunlardan sadece birisidir. Bu
savaş, bütün düşmanlara karşı İslâm dünyasının koruyuculuğunu üslenmiş olan Büyük Selçuklu
Devleti’nin yıkılışına zemin hazırlamıştır. Yine Moğollara karşı kaybedilen 1243 Kösedağ Savaşı
da Haçlı dünyasına karşı cihad ve gaza vazifesini yürüten Anadolu Selçuklu Devleti’nin
dağılmasına sebebiyet verdiği gibi Anadolu uzunca bir süre siyasi kargaşa içerisinde kalmıştır.
Ayrıca, izledikleri hoşgörülü siyaset anlayışlarıyla Türklerin İslâmiyet’e girişlerinde büyük yeri
olan Abbasi Halifeliği’ne de 1258 yılında son veren Moğol İlhanlı Devleti olmuştur. Timur’un
Altın Orda Devleti üzerine yaptığı amansız seferler sonucu, bu devletin çöküntüye itilmesi, Orta
Asya’da yüzyıllardır gözü olan Rusların bu coğrafyaya inmesine ve burada bulunan Türklerin
yüzyıllarca Rus boyunduruğu altında kalmasına sebebiyet vermiştir.
Devletini kurduğu günden itibaren cihangirlik iddiasında olan Timur, dünya nizamını
sağlamayı kendisine amaç edinmişti. Ancak ortaya koyduğu istila hareketi değerlendirildiğinde
faaliyetlerinin hiç de bu doğrultuda olmadığı görülmektedir. Timur’un çok geniş bir coğrafyada
geçekleştirdiği istila faaliyeti açıkça şunu ortaya koymaktadır. Cengiz Han saltanatının olanca
parlaklığıyla yeniden kurulmasını temin etmek ve bu saltanatın başına da Cengiz Han oğulları
yerine Timur oğullarını yerleştirebilmektir. Timur bu hususta da yöntemini iyi tayin edememiştir.
Zira sadece askeri yöntemlerle istila ettiği coğrafyalarda hakimiyet tesis edebileceğini düşünerek
yanılmıştır.

KAYNAKÇA
Aka, İsmail; “Timur’un Ankara Savaşı (1402) Fetihnâmesi”, Belgeler, XI/15, (1981-
1986), ss. 1-23.
Aka, İsmail; Timur ve Devleti, Ankara 1991.
Akdağ, Mustafa; Türkiye’nin İktisadî İçtimaî Tarihi, C. I-II, İstanbul 1995.
Aşıkpaşazâde; Aşıkpaşazâde Tarihi, (Neşr. H. N. Atsız), İstanbul 1992.
Aziz b. Erdeşir Esterebadi; Bezm ü Rezm, (Haz. M. Öztürk), Ankara 1990.
Barkan, Ö. Lütfi; “Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskan ve Kolonizasyon Metodu Olarak
Vakıflar ve Temlikler I, İstila Devrinin Kolonizatör Türk Dervişleri ve Zaviyeler”, Vakıflar
Dergisi, C. II, (1942), ss. 279-386.
Baştürk, Sadettin-Taş, Kenan Ziya; “Fetret Dönemi ve Sonuçları”, Türkler, IX, Ankara
2002, ss. 252-258.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: