MÜPTEZEL

Müptezel nedir?
Müptezel; Saygınlığını yitirmiş, çokluğundan dolayı değerini yitiren, değersiz gibi anlamlara gelmektedir.

Ayrıca Pek bol ve ucuz şey; ortamalı; ortaya düşmüş kadın anlamınada gelmektedir.

Tarihçilerimiz;Söze başlarken Selçuklu’da bizim dörtyüzyıl hüküm sürmüş.Osmanlı’da bizim altıyüzyıl hüküm sürmüş.
Cumhuriyet’te bizim kısabir süre sonra yüzüncü yılına girecegeiz.Bazı tarihçilerimiz de Tarih Türk’lerle başlar.

Hepsi dogru tesbit.Selçuklu.Osmanlı ve Cumhuriyet bizim tarihimiz.Dogrusu ile Yanlışları ile bizim tarihimiz.
Son zamanlarda Eski Türk Tarihinden bahis söz konusu degil.Osmanlının kuruluşu ve Selçululunun yıkılışı hiç degil.
Osmanlı altıyüzyıl Cihana hükmetmiş bir imparatorluk.Selçuklu Devletinin yıkılışından sonra kurulan ve Aile soyundan
gelen bir imparatorluk.Yine bir aile finansı olan. Savaşların Gizli Finansörü Rothschild Hanedanlığının yıkıma
sürüklediği bir imparatorluk.

Bazı Tarihçilerimiz varki,kadın olmadıkları için ortamalı(Müptezel ) demiyecegim.Saygınlığını yitirmiş diyecegim(Müptezel).
Osmanlı’yı göklere çıkarırken ,Cumhuriyeti yerlerde süründürmek için
degersizliklerinden olsalar gerek,bazı yerlere yaranmak İçin olsa gerek.Yazılarında ucuz olan ne varsa paylaşıyorlar.

Atatürk’e Söven “Kadir Mısırlıoğlu Kimdir?

Kadir Mısıroğlu diye bir adam var.
Siyasal İslamcılar arasında daha bilinen, kabul gören ve okunan bir isimdir.
Kimine göre zavallı bir meczup, kimine göre ardından gidilmesi gereken bir fikir önderidir. Hitabetini görenlerde “Müslüman mı,
yoksa koca bir şarlatan mı?” kuşkusunu bırakan garip bir üslubu vardır.
Tabi ki bilemeyiz, Müslüman mı, yoksa koca bir şarlatan mı?
Orasını Allah bilir ve Mahkeme-i Kübra’da elbette hükmünü verir. Dolayısıyla biz bilmediklerimizi bir kenara bırakalım,
bildiklerimizi yazmaya başlayalım.
10 Kasım günü herkesi tahrik edercesine “saat 09.05’te kenefe gidin” çağrısını yapan Kadir Mısıroğlu’nu biraz daha yakından tanıyalım.
Bilmem ki hangi birini yazalım. Mustafa Kemal’e hakaretine alkış tutan “muhafazakâr demokratlara” Kadir Mısıroğlu gerçeğini nasıl anlatalım?
En iyisi biz, kendi ağzından hayatını anlattığı yazılarında yer vermeye gerek görmediği “Hac Ticaretinden” başlayalım.

Yıl 1963!
Bugün “dindar gençliğine” rol model olarak sunulan ve kendini “belli ölçüde deliyim” şeklinde tanımlayan Kadir Mısıroğlu’nun
henüz bu denli tanınmadığı yıllardır.
Bugün olduğu gibi, o günlerde de Kadir Mısıroğlu çevresine dindar bir profil çizmekte, tertemiz Müslüman profiliyle güven telkin
etmektedir. Ticarete heveslidir. Dönemin tanınmış ilahiyatçılarından olan ve Türkiye’nin ilk Hac ve Umre Organizasyon şirketinin
kurucularından Prof.Dr.Mehmet Müftüoğlu; ağzı iyi laf yapan bu genç adama güvenir. Kadir Mısıroğlu ve İhsan Toksarı’yla
birlikte “ORTAŞARK” isimli Hac ve Umre Organizasyon Şirketi’ni kurarlar. Hacı Bayram Mevkiinde Kıskaç Sok Numara 4’te kurulan
bu şirket Güney Matbaasının hemen yanındadır.
Mehmet Müftüoğlu çok iyi düzeyde Arapça bilmesi nedeniyle Türkiye’den Hacca giden kafilelerin başında yer alır. Müftüoğlu,
Hacılarla birlikte Suudi Arabistan’a giderken; şirketin Türkiye’deki işlerini de Kadir Mısıroğlu ve İhsan Toksarı’ya bırakır…
1960’ların Türkiye’sinde oldukça uzun süren bir Hac seyahatine çıkan Mehmet Müftüoğlu bu defa geri döndüğünde her şeyin buhar
olup gittiğini fark eder.. Dünyası yıkılmıştır. Her şeyini emanet ettiği Kadir Mısıroğlu ve İhsan Toksarı toplanan Hac paralarını
adeta buharlaştırmıştır. Bir türlü hesabı tutturamazlar. Rivayet göre İhsan Toksarı hacıların parasıyla bebekte apartman yaptırmış,
Kadir Mısıroğlu da paraların bir kısmını buharlaştırmıştır.
Olay Adliyelik olur. Bütün birikimini bir anda kaybeden İlahiyat Profesörü Mehmet Müftüoğlu derhal mahkemeye koşar. Kadir Mısıroğlu
ve İhsan Toksarı aleyhine alacak davası açar. Açar ve kazanır da! Ama parasını tahsil etmesi mümkün olmaz. Ahını bırakıp geride,
Rahmet-i Rahman’a intikal eder. Çok meraklısına buna ilişkin mahkeme kararını da gönderebiliriz.
Neyse Kadir Mısıroğlu, sonrasında yayıncılık gibi işlerle uğraşır. Ama asıl işi Atatürk’e ve Cumhuriyeti kuran kadroya küfretmek
ve şeriat düzeni istemektir.
Hayatını küfür ve hakaretlerle geçiren ve güya Allah’tan başkasından korkmayan Kadir Mısıroğlu; hakir gördüğü Allahsız Devrimcilerin
ya da kafatasçı ülkücülerin hücrelerde tutulduğu ihtilal günlerinde; cuntacıların hışmından korkmuş ve soluğu yurtdışında almıştır.
Bütün hayatı boyunca, memlekete Batı tipi bir düzen getirmekle suçladığı Mustafa Kemal’e küfreden ve şeriat düzeni isteyen Kadir
Mısıroğlu’nun, hayalindeki gibi şeriatla yönetilen bir İslam Ülkesine kaçtığına kesin gözüyle bakılmıştır. Oysa şeytanın şerrinden
Allah’a sığınırım diyen dili bir anda “lal” olmuş, cuntacıların şerrinden kaçıp şeytan dediği Batı’ya sığınıvermiştir. Gençlere
şeriatın hikmetlerini, Batı’nın melanetini anlatan Kadir Mısıroğlu soluğu Almanya’da almıştır. Frankfurt’a yerleşen Mısıroğlu,
buradan da İngiltere’ye geçmiştir…
Bakmayın şeriat istediğine, 7 Eylül 1983 tarih ve 18158 numaralı kararla birlikte Türk Vatandaşlığından çıkarıldığında, bu defa da
İNGİLTERE’DEN siyasi iltica talep etmiştir.
Sonrası mı?
İngiltere’de geçirdiği günleri sonrasında beş parasız kalmıştır. Mehmet Müftüoğlu’nu hiç hatırladı mı bilinmez ama rotayı yine
şeriata değil “kişisel rahatına” kırmıştır. Tekrar Almanya’nın yolunu tutmuş, yurtdışında kaldığı 11 yıl boyunca dilinden düşürmediği
“şeriatla yönetilen İslam ülkelerine” bir kez bile uğramamıştır..
Almanya’da camileri dolaşıp, kurduğu sucuk fabrikası için Müslümanlardan para toplamıştır. Tabi aklına kim geldiyse söverek…
Bugün Tayyip Bey’in mirasçısı olmakla övünüp durduğu Demokrat Parti’nin kurucusu Celal Bayar’ı “İnönü’den bile dinsiz ilan ederek…”
Çok merak edenler arşivlerden, sucuk fabrikası için para toplayan Kadir Mısıroğlu’nun Celal Bayar’a ithamlarını da okuyabilirler.
Uzatmayalım…
1991 yılından sonra Türkiye’ye tekrar dönmüştür. Kaldığı yerden Atatürk’e, İnönü’ye ve Bayar’a; Cumhuriyeti kuranların neredeyse
tamamına küfretmeye devam etmiştir.
Sadece O kadar mı?
Elbette hayır…
Akif’e de küfretmiştir Akif’e…
Yandaşların dilinden düşürmediği Mehmet Akif’e…
Kaldırıp milli şairimize “serserinin teki” deyip geçmiştir…
Dedik ya…
Müslüman mı, yoksa koca bir şarlatan mı bilemeyiz…
Bu adama alkış tutmaya devam edenlere de sadece Allah’tan akıl ve fikir ihsan etmesini dileyebiliriz…

Atatürk’e düşmanı “Mustafa Armagan Kimdir?

Atatürk düşmanlığıyla tanınan “tarihçi” ve Yeni Şafak gazetesi yazarı Mustafa Armağan, her fırsatta Atatürk’e saldırmayı adeta bir “görev” gibi görüyor.

Son olarak, Rize’de Atatürk heykelinin kaldırılmasının ardından “Bize bu şan yeter” yorumunda bulundu. Birçok kez tüm Atatürk heykellerinin
kaldırılması gerektiğini de dillendirmişti.

Atatürk’e her fırsatta düşmanlık yapmak için deyim yerindeyse “fırsat kollayan” Armağan’ın, birçok kez tarihi belgeleri çarpıttığı ortaya
çıkmış, ancak “huylu huyundan” vazgeçmemişti.

Öyle ki tarihçiliği “troll” seviyesine kadar indirip Atatürk için “Atatürk, Anadolu topraklarında İngiliz idaresinde bir vali olarak çalışmayı
teklif etti!” bile demişti.

CEMAAT’TEN YANDAŞ MEDYAYA

Mustafa Armağan’ın kafa karıştıran bir geçmişi var. Son dönemlerde dillendirmekten kaçınsa da FETÖ bağlantıları oldukça düşündürücü.

Armağan, uzun yıllar Atatürk saldırılarına Cemaat medyasında devam etmişti. AKP-Cemaat savaşının ardından da, tası tarağı toplayıp yandaş
Yeni Şafak gazetesine taşındı.

İyi de, FETÖ konusunda 17-25 Aralık operasyonlarını ölçü alan hükümet medyasında, Mustafa Armağan nasıl kabul gördü? Ya da atılan tweet’leri
bile takip eden hükümet tetikçileri, buna nasıl göz yumdu?

Bu soruların yanıtından önce, Mustafa Armağan’ın Cemaat geçmişini biraz irdeleyelim:

Armağan 1995 yılında Cemaat’in gazetesi Zaman’da köşe yazmaya başladı. Zaman’a kayyum atanmasından sonra bile yazıları Ekim 2015’e kadar
devam etti. Yani, 17 – 25 Aralık operasyonlarının 2 yıl sonrasına kadar…

10 yıllık Cemaat yazarlığı dışında uzun süre Cemaat’in TV kanalı olan Mehtap TV’de “Tarih Aynası” adlı programı yaptı.

Fethullah Gülen’in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nda yayın bölümü yöneticiliği görevini üstlendi.

2000-2002 yılları arasında, yine Cemaat’in hazırladığı “DA” (Diyalog Avrasya) dergisinin genel yayın yönetmenliğini yaptı.

Cemaat’in düzenlediği Abant Platformu toplantılarının “seçkin” katılımcılarındandı ve neredeyse tüm Abant Toplantıları’na katıldı.

GÜLEN’İ ÖVEN KİTAPLAR YAZDI

Bugünlerde hiç sözünü etmediği Fethullah Gülen’le ilgili, Armağan bir de övgü dolu kitaplar kaleme aldı.

Cemaat’in önemli yazarlarından biri olan Ali Ünal ile birlikte 1999 yılında “Medya Aynasında Fethullah Gülen (Kozadan Kelebeğe)”
adlı kitabı hazırladı. Kitap, yine Cemaat’in kurduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından basıldı.

2000 yılında ise bu kez, Gülen için yazılan yazıların derlendiği “Diyaloğa Adanmış Hayat” kitabını hazırladı. Bu kitap da yine
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından basıldı.

17-25 ARALIK MİLAT DENİLDİ AMA…

Armağan’ın Gülen övgüleri sadece kitaplarla sınırlı değildi…

Bilindiği gibi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan her fırsatta, Cemaat’e yardım edenler için 17-25 Aralık operasyonlarını milat kabul
edeceklerini söyledi. Ancak Mustafa Armağan, Cemaat ile AKP savaşının zirveye çıktığı tarihlerde bile Cemaat’in yanında durmaya devam etti.

“HAŞHAŞİ BENZETMESİ HAKKANİYETLE BAĞDAŞMAZ”

Tarih: 15 Ocak 2014

17-25 Aralık operasyonlarının üstünden günler geçmiş, kavga zirveye çıkmış, saflar keskinleşmişti.

Dönemin Başbakanı Erdoğan, Cemaat’e “Haşhaşi, virüs, sülük, maşa, ihanet şebekesi” gibi ağır benzetmelerde bulunmuştu.

Zaman gazetesi 15 Ocak 2014’te “Aydınlar ve siyasetçiler Başbakan’ı aklıselime davet etti” başlıklı bir haber yayımladı.

Haber’deki “aydın”lardan biri olan Mustafa Armağan, Erdoğan’ın Cemaat’e yönelik çıkışlarına tepki göstererek şunları söyledi:
“Zaman zaman dışarıdan yardım da alan bir cinayet şebekesi ve eli kanlı örgüt olarak on yıllarca Sünni İslam âlemine darbe üstüne
darbe indirmiş bulunan Haşhaşilerin yaptıklarını Hizmet Hareketi mensuplarına yakıştırmak anakronizme düşmek bir yana, hakkaniyetle bağdaşmamaktadır.”

“GÜLEN ASLANLAR GELMELİDİR”

Mustafa Armağan Cemaat sahiplenmesini her zaman böyle açıktan yapmadı. Bazen de moda deyimiyle “subliminal” mesajlarla Fethullah Gülen’e sahip çıktı.

Mustafa Armağan, Cemaat’in kanalında sunduğu “Tarih Aynası” programının bir bölümünde Nietzsche’nin “Gülen aslan”larını konu aldı.

Fethullah Gülen’in soyadına göndermede bulunan Armağan, Nietzsche’den “Ben başkalarını bekliyorum bu dağlarda. Onlarsın şuradan şuraya
adımımı atmam. Daha üstün kişileri, daha güçlü kişileri, daha başarılı kişileri, canı gövdesi dimdik kişileri bekliyorum ben. Gülen aslanlar
gelmelidir” alıntısını yaptı.

“BU ASLANLAR KENDİLERİNDEN GEÇMİŞÇESİNE ÇAĞIN KADERİNİ DEĞİŞTİRECEKLER”

Armağan, sizin de hemen fark edeceğiniz gibi Fethullah Gülen’in soyadı olan “Gülen” kelimesine özellikle vurguda bulunarak şu yorumda bulundu:

“Nietzsche, çağının kokuşmuşluğuna, pıhtılaşmışlığına karşı ‘Gülen aslanlar’ terimiyle bir çıkış yolu bulmaya çalışıyordu. Bu gelecek olan
aslanlar, adeta ölüme gülecekler, hayata gülecekler ve kendilerinden geçmişçesine bu çağın kaderini değiştirecekler diye umut ediyordu.”

İfadeler oldukça tanıdık değil mi…

“ACABA O GÜLEN ASLANLAR BUGÜN NEREDE”

Armağan, Osmanlı dönemindeki “Gülen aslan”ları tanıttıktan sonra, programın sonunda mesajını biraz daha netleştirerek ve Hz. Ömer’den de
örneklendirerek Cemaat’i şöyle işaret ediyordu:

“Gülen aslanlardan oluşacak bir orduyu, bir kadroyu arzulayan Hz. Ömer’in bu isteği tarih boyunca gerçekleşti ve en sonunda, az önce
zikrettiğimiz Osmanlı aslanlarının elinde bugüne kadar ulaştı. Acaba bugün o ‘Gülen aslanlar’ nerede, ne yapıyorlar, hangi serhatlerde
geziyorlar. Bunlar herhalde bizim eğitim gönüllülerimizin elinde bir bayrak olarak, dünya ufuklarında dolaşıyor diyebiliriz. Allah hem
geçmiştekilerden, hem de bugün yapılan hizmetlerden razı olsun.”

ÖZGEÇMİŞİNİ “TEMİZLEME” ÇABASI MI VAR

Yakın zamana kadar her fırsatta Cemaat’in yanında yer alan Mustafa Armağan, bugün ise Yeni Şafak gazetesinde yazılarına devam ediyor.

Ancak Yeni Şafak’taki köşesinde dikkat çekici bir detay var.

“Yazarın Hayatı” bölümünde Armağan’ın Cemaat geçmişi ile ilgili neredeyse hiç bilgi yok. Ne Zaman’da yazarlık yaptığı, ne Cemaat övgüsü
kitapları, ne Cemaat kanallarında yaptığı programlara, ne de Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nda üstlendiği göreve öz geçmişinde değinilmemiş.
Kişisel sayfasındaki “kitapları” bölümünde de Fethullah Gülen’i övdüğü kitaplara yer verilmemiş.

Armağan Cemaat geçmişini unutturmaya çalışsa da, arşiv unutmuyor.

DEĞİŞMEYEN TEK ŞEY

Mustafa Armağan, kuşkusuz bugün sorulursa Cemaat ile ilgili “kandırıldım” diyecektir. Ancak değişmeyen bir yönü de var; Atatürk düşmanlığı…

Armağan, Cemaat yazarlığı döneminde olduğu gibi bugün de Atatürk düşmanlığını provokatif bir boyutta devam ettiriyor.

Ne zaman Türkiye’de birlik ve beraberlikten söz edilse, ne zaman toplumsal uzlaşı gündeme gelse Mustafa Armağan ortalığı karıştıracak yeni
bir “Atatürk düşmanlığı”na imza atıyor. Bu da akıllara “Armağan kripto FETÖ’cü mü” sorusunu getiriyor.

DİGER BİR MÜPTEZEL

HASAN Akar,  “Ben de o anda ihtiyari ve irademin dışında dini hassasiyetimle söyledim. Bazı kitaplar böyle olduğu için nakil yaptım.  Atatürk ile
ilgili üslubum yanlıştı. Bilerek böyle bir suç işlemedim” dedi. Kaynak: İşte Atatürk düşmanı Hasan Akar’ın ifadesi! Geri vites yaptı ama…

Atatürk’e hakaret eden Mustafa Armağan, Yavuz Bahadıroğlu ve Süleyman Yeşilyurt’un ardından Nurcuların Hocası Hasan Akar, Atatürk’ün annesini
hedef almıştı. Hasan Akar “Atatürk’ün annesi Selanik genelevinde çalışıyordu” şeklinde alçakça ifadeler kullanmıştı.

Öyle ise

ATATÜRK NE YAPTI DA BÖYLESİNE HEDEF OLDU?

Atatürk Düşerse Hepiniz Düşersiniz !

Son günlerde AKP’nin perde arkasının organize ettiği ve başını Cüneyt Zapsu ve ekibinin çektiği ifade edilen “Atatürk Düşmanlığı” internet ortamında
ivme kazanıyor. “Atatürk’ün adını anmaktan utanılacak günlerin yakın olduğu, Atatürk’ün İngiltere’ye dayanarak bir şeyler yapmaya çalıştığı ve başarının
İngiltere’ye ait olduğu” ifade edilmeye çalışılıyor, bunun propagandası yapılıyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri içinde de 28 Şubat süreci ile başlayan, Org. Çevik Bir’in o dönemde yaptıklarını düşününce, Atatürk’ü gözden düşürme operasyonunun
Şeriat tehlikesi çığırtkanlığı adı altında başlatıldığını, Sayın Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök Paşa’nın omuz verişi ile son sürat devam ettiğini
görüyoruz.
Atatürkçülüğü, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milletini imha etmek için ticari ve etnik İslamcılar, bazı etnik gruplar ve Masonların faaliyetini
hep birlikte izliyoruz.
Bir defa, Atatürk mason localarını kapattı, bizde Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü sileceğiz diyen İshak Alaton’un da içinde bulunduğu çevrelerin onun
koyduğu öğretileri gündemden düşürerek, hatta ortadan kaldırmak için ne tür çalışmalar yaptıkları bilgimiz dahilinde.

Acaba Atatürk ne yaptı da böylesine hedef oldu ?!!!

– Türk İstiklal Savaşının başarıya ulaşmasını sağlayacak planlamayı yaptı ve muvaffak oldu.
– Osmanlı İmparatorluğunu oluşturan asli unsur Türklerin ve diğer etnik unsurların yok edilmesini, ve soykırımını engelledi.
– İslam’ı sadece Mekke ve Medine ye hapsedecek makro operasyonu çökertti.
– İngilizleri, onlara uşaklık yapan Yunanlıları, Fransızları ve İtalyanların Osmanlı’yı yani Türkleri ve İslam’ı yok etme ve Anadolu’ya yerleşme
planlarını iptal etti.
– Batıyı kendi silahları ile kendi yöntemleri ile vurabileceklerini sömürülen ülkelere ortaya koydu.
– Yok olmaktan nasıl kurtulunulacağı nı ampirik olarak gösterdi.
– Gerçek İslam’ın (İngiliz ve Siyon eli değmemiş İslam’ın) nasıl bir güç olduğunu somut olarak ortaya koydu.
– Kısacası, emperyalizmi yenilgiye uğratarak dünyaya örnek oldu.
– Türk’ün ve diğer etnik unsurlar Arap’ın, Kürdün, Çerkez’in, Hıristiyan’ın, Musevi’nin, Ermeni’nin Anadolu’da var olabilmelerine sebep oldu.
– Şarkta bir zihniyet devrimi planladı ve başardı.
– Şarkta medeniyet tasavvurunu ve bilincini yeniden uyandırdı.
– Gayr-ı milli odakların üstüne korkmadan gitti.
– Dini istismar eden Batı güdümlü sahte İslamcıları teşhir etti.

Liste uzatılabilir. Atatürk’e hakaretin sebebi işte yukarıda ki listedir.

Atatürk, Türkün, İslam’ın ve Türkün kardeşlerinin en büyük darbesi, İngilizlere, Fransızlara, İtalyanlara, Yunanlılara, ABD’lilere olmuştur.
İşte bu yüzden de Atatürk’le ve Atatürkçülükle en çok İngilizler ve diğer emperyalistler meşgul olmuştur. Çanakkale’de ve Anadolu’da aldıkları
darbeyi hala anlamaya çalışmakta ve hasarı telafi etmek isterken, o yarayı açanları imha planları yapmakla meşguller.
Sadece onlar değil elbet; diğer ülkeleri ve onların içerdeki işbirlikçilerini unutmayınız.
İhanetin perdesi açılıyor;

İşte Atatürk’ün ve Türk Milletinin Çanakkale’de, İstiklal Savaşı’nda emperyalizme indirdiği bu ölümcül darbeyi yiyenlerin Türkiye’ye dayattıkları
Atatürk profili ve Atatürkçülük;

Öğretilen ATATÜRK;
– İçki sofrasından kalkmayan bir insan.
– Milletin namusuna sarkan bir zampara.
– Din düşmanı bir adam.
– Modernliği dayatan ve çıplaklığı özendiren lider.
– Türk dilini ve kültürünü unutturmaya çalışan lider.

Öğretilen ATATÜRKÇÜLÜK
– Din düşmanlığı
– Halk düşmanlığı
– Gelenek düşmanlığı
– Faşist ideolojiyi hedefleyen ırkçılık
– Irkçılık

Her iki konuda da listeyi isteyen uzatabilir. Biz kısa kestik.
Yukarıda ki Atatürk profili ve Atatürkçülük anlayışını Türkiye’ye ve Türk Milletine dayatanları ve onların hedeflerini aslında hepimiz biliyoruz.
Ama maalesef Atatürk’ü gizlenen ve görmememiz istenen yönüne bizler de nerede ise gönüllü olarak yabancı kaldık.
Dayatılan Laikliğin Atatürkçülükle Atatürk’le ne kadar uyuştuğunu hiç araştırmadık. Dayatılan Laikliğin Atatürk tarafından ne şekilde algılandığı,
neden öyle algılandığını ve neden Laikliğin (bugünkü haliyle değil) devlete hakim kılınmaya çalışıldığını anlamadık ve anlatamadık.

Dolayısıyla Atatürk zihnimizde iki üç resimle çakılı kaldı :
– Sürekli içki içen, içki sofrasından kalkmayan bir insan,
– Modern kıyafetli, kadınlarla konuşan ve dans eden bir salon beyefendisi,
– Karatahtanın başında Latin harflerini öğreten (güya öz kültürünü reddeden) başöğretmen,
– Halka zorla şapka giydiren adam

KAHRAMANLARI KARALAMAK

Hep kolay olanı seçtik. Kahramanları karalamayı tercih ettik. Peki, neden bu güne kadar hiç kimse sormadı ;
– Peki bu ayyaş zevk-ü sefa düşkünün adam, İstiklal Savaşı’nı nasıl organize etti? Büyük Millet Meclisi’nin verdiği Başkomutanlık görevini
nasıl yaptı? Nasıl savaştı? Savaş sonrası diplomasiyi nasıl idare etti? Anadolu’yu nasıl turladı?
– Atatürk, rakı ve çerezden ibaret bir hayat sürdü ise Türkiye Cumhuriyeti gibi bir Devleti nasıl kurdu, kurguladı?
– Atatürk ve arkadaşları gerçekten içki masasından kalkmamış ise Türkiye kimin eseri?
– Güya sürekli içki içen, zevk sefa peşinde koşan bu adam , bir kütüphane dolusu kitabı nasıl okudu?
– Atatürk din düşmanı olsa idi acaba Türkiye de bu gün İslam ın İ ..si kalır mıydı?
– Bu içkici adam, Misak-ı Milli’nin yeniden hayata geçirilmesi için nasıl çalıştı? Hatay’ı nasıl topraklarımıza kattı. Batı Trakya ile
Gagavuzlarla, Afganistan’la nasıl bu kadar yakinen ilgilenebildi?
– Bu adam madem bu kadar içkici idi, Trablusgarp’ da, Şam da, Galiçya’da, Çanakkale’de Sakarya’da son olarak Ankara’da bunca işi nasıl yaptı?
– Dağlara taşlara “Ne Mutlu Türküm” diye yazanlar kimlerdi ve neyi amaçlıyorlardı?
– Atatürk bir ırkçı olsaydı, acaba bu gün Türkiye de kendisini niteleyen Kürt, Arap, Ermeni, Çerkez ve diğerleri olur muydu?
– Yoksa bizler, içmesi abartılan ve abartıya inandırılan kandırılmışlar mı olduk?
– Yoksa Atatürk’ün kahramanlığını ve dehasını karalayarak İngilizlerin ve topluca İslam düşmanlarının, daha açık ifade ile dünyada tek
bir Müslüman’a ve Türk’e tahammül edemeyenlerin oyununa mı geldik?
– ACABA ATATÜRK MİSAK-I MİLLİ GİBİ MUAZZAM BİR ASKERİ SİYASİ VE KÜLTÜREL OPERASYONU YAPMASAYDI, bugün ona düşmanlık besleyenler yaşıyor
olacaklar mıydı?
– Çanakkale de, Balkanlar da, Kafkaslar da, Ortadoğu da, Afrika da savaşılmasaydı, acaba haritadan hangi etnik unsurlar silinirdi, hiç baktınız mı?

Alıntılar

Yücel Bulut. Ortadoğu Gazetesi. Serbest Köşe.15.11.2014.
İşte Mustafa Armağan’ın unutturmak istediği şeceresi.Şahin Çakmaklı
ADD HANNOWER.DE

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: