ABAZALAR

Ruslar kendi kazanımlarının büyüklüğünü idrak edip, Kafkasya yaylaları üzerinde kendi askerî denetimlerini berkitmeğe koyulduklarında, müslüman aşiret halklarının Kafkasya’dan sürülmesi yavaşladı. Bunun üzerine, Çerkesler’in ana göçünden üç yıl sonra, merkezinde Sohumkale’nin bulunduğu yörede yerleşik Abazalar’ın kendi yurtlarından sürülmesine sıra geldi. 1867’de Abazalar’ı göçe zorlamak için onların başına musallat edilen yöntemler, öz olarak, daha önce (başka müslüman halklara karşı) kullanılmış bulunanların aynı idi. Rus askerleri Abaza köylerine geliyor, evleri yakıyor, sürü hayvanlarını ve öteki malları gasp edip götürüyor, Abaza’ların elinde ancak ölmeyecek kadar bir şeyler bırakıyorlardı. Abazalar etkili bir direniş gösterebilecek durumda değillerdi ve bu konuda yapılmış bütün girişimler çabucak başarısızlığa uğradı. Abhazistan’da, durum hakkında bilgi toplamak amacıyla at sırtında bir uçtan ötekine yöreyi geçen İngiliz Konsolosu Gifford Palgrave’in açıkladığı üzere, Rusların bu halka karşı niyetleri, Kafkasya’nın bütün Müslümanları hakkındaki niyetlerinin aynı idi. Palgrave, Abhazistan’ın ve çevresindeki yörelerin Müslümanlarından dörtte üçünün göçe çıkacağını saptadı. Kanısına göre, Ruslar,  yalnızca değerli arazilerdeki müslüman halkı oralardan söküp atmak amacını değil, bir yandan da“Ülkesinin kıyı bölümlerine, açlıktan kıvranan ve tek meteliği olmayan bir dindaşlar yığını böylece fırlatılıp atılacak olan Türk devletini zor duruma sokmak” amacını gütmekte idiler.

Ruslar, Abazalar’dan binlercesini göçe zorladılar, ama birçoğunu da geride tuttular. Kırım Tatarları ve Çerkesler konusundaki deneyimlerinden, toptan göçe sürmelerin, yöre ekonomisi üzerinde ters bir etki yarattığını öğrenmiş görünüyorlar. Yaşlı erkeklerle kadınlar ve çocuklar göç etmeğe teşvik ediliyor yahut zorlanıyor iken, ekonominin ihtiyaç  duyduğu güçlü kuvvetli erkekler geride tutuluyor ve zorunlu çalışmada kullanılıyordu, Arkada bırakılanların tam sayısı bilinmiyor. Abazalar’ın; önderlerinin iddia ettiğine bakılırsa, aileleri göçe zorlanmış binlerce erkek geride alıkonmuşlardı. Bazan, aileler, bütün bireyleriyle sürülüyorlardı; bazan ailelerde ise, çalışabilecek durumdaki erkekler alıkonuyor, ötekiler gidiyordu. Her iki durumda, Kafkasya’daki Abaza aileleri ülkeyi terketmiş oluyordu ve [ülkede] bir Abaza ulusunun varlığı fiilen son bulmuştu, pek küçük bir bölümcük geride kalmıştı. Palgrave’in; kaydettiği üzere, “Tek suçları Rus olmamaktan ibaret bulunan bir ulusun böylesine yok edildiğine tanık olmak, çok acı verici” idi.

Abazalar’ın, zor kullanılarak, soyulup soğana çevrildikten sonra ülkelerinden sürülmelerine ilişkin olarak bütün anlatılanlar doğrulanıyor. Üstüne üstlük barbarca şeylerin yapıldığı konusunda ayrıntılı anlatımlar buna ekleniyor; sürgüne gidenlerin kendilerinin anlattığına göre, kendi memleketlilerinden nicesi, onları Türkiye’ye götürecek bahanesiyle ve zorla Rus gemilerine bindirildikten sonra, Türkiye yerine Kerç’e ya da Novorusiska’ya götürülmüşler ve sonra da oralardan Rusya’nın iç bölgelerine sürülmüşlerdir.

“… Abzehlerin durumu da gıpta edilecek gibi değildi; yarı çıplak, ayakkabısız, soğuktan tir tir titreyerek el işi bazı şeyleri ekmekle takas etmek için kampımıza geliyorlardı. Sonradan, askerlerin kuru odun için uzaklara gittiğini fark edince çok az ekmek karşılığında kampa kütükler sürükleyip getirmeye başladılar. Bize garip gelen sadece şuydu: Kampa gelen Dağlılar Pşış ve Pşekups arasındaki bölgenin sakinleriydi, yani birliklerimizin henüz girmediği, savaşın feci sonuçlarını henüz yaşamayan yerlerin. Acaba her zaman mı böyle yoksuldular?”

“Abzehlerin durumu bu kış boyunca son derece kötüydü.Dağlıların ölüm oranı Pşekups’ta çok büyük ölçülere ulaşmıştı. Bu verimli vadilerin yoğun nüfusu, birliklerimiz tarafından işgal edilen yerlerden ayrılan Abzehlerin gelişiyle o kadar artmıştı ki, bir kulübede dört, bazen de beş aile birlikte yaşıyordu. Dağlıların bir yerden bir yere göç ederken   kaptıkları  tehlikeli  soğuk  algınlıkları  bu  sıkışıklıkta  ve  kışın  korkunç  soğuğunda  tifonun  şiddetle  yayılmasına  yol  açıyordu.

Pşış ve Pşekups arasındaki bölge çok sayıda dağ deresinin ve çayının kestiği, hafif tepelik bir araziydi. Yapısı itibarıyla toprak çernozeme (kara toprak) benzetilebilirdi. Elbette, ancak bir su kolunun aktığı bütün derelerin sık köylerle dolu olması şaşırtıcı değildi. İlk kez bu kadar büyük bir nüfusun izine rastlıyorduk. Dağlılar için bu yerleri bırakmak üzüntü vericiydi. Ateş yüzlerce köyü sardığında bile, bir sonrakilerde halkın Laba’ya veya İstanbul’a göç için daha yeni çıkmaya başladığını görüyorduk. Bu büyüleyici yerleri savunmak için bir kurşun bile atmadılar: Dağlılar itiraz etmeden göç etmek gerektiğine artık inanmışlardı…

Yolda, Şeneps vadisindeki köylerinden çıkıp deniz kıyısına doğru ilerleyen ailelerin yanından geçiyorduk. Açık kamp kurmuşlardı. Dağlılar arasında yakışıklı erkeklere ve çok güzel kızlara rastlanıyordu. Bu durumdan çok üzüntü duymadıkları görülüyordu. Gülümsemelerinde üzüntü belirtisi olmayan bir neşe vardı. Niye üzülsünler ki? Küçük yaşlardan beri Türkiye’ye satılabilecekleri düşüncesine alışmış olmaları onları vatanlarından çok İstanbul’u düşünmeye zorluyordu.”

“Yolda karşımıza çıkan ilk şey, kısa süre önce göçmenlerin gecelediği, çalılardan, derme çatma barakalardan oluşan bir kamptı. Gerek bu işaretlerden, gerekse yolda her beş on adımda bir rastladığımız at ölülerinden izledikleri güzergahı tahmin etmek kolaydı.”

Ayın 2’sinde gün boyunca kampımızın yanından varını yoğunu yüklenmiş göçmen kafileleri geçti. İpini göğsüne bağladığı en az bir pud ağırlığındaki yükü sırtına vurmuş genç bir kadına, kollarında küçük yavrusu ve sırtında kocaman bir yatakla genç bir anneye rastlamak mümkündü. Başlarının üzerinde demir kazanlar, ayrıca ellerinde leğen gibi şeyler taşıyan en fazla altı yedi yaşlarında çocuklarla karşılaşıyorduk. Yem yokluğundan atlarını kaybeden aileler yüklerini kendileri taşıyordu.”

“Göç Dağlılara pahalıya mal oluyordu. Yanlarına silah ve büyükbaş hayvan almalarının yasaklanması onları mal varlıklarının büyük bir kısmından mahrum bırakıyordu, ihtiyaç yüzünden mallarını yok pahasına satmak zorunda kalıyorlardı.

Ancak yaşlıların en müşkül durumda bile silahlarını satmadıkları, bu ticaretle daha çok gençlerin uğraştığı fark edildi. Bir ihtiyar geç kalmış, atla yetişerek denize açılmak üzere olan tekneye atlamış. Atın dizginlerini çıkarıp denize atmış, atı ise serbest bırakmış. Sonra tüfeğiyle havaya ateş edip onu da denize atmış. Aynı şeyi tabancasıyla da yapmış, sonra onu kama izlemiş. Öyle görünüyor ki, ülkesini terk ederken yaşlı adam, ellerinde güçlü düşmanı durduramayan silahıyla birlikte yüreğini de söküp atıyordu.”

Kafkasya’daki yurtlarından sürülüp atılan Çerkesler’in ve diğerlerinin sayısı hakkında çok tartışma yürütülmüştür. Tatar ya da Çerkes Müslümanların özenli bir sayımı yapılmış değildi; bu nedenle, kaç kişinin göçe çıktığı söylenemez. Çeşitli tahminleri analiz edince, Ruslarca fethedilen ülkelerden aşağı yukarı 1 200 000 Kafkasyalının göçe çıktığını ve bunlardan 800 000 kadarının Osmanlı ülkesinde yerleşmek üzere sağ kalabildiğini [sağ olarak, Osmanlı Ülkesine varıp iskân edilebildiğini] belirtmek akla yakın görünüyor.

Rus imparatorluğu, fethedilmiş müslüman ülkelerinin, soy yönünden kendisine daha yakın saydığı halklarca iskân edilmesinin önlemlerini aldı, çaresine baktı. Tıpkı Kırım’da Ruslarla Ukraynalıların nüfus içinde ana öğe durumuna gelmesi gibi, eski Çerkes ve Abaza ülkelerini de Ruslar, diğer Slavlar ve Kazaklar aldı. Güvenilebilir sayılacak ilk Rus nüfus sayımı 1897’de yapılmıştır ve değişim üzerine gerçekleşen durumu saptamaktadır; artık Hıristiyanlar [bu ülkelerde] Müslümanların karşısında bire ondan daha yüksek oranda çoğunlukta idiler.

 

ABHAZYA CUMHURİYETİ

ABHAZYA CUMHURİYETİ

Resmi Dil : Rusça, Abhazca
Başkent : Sohum
Cumhurbaşkanı : Sergei Bagapş
Yüzölçümü : 8 600km2
Nüfus : 215 972
Din : Hristiyan, Müslüman

CUMHURİYETİN YAKIN TARİHİ
1917 Şubat Devrimi’nin haberinin alınmasından sonra, 10 Mart 1917’de Sohum’da Abhazya Halk Temsilcileri toplantısı yapılarak geçici hükümet organı olan “Toplumsal Güvenlik Komitesi” kuruldu.
Kasım 19l7’de yapılan Abhazya Halk Kongresi’nde ise “Abhazya Halk Kongresi Deklarasyonu” ve “Halk Konseyi Anayasası” kabul edildi. Deklarasyonda, gerçek iktidar organı olan Abhazya Halk Konseyi’nin görevleri hakkında bilgi verildikten sonra, “Abhaz halkının, Dağıstan, Abhazya ve Kuzey Kafkasya’nın oluşturduğu Birleşik Dağlılar Birliği’nin bünyesine girdiği” deklare edildi.
Abhazlar kendi iradeleriyle, 11 Mayıs 1918’de ilan edilen Kafkasya Dağlı Halklar Birliği’nin bünyesinde yer aldı.
26 Mayıs 1918’de ise Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu. Aynı yıl Haziran ayında Bolşevik gruplarla mücadele etmek bahanesiyle Gürcü birlikleri Abhazya topraklarına sevk edildi. Bu birliklerin komutanı General Mazniaşvili Genel Vali oldu. Abhazya’da acımasız bir işgal rejimi kuruldu. Akıl almaz bir şovenizm politikası uygulandı. 1918 yılı Ağustos ve Ekim aylarında Abhazya Halk Konseyi iki defa dağıtıldı, milletvekilleri birçok kez politik terör ve baskılara maruz kaldı. “Toplumsal Güvenlik Komitesi”nin kuruluşuyla başlayan Abhaz ulusal hareketi bastırıldı.
Mart 1921’de Sovyet egemenliğinin kurulması Abhazya’da birçok kişi tarafından Gürcü işgalcilerden kurtuluş ve devlet yapısının yeniden kurulması olarak algılandı. Gerçekten ilk zaman Bolşevikler Abhazya’ya, “egemen Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti”nin ilanından sonra politik seçim özgürlüğünü sağladılar.
Ancak Abhazya, Stalin, Orconikidze v.b.’nin ağır baskısı altında Aralık 1921’de Gürcistan’la “özel birlik antlaşması” imzalamak zorunda bırakıldı.
Komünist Gürcistan, “demokratik” seleflerinin Abhazya’yı ele geçirmeye yönelik “Abhazya Politikası”nı aynen devam ettirdi.
Moskova’da güçlü koruyucular bulan Gürcistan Yönetimi, on yıl sonra 11 Şubat 1931’de Abhazya SSC’nin statüsünü “özerk cumhuriyete” indirtmeyi ve “Gürcistan SSC’ne bağlatmayı” başardı.
Abhazya’nın statüsünün Gürcistan bünyesinde Özerk Cumhuriyet’e indirilmesinden tam bir hafta sonra, Abhazların Sovyet iktidarına güvensizliklerini belirttikleri günler süren(18-26 Şubat 1931) gösteriler başladı. Bu, Abhaz halkının, Sovyet egemenliği koşullarında haklarını korumak için yaptığı ilk kitlesel gösteridir.
Bununla birlikte, Abhazya SSC’nin Abhazya ÖSSC’ye dönüştürülmesinden sonra bile Gürcistan ile Abhazya arasındaki ilişkiler hukuki açıdan “devletlerarası ve federatif “karakter taşıyordu.
Abhazya’nın güçlü yöneticisi Nestor Lakoba, Gürcistan’ın saldırılarına karşı koyabiliyordu, fakat yönetimden el çektirilmesinden sonra Abhazya’da hızlı ve yoğun bir tempoyla Gürcüleştirme politikası uygulandı. Okullardaki öğretim Abhazca’dan Gürcüce’ye çevrildi, Abhaz alfabesine yeni bir Gürcü grafiği empoze edildi, eski Abhazya yer adlan Gürcüce adlarla değiştirildi, Abhaz kökenlilerin sosyal gelişimi güçleştirildi.
Bu amaca uygun olarak nüfusun etnodemografik yapısını bozmaya yönelik asimileci yerleştirme politikaları uygulandı. 1937-1953 Döneminde Gürcistan’ın iç bölgelerinden Abhazya’ya onbinlerce Gürcü yerleştirildi; bunun sonucunda Abhazya nüfusu içindeki oranları da arttı. (1886’da % 6 olan Gürcü nüfus oranı bazı Abhaz boylarının da Gürcü olarak kaydedilmesiyle 1939’da yüzde 30, 1959’da yüzde 39.1’elere çıkarılmıştır)
Stalin karşıtı SBKP kongrelerinden sonra Gürcüleştirme politikasının baskıcı metotları durduruldu, ancak üstü kapalı şekilde daha sonra da uygulandı.

*Abhaz boyu Samurzakanlar Gürcü nüfusa dahil edilerek sayılmıştır.
Abhazların kültürel gelişimi yapay olarak frenlendi.
Mevcut duruma karşı gelişen protestolar, 1950’li yılların sonunda, Tiflis’teki iktidara karşı vatansever Abhaz aydınlarının önderlik ettiği güçlü bir muhalefet hareketine dönüştü. Gürcistan’ın karşısında olunduğu birkaç kez açıkça ifade edildi; ayrıca Abhazya’nın Gürcistan’ın bünyesinden çıkması talebiyle 1957, 1964 , 1967, 1978 yıllarında kitlesel gösteriler ve mitingler yapıldı.
Abhaz-Gürcü ilişkilerinde bundan sonraki aşama ulusal sorundan kaynaklanan 1989’daki çatışmalardır.
SSCB’nin iyice yaklaşan çöküşü ve keza Gürcistan’ın toplumsal-politik yaşamında şovenist ve üniter eğilimlerin artması, Abhazlar için, Abhazya’nın devlet egemenliğinin anayasal ve hukuki olarak güvence altına alınması konusunu güncel hale getirdi.
Gürcistan’da 1990 Ekim’de Zviad Gamsakhurdia’nın iktidara gelmesi, Tiflis’in Abhazya’ya karşı tutumunu daha da sertleştirmesiyle kendini gösterdi.
Gürcistan Parlamentosu tek taraflı olarak, Abhazya ve Gürcistan’ın ilişkisinin uluslararası özelliğini görmezden gelen kararlar almaya başladı. Abhazya ÖSSC’nin iktidar organlarının yetkilerini tamamen kısıtladı ve iş Abhazya’nın devlet yapısını ortadan kaldırmaya kadar geldi. Gürcistan SSC Yüksek Sovyeti’nin Kasım 1989, Mart ve Temmuz 1990 tarihlerinde yapılan ve Gürcistan’ın devlet bağımsızlığının yeniden tesis edilmesi konusunun görüşüldüğü oturumlarında, Gürcistan’da 1921 Şubat’ında Sovyet egemenliğinin kurulmasını, mevcut politik düzenin (yani Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti İktidarının) devrilmesi olarak değerlendiren kararlar alındı.
Gürcistan’da Şubat 1921’den beri var olan bütün devlet yapıları gibi Sovyet Gürcistan’ı ile imzalanan anlaşmalar da yasa dışı ve hükümsüz ilan edildi (Gürcistan ile RSFSC arasındaki 21 Mayıs 1921 tarihli anlaşma; Transkafkasya SFSC’nin kuruluşuna ilişkin 12 Mart 1922 tarihli anlaşma ve SSCB’nin kuruluşuna ilişkin 30 Kasım 1922 tarihli anlaşma).
Abhazya ÖSSC Yüksek Sovyeti, Abhazya’nın devlet yapısını korumak amacıyla 25 Ağustos 1990’da’da aldığı kararla, Abhazya’nın devlet yapısının yasal biçimi olarak, Abhazya halkının özgür iradesiyle kurulan ve 31 Mart 1921’de ilan edilen “Egemen Abhazya Sovyet Cumhuriyeti” statüsünün geçerli olduğunu kabul etti.
Abhazya ÖSSC Yüksek Sovyeti, kararnamesinde, Gürcistan SSC Yüksek Sovyeti’nin mevcut iktidar organlarını ve onlar tarafından imzalanan anlaşmaları yasadışı ve geçersiz sayan kararlarını politik ve hukuki yönden değerlendirerek şu sonuca vardı: “Bu durumda Gürcistan ile Abhazya arasında önceki (1921’den sonrakiler) devlet organlarınca imzalanan anlaşmalar da yasadışı ve geçersiz kalmış; Abhazya’nın Gürcistan SSC bünyesine girmesi de hukuki zeminini yitirmiştir.”
Silahlı darbe sonucu Tiflis’te iktidara gelen askeri konsey, Şubat 1992’de “1978 tarihli Gürcistan anayasasının feshedilmesi” ve Abhazya ÖSSC gibi devlet-hukuk ilişkileri öğelerinin yer almadığı “1921 tarihli Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti anayasasına geçilmesi” kararını teyid etti. Hukuki açıdan Abhazya ÖSSC’nin devlet-hukuk ilişkileri içinde bulunduğu Gürcistan SSC’nin böyle bir karar almasından sonra varlığı ortadan kalkmış; Abhazya ÖSSC ile hiçbir hukuki ilişkisi olmayan yeni bir devlet, yani Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti kurulmuştur.
Cumhuriyetler arasındaki hukuki çözümsüzlükleri ortadan kaldırmak amacıyla ve Abhazya’nın Gürcistan ile devletlerarası ilişkilerini yeniden kurmak gayretiyle Abhazya Cumhuriyeti Yüksek Sovyeti, Abhazya halkının iradesini yansıtan ve ulusların kendi kaderini belirleme hakkını yaşama geçiren “Abhazya topraklarında 1925 Abhazya Anayasasını geçerli sayan” bir karar aldı.
Bu anayasada ise “Abhazya Cumhuriyeti, topraklarında devlet egemenliğini kendi iradesiyle ve başka hiçbir iktidara bağlı olmaksızın gerçekleştiren egemen bir devlettir (Madde 5)” denilmekteydi.
SSCB’nin çöküşünden sonra, uzun yıllar ilk defa eski SSCB’nin bütün halklarının uluslararası hukuk normları temelinde kendi ulusal-devlet yapılarını gerçekleştirme imkanı ortaya çıktı. Birçok halk bağımsızlık ve egemenlik kararını ve gerekli deklarasyonu kabul ederek kendi bağımsız devletlerini kurmak için uluslararası hukukun gereklerine uygun şekilde bu uygar yolu seçtiler. Abhazya halkı da kendine bu yolu seçti.
Ancak Gürcistan bütün dünyaya, büyük ve küçük her ulusun kendi kaderini belirleme hakkı olduğunu, kendi politik statüsünü özgürce belirlemek, kendi ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimini özgürce sağlamak hakkı olduğunu kabul eden uluslararası anlaşmalara ve BM tüzüğünün temel ilkelerine saygısızlığını ve imparatorluk emellerini bütün dünyaya gösterdi:
Kendi halkı için özgürlük, bağımsızlık ve kaba bir dikta; diğer küçük ve bu yüzden de savunmasız halka karşı açık bir şovenizm… işte Gürcistan’ın Abhazya’ya yönelik politikasının temelinde yatan iki ahlak anlayışı.

Abhazya, Gamsakhurdiya’yı devirerek iktidara gelen Şevardnadze’ye diyalog çağrısı yaptı ancak yanıt alamadı. Bunun üzerine Abhazya Parlamentosu da, yukarıda belirtildiği gibi 23 Temmuz 1992’deki oturumunda 1978 Anayasası’nı yürürlükten kaldırarak 1925 Anayasası’na dönme kararı aldı. 1925 Anayasası’na göre Abhazya, egemen bir devlet olarak Gürcistan ile “ittifak bazında birlik’ oluşturuyordu. Parlamento aynı oturumda, 14 Ağustos 1992’de yapılacak toplantısında Gürcistan’la nasıl bir ittifak kurulacağını görüşecekti.
Ancak 14 Ağustos 1992’de Gürcistan silahlı birlikleri Abhazya’ya girdi. Karadan, denizden ve havadan yapılan saldırılarla Abhazya’nın Gal, Oçamçira, Sohum ve Gagra kentleri işgal edildi. Abhazya halkı bu saldırıya karşı direnişe geçti.
Savaş, önce Gagra’nın, daha sonra da Sohum, Oçamçira ve Gal bölgelerinin Gürcü işgalcilerden kurtarılması ile 30 Eylül 1993’de sona erdi.
Bir yılı aşkın süren ve Abhazya’nın tamamını içine alan savaşın faturası çok ağır oldu. Yaklaşık 5 bin Abhazya yurttaşı öldü. On binlercesi yaralandı ve sakat kaldı. Savaşın Abhazya’ya verdiği maddi zarar ise 10 milyar USD’nin üzerinde oldu. Abhazya’nın tarihi, kültürü ve ekolojisi büyük ölçüde tahrip edildi.
Savaştan sonra Abhazya ile Gürcistan arasında, Birleşmiş Milletler, AGİT ve Rusya Federasyonu’nun gözetiminde diplomasi maratonu başladı. Görüşmelerde sorunun siyasi çözümüne ilişkin somut bir ilerleme sağlanamayınca zaman zaman ara verildi.
1995’de Gürcistan’ın talebi üzerine, Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Abhazya’ya ağır yaptırımlar içeren ambargo uygulamaya başladı. Tüm zorluklara rağmen Abhazya konumunu korudu.
1997’de, Abhazya Gürcistan’a siyasi bir proje sundu. Taraflar ilişkisini federatif bir yapıya oturtan ve karşılıklı statüleri belirleyen bu projeye Gürcistan, olumlu ya da olumsuz hiçbir yanıt vermedi. Bunun üzerine Abhazya projesini geri çekerek bağımsızlığa yöneldi.
3 Ekim 1999’da yapılan referandumda halkın yüzde 98’i bağımsızlıktan yana oy kullandı.
Abhazya Cumhuriyeti yaşanan bütün zorluklara rağmen de facto bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürmektedir.

POLİTİK YAPILANMA
Anayasa’nın kabul yılı: 1994
İlk Devlet Başkanı : Vladislav Ardzınba
2. Devlet Başkanı : Sergey Bagapş (Bir sonraki seçimler 2010 yılında)
Başkan Yardımcısı: Raul Hacimba

Parlamento Başkanı : Nugzar Aşuba
Parlamento Başkanı 1. Yardımcısı : İrina Agırba
Parlamento Başkanı 2. Yardımcısı : Albert Ovsepyan
Parlamento Başkanı 3. Yardımcısı : Vyaçeslav Tsugba

HÜKÜMET
Başbakan : Aleksandır ANKUAB
Güvenlik Kurulu Sekreteri : Stanislav Lakoba
Devlet Başkanı Yön Kur. Başkanı: Valeri Arşba
Başbakan : Aleksandr Ankvab
Başbakan Yrd : Leonid Lakerba
Başbakan Yrd : Beslan Kurbava
Başbakan Yrd : Aleksandr Straniçkin
Savunma Bakanı : Ruslan Kişmariye
Adalet Bakan : Ludmila Hocaşvili
Dışişleri Bakanı : Sergey Şamba
İçişleri Bakanı : Otar Hetsia
Ekonomi Bakanı : Kristina Ozgan
Maliye Bakanı : Beslan Kurbava
Eğitim Bakanı : İndira Vardaniya
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı : Zurab Marşania
Devlet Güvenlik Teşkilatı Bşk. : Yuri Aşuba
Kültür Bakanı : Nugzar Logua
Turizm Bakanı : Tengiz Lakerba
Tarım ve Köy İşleri Bakanı : Vitali Smır
Çalışma Ve Sosyal Güv. Bk. : Olga Koltukova
Vergi Ve Harç Toplama Bakanı : Vahtang Pipiya

Parlamento Çalışma Grupları ve Başkanlar:
1- Hukuk, yargı reformu ve devlet yapılanması komitesi : Vladimir Naçaçoğlu
2- Bütçe,kredi organizasyonları,vergi ve finans komitesi : Omar Kuarçiya
3- Ekonomik Politikalar ve yatırımlar Başkanı : Pavel Leşuk
4- Savunma ve ulusal güvenlik komitesi : Garri Samanba
5- Sosyal politikalar,aile,sağlık ve çalışma komitesi : Beslan Copua
6- Eğitim,bilim,kültür,spor ve gençlik komitesi : Valeri Kuarçiya
7- Parlamentolar arası ve dış ilişkiler komitesi : Guram Gumba
8- İnsan Hakları Komitesi : Batal Kobahiya
9- Tarımsal sorunlar, doğal kaynaklar ve ekoloji kom. : Lev Şamba
10- Yerel yönetimler komitesi : Adgur Haraziya
11- Soydaşlarla ilişkiler Komitesi : Soner Gogua

İDARİ YAPI
Abhazya Cumhuriyeti 7 idari bölgeden oluşur: Gagra, Gudauta, Sohum (Başkent), Gulripş, Tkuarçal, Oçamçira ve Gal.

YERLEŞİM ALANLARI
İller : Sohum (Başkent), Gagra, Gudauta, Afon, Oçamçira, Tkuarçal, Gal
İlçeler : Pitsunda, Bzıp, Mısra, Gulripş, Sandripş

NÜFUS

ABHAZYA CUMHURİYETİ –

Abhaz Gürcü Ermeni Rus Rum Diğer

Abhazya nüfusunun % 45’i şehirlerde yaşamaktadır

DİL:
Türkiye’de ve Ortadoğu ülkelerinde genel olarak Abaza adıyla bilinen halk esas olarak üç gruptan, buna bağlı olarak dil üç ana lehçeden oluşur:
1. Tarihi anavatanları Abhazya’da yasayan Apsuvalar;
2. 13-14. yüzyıllarda Abhazya’dan Kafkas Sıradağları’nı geçerek kuzeye, Adigeler’in arasına yerlesen Aşuvalar;
3. Eskiden dağlık bölgelerde yaşayan, daha sonra (17-18.yy.) Kuzey Kafkasya’nın düzlüklerine inerek yerleşen Aşharuvalar. Türkiye’de genel olarak Abaza adıyla bilinmelerine karşın, bu ad Kafkasya’da ve literatürde sadece Kuzey Kafkasya’da (Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde) yasayanlar, yani Aşuva ve Aşharuva grubu için kullanılmaktadır (Rusça’da Abazin). Ayrıca Aşuvalar için Osetler Tapanta, Adigeler (Kabardeyler) Bashağ, Nogaylar da Altıkesek Abaza adlarını kullanırlar.
Abhaz ise Abhazya’da yasayan ve kendilerini Apsuva olarak adlandıran gruba Gürcülerin verdiği ad olarak bilinir.
Sovyetler döneminde Abhazya’da Apsuva ve Kuzey Kafkasya’da Aşuva (Tapanta) lehçeleri ayrı ayrı yazı ve edebiyat dili haline getirilmişlerdir. Aşharuva ise yazı ve edebiyat dili olarak Aşuva (Tapanta) lehçesine dahil edilmiştir; Aşuva ve Aşharuva lehçeleri birlikte Abazaca olarak anılmaktadır. Bugünkü Rusya dilbiliminde Abhazca (abhazskiy yazik) ve Abazaca (abazinskiy yazik) iki ayrı dil kabul edilirler ve alfabeleri farklıdır. Dilbilimcilerin çoğu tarafından ise ayni dilin lehçeleri olarak görülürler.
1936-1938 yillarinda Latin temelli alfabeler yerlerini genellikle Kiril temelli alfabelere bırakırken Abhazya’da Abhazca (Apsuva lehçesi), Stalin ve Beria’nin Abhazya’yı Gürcüleştirme politikasının sonucu olarak Gürcü alfabesine uyarlandı. Bu alfabe 1953’te Beria ve Stalin’in ölümüne kadar kullanıldı. Fakat 1940’ların ortasından itibaren Abhaz okulları Gürcü okullarına dönüştürüldüğü ve Abhazca yayınlar engellendiği için bu alfabeyle çok az şey yayınlandı. 1954’den itibaren, bir komite tarafından hazırlanan Kiril temelli alfabe kabul edildi. Bugün hala kullanılan bu alfabede 62 harf vardır. Yazı ve edebiyat dilinin temeli nispeten basit fonetik sisteme sahip Abjua ağzıdır.
Rusya Federasyonu’na bağlı Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nin beş resmi dilinden biri olan Abazaca (Aşuva lehçesi) için genel olarak kabul edilen ilk alfabe 1933 yılında Kubina-Elburgan ağzı esas alınarak Latin temelli olarak hazırlandı. 1938’de bugün kullanılan Kiril temelli alfabeyle değiştirildi. Alfabede üçü işaret olmak üzere 68 harf vardır.

EDEBİYAT
Abhazca ilk yazılı metinler, Baron Uslar’ın 1862 yılında, Bertomey’in 1865 yılında kaleme aldığı bazı yazılardır. Sonraki yıllarda Dirmit Gulya devreye girer.
Şair araştırmacı, tiyatrocu, yazar, dilbilimci, eğitmen, gazeteci, halk önderi Gulya için yazılı Abhaz Edebiyatı’nın atası diyebiliriz. 1892 yılında henüz 17 yaşındayken K. Maçavaryan ile birlikte, Abhaz alfabesini ve okuma kitabını hazırlayarak Gürcistan’da yayınlanmıştır.
Ahbaz Edebiyatı’nın kurucusu ve ilk şair – yazarı Dirmit (Gaç) Gulya’dır. Gulya’nın “Atasözleri ve Bilmeceler” kitabı 1907 yılında, “Üç masal” adlı kitabı 1909 yılında basılır. Daha sonraki yıllarda Abzıp Bölgesi’nden derlenen 100 kadar masal Petrograd’da bastırılır. Bu olay daha çok genç olan Abhaz Edebiyatı için sevindirici bir gelişmedir.
İlk şiirleri 1912 yılında yine Gürcistan’da yayınlamıştır.
İlk folklor derlemesi ise Apsnı gazetesi’nin 1918 yılında yayınladığı “Halk Poezyası”dır. Halk Poezyası iki yıl süreyle yayınlanmıştır.
1918 yılında yazdığı “Yabancı Gök Altında” adlı öyküsü, ilk Abhazca düz yazı örneğidir. 1925 yılında bastırdığı “Abhaz Tarihi” ise çalışmalarını ölümsüzleştirir. D. Gulya sürgünde yaşayanları da unutmayarak “Şansı Yaver Gitmeyen insan” yazısını da yazmış bu arada bir çok Gürcü, Rus veOset yazarların yapıtlarını da Abhazca’ya kazandırmıştır. Gulya Gürcistan Bilimler Akademisi’nin, Abhaz Dili – Edebiyatı Tarihi Enstitüsünde, Abhaz Dili Akademisi Başkanlığı görevini uzun yıllar sürdürmüştür.
1935 yılında Gulya Araştırma Enstitüsü’nün uzun süren çalışmalarıyla “Abhaz Masalları” bastırıldı.. Gulya ve Bğosba “Abhaz Halkının Poezyası”nı 1941 yılında gelebileceği en iyi noktaya kadar genişletmişlerdir. Fakat bilimsel nitelikte bir kitap haline getirilemedi.
Derlenen bu ürünleri ve “Abrıtskil” motifinin halk arasında unutulmak üzere olan parçalarını titizlikle birleştirerek günümüze ulaştıran Bagrat Şinkuba’dır. Bagrat Şinkuba “Abrıtskil Destanı”nı bilimsel bir anlayışla dünya edebiyatına kazandırmıştır.
Sert Gerçekçi anlatımıyla duygusallığı bağrında yaşatan sözlü Abhaz Edebiyatı’nın bu yapısı, yazılı edebiyata da yansımıştır. Bu özelliklerinde son dönem Modern Abhaz Edebiyatı’na göz attığınızda ise Bagrat Şinkuba’nın öncülüğü ile yol alındığını görüyoruz. Lirik edebiyatçılarımızın başında gelen Şinkuba, kendinden önce D. Gulya, Samson Çanba, Koğonya Yıwa gibi isimlerin dirilttiği Abhaz Edebiyatı’nı kendi ünüyle birlikte sınırlar ötesine, uluslararası bir düzeye çıkartmıştır.
Şinkuba’nın ilk yazıları 1938 yılında “İlk Satırlar” adlı bir kitapta yayınlandı. 1939 yılında Gürcistan Bilimler Akademisi Filoloji Enststüsü’nde sürdürdü. En önemli yapıtlarından biri olan “Abhaz Şiirinin Yapısı”nı burada tamamladı. Özellikle savaş yıllarında verdiği yapıtlarda vatan sevgisi ağır basmaktadır. Dramatik motifleri katı gerçekçiliği ve lirizmi iç içe yaşatarak sunmanın en çarpıcı örneğini, savaş yıllarında yayınladığı “Ab (baba)” adlı yapıtında görmekteyiz.1943 yılında yazdığı “Güzel Gunda” ise, yine aynı özellikleri kapsamıştır. Nart Destanları’nın yurtseverlik içeriğini günümüz anlayışıyla bütünleştirmiştir. Savaş sonrasında “Ritsa” Çocuk”, “Flüt” adlı yapıtları ve yazdığı ilk Abhaz nazım romanı yayınlanmıştır. Yine bu dönemde Abhaz halkının yaşamını şiirsel bir dille yazmıştır. Son yıllarında yazdığı şiirler genellikle felsefi temaları içerir. Yazar, bunu olgunluk çağı olarak nitelendirmektedir. Bagrat Şinkuba’nın en çok okunan kitabı Son Ubıh’ın ünü Sovyetler Birliği sınırları dışına taşar. Rusçaya, İngilizceye, Almancaya, Belorusçaya, Gürcüceye. Arapçaya, Kabardeyceye ve Türkçeye çevrilmiştir.
D.Y. Gulya’nın “Ahbaz Edebiyatı”, diğer halkların edebiyatları arasında layık olduğu yeri almıştır. Sonrasında bu kutsal görevi üstlenenler S.Çanba Y.Koğonya, L.Kuçniya, L.labahua, M.Lakırba, K Agumaa, V.Agırba, S.Kuçberya, A.Laşariya, K.Çaçhalya, Ç.Conua vb. yazarlardır.
Günümüz Abhaz Edebiyatı yazarları ise, Y.Papaskir, B.Şinkuba, Ş.,Tücba, Y.Tarbua, A. Tonya,.K.Lomya, A.Açba, N.Yarıpha gibi yazarlardır. Bugün Abhazya Yazarlar Birliği’nin 150’den çok üyesi vardır. Değişik Sovyet halklarının dillerinden çevrilen romanların Abhazca okunması, edebiyatın gelişimini belgelemektedir. Örnek verirsek Rusça, Gürcüce, Ukranca gibi Sovyetler Birligi’nde yaşayan halkların dillerinin yanında; Sovyetler Birliği dışındaki halkların dilinden edebiyat eserleri Abhazca’ya çevrilmektedir. Abhaz okurları, A. Puskin, M.Lermontov , L. Tolstoy, A. Gorki, W.Shakespeare, J. -ondahn, Ş. Rustaveli, T. Şevçenko, N. Ostrovski, G.H. Anderson’un eserlerini Abhazca çevirilerinden okuyabilmektedirler.
Son yıllarda Abhaz Edebiyatı büyük gelişmeler kaydetmiştir. Bunun bir kanıtı da D. Y. Gulya Edebiyat Ödülü’nün sahi sahibi olan İ.Papaskir. B. Şinkuba, Y. Tarba, Ç. Conua. G. Gabliya, A. Gogua gibi değerli yazarlardır.
Abhaz yazarların eserleri sinemaya da aktarılmaktadır. Örneğin Bagrat Şinkuba’nın romanı “Akhra aşöa -Yar şarkısı” senaryolaştırılmış, N. Dovjenko’nun adını Kiev’deki sinema stüdyosunda “Beyaz Başlık” adıyla filme alınmıştır. Ayrıca, N. Tarba’nın senaryosu ile “Gurizya Film’1 stüdyosunda çekilen “At Eğerleyen” film vb. örnekler vardır.
Aktif okuyucuları olmayan edebiyatlar gelişemez. Bu bakış açısıyla değerlendirdiğimizde, Abhaz edebiyatı dikkate değer özelliklere sahiptir. Aydınlar, öğrenciler, bilim adamları, işçiler, köylüler; toplumun her kesiminden, her yaşta insan ana dili olan Abhazca yazılan her türlü yayını yakından izlemektedir.
Sohum Devlet Tiyatrosunda tanınmış eski yazarların yanında yeni yazarların eserlerine de yer verilmektedir. Bu yazarlar Ş.Çkedya, N. Tarpha, Q. Gubliya, A. Gogua, R. Copua, C. Aöhba vb. Devlet Tiyatrosu’nun repertuarlarını da Abhaz yazarlarından başka, Rus ve dünya klasiklerinden örnekler de vardır.
Abhazya dışında da eserler veren yazarlar az da olsa vardır. Örneğin Fazıl İskender dünya çapında üne sahip olan bir Abhaz yazardır. Eserlerini Rusça yazmasına karşın konularını hep Abhazya ve Abhazyalılardan seçmektedir. Toplumsal olayları hicvetmesiyle ünlenmiştir. Türkçeye çevrilen eserleri vardır. Bunlardan bazıları “Sandro Dayı, “Öyküler, Keçi Öküz Yıldızı, Güneşi Yiyen Keçi’dir.
Türkiye’de de Abhazca yazanlar vardır. Ancak Türkiye’de yazanlar, geliştirilmiş bir Abhaz Latin Alfabesi olmadığı için Abhazya’da kullanılan Kiril Alfabesi’ni kullanmak zorunda kalmışlar. Dolayısıyla bu eserlerin matbu hale gelme şansı olmamıştır. Yalnızca Ömer Büyüka’nın bir şiir kitabı Abhazya’ya gönderilerek orada basılabilmiştir. (1991)

EĞİTİM VE KÜLTÜR
Abhazlar, eğitim ve kültürde, sanat ve edebiyatta, sosyal yaşamda öne çıkmaya çalışmışlardır. Okur-yazar oranı % 100’e yakındır.
Ülkenin tek üniversitesi Abhazya Devlet Üniversitesi ‘dir.
1979 yılında Sohum Pedagoji Enstitüsü olarak eğitim-öğretim hayatına başlamıştır.Üniversite’nin
Fizik-Matematik Fakültesi
Coğrafya Fakültesi
Tarih Fakültesi
Filoloji Fakültesi
Hukuk Fakültesi
Ekonomik Fakültesi
Pedagoji Fakültesi
Ziraat Mühendisliği Fakültesi vardır.
384904, Sokhum, Universitetskaya Cad., 1.
Tel: Rektörlük – (995-442) 6-16-47, 3-10-10
Faks: (995-442) 3-10-00
E-mail: absu1@mail.ru
Sinema, tiyatro, sanat, edebiyat ve folklor alanında ünü eski Sovyet sınırlarını aşmış birçok kişi ve kuruluş bulunmaktadır.
TV.de Abhazca yayın süresi: Sabah 1 saat, Akşam : 3-4 Saat. Pazar günleri yayın yapılmıyor
Savaşta yayınevi ve matbaaların tamamen yıkılması nedeniyle basın ve yayın sekteye uğramıştır.
Abhazya’da çıkan gazeteler:
* Nujnaya, İzida Çania tarafından, haftada 1 kez Rusça yayınlanır
* Respublika Abkhazia, Devlet gazetesi, haftada 3 kez Rusça olarak yayınlanır.
* Apsını, Devlet gazetesi, Abhazca, ayda 1 kez yayınlanır.
* Çegemski Pravda, İnal Haşig tarafından, Rusça, haftada 1 kez yayınlanır.
* Eko Abkhazia, Vitali Şarya tarafından, Rusça, haftada 1 kez yayınlanır.
* Forum, Gennadi Alamiya tarafından, Rusça, haftada 1 kez yayınlanır.
* Novy Den, Haftalık periyotlarla, Rusça yayınlanır

%d blogcu bunu beğendi: