Yıldız Mahkemesi Laik Bir Mahkemeydi.

Yıldız Mahkemesi Laik Bir Mahkemeydi.

SONUÇ
Suikastten Sag Kurtulan Mithat Paşa.
Ve Öldürülen Hüseyin Avni Paşa

HÜSEYİN AVNİ DOĞAN PAŞA
Konu başlıkları
1-Milli Savunma Bakanlığı 50.Yıl Yayınlarında Hüseyin Avni Paşa
2-Abdülaziz’e Rağmen Yeni Türkler
3-Osmanlı’yı Çökerten Padişah Abdülaziz
4-Yıldız Mahkemesinin Hakimleri, Sanıkları ve Tanıkları
(….. Şeffaf yargılama

Yıldız Sarayı’ndaki Malta Köşkü ile karakolu yakınındaki dev bir çadırda halka açık olarak yapılan duruşmalar, son derece şeffaf bir şekilde herkesin gözü önünde cereyan ediyordu. Mahkemenin başkanı Süruri Efendi, ikinci başkanı ise Rum Hiristo Forides idi. Üyeler arasında Ermeni Takavor Efendi’nin bulunması, dışarıya adil bir yargılamanın yapılacağı mesajını veriyordu. Zira özellikle 1876 darbesine karıştığına dair deliller bulunan İngiltere, mahkemeyi pürdikkat izlemekteydi. Nitekim mahkemeyi başından sonuna takip eden İngiltere’nin İzmir Başkonsolosu’nun eşi Mrs. Dennis, mahkûm edilip çıkarken Midhat Paşa’ya kendi eliyle bir demet karanfil takdim edecektir.
Sonuçta 9 idam kararı çıktı. İdama mahkûm edilenler Yozgatlı Mustafa Çavuş, Boyabatlı Hacı Mehmed, Cezayirli Mustafa, Fahri Bey, Binbaşı Necib Bey, Binbaşı Namıkpaşazade Ali Bey, Midhat Paşa, Damat Mahmud Celaleddin Paşa ve Damat Nuri Paşa’ydı.
Ayrıca o sırada Manisa’da bulunan eski Sadrazam Mütercim Rüşdü Paşa ile Medine’de bulunan eski Şeyhülislam Hayrullah Efendi, haklarında idam hükmü verilmemekle birlikte “müebbet hapis cezası almış statüsündeydiler”. Diğer sanıklar Albay İzzet ve Seyyid Bey 10’ar yıl kürek hapsine çarptırılmışlardı (Öztuna, Bir Darbenin Anatomisi, Ötüken: 1984, s. 489).
İçlerinden yalnız Midhat Paşa temyize gidecekti. Ancak üyeleri arasında Rum İkyadis ve Nikolaki Yorgiadis efendilerin de bulunduğu Temyiz Mahkemesi itirazı reddetti. Ardından Bakanlar Kurulu toplandı ve bir tutanak düzenledi. Tutanakta üzerinde durulan en önemli husus, cinayet değil, darbeydi. Abdülaziz’in tahttan indirilmesinin devlet için en büyük felaketlere sebep olduğu, “bütün felaketlerin kaynağının bu darbe olduğu” belirtiliyordu.
Laik mahkeme
Artık son kararı Sultan Abdülhamid verecekti. Belki bir kısmınız şaşıracaksınız ama yukarıda bazı gayrimüslim hukukçuların adlarını saymamdan anlamış olmalısınız: Yıldız Mahkemesi laik bir mahkemeydi, temyiz kararını laik bir mahkeme vermişti ve sanıklar laik ceza kanununa göre cezalandırılmıştı.
Ancak Abdülhamid halife sıfatıyla kararın bir de şer’î mahkeme tarafından tasdik edilmesini istedi. Şeyhülislam tasdik ettiyse de, Fetva Emini itiraz etti. “Eğer” dedi, “şer-i şerif üzerine bir hüküm isteniliyorsa şeriatın bize emrettiği şekilde yeniden yargılanmalı.”
Bunun üzerine Abdülhamid mahkeme kararlarının din adamlarından oluşan “Meclis-i Ulema”da müzakere edilmesini istedi. 19 Temmuz’da Meclis’ten alınan kararda idam onaylanmıştı…. Mustafa Armagan …..)Böyle diye başlıyor.Ve birazda edebiyat.
Sonrası.
Önceden…Çerkez Hasan Bey, Hüseyin Avni Paşa’yı vurdu. Hüseyin Avni Paşa’yı öldürdükten sonra salona dönen Hasan Bey, Hariciye Nazırı Raşid Paşa’yı da öldürdü. Yani mahkemeden önce iki cinayet.
Ve yargılamalardan sonra digerleri Taif zindanların da yaglı urganlarla öldürülmeleri.Yani vahşet.

Konumuz Olayın Aydınlatılması Üzerine.

1……Milli Savunma Bakanlığı 50.Yıl Yayınlarında Hüseyin Avni Paşa 1820 senesinde Isparta’nın Doğu Karaağaç kazasına bağlı Avşar nahiyesi Gelendost köyünde doğdu. Her memleket eşrafından birinin oğlunun Harbiye Mektebine gönderilmesi emir edildiği zaman İstanbul’a gönderildi.
Bir müddet Mahmutpaşa medresesinde okudu. Sonra Maçka’daki Harbiye mektebine girdi, 1848’de Erkânı Harp Yüzbaşı olarak mezun oldu. Dört ay sonra Binbaşılığa terfi etti.Bir yıl sonra da Şumnu’ya gönderildi. Rus savaşı başladığı zaman orada bulunuyordu.
Kalafattaki istihkâmların inşaasına nezaret ettiği sırada Çatana köyüne inen Rus askerine karşı taarruza geçerek parlak bir zafer kazandı. Bunun üzerine albaylığa yükseltildi. Kısa bir zaman sonra Paşalık rütbesiyle Anadolu Ordusu Erkânı Harp Reisliğine tayin edildi.
Burada alınacak müdafaa tertiplerinde İngiliz Vilyams Paşa ile anlaşamadıklarından geri alınıp Kırım’a gönderilen ordunun Erkânı Harp Reisliğine tayin edildi.Barıştan sonra, Doğu hududunu tayin edecek komisyonun başkanlığında bulundu,sonra İstanbul’a döndü.Karadağ ihtilali sırasında Grahova savaşının kaybedilmesi üzerine oradaki ordunun Erkânı Harbiye Reisliğine, sonra Sınır Tahdidi Komisyonuna memur edildi. Buradan dönüşte Harbiye Mektebi Nazırı oldu. 1861’de Erkânı Harbiye Reisliği de bu vazifesine eklendi.
1862’de tekrar alevlenen Karadağ isyanını bastırma görevi verildi. Aynı zamanda Ferikliğe yükseltildi.1863’de Dar-ı Şurayı Askeri Reisi oldu. Bundan sonra Fuat Paşa’ya intisabetti. Ve yardımını gördü. Fuat Paşa’ya Sadaretle birlikte Seraskerlik verilince Serasker
Kaymakamlığına getirildi. Ayni zamanda Hassa Müşirliği de verildi. 1865’de bu vazifelerinden azledildi. Yanya ve Turhal Kumandanlığı ile İstanbul’dan uzaklaştırıldı.
Ali Paşa Girit’e memur edildiği zaman, Fuat Paşa ona Hüseyin Avni Paşayı tavsiye etti. Girit harekâtına katıldı. Sonra da kendisine Girit Kumandanlığı verildi.Ertesi yıl 9 Şubat 1869’da Seraskerliğe getirildi. Mahmut Nedim Paşa’nın ilk sadaretinde 8 Eylül 1871’de azledilip rütbe ve nişanları alındı ve hatta yalısı müsadere edilerek Isparta’ya sürüldü. 11 ay sonra affedildi ve İstanbul’a dönüşünde yalısı iade edildi.
1872’de Aydın Valiliğine gönderildi, iki ay içinde Bahriye Nazırlığına tayin edildi.
Serasker Ahmet Sait Paşa’nın Sadaretinde 15 Şubat 1873’de Seraskerliğe ikinci defa getirildi..
Bir sene sonra 13 Şubat 1874′ de Seraskerlik uhdesinde kalmak şartıyla Sadrazam oldu. Fakat bu makamda kalamayarak azledildi.
Azlinden bir kaç gün sonra tekrar Aydın Valiliğine tayin edildi. İzmir’e geldiğinde rahatsızlandığından Fransa kaplıcalarında tedavi için memuriyetten affı ile izin isteği kabul edildi. Bir müddet Fransa ve İngiltere’de bulundu.
Kendisinin İngiltere ricaliyle bazı gizli müzakerelerde bulunduğu duyulduğundan Abdülâziz bundan kuşkulanarak (bunda bir çelişki görüyorum.M.M.!) Konya Valiliği ile uzaklaştırmayı uygun gördü ve 1875’de Konya Valiliğine tayin etti. Ve tayin emri Avrupa’da
kendisine telgrafla tebliğ edilip derhal geri dönmesi bildirildi.
İstanbul’a gelince Saraydaki taraftarlarının gayretiyle Konya’ya gitmekten kurtuldu.Hersek ihtilâlinin ehemmiyet kesbetmesi üzerine 21 Ağustos 1875’de üçüncü defa Seraskerliğe getirildi.
Hersek ihtilâlinin yatıştırılması için Sırbistan’a asker şevkinde haklı olarak israr ettiğinden Rus Elçisi Ignatiyef’in telkiniyle l Ekim 1875’de Seraskerlikten azledildi.
Azlinden sonra hemen Selanik Valiliğine tayin edildiğinde hazırlıklarını yaparken Süleymaniye civarındaki konağı yandı. Yangından 10 gün sonra Selânik’ten vazgeçilerek Hüdavendigar Valiliğine tayin edildi.
İstanbul hadisesinden sonra Sadarete Mütercim Rüştü Paşa geçince Hüseyin Avni Paşa, 12 Mayıs 1876’da dördüncü defa Seraskerliğe getirildi.
Serasker iken Mithat Paşa’nın konağında bir gece yapılan Vükelâ toplantısında Çerkes Hasan adlı bir subay tarafından 16 Haziran 1876 da öldürüldü.
3 ncü ve 4 ncü rütbeden Mecidi nişanı ile 1 nci rütbeden murassa nişanı vardır.Vatanına en büyük hizmeti, Seraskerliğinde yorulmak bilmeyen bir azimle Orduyu ıslâha çalışmasıdır. O zamana kadar Fransa örneğinde tertiplenen orduyu 1870 harbinde Fransa’ya karşı üstünlüğünü isbat eden Prusya’dakine benzer teşkilâtlandırmaya girişmiştir.
Ordu sayısını yediye çıkarmış, askeri kuvveti 200 binden 500.000 kişiye yükseltmiştir.
Orduyu yeni silâhlarla donatmaya gayret göstermiştir. Bu arada Amerika’dan 600.000 adet Martini tüfeği satın alınmış, Alman Krupp fabrikasından da toplar getirtilmiştir.
Subayların, erlerin savaş kaabiliyetlerini geliştirecek yeni talim usullerinin tatbikine, sık sık manevralar yapılmasına ayrıca önem vermiştir.
Ordunun tabib ihtiyacını karşılamak üzere açılan Mekteb-i Tıbbiye’de dersler Fransızca okutulmakta idi. Öğrenimin Türkçe yapılması için girişilen teşebbüsler o zamana kadar sonuç vermemişti. Bu gaye için kurulan Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye’nin tıp
terimlerini Türkçeleştirmek maksadıyla hazırlanmasını ele aldığı «Tıp Lügati» kendisinin maddi yardımiyle tamamlanabilmiş ve Askeri Şûra’nın bir kararı ile 1870 yılında Mekteb-i Tıbbiye’de Türkçe öğrenime başlanmıştır.
1876 senesinde İstanbul’da Vükelâ toplantısında bir suikast neticesi vefat etmiş ve Süleymaniye camii bahçesinde medfundur.
“Midhat Paşa’nın Hatıraları” Kitabında Hüseyin Avni Paşa’nın Asker Kişiliği Osman Selim Kocahanoğlu’nun yayına hazırladığı bu kitabın alt başlığında “Yıldız Mahkemesi ve Taif Zindanı” yazılıdır. Kitapta önemli bir bölüm Hüseyin Avni Paşa’ya
ayrılmıştır. Çünkü bu davanın bir numaralı sanığı Abdülaziz’i kansız deviren Serasker Gazi Paşa’dır. Adı geçen kitabın 199.sayfasında şöyle der:
“Hüseyin Avni Paşa kurmay (Erkan-ı Harp) sınıfından yetişmiş ve bütün emsalinden üstün, cesaretli ve muktedir bir asker olduğu halde, askerliğin nazari ve pratik taraflarını ikmal ederek birkaç defa hak ettiği Seraskerlik makamına gelmiş ve Sultan Aziz zamanında askerin disiplini ve redif ve müstahfız sınıflarının sonraki tertibatı ve teşkilatı ile harp araçlarının tamamlanması gibi yapılan şeylerin hepsi bu zâtın eseridir. Emir ve kumandasına da herkesin güven ve inancı olduğundan, eğer hayatta ve makamında kalsaydı, Sırp ve Karadağ muharebelerinin bu derece yayılmayacağı ve belki Rusya muharebesinin de bu sonuca varmayacağına herkesin tam itimadı vardı.
İşte böyle bir zâtın diğer arkadaşlarıyla beraber Çerkes Hasan …..(….. Çerkes Hasan Bey; 1850 yılında İstanbul Silivri ilçesinde doğmuştur. Babası İsmail Bey Kafkasya’dan göç etmiş bir Çerkes beyi idi. Çerkes Hasan 1864 yılında Bahriye İdadisine, sonra da Harbiye bölümüne girdi. Ablası Neşerek Kadın Efendi padişah Abdülaziz ile evlenmiş ve bu vesile ile padişahın kayınbiraderi oldu. Kendiside Abdülaziz’in büyük oğlu veliaht Yusuf İzzeddin Efendi’nin yaveri görevine getirildi.

Sultan Abdülaziz Osmanlı Devletinin zor günlerinde devleti ayakta tutmak için olağanüstü bir çaba vermekteydi. Sultan, dış düşmanlarla bir olan Osmanlı devlet adamlarının çabası sonucu 30 Mayıs 1876’da tahttan indirilir. Ve tam dört gün sonra Fer’iye Sarayında, intihar süsü verilerek öldürülür. Abdulaziz Han’ın kızlarından Nazime Sultan babasının öldürülmesiyle ilgili, “kuşkusuz babamın intihar ettiğine hükmedenler, aldatıcılardır. Ben, bizzat kendi gözlerimle babamın öldürülüşüne tanık oldum!” demiştir.

Çerkes Hasan Bey, Sultan Abdülaziz’in bir darbeyle tahttan indirilmesi ve ölümünde birinci derecede rol oynayan Serasker Hüseyin Avni Paşa’ya karşı büyük bir intikamla doldu. Ayrıca, “soğuk algınlığı” sebebiyle hasta olan kardeşi Nesrin Hanım’ın, Sultan Abdülaziz’le birlikte Topkapı Sarayı’na yağmur atında götürülürken, darbeciler arasında bulunan Binbaşı İzzet Bey tarafından üzerindeki şalın alınarak yağmur altında bekletilmesi ve hakarete uğraması sebebiyle hastalığının daha da ağırlaşması ve ölmesi Çerkes Hasan Bey’i iyice çileden çıkarmıştı.
Çerkez Hasan kayınbiraderinin öcünü almaya kararlıdır. Halasının konağındaki odasında duran sandıkta sakladığı iki altı patlar revolveri kapar, bir Çerkez kamasını ve subaylık kılıcını beline takarak yola çıkar. Bakanlar Kurulu 15 Haziran 1878’de, Mithat Paşa Konağının üst katında toplantıdadır. Konak, Serasker Dairesinden getirilen subaylarca korunmaktadır. Bakanlar Kurulu toplantısına Sadrazam Mütercim Rüştü Paşa, Serasker Hüseyin Avni Paşa, Hariciye Nazırı Raşid Paşa, Şura-yı Devlet Reisi Mithat Paşa’yla birlikte 13 kişi katılmıştır.
Çerkez Hasan Bey herkesin tanıdığı bildiği bir subaydır. Kimse önüne dikilmez, toplantı salonunun kapısını kırarak içeri dalar. Toplantı salonundakiler, bir elinde revolver diğerinde kamayla içeri dalan Kolağası Çerkez Hasan Bey’i görünce dehşete kapılır! Çerkez Hasan Bey, tabancasını Hüseyin Avni Paşa’ya, çevirdi ve Hüseyin Avni Paşa’yı vurdu. Orada bulunan diğer paşalar korku içinde bitişik odaya sığınırlarken, Avni Paşa’yı öldürdükten sonra salona dönen Hasan Bey, Hariciye Nazırı Raşid Paşa’yı da öldürdü. Midhat ve Ahmed Paşaları da öldürmek için sığındıkları odanın kapısını omuzladı. Bu sırada Hasan Bey, karakoldan gelen askerler tarafından yaralı olarak yakalandı. Bahriye Kolağası Şükrü Bey tarafından ağır şekilde darp edilmesi üzerine, çizmesinde sakladığı küçük tabancasını çıkarıp onu da öldürdü.

Çerkez Hasan bu vakada beş kişiyi öldürdü. Yakalandıktan sonra Süleymaniye Kışlası’na götürüldü. Kısa süren duruşmadan sonra, idama mahkum edildi. Sorgusu sırasında; “Nefsim için bu işi yapmadım, millet için yaptım. Gayem; bundan sonra kimse Padişah hal etmek falan gibi şeylere cesaret edemesin” demiştir…….wikipedia.org )…..gibi denî ve alçak bir adamın mağduru olmasıyla, şahsi kin ve ihtiraslarının intikamını almış oldukları zan ve inancında bulunanlar muharebe-i sabıkta (93 Harbi kastediliyor) milletin döktüğü kan,
kaybettiği mal ve mülk ile pek pahalıya ödemiş oldular.”
“… Rumeli’deki ayaklanma hakkında gereken tedbirlerin bir tarafı askeriyeyi ve diğer tarafı hariciyeyi ilgilendirdiği için böyle bir Serasker ve böyle bir Hariciye Nazırı’nın bulunması her zamankinden daha zaruri idi. Halbuki bunların böyle telef edilmelerinin maddi ve manevi zararını tamamıyla devlet ve millet çekmiştir. Bunun hakikatini akıl ve insaf ile düşünen, devlet ve milletini seven hamiyet sahipleri ne kadar çok mahzun ve mükedder olmuşsa, devlet ve millet düşmanları da o derece memnun ve şadûman olup bayram yapmışlardır. Gerçekten de devlete lazım olan adamların ortadan kaldırılmasından istifade eden düşmanlara göre, memnuiyetleri tabii olacağından garipsenemez.”

2……..Abdülaziz’e Rağmen Yeni Türkler…..(….. Abdülmecit, Abdülaziz ve II. Abdülhamit’in saltanat yıllarındaki Tanzimat ekonomisi ülkeyi borca batırmış. En sonunda Sultan Abdülhamit, 1881 yılında Muharrem Kararnamesini çıkartarak, ülkede vergi toplama yetkisini yabancı büyük devletlere teslim etmiş. Düşünün devletin asker toplamaktan sonraki en önemli yetkisi emperyalistlere devrediliyor. Osmanlı devletinin devletsizleştiği, başka deyişle sömürgeleştiği süreç.

TERS ORANTI YASASI

Devlet borç batağında çırpınıyor ve halkın büyük çoğunluğu fakrü zaruret içinde inliyor, ancak II. Abdülhamit’in yabancı bankalardaki serveti büyüyor da büyüyor. Ulu Hakan’a ulu servet yakışır elbette. Halk ne kadar yoksullaşırsa, saltanat sahipleri de o kadar ululaşıyor. Buna Halkın yoksulluğu ile Saltanatın ululuğu arasındaki ters orantı yasası adını verebiliriz.

ULU HAKANIN ULU SERVETİ

Damadı Şerif Paşa’nın Paris’te yayımlanan hatıralarından öğreniyoruz ki, Abdülhamit’in Osmanlı Bankası’ndaki büyük servetinden başka, Deutsche Bank, Deutsche Orientbank, Swissbank, Kredi Lione gibi yabancı bankalarda kişisel serveti var. Darphane’de basılan Hamidi denen altınlardan “Hiç kullanılmamış olanlar” yüzerlik “sucuklar” halinde ve onarlık destelerle Deutsche Bank ve Deutshce Orient Bank’a teslim edilmiş. Halk yiyecek ekmek telaşındayken, Ulu Hakan sucuk sucuk altınları binlik desteler halinde yabancı bankalara yatırmış. Yalnız Deutsche Bank’taki parası 1 000 080 000 altın. Yazıyla: Bir milyon seksen bin altın (Cemal Kutay, Tarih Sohbetleri 3, İstanbul, Kasım 1966, s.107).

Asıl servetinin hesabı ayrı, Abdülhamit’in yalnız Deutche Bank’taki altınları, bugünün parasıyla 1 Milyar Türk Lirası ediyor. Ancak bu parayı o zamanın millî geliri içindeki payıyla, o zamanın servetleriyle karşılaştırarak değerlendirebiliriz. Bu konuda Prof. Dr. Zafer Toprak’ın Millî İktisat kitabına bakabilirsiniz. Şükrü Server Aya ağabeyimiz, sağolsun yazdığı mektubunda, Sultan Vahdettin’in Türkiye’den 5 bin altın kişisel servetiyle ayrıldığına dikkat çekiyor. Abdülhamit’in yalnız Deutsche Bank’taki parası Vahdettin’in servetinin 216 katı oluyor.

BORSADAN KAZANILAN “HELÂL” PARALAR

İslamcı Padişah Abdülhamid borsada oynuyor. Yine Şükrü Ağabeyimiz, Sultan Hamit’in bir kısım servetini borsadan kazanmış olabileceğini belirtiyor. Borsa simsarlarıyla ilişkisi, “Ulu Hakan”ın faziletleri arasında olsa gerek. Abdülhamit’in milyonlarca altınlık servetinin helâl mi haram mı olduğu konusundaki tartışmayı İslamcılık iddiasındaki hayranlarına bırakıyoruz.

Abdülhamit, Deutshce Bank’taki bir milyondan fazla altınını tahttan indirildikten sonra İkinci ve Üçüncü Ordulara terk etmek zorunda bırakılıyor. Mahmut Şevket Paşa’nın isteği üzerine 4 Temmuz 1909 tarihini taşıyan bir mektup veriyor. Abdülhamit’in Deutsche Bank dışındaki serveti de Avrupa bankalarından Selanik’e getirilmiş, ancak onlara elkonmuyor.

HAZRETİ MUHAMMET’İN HADİSİ

Bu nasıl vicdan ve bu nasıl hamiyettir?

Millet savaşlar ve yokluklar içindeyken, yabancı bankalarda faize yatırılan milyonlarca altının İslam vicdanı ve İslam ahlâkı içindeki yeri nedir?

Hazreti Muhammet, bir hadisinde şu büyük hakikati dile getirmişti: ‘Yöneticileri zengin olan kavimler yoksulluk içinde yaşar. Yöneticileri fakir ölen kavimler ise, mutluluk içinde yaşar.’ Aydınlık Gazetesi …..)….
İngiliz yanlısı Abdülaziz’e rağmen, Yeni(Jön) Türkler, yani Hüseyin Avni Paşa,Mithat Paşa ve arkadaşları tarafından, Cumhuriyet Devrimiyle birlikte yeniden yeşerecek olan birçok halkçı ve kamucu işler yapıldı. Bunlar, bir sosyal devletin yapması gereken şeylerdi.
Böyle halkçı işler yapanlar ancak Türk’ün öz evlatları olabilirlerdi. O nedenle sömürgeciler onlara “İlk Türkçüler”, “Yeni Osmanlılar” veya “Jön Türk” gibi isimler taktı.
Tarih kitaplarını sömürgeciler yazdığı için, adları tarih kitaplarına böyle girdi; onlar Türkleri aşağılamak için bu sıfatları kullandılar.
Oysa, dayanışmacı, halkını kucaklayan, koruyan, kollayan ve halkını aç bırakmayan yöneticileri “bey” seçmek gibi bir töresi olan Oğuz kültüründen ancak böyle yürekli insanlar çıkardı. Bize unutturulmak istenen o devrimci kültürdür, ki, bu kahramanlardan sonra adı
Türk Kültürü olmuştur.
Gazi Mustafa Kemal, batılıların koyduğu bu tanımı reddetmemiştir. Milletimizin adı Türk Milleti olarak anayasaya girmiş, Cumhuriyetimiz ise töremize uygun olarak bir “sosyal”devlet olmuştur.
Cumhuriyetimizin kuruluşuna ilk harcı o zamandan koyan Devrimci Türkler,batılıların deyimiyle “İlk Türkçüler” özetle şunları başardılar:
-Mithat Paşa, halkı Galata tefecilerinin elinden kurtarmak için, Anadolu’nun her yerinde Ziraat Sandıkları açtı.
-Bürokraside gayrimüslim egemenliğini kaldırmak üzere Türk çocuklarının iyi eğitim alabileceği okullar açıldı, eğitimde birliğe giden süren başlamış oldu.

Mekteb-i Mülkiye (1859),
Mahrec-i Erkani (1862),
Darül Muallim-i Sıbyan (1862),
Erkan-ı Harp (1864),
Galatasaray (1867),
Darülfünun (1868),
Askeri Tıbbiye (1869),
Darülmuallim (1870),
Kız Sanayi Mektepleri (1870),
Darüşşafaka (1873).
Örneğin, özellikle Balkan savaşlarının yetimleri için açılan Darüşşafaka’ya alınan öğrencilerin %40’ı Anadolu’nun dışındandı.
Balkanlar-Rumeli-Makedonya-Adalar 75
Kıbrıs-Cezayir-Irak-Suriye-Arabistan 24
Kafkasya-Azerbaycan-Kırım-Altay-Çin 13
-Okullarda Türkçe eğitim için Türkçe kitaplar yazımına başlandı. Örneğin, Askeri Tıbbiye dersleri için Hüseyin Avni Paşa’nın çabalarıyla Tıp Lügatı yazıldı.
“Ordunun tabib ihtiyacını karşılamak üzere açılan Mekteb-i Tıbbiye’de dersler Fransızca okutulmakta idi. Öğrenimin Türkçe yapılması için girişilen teşebbüsler o zamana kadar sonuç vermemişti. Bu gaye için kurulan Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye’nin tıp terimlerini Türkçeleştirmek maksadıyla hazırlanmasını ele aldığı «Tıp Lügati» kendisinin maddi yardımiyle tamamlanabilmiş ve Askeri Şûra’nın bir kararı ile 1870 yılında Mekteb-i Tıbbiye’de Türkçe öğrenime başlanmıştır.
-Hüseyin Avni Paşa, savaş meydanlarında İngiliz planlarını bozdu.
-Askeri okullar için Türklerin tarihi üzerine ilk kitap yazılmaya başlandı. Bu kitabı yazdıran Hüseyin Avni Paşa, batıcı tarih yazarları tarafından İlk Türkçü diye tanımlandı.
“Hüseyin Avni Paşa, askeri okullar için bir tarih kitabı yazmasını Mareşal Süleyman Paşa’dan istedi, “Tarih Alemi” adlı bu kitabın sadece 1.bölümü yazılabildi. Umumi tarih olarak yazılan bu eserde Türk tarihinin sadece ilkçağ bölümü yazılmış ve dağıtılmıştır.
Ortaçağ ve Yeniçağ bölümleri Süleyman paşanın ölümü üzerine yazılamamıştır.
II.Abdülhamit döneminde bu kitap yasaklanmıştır. 1911’de bu kitap yeniden düzenlenerek basılmıştır. Süleyman paşa “Tarihi Alemde” kitabında, Türk tarihinden saygı ile bahseder.”- İngilizler o derece Abdülaziz üzerinde etkiliydi ki, Hüseyin Avni Paşa, özel
muharebe taktikleri kullanarak Rus ordusunu yendiği Şumnu’da, İngiliz komutanının taktiğini reddettiği için, hatta özel madalya aldığı halde geri hizmete alındı.

DARÜŞŞAFAKA’NIN SATIŞI ÜZERİNE:
Hüseyin Avni Paşa’nın kurduğu bu okulun Fatih’teki tarihi binası, birkaç yıl önce okul şehir dışına alınarak boşaltılmıştı, Eylül 2009’da bir tarikat grubuna ait olduğu bilinen İlim Yayma Cemiyeti’ne satıldı ve burada bir Vakıf Üniversitesi açılacağı haberi basında yer aldı.
Hüseyin Avni Paşa’nın başlattığı Eğitimde Birlik yolundan bugün nasıl 1876 öncesine döndüğümüzün örneklerinden biridir bu.
Cumhuriyetimizin kurucularına ışık yakan Yeni Türkler’in önde gelen ismi, yeni mandacılara göre çete reisi, Mareşal Serasker Gazi Hüseyin Avni Paşa’nın savaş yetimleri için kurduğu böyle bir ilim-irfan yurdunu, bir gün yıkmak, İngilizlerin de, Fransızların da,
özellikle Amerikalıların da beklediği bir fırsat olmalıdır.
Büyük Türk Atası Hüseyin Avni Paşa’nın Üsküdar sahilindeki evi, her nasıl olmuşsa,Amerikancı Adıvar ailesine konut olmuştu. Bugün o köşk de, bahçesindeki yüzlerce ağaca,rağmen, otel olarak satışa hazırlanmaktadır; bunu da tarihe not düşeyim dedim.
Son olarak, Ankara Ulus’ta, önünde Mithat Paşa’nın heykeli olan, Ziraat Bankası Müzesindeki iki ayrı “anonim” imzalı “TEFECİ” tablolarını henüz oradan kaldırılmamışken lütfen görünüz. Buradaki onlarca Ziraat Sandığını, sedef nakışlı, şems motifli, kakmalı, çelik kasalı köy sandıklarını, Mardin’den Manisa’ya kadar, geldiği yerin adına da dikkat ederek,lütfen iyice bakınız. Eğer Ziraat Bankası ve Ulus Müzesi, bu küresel yağma ve talandan nasibini alacaksa, onu son gören belki siz olursunuz!
2012 yılında dolaşan haberlere göre Darüşşafaka binası bir tarikata verilmiş, din okulu yapılacakmış.

3…….Osmanlı’yı Çökerten Padişah Abdülaziz Elimizdeki kaynaklardan tespit edebildiğimiz kadarıyla:
-Osmanlı’nın İngilizlere olan borcu Abdülaziz zamanında on kat arttı. Öyle ki,Londra’da sadece Osmanlı’dan gelen faizle yaşayan İngiliz tefeciler vardı. Abdülaziz dış borçların faizlerini bile ödeyemeyeceğini ilan etti.
Bunun sonuçlarını masa başında kaybedilmiş Balkanlar ve Girit olarak görebiliriz.- Abdülaziz, İngiliz şirketlerinden çokça hisse satın aldı. Hatta, Süveyş Kanalını yapan Fransız şirketini satın alan İngiliz şirketinin hisse senetlerini de satın aldı.
Kanalın açılışı için Fransa’ya sipariş verilen Asya (Hürriyet) Heykeli ve parası ödenmiş Aida (Ayça) Operası bittiği halde orada alıkondu. Heykel, on yıl sonra ABD’ye peşkeş çekildi. İhtimaldir Abdülaziz’in borçlarına karşılık onlara el konuldu.
-İran Şahı Abdülaziz’e İngilizlerle bu kadar yakın olmaması için mektup yazdı. “Sen Oğuzların Kayı boyundansın, ben de Kaçkari boyundanım, İngilizlerle değil birbirimize yakın olalım” dediği şeklinde anlatılır.
– Abdülaziz 1868’de yabancılara mülkiyet hakkı verdi, Yahudi bankerler Filistin’de ilk kez toprak satın aldı. Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi Abdülaziz’in aleyhine fetva verdi.
Müslüman dünyasında Abdülaziz büyük güven kaybetti.
-Abdülaziz’in Süveyş gezisine katılan eğitimli Şehzade Murat, halkla Arapça, Fransız şirketiyle de Fransızca konuştu, saygınlık topladı. Abdülaziz devrilip yerine V.Murat padişah olduğunda halkın ve İslam dünyasının desteği arkasındaydı.
-Süveyş kanalının yapımında büyük başarıları olan Mısır Valisi Sait Paşa öldürüldü,Abdülaziz onun yerine İngiliz yanlısı İsmail Paşa’yı tayin etti.
– Abdülaziz genç İngiliz prensesi Viktorya’yı 6 ay misafir etti. Abdülaziz’in Kraliçe Viktorya’ya olan tutkusu bilinirdi, ama açık konuşulmazdı.
-En fazla saray yaptıran padişah Abdülaziz’di. Aldığı borçlarla Abdülmecit’in başlattığı Dolmabahçe sarayını bitirdi ama Dolmabahçe Sarayı 5.000.000 altına mal oldu.
Onun yanına Feriye sarayları denilen beş saray daha yaptırdı.
-Sarayda israf haddini aştı. Hizmetli sayısı 5.320’e çıktı. . Sarayın yıllık masrafı 2.000.000 sterlini buldu. Maliye, aylıkları, 3-4 ayda bir ödemeye başladı.
-Kafkaslar’dan İstanbul’a genç kız götürüp saraya satmak ticaret haline geldi. 11 yaşında kızlar bile cariye alındı.
-Yabancılara sınırsız okul açma hakkı verildi. Fransız, İngiliz, Amerikan ve Rum okulları başkent İstanbul’u ve Anadolu’yu ağ gibi sardı. Örneğin, sadece Harput’ta sekiz tane yabancı okul açıldı.
Bu okulları bu topraklarlardan temizlemek için koca bir devrim gerekti!Bugün,bin yılın ilk on yılında, ülkemizin başına getirilen Amerikan destekli bir Osmanlıcı kadro, Abdülaziz gibi, yeniden yabancı dernek ve vakıflara okul açma izni veren bir yasayı maalesef meclisten geçirdi.
-Savaş kazanan subaylar ve nitelikli Türk bürokratlar azledildi, sahte evraklarla mahkemelere çıkartıldı, uzak vilayetlere sürgün edildi, pasif işlere verildi.
Bugün de nitelikli işin ehli bürokratlar devlet kurumlarından uzaklaştırılmış haldedir.
-Osmanlı Bankası kuruldu. Fakat bu bankada Türk olan tek bir kişi çalışamazdı.
Cumhuriyetin ilanından sonra İstanbul Üniversitesinin kız ve erkek öğrencileri bankayı sararak içeri girdiler. Böylece Türkler buraya girebilir oldu. Bu olaydan sonra Pera’nın adı İstiklâl Caddesi oldu.
-Girit ve Karadağ, savaş alanında kazanıldığı halde, bu savaşları kazanan Mareşal Hüseyin Avni Paşa gibi gazi paşalar, beş parasız bırakılıp memleketlerine sürgün edildi.
Onlar görevden uzaklaştırıldıktan sonra İngilizlerin isteğiyle kurulan barış masalarında(!) yenilmiş tarafın sözcüleri muhatap alındı ve bu ata toprakları geri düşmana teslim edildi. Bu durum, yenilmiş ve teslim alınmış PKK’nın başıyla masaya oturmaya
zorlandığımızda oradan nasıl kalkacağımızı bize söyler.
– Rus elçisi İgnatev, Ermenilere Rusları güvence gösteriyordu. Rus elçisinin bu yönde açıktan faaliyetlerine Abdülaziz göz yumdu. Bu elçi o kadar cüretkardı ki, 1875’de Hersek ihtilâlinin bastırılması için Sırbistan’a asker gönderilmesinde ısrar eden Hüseyin Avni Paşa’ya engel olmak için, onu Seraskerlikten azlettirdi.
-Abdülaziz, İngilizleri ve Fransızları memnun etmek için sık sık sadrazam değiştirdi.Devlet işlerinde sürekli kaos, rüşvet, adam kayırma, yabancıları birinci sınıf, Türkleri ikinci sınıf gösterme, gibi bir popüler gündelik siyaset kültürü üretildi.
Özetle:
Abdülaziz, sınırsız borçlandığı İngilizlerin gönüllerini hoş tutmak uğruna her istenileni yaptı. Ancak, İngilizlerin ortadan kaldırılmasını asıl istedikleri Yeni Türkler’di. Onları yok etmeden Osmanlı’yı diledikleri gibi parçalayıp yutamayacaklarını gördüler. En iyi çare, yeteri kadar kullandıkları Abdülaziz’i son kez yem olarak kullanmaktı; onları padişahı öldürmekle suçlayarak tutuklatmak…
Ne kadar da Silivri mahkemesindeki iddianameye benziyor, hayret doğrusu!Yıldız Mahkemesinin Hakimleri, Sanıkları ve Tanıkları
İmparatorluğa büyük ekonomik çöküntü yaşatan Abdülaziz’e rağmen, kurtarmaya çalışan devlet adamları, 63 kişilik Yeni Osmanlıcı kadro, 1876’da Abdülaziz’in indirilişinden beş yıl sonra, 1881’de, indirirken öldürmedikleri Abdülaziz’i öldürmekle suçlanarak hapse
atıldı.
Beş yıl geriye dönük açılmış olan Yıldız davası ile bugün 2008’de açılan beş-on-onbeş yıl geriye dönük açılan Silivri davasının diğer bütün özellikleri de benzerlik göstermektedir.
Bu nedenle 1881 Yıldız Mahkemesi bugün yeniden yazımızın konusudur.Yargılanmaları bir tiyatroydu, onlar için Yıldız Çadır Mahkemesi kuruldu. (27 Haziran-28 Temmuz 1881)
4……Yıldız Mahkemesi
Mahkeme Heyeti:
1.Başkan Cevdet Paşa,
2.Başkan Rum Hirista Forides.
3.Üye Takavor Efendi,
4.Üye Gazi Osman Paşa.
Sanıklar: (İlk 12 kişi)
İddianamede adı geçen sanıkların hepsi orada değildi. Hüseyin Avni Paşa, mahkeme heyetini gözünde bir numaralı sanıktı ama öldürülmüştü. Sanıklardan ikisi, Abdülhamit’in ömür boyu saraydan çıkmama cezası verdiği V.Murat ve annesi baş kadınefendi, mahkemeye getirilmediler, ifadeleri bile alınmadı. Mütercim Rüştü Paşa’nın ifadesi evinde alındı.
Hüseyin Avni Paşa ölmüş olduğu için, evindeki suikasttan tesadüf sağ kurtulan Mithat Paşa bir numaralı sanıktı.

1- Sadrazam Mithat Paşa. Ziraat Bankasının kurucusu olarak tarihe geçti. Taif zindanında boğdurularak öldürüldüğünde, Araplar onu gizlice Hz.Muhammed’in amcaoğullarının aile mezarlığına gömdü.
Tutuklanışı:
İzmir Fransız konsolosluğuna sığındı, fakat Fransızlar onu Tunus’un Fransızlara terk edilmesi karşılığında teslim etti. Mahkeme sonunda, Taif’e götürülürken Fransız gemisi de onları yakından takip etti. Bunu hep Fransızlar onu kaçıracaktı diye
kamuoyuna aksettirdiler. Oysa, Mithat Paşa asıl Fransızlar için kaçmaması gereken esirdi.Çünkü o kaçarsa Tunus’u Osmanlı’dan alamayacaklardı!
2-Genel Kurmay Başkanı Hüseyin Avni Paşa. Abdülaziz’in kaynı Çerkes Hasan tarafından öldürüldü. Mahkemede ölüsü yargılandı!(15.6.1876)
3-Sadrâzam Mütercim Rüştü Paşa. Yaşlı ve hastaydı. Manisa’daki evinde ev hapsinde tutuldu, ifadesi İzmir’de alındı, mahkemeye hiç getirilmedi.
4-Şeyhülislâm Hasan Hayrullah Efendi: İdam kararı müebbet hapis cezasına çevrildi. Mithat Paşa ile birlikte ayakları zincirli olarak kalenin zindanında yıllarca hapis kaldı.
Arap dünyasında sevilirdi. Taif’te zindandayken, bir süre sonra halkın isteği yönünde ayaklarından zincirleri çözüldü ve kaleden dışarı çıkmaya başladı, tutuklu olduğu halde hizmetsiz kalmaması için bir Arap kadınla evlendirildi, 1898’de orada öldü.
5-Damat Nuri Paşa: Abdülmecit’in son damadıydı. Bu olaydan sonra Abdülhamit onun evliliğini feshetti ve karısı onu bir daha aramadı. Oysa Mithat Paşanın evliliği de fesholunduğu halde karısı onunla yazışmayı kesmedi.
6-Bahriye Nazırı Ahmet Paşa.1876, Beyazıt baskınında yaralı kurtuldu.
7- V.Murat. Tutuksuz sanıktı, mahkemeye hiç getirilmedi. Ona ömür boyu saraydan dışarı çıkmama cezası verildi. Adı deliye çıktı, oysa çok bilgili ve kültürlüydü.
Arapça, Farsça, Fransızca bilen V.Murat, Abdülaziz’in yerine çıkartıldığı tahttan 3 ay sonra alaşağı edildi. Mithat Paşa’nın yazdığı Anayasayı destekliyordu. Arap ülkelerinde seviliyordu, eğitimli, saygın bir şehzadeydi.
8- Şevkevza Kadınefendi. V.Murat’ın annesi. Tutuksuz sanıktı, mahkemeye hiç getirilmedi. Ömür boyu saraydan çıkmama cezası aldı.
9- Askeriye Nazırı Süleyman Paşa. Askeri okullar komutanı. İlk Türk Tarihi kitabını yazdı. 300 Harbiye öğrencisiyle sarayı kuşatarak Abdülaziz’i tahttan indirdi.
10- Ali Bey. Abdülaziz’in Magosa’ya sürdüğü vatan şairi Namık Kemal Bey’in kardeşi. İdam cezası aldı, Taif’e sürüldü.
11-Hariciye Nazırı Raşit Paşa. 1976’da Hüseyin Avni Paşa ile beraber Beyazıt’taki vekiller toplantısı baskınında o da öldürüldü. Davanın ölü sanıklarındandı.
12- Damat Mahmud Celalettin Paşa Mahkemenin en önemli tanığı:Pervin Felek Hanım: Abdülaziz’in 11 yaşındaki cariyesiydi. Abdülaziz’in ölü bulunduğu gece Feriye Karakolunun yanındaki Feriye sarayında kalıyordu.Olaydan beş yıl sonra tanık olarak mahkemeye getirildiğinde, Abdülhamit’in Şura-yı Devlet azasının geliniydi. Olay gecesinin sabahı karakola ilk gelenin Hüseyin Avni Paşa’nın sesine benzediğini söyledi. Beş yıl önce duyduğu bir sesi hatırlayan bir çocuk cariyenin tanıklığı ile Mithat Paşa ve arkadaşlarına idam kararı veriliyordu!
Osman Selim Kocahanoğlu’nun yayına hazırladığı Mithat Paşa’nın Hatıraları adlı kitabın Sayfasından okuyalım:
“11 yaşındaki Pervin-Felek Hanım’dan daha iyi şahit olur mu?Üçüncü olarak Pervin-Felek denilen cariye, Şura-yı devlet azasından olup, bu meseleden dolayı vezaret rütbesiyle ödüllendirilip meramına ulaşan Mahmut Celalettin Bey’in
oğlu Münir Bey’in hanımıdır. Bu şehadet meselesini müteakip iki başlı bir çocuk
doğurmasıyla telef olmuştur. Bu cariye merhum Hakan’ın ölümü tarihinde on-onbir yaşında bir çocuk olduğu ve hazinedar olduğunun aslı olmayıp, basit cariyelerden biri olduğu halde,merdivenden iki zabitin çıktığını yalnız bu çocuk görmüş de, dairede bulunan üç yüzden fazla insanından hiç biri nasıl olmuş da görmemiştir? Bunların girip çıkmasından sonra olay meydana geldiğine göre, o hanım böyle iki zabiti gördüğünü kimseye haber vermeden beş sene gizli tutup da Münir Bey’e zevce olduktan sonra şimdi söylemesi ne hikmetten dolayıdır?”
….
Mithat Paşanın savunmasından: “Bu mahkeme bir orman ve aşiret mantığıdır. Ne çare ki bu şekilde cereyan etmiştir.”
Yazar Yılmaz Öztuna’ya göre: Abdülaziz’e yapılan darbenin 4 kişisi bakandı.
Darbe Abdülaziz’e karşı olup hükümete karşı değildi. Darbe Serasker Hüseyin Avni Paşanın eseriydi, darbe tekniği açısından şaheserdi; padişah dışında hiç kimse hayatını kaybetmemiş (Abdülaziz darbe sırasında öldürülmedi! M.M.), hiçbir ciddi ayaklanma olmamış, adeta tereyağından kıl çekilmişti.

Bir araştırmaya göre Hüseyin Avni Paşa, 2.Kılıçarslan’ın komutanlarından Doğan Bey’in torunudur.
Buna göre, Hüseyin Avni Doğan adı onundur ve ihtimal İstiklâl Harbinde DOĞAN adını almış olarak Ermeni ve Fransız çetelere karşı Adana Maraş civarında savaşan Mehmet Kemal Paşa onun soyundandır.
Aka Gündüz mahlasını kullanan Selanik doğumlu şair yazar HÜSEYİN AVNİ (Finci),tek oğluna Doğan adını vermiş, Dikmen Yıldızı (1927) romanında bundan söz etmiştir.
Hüseyin Avni Paşanın akrabaları onunla akrabalıklarını saklamak zorunda kalmışlar,ancak Anadolu öyle müthiş bir kültüre sahip ki, o kadar çok DOĞAN soyadını alan olmuş ki,işte biz buyuz!
Doğan adlı canlı kaynaktan; Bodrum’da bir deniz gezisinde iki gün boyunca iyi ilişki
kurduğu İngiliz turistin, üçüncü gün adını uzaktan yüksek sesle “Doğan…” diye çağırdıklarında, şaşırmış gibi birden kendisine sert bakış atan turiste bunun nedenini sorar.Aldığı yanıt; “Biz İngilizler Doğan adını sevmeyiz.” Yorumsuz!

Mahiye Morgül

2 Yanıt

  1. Apdul hakkında yazdıklarınizin birçoğuna maalesef katılmıyorum Abdülaziz bir kere öldürülmüştür Hüseyin Avni Paşa ve diğer 8 Paşalar Haindir Abdülaziz dünyanın 17 yerinde 17 Ordu kurmuştur abdülazizi borçlandıran Hüseyin Avni Paşa gibi Paşalardir Tarih tekerrür den günümüzde de bu fitne tohumları gözlenmektedir bu konuda söylenecek çok söz vardır ama buralara ne yazılır ne de söylenir Bir Türk vatandaşı olarak yanmaktadır vatanımızı dört bir taraftan Düşmanlar Sarmış iç düşmanlarımızda onlarla beraber olmuştur. Allah yardımcımız olsun.

    Beğen

    • Kardeşim SALİH.
      1963 yılında O zamanaların VAAZ hocası Şimdilerin Haini Fetö;nün tuzagına sende düşmek üzeresin..Yalan Söyleyen Tarih Utansın, yazarlarının başlattıgı Cumhuriyet Türkiyesini yok etmek isteyenlerin, kurdukları tuzakları görmezlikten geliyorsunuz.:Kemalizm:den bahsetmiyorum,:1950 yılından sonra ülkeleri yöneten sag partilerin dini söylemlerle parçalamaya çalıştıkları bir ülkeden bahsediyorum..Tarihi kendi çıkarları için ters düz edenlerden behsediyorum.Menderes’in almış oldugu süt tozu ile ülkeye giren ABD hemegonyasının ülkeyi o yıllardan beri, ılımlı İslamcılıgına çekmeye çalıştıgından bahsediyorum.Farkında isen ılımlı İslamcılık ile yanlızlıga itiliyoruz.Hüzeyin avni Paşa’ya gelince öldürülmüştür.Neden bugün Hüseyin Avni Paşa köşkü yakıldı.Çünkü hain ilan edilerek satmak daha kolaydı…….

      (Milletin a… koyacağız’ diyen Mehmet Cengiz ile dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar arasında, şüpheli bir yangında kül olan Hüseyin Avni Paşa Köşkü’nün pazarlığının yapıldığını gösteren ses kayıtları ortaya çıktı.

      İkili arasındaki konuşmada Bayraktar Cengiz’i imar konusunda ‘Sağda solda konuşma’ diye uyarıyor.

      Dosyası kapatılan 25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının ek klasörlerinden dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ile soruşturmanın şüphelilerinden “Milletin a… koyacağız” sözleriyle kamuoyunun büyük tepkisini çeken işadamı Mehmet Cengiz arasındaki dinleme kaydı çıktı. Dinleme kaydında Mehmet Cengiz, Erdoğan Bayraktar’a “Hüseyin Avni Paşa Korusu’na 10 tane ev yapacağım” diyor. Dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Bayraktar da Cengiz’i “Yav kardeşim sağa sola gidiyorsun diyorsun ki ‘İmar gelecek, sağda solda konuşma ya’” diye uyarıyor. Bu görüşme Cumhuriyet’in 18 Mart 2014 tarihli manşetiyle kamuoyuna duyurduğu “Koruyu Satmışlar” manşetini akıllara getiriyor.

      Cumhuriyet’ten Canan Coşkun’un haberine göre, 25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturması ek klasörlerinde yer alan telefon görüşmesi dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ile soruşturma şüphelisi Cengiz İnşaat’ın sahibi Mehmet Cengiz arasında geçiyor. 5 Kasım 2013’teki görüşmenin kayıtlarına göre Bayraktar kentsel dönüşüm kapsamında Fikirtepe’deki yenilemenin Kadir Topbaş yüzünden kilitlendiğini belirtiyor.

      ‘SEN BUTİK OTEL YAPARSIN’

      Konu daha sonra Cumhuriyet gazetesinin Hüseyin Avni Paşa Korusu ve içindeki tarihi Hüseyin Avni Paşa Köşkü’nün tamamının Cengiz İnşaat’a satıldığını kamuoyuna duyuran haberiyle ilgili görüşmeye geliyor. Koruyu alan Cengiz İnşaat’ın sahibi Mehmet Cengiz, “Hüseyin Avni Paşa Korusu’na 10 tane ev yapacağını” söylüyor. Cengiz, Bayraktar’a “Anlamam ordayken söyle yani. Bundan sonra ‘Yok yetişmedi. Bilmem ne anlamam bak. Otel motel istemiyorum. 10 tane ev yapacam 85 dönüm’” diyor. Bayraktar’ın “Sen 10 tane butik otel yaparsın ev olarak” sözü üzerine de “Ya 10 tane ev istiyorum otel motel istemiyorum” diyor. Cumhuriyet gazetesi konuyu kamuoyunun gündemine getirdiğinde Cengiz İnşaat’tan yapılan açıklamada “Satın alınan yer Hüseyin Avni Paşa Korusu’dur. İçinde bir adet tarihi köşk mevcut. Restore edilerek kullanıma açılacaktır” denilmişti.

      ‘SAĞDA SOLDA KONUŞMA’

      Ses kayıtlarında Bayraktar, Cengiz’i, “Yav kardeşim sağa sola gidiyorsun diyorsun ki imar gelecek, sağda solda konuşma ya” diye uyarıyor. Bu söz üzerine Cengiz de bir tek “Hüseyin” diye bir şahsa söylediğini ifade ediyor. Ardından Bayraktar, Cengiz’e “patron” diye tanımladığı kişiye “Hüseyin’i söylemesini salık veriyor. Cengiz de patronun Hüseyin’i belediye başkanı yapma ihtimali olduğunu söylüyor.”

      ‘HEY ALLAHIM DİLİNİ YERİM…’

      Ses kaydında yer alan diğer bir konu ise Cengiz’in kumarı bıraktıktan sonra Çanakkale Geyikli’ye belediye başkanı olan komşusu. Cengiz, komşusunun artık partide istenmediğini belirterek Bayraktar’dan yardım istiyor.

      Bayraktar, bu konuşmanın ardından, korunun imara açılmasıyla ilgili Cengiz’in tek konuştuğu kişi olarak tanımladığı “Hüseyin” adlı kişinin belediye başkanı yapılması için konuşmasını, seçilmesi için 20 bin lira teklif etmesini istiyor. Cengiz de bunun üstüne sevincini “Hey Allahım dilini yerim ben senin” şeklinde gösteriyor.

      Odatv.com)

      Yine bugün Tarihi şahsiyetlerin eserleri hain ilan edilerek Ilımlı Islam dedikleri hükümetler tarafından satılmaktadır.Hüseyin Avni Paşa ve digerleri kimsenin umurumda degil.Bir padişah Meşrutiyet ilan edecegim derken niye bu sözünden dönsün.O günkü şartlarda.Çünkü bir aile Sutası olan Osmanlı Kanuni den sonra çökmeye başlamıştır.Kanuni den sonra gelen 24 padişahtan sadece,Abdulaziz;Abdulhamid ve Vahdettin den bahsederler.diger padişahlar nerede.

      Meşrutiyet için söz veren bir Abdulaziz,son zamanlara da ülkeyi tabir yerinde ise despotlukla yöneten bir Abdülhamid ve İstanbulun anahtarını İngilizlere teslim eden Vahdettin…..

      Buna karşılık Tarih içinde yer alan Ülke çıkarları için çalışan,Enver Paşa,Çerkez Ethem,Kazım Karabekir,Fevzi Çakmak ve Diger kahramanlar ile Mustafa Kemal paşa hain ilan ediliyor.

      Ilımlı İslam sözümün dogrulugu için BÜYÜK DEVLETLERİ TARİKATLAR YIKTI yazımı okuabilirsiniz.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: