MALAZGİRT SAVAŞI (26 Ağustos 1071)

Türklüğün kaderini tayin eden büyük zaferlerin en önemlilerinden birisi Anadolu’nun fethi ve Türk vatanı hâline gelmesini sağlayan Malazgirt Zaferi’dir.

Sultan Alparslan

Malazgirt Meydan Savaşı; ilk Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey ve Sultan Alparslan devirlerinde yoğunlaşan Selçuklu – Bizans çatışmalarının zirvesini teşkil etmiştir. Türklerin Anadolu harekâtından tedirgin olan Bizans İmparatorluğu, bu tehlikeyi bertaraf etmek için doğuya sefer düzenlediğinde Alparslan, Mısır seferine çıkmıştır.

Sultan Alparslan; Mısır’a yöneldiği sırada Bizans ordusunun doğuya doğru ilerlediği, Sivas’tan Erzurum’a gelip buradan da Malazgirt Kalesi’ne yönelerek bu kalenin Türk muhafızlarını ve halkını da kılıçtan geçirdiğini haber almıştır. Bu gelişme üzerine Sultan Alparslan, Malazgirt istikametine dönmüştür. Sultan Alparslan, 25 Ağustos sabahı geleneklere uyarak kan dökülmemesi için Bizans karargâhına bir barış kurulu göndermiş ancak Bizans İmparatoru Romanos Diogenes bu teklifi reddetmiştir.

Malazgirt Kalesi Burçları

26 Ağustos günü Bizans kuvvetleri üzerine Türk taarruzu başlamıştır. Türk ordusu 55.000, Bizans’ın güçleri ise 150.000-200.000 civarındaydı. Alparslan, düşmanın asıl kuvvetlerini örten süvari birliklerini dağıtarak düşmanın asıl kuvvetleriyle karşılaşmak ve onları üzerine çekmek amacını gütmüştür. Ok atışlarıyla düşman süvarileri dağıtılmaya başlanmış, bu arada Bizans ordusunun sağ kanadındaki Uz (Oğuz) süvarileri Selçuklu ordusuna geçmiş, ardından sol kanadında bulunan Peçenek süvarilerinin de Selçuklulara katılmasıyla Bizans ordusunun iki kanadı çökmüştür. Bunun üzerine başlarında imparatorun bulunduğu ortadaki Bizans birlikleri, Selçuklu kuvvetlerince ablukaya alınmıştır.

Bu savaşta Alparslan sayıca çok üstün olan Bizans kuvvetlerine karşı Türk savaş taktiği olan “kurt kapanı / turan taktiği”ni başarıyla uygulamıştır. Bu taktik iki aşamalı olarak uygulanırdı: Sahte ricat (geri çekilme) ve pusu. Ordu, savaş anında merkez, sağ ve sol olmak üzere üç kısma ayrılırdı. Merkez kuvvetleri düşmana saldırır, bir süre sonra saldıran bu kuvvetler kaçar gibi geri çekilirdi. Böylece geri çekilen askerlerin peşinden gelen düşman; ordunun sağ ve sol kısmı tarafından pusu kurulan yere çekilir, çember içine alınarak imha edilirdi. Nitekim Malazgirt Savaşı’nda bu taktikle tam anlamıyla çembere alınan Bizans ordusu; akşama kadar süren Türk hücumlarıyla âdeta yok edilmiş, imparator da yaralı olarak ele geçirilmiştir (26 Ağustos 1071).

Turan Taktiği

Malazgirt Zafer Anıtı
(Anıt sütunları Türklerin Anadolu’ya geçiş kapısını temsil etmektedir.)

Alparslan, imparatorun umduğunun aksine, ona çok iyi davranmış ve saygı göstermiştir. Savaş meydanında yapılan anlaşmaya göre imparator, fidye karşılığında serbest bırakılacaktır. Ayrıca Bizans’ın elindeki bütün Müslüman esirler salıverilecek ve Selçuklulara yıllık vergi ödenecektir. Ancak Türk askerlerinin eşliğinde memleketine gönderilen Romanos Diogenes; imparatorluk ileri gelenleri tarafından ülkesine ihanet ettiği gerekçesiyle tahtından indirilmiş, gözlerine mil çekilerek hapse atılmıştır. Yerine geçen VII. Mihail’in yapılan anlaşmayı tanımaması üzerine Sultan Alparslan, Selçuklu ve Türkmen beylerine Anadolu’nun fethi emrini vermiştir.

Malazgirt Zaferi’nden sonraki 15 – 20 yıllık süre içinde Anadolu’nun büyük bir kısmı fethedilmiştir. Böylece Anadolu’nun Türk yurdu hâline getirilmesi için en önemli adım atılmıştır. Malazgirt Zaferi’yle İslam dünyası üzerindeki Bizans tehdidi de sona ermiştir. Bu zafere bir tepki olarak Hristiyan Avrupa, Türklere karşı Haçlı ittifakını oluşturmuştur.

Zaferden sonra Anadolu’da irili ufaklı birçok Türk devleti kurulmuş, Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar kesintisiz varlığını sürdürerek zincirin halkaları gibi birbirine bağlı devletlerle Türkiye tarihi başlamıştır.

DANDANAKAN SAVAŞI

Oğuz Türklerinin Kınık boyundan olan Selçuk Bey tarafından 960 yılında Cend şehrinde kurulan Selçuklu Beyliği, Selçuk Bey’in oğulları Tuğrul ve Çağrı Beyler döneminde oldukça genişlemiştir. Önderleri Tuğrul Bey ve iyi bir komutan olan kardeşi Çağrı Bey yönetiminde günden güne kuvvetlenen Selçuklu Türkleri, yaşadıkları bölgede hakimiyetlerini ilan etmişlerdir.

Tuğrul Bey

Selçuklular, 1035 yılında Ceyhun Nehri’ni geçerek Gaznelilerin elinde bulunan Horasan’a izinsiz girmişlerdir. Bölgedeki bir kısım Türkmenin de katılmasıyla güçlenen Selçuklular, Merv ve Nesa şehirlerine kadar ulaşmışlardır. Bundan sonra Gazne Sultanı Mesud’a bir mektup gönderen Tuğrul ve Çağrı Beyler; orduya asker verme, sınır bekçiliği yapma ve vergi ödeme gibi yükümlülüklere karşılık Merv, Nesa ve Ferava’da oturma izni verilmesini istemişlerdir. Bu isteği kuşkuyla karşılayan Sultan Mesud, Selçuklular üzerine hemen bir ordu göndermiştir. Tuğrul ve Çağrı Beyler, Nesa civarında Gazneli ordusunu büyük bir yenilgiye uğratmışlardır (1035).

Bu zafer, Horasan’ın kapılarını Selçuklulara açmıştır. Nesa’daki başarı üzerine Sultan Mesud, Selçuklulara istedikleri üç vilayeti vermiştir. Aldıkları üç vilayetle yetinmeyen Selçuklular, çevre vilayetlere taşmaya başlamışlardır. Selçuklular, Sultan Mesud’dan üç vilayet daha istemişlerdir. Bu isteğe de şiddetle karşı çıkan Sultan Mesud, bir ordu daha göndermiştir. Çağrı Bey komutasındaki Selçuklu ordusu Gaznelileri Serahs’ta büyük bir bozguna uğratmıştır (1038).

Gazneliler Devleti Bayrağı

Büyük Selçuklu Devleti Bayrağı

Selçuklular kazandıkları bu zaferden sonra hemen kurultayı toplayarak Tuğrul Bey’i hükümdar seçmişler ve Nişabur’da adına hutbe okutmuşlardır. Bu, bağımsızlığın ilanı demektir. Kurultayda yeni bir teşkilatlanma yapılmıştır. Tuğrul Bey, devletin mutlak ve tek hâkimi hâline gelirken Çağrı Bey Merv’in, Musa Yabgu da Serahs’ın idaresini eline almıştır.

Sultan Mesud, Selçuklular üzerine gönderdiği iki ordunun da yenilmesi üzerine, bizzat kendisi bir ordu hazırlayarak Selçuklulara karşı harekete geçmiştir. Gazneli ordusu, 70.000 süvari ve 30.000 piyadeden oluşan döneminin en kuvvetli ve teçhizatlı ordusudur.

Sultan Mesud, 16 Ocak 1040 tarihinde Nişabur şehrine girmiştir. Ancak tahribata uğrayan Nişabur’da yiyecek sıkıntısı çekilmesi üzerine çevre vilayetlerden erzak getirten Sultan Mesud, Selçuklu topraklarında ilerlemeye başlamıştır. Yine de erzak bulamayan Sultan Mesud, Merv şehrine yürümeye karar vermiştir. Gazneli ordusu yürüyüş sırasında Selçuklu ordusunun vurkaçları ile yıpranmış, su ve yiyecek kaynakları da Selçuklu askerleri tarafından kesilmiştir.

Dandanakan Savaşı’nı Gösteren Bir Minyatür

Uzun süre Gazneli ordusunu yıpratan ve yoran Selçuklular, sonuçta Merv şehri yakınlarında Dandanakan Kalesi önünde savaşı kabul etmişlerdir.

Gazneli ordusu Dandanakan Kalesi’ne yürürken Selçuklu ordusu hücuma geçmiştir. Gazneli ordusu bu hücuma rağmen öğleye doğru kaleye ulaşabilmiştir. Sultan Mesud, kalede konaklama fikrini kabul etmemiş ve ordusunun su sıkıntısını giderebilmek için daha ilerideki su kuyularına gidilmesini emretmiştir. Bu sırada Selçuklu baskınları daha da şiddetlenmiş ve Gazneli ordusunun disiplini bozulmuştur. Susuzluk, yorgunluk, açlık ve fikir ayrılıkları içinde bitkin bir hâlde bulunan Gazneliler, Çağrı Bey’in saldırıları ve bu esnada 370 Türk kölesinin Selçuklulara iltihakı ile bozguna uğramıştır.

Savaş sonunda Gazneli hazinesi ve ordugâhı Selçukluların eline geçmiştir (23 Mayıs 1040). Sultan Mesud, bazı birlikleriyle Hindistan’a doğru çekilirken kendi adamları tarafından öldürülmüştür (Ocak 1041). Bölgenin en güçlü devletine büyük bir darbe indiren Selçuklular, Dandanakan Zaferi ile Büyük Selçuklu Devletini kurmuşlardır.

%d blogcu bunu beğendi: