Damat Ferit Paşa ve Kuvâ-yı Milliye II

Alemdar gazetesi Meclis-i Mebusan’ın kapatılması
kararını adeta destekler mahiyette “Mebusan Lâyık Olduğu Akibete Uğradı”
başlığı ile duyurmuştu.
11 Nisan tarihli Takvim-i Vekâyi’de Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin bir
beyannamesi de yayınlanmıştı. Bu beyanname “Hükümetin Pek Mühim ve
Tarihi Bir Beyânnamesi” ifadesiyle gazetelerde yer almıştı. Bu
beyannamede “Bir takım fitne-fesat, hırs ve menfaat düşkünü insanlar
Teşkilât-ı Milliye adı altında toplanarak, ülkenin siyasi durumunu çok
tehlikeli bir duruma soktukları. Bunların harp yıllarında yaptıkları suiistimal
ve cinayetlerine mütarekeden sonra da devam ettikleri ve böylece Avrupa
kamuoyunu aleyhimize çevirdikleri, bunun sonucunda da İstanbul’un işgal
edildiğinden” bahsediliyordu. Beyannamede devamla “Teşkilât-ı Milliye
denilen harekât-ı bagiyânenin Anadolu’yu korkunç bir istilaya sokmaya ve
devletin başını gövdesinden ayırmaya çalıştıkları” belirtilerek, yalancı
milliyet davası güdenlerin devletin en büyük düşmanları olduğu ilan
ediliyordu.
Beyannamede Teşkilâtı Milliye, eşkıyalık ve isyan hareketi olarak
suçlanıyordu. Bunların kanunlara karşı geldikleri, halktan zorla para ve asker
topladıkları, vermeyenleri ise cezalandırdıkları zikredilerek, bir hafta
zarfında bu teşkilata katılanlardan pişmanlık duyacakların Padişah tarafından
affedilecekleri, diğerlerinin ise şiddetle cezalandırılacakları belirtiliyordu.
Damat Ferit Paşa yayınladığı bu beyanname ile Kuvâ-yı Milliye
aleyhine kamuoyu oluşturarak, girişeceği mücadelede halkın desteğini
sağlamayı amaçlıyordu.
Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin bu beyannamesinin yanında, 11 Nisan
tarihli Takvim-i Vekâyi’de bir de Şeyhülislâm Dürrizade Abdullah Efendi
tarafından, “başta Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları olmak üzere, Kuvâ-yı
Milliye hareketi liderlerinin vatan haini oldukları ve öldürülmelerinin dinen meşru ve farz olduğunu
beyan eden” fetva da yayınlanmıştı
. Fetva,
Takvim-i Vekâyi dışında İstanbul’da yayınlanan birçok gazetede de yer
almıştı
. Nitekim Peyam-ı Sabah’ta Ali Kemal fetvayı savunan bir yazı
yazarak “yalancı milliyet davası şer’i şerife aykırıdır” diyecek, Alemdar’da
çıkan yazılarda da fetva savunularak “Mustafa Kemal müstahak olduğu
cezayı” buldu denilecektir.
Şeyhülislâm Dürrizade Abdullah Efendi imzalı bu fetvada, Kuvâ-yı
Milliye hareketi mensupları; “İslâm Halîfesi’nin idaresi altında yaşayan ve
Padişah’a bağlı olan halkı hîle ve yalanlarla kandırmak, asker toplamak,
vergi koymak ve zorla halkın malını ve mülkünü almakla”
suçlanmaktaydılar. Fetvada; bunların halifeye isyan ve ihanet ederek
memleketin asayişini bozdukları ve bunlarla birlikte hareket edenlerin bagi
oldukları belirtiliyordu. Bu Fetva’da özetle; Kuvâ-yı Milliye hareketi, eşkıya
kuvvetleri olarak nitelendirilmekte, Anadolu ile İstanbul arasındaki bağları
koparmak, halifenin yüceliğini zedelemek, padişaha itaatsizlik etmek,
mevcut düzeni zorla değiştirmeye kalkışmak, halktan zorla mal ve eşya
toplamak, halkı zorla kendine asker etmek ve nihayet vatanın birlik ve
bütünlüğünü bozmakla suçlanmakta ve hüküm olarak da bu asilerin
öldürülmelerinin dinen farz olduğu vurgulanmaktaydı
. Şüphesiz bu fetva ile halkın dinî hassasiyetinden faydalanılmaya çalışılmakta ve “Anadolu
Hareketi”ne karşı taarruza geçmenin dinî bir gereklilik olduğu
Müslümanların dikkatlerine sunulmaktadır.
Yine söz konusu Fetva da, Kuvâ-yı Milliyecilerin kötülüklerinden
memleketi temizlemenin ve halkı kurtarmanın vacip kılındığı, bu gibileri
öldürmenin de meşru ve farz olduğunu zikrediliyordu. Bunlarla mücadele
etmek amacıyla “Halife tarafından görevlendirilen ve gönderilen askerlerin,
görevlerini yapmamaları halinde Allah katında büyük günah işlemiş
olacakları” da fetvanın son kısımlarında belirtiliyordu.
Görüleceği gibi Damat Ferit Paşa, Kuvâ-yı Milliye hareketine karşı
giriştiği amansız mücadelede, bu fetva ile Anadolu’daki Müslüman halkın en
zayıf noktasına yönelerek, onların saf ve masum dinî duygularını istismar
ediyordu.
Bütün bunların yanında Padişah Vahdettin’in Damat Ferit Paşa’yı,
dördüncü defa iktidara getirdiği ve muhtevasında Kuvâ-yı Milliye aleyhinde
hükümlerin yer aldığı “Hatt-ı Hümayun” da 11 Nisan tarihli Takvim-i
Vekâyi’de bir kez daha yayınlanmıştı
.
Şeyhülislâm Dürrizade tarafından çıkartılan fetvalar, Anadolu’nun
birçok bölgesine İngiliz uçaklarıyla atılarak, halkın bu fetvalardan haberdar
olması ve Kuvâ-yı Milliye’ye karşı kamuoyu oluşturularak harekete geçmesi
sağlanmaya çalışılmıştır.
Hükümetin yayınladığı beyanname ve özellikle şeyhülislâm
Dürrizade’nin çıkarmış olduğu ve başta İngiliz uçakları olmak üzere her
türlü vasıta ve yollarla ülkenin içlerine sokulmaya çalışılan fetvalar,
Anadolu’da Kuvâ-yı Milliye hareketine karşı büyük bir olumsuz hava
yaratmıştı. Özellikle bu beyanname ile fetvaların Anadolu’da yayılmasının
hemen akabinde birçok bölgede Kuvâ-yı Milliye’ye karşı ayaklanmalar
çıkmıştı Millî Mücadele’ye karşı çıkan bu isyanlardan Haçin, Pontus, Ali
Batı ve Koçgiri dışındaki diğer isyanların hepsinde din, hilâfet ve Padişah
birer propaganda aracı olarak kullanılmış, halkı kandırmak için istismar
edilmiştir. Bilhassa Bolu, Düzce ve Hendek bölgesindeki isyan hareketleri ile Konya İsyanı’nda
Hükümetin beyannamesi ile şeyhülislamın fetvaları
oldukça etkili olmuştur83.
Bu beyanname ve fetvalardan azami ölçüde istifade edenlerden birisi de
Anzavur Ahmet Paşadır
84. Damat Ferit Paşa Hükümeti ve İngilizler
tarafından Kuvâ-yı Milliye hareketini yok etmek için silahlandırılan Anzavur
Ahmet, halife ve din adına hareket ettiğini85 her fırsatta halka göstermeye,
onları etkilemeye ve iğfal etmeye çalışmıştır. Nitekim emrindeki kuvvetleri
“Kuvâ-yı Muhammediye” diye adlandırmış, amacının Hilâfeti korumak
olduğunu ve Halife adına hareket ettiğini gittiği her yerde söyleyerek, Kuvâ-
yı Milliye’nin ülkeyi bölmeye yönelik bir hareket olduğu, bunların din,
devlet ve Padişah düşmanı olduklarını
, kendisinin Kuvâ-yı Milliye
hareketini yok etmeye yemin ettiğini anlatmaya çalışmıştır
.
Yayınlanan beyanname ve fetvalarla Anadolu halkının zihinlerini
bulandıran ve birçok yerde Kuvâ-yı Milliye hareketine karşı isyanların
çıkmasını sağlayan Damat Ferit Paşa, Padişahın ve Hükümetin Anadolu’da
yeniden otorite sağlamak ve hâkimiyetini tesis etmek amacıyla bir takım
tertiplere daha girişmişti. Bunun içinde öncelikli olarak Kuvâ-yı Milliye’ye
karşı mücadele edecek askeri birlikler oluşturmaya karar vermişti. Aslında kendisinin kontrolünde
kurulacak düzenli bir askerî birlik için, 11 Nisan’da
İngiliz Yüksek Komiseri Amiral de Robeck’le yaptığı görüşmede, ondan
destek sözü de almıştı
.
Kuvâ-yı Milliye hareketini, Türk’ü Türk’e kırdırarak bastırmak ve
parçalamak demek olan bu planı, İngilizlerin yanında; İngiliz Muhibleri
Cemiyeti, Hürriyet ve İtilâf Fırkası ile Askeri Nigehban ve Kızılhançerliler
gibi cemiyetler de desteklemişler ve para yardımı yapmışlardır
. Kuvâ-yı
İnzibatiye adıyla bir ordunun kurulmasıyla ilgili kararname 18 Nisan’da
Hükümet tarafından çıkarıldı
. Bu kararname ile jandarma kuvvetlerine
benzer ve gönüllülerden oluşan Kuvâ-yı İnzibatiye’nin kurulması
kararlaştırıldı. Kararnamede “devlet yasalarını uygulayan Hükümet
memurlarını zor kullanarak görevini yapmaya engel olan ve Kuvâ-yı Milliye
adını taşıyan eşkiyaları tepelemek için Kuvâ-yı İnzibatiye kurulmuştur.
Kuvâ-yı İnzibatiye devletin silahlı kuvvetidir. Bu kuruluş Harbiye ve
Dâhiliye Nezaretine bağlı olacaktır. Aynı zamanda kolluk kuvvetlerine de
yardım edecektir” deniliyordu. Bu kuvvetin subayları halen görevli olanlarla
emekli ve gönüllülerden oluşacaktı
Kuvâ-yı İnzibatiye Kararnamesi’nin çıkartıldığı 18 Nisan’da, çıkartılan diğer bir
kararname ile de Kuvâ-yı
İnzibatiye’nin emrine “tahsisat-ı fevkalade” olarak 1.250 830 lira para tahsis
edilmişti95. Diğer taraftan 29 Nisan’da Kuvâ-yı İnzibatiye Kumandanlığı’na
Ordu Kumandanı yetkisiyle, Süleyman Şefik Paşa getirildi ve kendisine
ayrıca “İzmit ve Havâlisi fevkâlade Kumandanlığı” unvanı da verildi96.
Bilahare de kendisinin vazife ve salahiyetine dair bir talimatname
düzenlendi. Fakat İzmit’teki görüşmede Anzavur Ahmet’in kendisine
emrindeki bir asker gibi davranması Paşa’yı üzdü ve duruma tepkisini dile
getirerek kimin komutan olduğunu Damat Ferit Paşa’dan sordu, lakin cevap
alamadı. Bunun üzerine görevini bırakarak İzmit’ten ayrıldı
98. Paşa’dan
boşalan Kuvâ-yı İnzibatiye Kumandanlığına Yarbay Senâi Bey tayin
edildi.
Kuvâ-yı İnzibatiye’nin asker ihtiyacını karşılamak için Sadrazam ve
Hariciye Nazırı ve Harbiye Nazırı Vekili Damat Ferit Paşa 23 Nisan’da bir
beyanname yayınlayarak “İstanbul’da görevde ve açıkta bulunan bütün
subayların Harbiye Nezâretine gelerek, yoklama yaptırmaları,
gelmeyenlerin askerlikle ilgili her türlü ilişkilerinin kesileceği ve
seferberlikten kaçmış sayılarak Divan-ı Harbe” verileceklerini duyurdu101.
Kuvâ-yı İnzibatiye birliklerine, İstanbul’daki depolardan silah, cephane
ve araç-gereç sağlandı ve 966 er ve 66 subaydan oluşan ilk Kuvâ-yı
İnzibatiye alayı 29 Nisan’da İzmit’e gönderildi.Kuvâ-yı İnzibatiye birliklerinin,
Kuvâ-yı Milliye’ye karşı yürüteceği
askerî harekâtın başarılı olacağından emin olan Damat Ferit Paşa Hükümeti,
Anadolu’da kaybolan nüfuzunu ve otoritesini kuvvetlendirmek amacıyla
Anadolu Fevkalade Müfettişliği adıyla bir de müfettişlik kurdu. 28 Nisan
tarihinde kurulan bu müfettişliğin başına da Müşir Zeki Paşa getirildi.
Müfettişliğin kuruluşu ile ilgili çıkartılan kararnamede “Anadolu’daki asayiş
ve güvenliğin sağlanması için mülkî ve askerî konularda tam yetkili olmak
üzere bir müfettişlik teşkil edildiği” belirtiliyordu. Diğer taraftan çıkartılan
diğer bir kararname ile de, müfettişliğin görev ve yetkileri
düzenlenmişti. Bu kararnamede “müfettişliğin mülkî ve askerî yetkilerle
donatıldığı, asayiş ve güvenliğin temini için bütün Kuvâ-yı inzibatiye, zabıta
ve gönüllü kıt’aların müfettişliğin emri altında olduğu, müfettişlikçe gerekli
görülen yerlerde örfî idare ilan edileceği; müfettişliğin faaliyetleri sırasında
mülkî, askerî ve adlî makamlarla doğrudan görüşme yapabileceği; askerî
teşkilatları lağvedip yeniden teşkile yetkili olduğu” belirtiliyordu.
Anadolu Fevkâlade Müfettişi Zeki Paşa, göreviyle ilgili hazırlıklara
başlamış, Anadolu’daki vilayetlere tamimler ve telgraflar göndererek görev
ve yetkilerini bildirmeye başlamıştı. 4 Mayıs’ta bir beyanname
yayınlayarak, yapacağı faaliyetleri etraflıca sıralamıştı. Bu beyannamede;
ecdadın Osmanlı etrafında toplanarak muhteşem bir devlet kurduklarını
hatırlatarak, kendilerinin de yine saltanat ve hilafet etrafında toplanmaları
gerektiğini belirtmiş ve “..değil tehlikeli anlarda, asûde zamanlarda bile
nifak ve şikak bir hey’et-i milliyenin şüphesiz mucib-i felaketidir(…) Şu
felaketli demlerimizde ihtiras peşinde koşanlar mutlaka bir ihanet-i milliyle, Osmanlılığın
izmihlaline çalışanlardır” diyerek kendisinin bu gibileri
“memleketin selameti namına pençe-i kanuna teslim” edeceğini
açıklamıştı
.
Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı günlerde, Anadolu’daki
bütün otorite ve yetkilerini kaybettiğini gören Damat Ferit Paşa ve
Hükümeti, ihdas ettiği Anadolu Fevkalade Müfettişliği ile bu gücü ve
otoriteyi yeniden İstanbul’a kazandırmayı düşünmüştü. Bu müfettişlik ihdası
bir anlamda Padişah ve İstanbul Hükümeti’nin kanun hâkimiyetinin yani
otoritesinin Anadolu’da yeniden sağlanmasına yönelik bir tedbiri idi. Fakat
Damat Ferit Paşa, Kuvâ-yı İnzibatiye birliklerinden beklediği başarıyı
sağlayamadı. Ahmet Anzavur, 10 Mayıs’ta Adapazarı, 13 Mayıs’ta Kandıra
ve 15 Mayıs’ta Doğançay’ı ele geçirmeyi başardı. Fakat Anzavur’un bu
ilerleyişi karşısında 23 Mayıs’ta Çerkez Ethem kumandasında başlayan karşı
taarruz neticesinde Anzavur birlikleri mağlup edildi. Ayrıca 14 Haziran’da
İzmit’ten tekrar harekâta geçen Kuvâ-yı İnzibatiye birlikleri de bir süredir
Sapanca’da tertibat almış olan Ali Fuat Paşa’nın karşı taarruzu neticesinde
mağlup edilmiştir. Neticede Kuvâ-yı İnzibatiye birlikleri İzmit’e gönderilen
Gülcemal isimli vapurla 20 Haziran’da İstanbul’a geri götürüldüler. Bu
başarısızlık üzerine Harbiye Nezareti tarafından 25 Haziran 1920 tarihinde
Kuvâ-yı İnzibatiye birlikleri dağıtılmıştır
. Şunu da belirtmek gerekir ki
Kuvâ-yı İnzibatiye birliklerinden birçok asker firar etmek suretiyle Kuvâ-yı
Milliye’ye iltihak etmiştir. Hatta birçoğu bu firar esnasında yakalanıp
yargılanmışlar ve birtakım cezalara da çarptırılmışlardır
.
Damat Ferit Paşa’nın IV. Sadaret’inde de pek çok Kuvâ-yı Milliye
taraftarı askerî ve mülki görevlerinden azledilmişlerdir. Millî Mücadele
taraftarı oldukları için görevlerinden azledilenlerden birkaçı: Resulayn
Kaymakamı Fehmi Bey , Ankara Defterdarı Yahya Galip Efendi,
Denizli Müftüsü Ahmet Hulusî , Bursa Müftüsü Ahmet Hamdi Efendi ,Isparta
Müftüsü Hüseyin Hüsnü (Özadamar), Uşak Müftüsü Ali Rıza
(Bodur), Burhaniye Müftüsü Mehmet (Tarhan), Antalya Müftüsü Ahmet
Hamdi, Sinop Müftüsü İbrahim Hilmi Efendi117, Erkan-ı Harbiye
Kaymakamı Yusuf Rasih Bey, 14. Kolordu Kumandanı Yusuf İzzet Paşa,
Miralay İzmirli İsmet, Miralay Bekir Sami Bey, İsmail Fazıl Paşa, Hüseyin
Selahattin, 12. Kolordu Kumandanı Fahrettin Bey, Manastırlı Remzi Bey,
Binbaşı İsmail Hakkı, Tolçalı Süleyman, Süvari Binbaşısı Asitaneli Adil,
Binbaşı Rizeli Raşid Bey, Gelibolulu Bican Efendi, Piyade Binbaşısı Cemal
Bey , Kartallı Hüseyin Avni Bey’dir . Cafer Tayyar Paşa da 21 Nisan
1920’de görevinden azledilmiştir . Akşin’in verdiği bilgiye göre; Damat
Ferit Hükümetleri tarafından görevlerinden azledilen mutasarrıf ve
kaymakamın sayısı otuzu buluyordu .
Yine Damat Ferit Paşa’nın Kuvâ-yı Milliye hareketini ve bu hareketin
lider kadrosunu yok etmek amacıyla verdiği amansız mücadelenin bir
halkasını da, Kuvâ-yı Milliye hareketine sıcak bakan ve destekleyenlerin
tutuklanmalarını ve İngilizler tarafından Malta’ya sürgüne gönderilmelerini
sağlamak oluşturuyordu. 8 Nisan’da İngiliz Amirali de Robeck’le yaptığı
görüşmede ele alınan konulardan birisi de “bazı siyasi hasımlarının
tutuklanması” olmuştu. Nitekim İngiliz Amirali bu görüşmeyle ilgili,
Dışişleri Bakanı Curzon’a gönderdiği raporunda “Ayyıldız Cemiyeti
üyelerine” karşı ortaklaşa tedbirler almak amacıyla Ferit Paşa’nın bu
kimselerin adlarını gizlice kendilerine bildirileceğinden bahsetmiştir .
Damat Ferit Paşa, 22 Nisan’da hazırladığı ve gizli tutulan “kara listeyi”
İstanbul’daki Yüksek Komiser Vekili Amiral Webb’e vermiş ve listede yer
alan isimlerin İtilaf devletlerince tutuklanarak Malta’ya gönderilmelerini
talep etmiştir . Listede tutuklanmaları istenenler arasında Kuvâ-yı Milliye
hareketinin önde gelen simalarından; Mustafa Kemal, Ali Fuat, Kazım
Karabekir, İsmail Fazıl, Nihat Paşalar ile Cafer Tayyar, Behiç, Mehmet
Selahattin, Selahattin Adil, Ömer Lütfi, Kazım, İsmet Beyler gibi miralay
rütbesindeki isimler bulunuyordu126.
İngiliz Yüksek Komiser Vekili Amiral Webb konuyu ve tutuklanması
istenen kişilerin yer aldığı listeyi, 22 Nisan’da İngiliz Karadeniz Orduları
Başkumandanı General Milne’ye bildirmişti. Amiral Webb yazısında, listede
yer alan bazı isimlerin İtilaf devletlerinin ulaşamayacakları bölgelerde
olduğunu, bir kısmının da Türk makamlarınca tutuklanmalarının uygun
olacağını, eski sadrazamlardan İzzet Paşa’nın tutuklanmasının uygun
olmayacağını da kendi görüşü olarak General Milne belirtmiştir. İngiliz
yetkililerinin kendi aralarındaki bu yazışmaları bilahare İngiliz Dışişleri
Bakanlığı’na gönderilmişti. İngiliz Dışişleri’nin Damat Ferit Paşa’nın
listesinde tutuklanması istenilen kişilerle ilgili değerlendirmeleri oldukça
ilginçtir. Nitekim Mustafa Kemal Paşa’nın “tutuklanmasını“ telkin etmenin
saçma bir fikir olduğunu söyleyeceklerdir. Yine de Yakup Şevki Paşa gibi
listede yer alan birkaç kişi İngilizler tarafından tutuklanarak Malta’ya
gönderilmiştir.
Damat Ferit Paşa, Kuvâ-yı Milliye’ye karşı bir yandan yukarıda
bahsettiğimiz, siyasî ve askerî tedbirlere başvururken, diğer yandan bu
hareketin ileri gelenleri hakkında da bazı plan ve tertiplere girişiyordu. Bu
plan ve tertiplerin başında da, Millî Mücadele önderlerini hukukî anlamda da
suçlu göstermek geliyordu.
II. Kuvâ-yı Milliye İleri Gelenleri Hakkında Verilen İdam Kararları
Damat Ferit Paşa, 4 üncü defa sadarete gelmesinden kısa bir süre sonra
8 Nisan’da İngiliz amirali De Robeck’le görüşmüştü. Bu görüşmede “milli
hareketi bastırmak programıyla“ başa geçtiğini belirten Damat Ferit Paşa,
bu hareketin liderlerine karşı “Padişahın manevi nüfuzundan başka silah
kullanacağını” açıklamıştı
.
Damat Ferit’in ifade ettiği bu başka silahlar çok geçmeden 10-11 Nisan
günleri arka arkaya ilan edilen Şeyhülislâm Dürrizâde Abdullah Efendi tarafından
yayınlanan “Fetvâ-yı Şerîfe” ile “Hükümet Beyannamesi” idi.
Aslında bunlardan önce bizzat Padişahın, Damat Ferit Paşa’yı sadarete tayin
ettiği “Hatt-ı Hümayun” da; Anadolu’da milliyet namı altında yapılan
karışıklıkların, ülkenin siyasi durumunu tehlikeye düşürdüğü, bunlara karşı
şimdiye kadar alınan barış yollu tedbirlerin fayda etmediğinden bahsedilerek
“iğtişaşat-ı vâkıanın malum olan mürettib ve müşevvikleri hakkında ahkâm-ı
kanuniyenin icrası” istenmiş ve aldatılarak bu harekete katılanlar hakkında
genel af çıkartılacağı belirtilmişti .
Şeyhülislamın fetvasında ise; Kuvâ-yı Milliye hareketi ileri gelenleri
“hak tanımayan, cani, bagi, şaki ve aynı zamanda Saltanat ve Hilafet’i
yıkmaya çalışanlar” olarak suçlanmakta, bunların öldürülmelerinin ise dinen
meşru ve farz olduğu belirtilmekteydi.
Damat Ferit Paşa’nın yayınlattığı Hükümet Beyannamesi’nde ise; bir
takım kişiler olarak nitelendirilen Kuvâ-yı Milliye ileri gelenlerinin “yalnız
hırs ve menfaat sevkile Teşkilât-ı Milliye ünvanı altında” fitne ve fesat
hareketine giriştiklerinden bahsedilmekte ve yine bu isyanın elebaşlarının
“payitaht ile Anadolu arasındaki muhabere (haberleşme) ve muvaredeyi
(ilişkiyi)” kesmeye çalışarak en büyük vatan hainliğini yaptıkları
belirtiliyordu. Beyannamede devamla, Kuvâ-yı Milliye ileri gelenleri;
anayasayı ve devletin kanunlarını ayaklar altına alan, Allah’ın emirlerine ve
İslâm hukukuna karşı gelen kişiler olarak suçlanıyorlardı. Beyannamede bu
kişiler yola gelmezlerse “şer-i şerif ve kanun-ı münif (kurallar) mucibince ve
Hatt-ı Hümayun ile tebliğ olunan İrade-i Seniyye-i Hazret-i Hilafetpenahiye
uygun olarak yok edileceklerdir” denilmekteydi.
Beyannamenin son kısmında ise, isyan harekâtının düzenleyicileri ve
özendiricileri olarak ifade edilen Kuvâ-yı Milliye önderlerinin “iğfalat
(kandırmalarına) ve tehdidatına (korkutmalarına)” kapılarak ve
yaptıklarının sonucunun tehlikeli olacağını düşünmeyerek onlara
katılanlardan, bir hafta içerisinde pişmanlıklarını açıklayıp, padişaha
bağlılıklarını gösterenlerin af edilecekleri açıklanmaktaydı.
Damat Ferit Paşa, beyannamesini isyan olarak nitelendirdiği Kuvâ-yı
Milliye hareketinin “düzenleyicileri ve özendiricilerinin” (yani Kuvâ-yı
Milliye ileri gelenlerinin) ve onlarla birlikte hareket etmekte ısrar edecek
olan “asilerin şer’an ve kanunen” yok edileceği ve bunların en ağır ceza ile
cezalandırılacaklarını ilan ederek bitiyordu .Yukarıda belirttiğimiz, “Hatt-ı
Hümayun”, “Fetvâ-yı Şerife” ve “Hükümet Beyannamesi”nde yer alan ifadelerden;
Padişah, Damat Ferit Paşa
ve Hükümeti’nin Kuvâ-yı Milliye ileri gelenleri hakkında hukukî anlamda da
bir şeyler yapacaklarının kesin işaretlerini vermektedir.
Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin beyannamesinde belirtilen “bir hafta
içinde pişman olarak, padişaha bağlılıklarını gösterenlerin affedileceğine”
ilişkin sürenin bitmesinden sonra İstanbul gazetelerinde Kuvâ-yı Milliye ileri
gelenlerinin “Divan-ı Harbi Örfi’ye” verildiklerine ilişkin haberler çıkmaya
başlamıştı. Nitekim Alemdar gazetesi bu konuda “Hükümetin beyannamesi
ile belirlenen, Anadolu’daki isyanın tertip ve teşvikçilerinden Mustafa Kemal
ve hempaları, Divan-ı Harb-i Örfi’ye tevdi edilmiştir” haberini veriyordu133.
Peyam-ı Sabah gazetesi ise “Mustafa Kemal ve hempaları Divan-ı Harb-i
Örfi’ye verildi” başlığıyla bu haberi duyuruyordu .
Böylece Kuvâ-yı Milliye ileri gelenleri haklarında, İstanbul’da Divan-ı
Harb-i Örfi’de yargılama süreci başlamıştı.
A) Mustafa Kemal Paşa ve Bazı Kuvâ-yı Milliye İleri Gelenleri
Hakkında Verilen İdam Kararı
Mustafa Kemal Paşa ve bazı Kuvâ-yı Milliye ileri gelenlerinin
yargılanmaları İstanbul’daki 1 Numaralı Divan-ı Harb-i Örfi’ce (İdare-i
Örfiye 1. Divan-ı Harbi) yapılmıştı
. Bu mahkeme, Mütareke döneminin
başlarından beri tehcir ve taktil davalarına bakıyordu . 10 Nisan 1920’de
bu Divan-ı Harb-i Örfi’nin başkanlığına Bursa eski valisi olan ve “KürtNemrut”
lakabıyla tanınan Mustafa Paşa atanmıştı
. Mahkemenin üyelerinise; erkânı harbiye mirlivalarından Recep Paşa, 2 Numaralı Divân-ı Harb-i
Örfi azasından Süvari Miralay Recep Bey, Miralay Ferhat Bey ve
Kaymakam Fettah Bey’den oluşturmuştur138. Hükümet, 23 Nisan 1920
tarihinde kabul ettiği kararname ile “ülkenin içinde bulunduğu durum”u
bahane ederek Divân-ı Harb-i Örfilere olağanüstü yetkiler vermiştir. Bu yeni
düzenlemeye göre mahkeme; önceden baktığı tehcir ve benzeri davalara
ilaveten ülkenin asayişini bozup, iç ve dış emniyetini ihlal edenleri
yargılamakla da yetkili kılınmıştır

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: