saglık HAMİLELİK ve BESLENME

GEBELİKTE VEJETARYEN BESLENME

Günümüzde kimi anne adayları vejetaryen beslenmeşeklini tercih etmektedirler. Vejetaryen beslenme şeklinde bazı önemli noktalara dikkat etmek gerekir. Yani gebelik boyunca anne adayının ihtiyacı olabilecek vitamin ve mineralleri ve diğer besin gruplarını alması gerekir. Bu durum hem sağlıklı bir gebelik dönemi için hem de bebeğin beyin ve görme duyusu gelişimi için oldukça önemlidir.

Peki vejetaryen bir beslenme şeklinde anne adayları ihtiyaç duyacakları besinleri nasıl almalıdır? Neler tüketmelidir?

Vejetaryen beslenme şeklinde tam tahıllar, kuru baklagiller, soya peyniri, peynir ve yoğurt gibi besinler tüketilebilir.

Fakat önemli bir konu omega 3 yağ asitleri, çinko, demir, B12 vitamini, D vitamini ve kalsiyum gibi besin kaynaklarının nasıl karşılanacağıdır.  Bu tür besin kaynakları vejetaryen diyette pekala bulunabilmektedir.

Örneğin balık yemeyen bir anne adayı için, omega 3 yağ asitleri barındıran diğer kaynaklardan ihtiyaç karşılanabilir. Keten tohumu, ceviz, koyu yapraklı yeşil sebzeler, kuru baklagiller, kabak, brokoli, karnabahar, papaya gibi besinler tüketilerek omega 3 gibi gebelik döneminde oldukça önemli bir ihtiyaç karşılanabilir.

Çünkü omega 3 yağ asitleri anne karnındaki bebeğin de bebeğin beyin ve görme duyusu gelişimi için oldukça önemlidir. Bunlara ek olarak portakal suyu, hububatlar da tüketilebilir.

Gebelik döneminde omega 3 yağ asitleri yönünden beslenme konusunda Dünya Sağlık Örgütü de özellikle tavsiyede bulunmaktadır. Hamile bayanlar eğer omega 3 yönünden yeterince beslenemediklerini düşünüyorlarsa bu konuda hekimlerine ve bir beslenme uzmanına danışabilirler.

Vejetaryen anne adayları için diğer diyet önerileri:

Vejetaryen beslenme şeklini benimseyen hamile bayanlara ek olarak aşağıdaki beslenme önerileri yapılabilir.

1. Sık sık kuru baklagiller tüketilebilir. Çünkü kuru baklagiller çinko, demir ve protein yönünden oldukça zengin besinlerdir.

2. Kalsiyum alımı ihmal edilmemelidir. Günlük olarak kalsiyum içeren besinlerden tüketmek mutlaka gereklidir. Bu amaçla az yağlı veya yağsız süt, soya sütü, peynir, kalsiyum eklenmiş portakal suyu tüketilebilir. Bazı vejetaryen anne adayları bu gibi besinleri tüketmekten kaçınabilmektedir veya çok fazla tüketmek istemez. Bu durumda ek kalsiyum desteği almakta fayda vardır.

3. Sebze ve meyveler mutlaka tüketilmelidirler. Çünkü bunlar önemli birer antioksidanlardır. Günlük 5-6 porsiyon sebze ve meyve tüketilmelidir.

4. Bulgur, tam tahıllı ekmekler, yulaf ezmesi tüketilmesi gereken tam tahıl ürünlerine örnek olarak verilebilir.

5. B12 vitamini içeren besinler de tüketilmelidir. Bunun için yumurta sarısı, süt bu ihtiyacı karşılayabilecek önemli besinlerdir. B12 vitamini içeren besinler de vejetaryen anne adayları tarafından pek tüketilmeyebilirler. Bu da anne adayında B12 vitamini yönünden bir eksiklik oluşmasına yol açar. Bu durumda B12 vitamini ikame edecek şekilde folik asit ve demir içerene besinlerden tüketmek gerekecektir.

6. Protein alımı önemli bir konudur. Protein ihtiyacı süt ürünleri ve yumurtadan karşılanabilir. Fakat bazı vejetaryen anne adayları bu besinleri tüketmek istemezler. Bunların yerine protein yönünden zengin sebzeler tüketilmelidir.

Vejetaryen anne adayları diğer anne adaylarına göre beslenme konusunda biraz daha dikkatli olmalıdırlar. Çünkü önemli olan hamile bir bayanın gebelik boyunca ihtiyaç duyacağı protein, vitamin, mineral ve diğer yönlerden yeterince beslenmesidir. Bu ihmal edilmemelidir.

HAMİLELİKTE DEMİR İÇEREN BESİNLER

 Hamilelik döneminde kadınlarda demir eksikliği ve buna bağlı kansızlık riski artar. Hamilelikte kansızlık hamilelik komplikasyonları açısından riski artıran bir etkendir. Bu nedenle hamilelikte demir ihtiyacını iyi karşılamak ve demir içeren besinlerin tüketimine önem vermek gerekir. Hamilelikte kansızlık ve demir eksikliği riskini azaltmak için aşağıdaki demir içeren besinleri özellikle tüketmekte fayda vardır:

 Et  Kırmızı et ve beyaz et önemli düzeyde demir içerir ve hamilelikte mutlaka tüketilmeleri gerekir. Özellikle tavuk karaciğeri önemli düzeyde demir içerir. Dana eti, deniz ürünleri ve diğer kümes hayvanlarının eti de oldukça iyi bir demir kaynağıdır.

Sebze Deniz yosunu en yüksek demir oranına sahip bitkisel besindir. Ispanak ve pazı gibi yeşil yapraklı sebzeler de demir içerir.

Baklagiller Soya oldukça iyi bir demir kaynağıdır. Önemli düzeyde demir içerir. Ayrıca, diğer nohut, barbunya ve kuru fasulye gibi baklagiller de hamilelik döneminde tüketilmesi gereken besinlerdendir.

Kırmızı pancar  Kırmızı pancar hamilelikte mükemmel bir demir kaynağıdır ve genelde vücut tarafından iyi tolere edilir.

Hamilelikte omega 3 nasıl alınır, hamilelikte omega 3 içeren besinler nelerdir?

 Omega 3 yağ asitleri hamile kadınların diyetinde önemli bir besindir. Omega 3 yağ asitleri hem anne sağlığı açsından hem anne karnındaki bebeğin göz ve beyin gelişimi için önemlidir. Omega 3 yağ asitleri için destek vitaminler alınabileceği gibi bunun tamamen doğal yollardan yani besinler yoluyla almak da mümkündür. Hamilelikte omega 3 ihtiyacı için alınabilecek besinler şunlardır:

 1. Somon balığı, sardalye, tatlı su alabalığı her hafta 300 gr kadar tüketilebilir. Bu tür omega 3 yağ asitleri iyi bir dokosaheksaenoik asit kaynağıdırlar.

 2. Hamilelik boyunca günlük omega 3 alımını artırmak için dokosaheksaenoik asit ile zenginleştirilmiş süt, ekmek, yoğurt ve meyve suları tüketilebilir.

 3. Hamilelikte omega 3 kaynağı olarak ceviz oldukça iyi bir seçimdir. Ceviz oldukça iyi düzeyde alfa-linolenik asit içerir.

 4. Keten tohumu yağı ve zeytinyağı ve kanola yağı gibi bitkisel yağlar da oldukça iyi bir omega 3 kaynağı besinlerdir. Salatalarda ve diğer yemeklerde kullanılabilir. Günlük omega 3 alımını artırmak için tüketilebilecek besinlerdendir.

 5. Besinlerden yeterince omega 3 alınamadığı zaman hekimle görüşerek omega 3 desteği alınabilir. Hekim özellikle hamile kadınlar için üretilmiş omega 3 desteklerinden tavsiye edebilir.

 6. Hamilelikte omega 3 kaynağı olarak balık tüketimi oldukça faydalıdır Fakat hamilelik döneminde civa oranı yüksek balıklardan kaçınmak gerekir. Civa oranı yüksek balıklara kılıç balığı, köpek balığı, kedi balığı, kiremit balığı ve kral uskumru örnek verilebilir. Omega 3 ihtiyacı için balık yağı kullanmak konusunda ise yine hekime danışmak gerekir. Çünkü yüksek düzeyde civa içeren balıklar hamilelikte kanama gibi soruların riskini artırır.

 

http://www.annelikbilinci.com/makaleler/gebelikte-diyet-yapilir-mi.html

DOKUNMA BANA

 

 

 

Genç Kadın, bebeğin, güzelliği karşısında büyülenmiş gibiydi. Kıvırcık sarı saçları, iri mavi gözleri, kalkık bir burun ve küçük kırmızı dudaklarıyla bir kartpostalı andıran bebek, kadının şimdiye kadar gördüğü en cana yakın kız çocuğuydu.

Onun ipek yanaklarını doya doya öpmek ve Cennet kokusunu içine çekmek için eğildiğinde:

– Dokunma bana!. diye bir ses duydu. Beni okşamaya hakkın yok senin!…

Kadın, korkuyla irkilip etrafa baktı. Bebekle kendisinden başka kimse yoktu. Aynı sesi tekrar duyduğunda bebeğe döndü. Aman Allah’ım!.. Yeni doğmuş gibi görünmesine rağmen konuşan oydu.

Bebek: – Bana yaklaşmanı istemiyorum!. diye devam etti. Hemen uzaklaş benden!.

Kadın, biraz olsun kendini toparlayıp:

– Çocuklarımız hep erkek oluyor, dedi. Onlar da güzel ama, kız çocukları başka. Bu yüzden seni öpmek istemiştim.

– Beni öpemezsin!. diye ağlamaya başladı bebek. Benim de seni öpmem mümkün değil.

– Neden? diye sordu kadın. Neden öpemezsin ki?

Bebek, hıçkırıklara boğulurken: – Bunun sebebini bilmen gerekir!. dedi. Düşünürsen mutlaka bulacaksın.

Kadın, neler olup bittiğini hatırlamak üzereyken kendine geldi. Özel bir hastanenin en lüks odasında yatıyor ve narkozun tesirinden midesi bulanıyordu.

Aile dostları olan genç doktor, kadına bir demet çiçek uzatıp:

– Geçmiş olsun hanımefendi, dedi. Başarılı bir kürtajdı doğrusu. Ha..! Sahi, “kız” mış aldırdığınız…ALINTI

YENİ ANNE ADAYLARI SICAKLARDA NE YAPMALI

Hamileliği yaz aylarına denk gelen anne adayları bazı sağlık sorunlarını daha sık yaşıyorlar. Sıcak çarpması, ödem, çarpıntı gibi sorunlar daha fazla karşılarına çıkıyor. Vücudun fazla ısınması ya da su kaybı ise bebeğin sağlığını olumsuz yönde etkileyebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Senai Aksoy anne adaylarının aşırı sıcaklarda nelere dikkat etmeleri gerektiği konusunda bilgiler veriyor.
Hamileler gebeliklerinin her döneminde güneş ışınlarından kendilerini korumalılar. Mutlaka gölgede bulunmaları veya tercihen üzerlerinde t-shirt ile dinlenmeleri ve koruma faktörlü kremler kullanmaları gerekir. Özellikle güneşin ışınlarının dik geldiği öğle ve sıcaklığın fazla olduğu öğleden sonraki saatlerde gerekmedikçe sokağa çıkmamaya dikkat etmemeliler.
Uzun süre sıcakta kalan hamile kadınların tansiyonu yükselebileceği veya düşebileceği gibi, bu durum anne karnındaki bebek için de ciddi riskler oluşturabiliyor. Çünkü anne karnındaki bebek oksijen alıp karbondioksit verir. Tansiyon dengesi bozulan anne adayının bebeğinin gaz değişiminin aksamasından dolayı kanındaki oksijen seviyesinin olması gerekenin altına düşer, bunun sonucunda hem anne hem de bebek ciddi sorunlarıyla karşı karşıya kalabilir. Ancak hamile bayanların gebeliğin her döneminde sıcaktan korunmaları asla güneşe çıkamayacakları anlamına gelmez. Karnındaki bebeğin güneş ışığına her zaman ihtiyacı vardır ve az miktardaki güneş ışığı ileriki yaşlarda şizofreniye açabilir. Yapılan bir testte, bir kişinin şizofren olma olasılığının, anne karnındayken aldığı güneş ışığı oranıyla doğrudan bağlantısı olabileceği belirtiliyor. Güneş ışığı alınmamasının D vitamini eksikliğine yol açacağını belirten bilim adamları, bunun da anne karnındaki bebeğin beyninin gelişimini etkileyebileceğini vurguluyorlar.
Hamilelere yaz uyarısı
Yaz mevsiminde, özellikle gebe kadınların, aşırı ve bunaltıcı sıcaklardan ötürü vücutlarında kaybının artacağı ve bunun için de bol sulu gıdalar ile içecekler tüketmeleri ve açık renkli, ter yapmayan kıyafetler giymelerinde yarar var.
Ayrıca dengesiz tansiyon, sıcakların etkisiyle bayılmalara açabilir. Bunun için de mecbur kalmadıkça öğle saatlerinde dışarı çıkılmamalı. Ayrıca hamilelik kadınların yaz aylarında tatile çıkmaları için engel bir durum değildir. Herhangi bir rahatsızlık söz konusu değilse ve doktorunuz izin veriyorsa her türlü ulaşım aracıyla seyahat edebilirsiniz. Örneğin hamilelik sırasında uçak yolculuğu en olanıdır. Yalnız seyahat edilecek uçağın kabin basıncının ayarlı olmasına dikkat etmelisiniz. Hamilelik sırasında , otobüs, uçak ya da trenle seyahat ederken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır. Herhangi bir yerde uzun oturmak bacaklardaki kan dolaşımını etkiler ve ayak ile bileklerde şişmelere neden olur. Bu nedenle her türlü yolculukta her 2 saatte bir mola vererek hafif yürüyüş yapmalı ve kan dolaşımı uyarılmalıdır.
Bunun dışında oturur pozisyonundayken bacaklarınızı iyice ileri doğru uzatın, topuklarınızı merkeze alacak şekilde ayağınızı yavaşça kendinize doğru çekerek baldır kaslarınızı gerin. Daha sonrada ayak bileklerinizi sağa sola çevirin ve parmaklarınızı açıp kapatın. Ancak hamilelik döneminde sorun yaşayan kadınların uzun süreli seyahatlere çıkmamaları konusunda göstermeleri ve iklim değişikliklerinin gebeliği olumsuz etkileyeceğini unutmamaları gerekir.
Egzersizin faydaları unutulmamalı
Egzersiz hareketleri ritmiktir ve kasların artan oksijen ihtiyacını karşılar. Kalp ve ciğerleri hareketlendirmeye yardımcı olur. Özellikle yaz sıcaklarında tansiyon dengesini düzenler ve oksijen üretimini, kullanımını artırır. Bu hareketler varis ve bacaklarda şişme riskini azaltırken bebeğin beslenmesine yardımcı olur. Kasları güçlendirir ve sırt ağrılarını önler, böylece hem sıcaklığın hem de hamileliğin getirdiği ekstra yükü daha taşımanızı sağlar.
Ayrıca dayanıklılığınız artar ve doğuma daha kolay dayanırsınız. Tüm bunların yanında açlık hissini azaltır, daha iyi uyumanızı sağlar ve kendinizi hissetmenize yardımcı olur. Hamilelik sırasında evde veya dışarıda yapacağınız egzersizlerin dışında yapılabilecek sporların en uygunu yürüyüştür, ikincisi ise yüzmektir. Ancak yaz sıcaklarından dolayı yüzme daha çok edilen bir spordur. Yüzme esnasında alınan oksijen miktarı arttığı için dolayısıyla bebeğe giden oksijen miktarında da artış söz konu olur. Yüzmeyi gebelikte en uygun spor dalı hale getiren faktörlerden birde yüzme bilen bir kişinin suda kendini yaralaması, düşmesi ve bir yerlere çarpmasının imkansız olmasıdır. Bir başka ise hamile kadınların kendilerini ağırlıksız hissetmesidir. Bu özellikle gebeliğin son zamanlarını yaz döneminde yaşayan kadınlar için psikolojik açıdan oldukça önemlidir. Ayrıca su içerisinde terleme ve vücudun çok fazla ısınması mümkün olmadığından egzersizin bu tür olumsuz etkilerini ortadan kaldırır ve ayrı bir avantaj sağlar.
Gebelikte beslenme
Gebelikte kilo alımı çok bir detaydır. Bu dönemde önerilen kilo alımı kişiden kişiye değişiklik göstermektedir. Önerilen kilo alımı ise şu şekildedir;
Normal kilolular 11,5 – 16 kg,
Kilosu düşük olanlar 12,5 – 18 kg,
Kilosu fazla olanlar 7 – 11,5 kg’ dır. Bu sınırlarda kilo alanların gebelik dönemine bağlı problemleri azalmaktadır. Tabi bu formu yapacağınız düzenli egzersizlerle yakalayabileceğinizi unutmamalısınız. Yaz aylarında yapacağınız egzersizler ve dengeli bir diyet ile gebeliğin ilk yarısında ayda 1 kg, 20. haftadan sonra ise ayda 2 kg alarak sağlığınızı kontrol altına alabilirisiniz. Bundan daha fazla kilo alanların bebeğinin iri olma olasılığı ve sezaryanla doğum yapma olasılığı %20 ile %30 arasında artmaktadır.
Bunları unutmayın
1- Her en az 2 porsiyon C vitaminli yiyecekler yemeyi ihmal etmeyin.
2- Hamilelikte değişimi vücudun çok terlemesine açar. Bu nedenle basit bir deodarant yerine terlemeyi azaltıcı ürünler kullanın.
3- Eğer sabah kendinizi hasta hissediyorsanız, yataktan kalkmadan önce birkaç tane tuzlu veya tatlı bisküvi atıştırın.
4- Özellikle yaz sıcakları nedeniyle meydana gelen terlemelerden dolayı her bol miktarda için.
5- Banyonun size yaptığı sakinleştirici etkiyi unutmayın ve yatmadan önce banyo ya da ayak banyosu yapın. Banyo suyuna lavanta ya da gül yağı katmayı da ihmal etmeyin. Bu hem sizi rahatlatır hem de cildinizi yumuşatır.
6- Geceyi sessiz ve sakin geçirmek için akşam gezintilerine çıkın. Dışarı çıkıp dolaşmak hem adaylarının sinirlerini yatıştırır hem de anne karnındaki bebeği sakinleştirir.

SEVGİ ve SADAKAT

Sevgi,sadakat ve vefa örneği

Yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış, yolda ilerlerken, bir bisikletlinin çarpmasıyla yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış.Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar. Hemşireler, önce pansuman yapmışlar ve :
‘Biraz beklemesini ve röntgen çekerek her hangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini’ söylemişler.
… Yaşlı bey huzursuzlanmış;
“Acelesi olduğunu, röntgen istemediğini” söylemiş.
Hemşireler merakla acelesinin nedenini sormuşlar.
“Eşim huzur evinde kalıyor. Her sabah birlikte kahvaltı etmeye giderim, gecikmek istemiyorum” demiş.
“Eşinize haber iletir gecikeceğinizi söyleriz” deyince.
Yaşlı adam üzgün bir ifade ile:
“Ne yazık ki karım Alzheimer hastası hiç bir şey anlamıyor, hatta benim kim olduğumu dahi bilmiyor” demiş.
Hemşireler hayretle :
“Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden hergün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyor sunuz?” diye sormuşlar.
Adam buruk bir sesle:
Ama ben onun kim olduğunu biliyorum . .

Hiç Bitmeyen Sevgi

Ben seni karnımda hissetiğim an seninle konuşmaya başladım
Ben seninle her gün, doğacağın günün mutlulugunu yaşadım
Ben seninle her gün, doğan güneşi seyrettim
Ben seninle birlikde ,akşamın yıldızlarını seyredip,gecelerimi aydınlattım
ben seninle seviçlerimi konuşdum
ben seninle hüzünlerimi paylaşmadım,zira senin üzülmene dayanamazdım
Ben daha doğmadan önce seni, en yakın dost edindim
Ben doğduğun gün senin süt kokan teninle yeniden dünyaya geldim
Ben sana bakmaya, dokunmaya korkdum önce! çünkü minicik din
Ben senin meleklerle konuşmanı seyrettim!daha dünyayı tanımadan gülüşlerinden
Ben seni doğduğun gün! emanet ettim yaradana
Ben her gün dualarla,ninniler uyuttum seni
Ben seninle konuşurken,gözlerim nemlenirdi mutlulukdan
Ben uyuyamdım hiç,nefes alıyormu acaba,deyip,nefesini dinlemekden
Ben günlerimi,gecelerimi,uykularımı,senin nefesinle ve kokunla doldurdum
Ben gögsümden çıkan süt damlalarıyla,ruhunun derinliklerinde,konuşmadan Anne deyişini duydum
Ben Anne dediğin gün, Anneliği tanıdım,çünkü bana” anne “diyen ilk sesdin
Ben her konuşmanı unutmamak için beynime kazıdım
Ben geceleri” Annneee! hüt” deyişinde,sütüm sana helal olsun bebegim dedim
Ben yürüdüğün gün, heyacanımdan,bayılıpda düşmenden korktum
Ben işte o gün attığın adımları dikkatle izledim
Ben o gün Allaha şükrettim ve dua ettim taaa içten
Ben dedimki yarada!”Allahım bu adımları hiç kaydırma”
Ben dedimki o gün “Allahım bebeğimin her an,her nefesinde,sana emanet ediyorum”
Ben o gün Yalvardım, Allaha“Allahım onu benim bilmediğim senin daha iyi bildiğin kötülüklerden koru”
Ben işte o günden sonra büyümeni,yaptıklarını,oyunlarını an an izledim
Ben çocukluğumu seninle yeniden yaşadım,seninle birlikte tüm oyunlarında arkadaşın oldum
Ben doğduğun günden, sonsuza kadar sevğimi,sonsuzlaştırdım
Ben seni karnımda hissetiğim gün hissetiğim sevgi,sonsuza kadar daha da büyücek
Sen ben öldükden sonrada! sevğimle,ruhumla,yanında olduğumu, hep hissedeceksin

Alıntı.

ÇOCUKLARDA KABIZLIK

Çocuklarda Kabızlık Çocuğun Kabızlığını Nasıl Geçirebilirim?
Çocuklarda sık görülen bir durumdur; seyrek ve sert dışkılama anlamına gelir. Erişkinlerde olduğu gibi çocukların da dışkılama alışkanlıkları farklıdır. Bazısı günde 2 kez yaparken, bazısı 2 günde bir yapar. Anne sütü alan bebekler günde 7-8 kez dışkılar. Dışkı sayısı bebek 1 yaşına yaklaştıkça giderek azalır, 2-3 yaş civarında erişkin karakterlerine oturur. 1 yaş civarında ve sonrasında tek tip beslenme yüzünden kabızlık sık görülür. Sebze veya meyve yemeyi reddeden, çok süt içen hareketsiz çocuklarda kabızlık sık olur. Kabızlığı önlemek ve gidermek için: – Lifli besinleri tercih edin. Sebzelerden karnabahar, mısır, kereviz, lâhana ve kabak, meyvelerden armut, üzüm, kavun, kayısı, erik gibi besinler verin. Kabızlık durumunda kepekli un, yulaf unu, mısır gevreği gibi besinler de yararlıdır. – 500 cc’den fazla süt içmesini ve karnını sütle doyurmasını engelleyin. – Çay ve kolalı içecekler yerine ıhlamur, kuşburnu gibi bitki çayları verin. – Sebze yemeyi reddediyorsa hoşlanabileceği alternatifler deneyin. Sebzeleri köftenin içine rendeleyin, kızartma ya da mücver yapın. – Bazı çocuklarda sert dışkılama nedeniyle anüsün etrafında çatlaklar oluşur. Bu da bir sonraki dışkılama sırasında ağrı yapar. Canı yanan çocuk dışkılamayı erteler. Böylece kaka daha da sert hâle gelir. Bu kısır döngüyü ortadan kaldırmak için; – Bir süre doktorun önerdiği bir kabızlık giderici ilâcı kullanın. – İlâcı kullanırken çocuğu lifli diyete alıştırın. – Her gün aynı saatte klozete oturtun ve dışkılamasını bekleyin, bitmeden çıkmamasını sağlayın. Tuvalette sıkılmaması ya da kendiliğinden tuvalete gitmesi için kitaplar, oyuncaklar vs. kullanın. – Günde 1-2 kez ılık su banyosuna oturtun. – Kaka yapmadan önce poposunun etrafına ağrı giderici bir pomat sürün. – Bütün bunlara rağmen 1 haftayı geçen inatçı kabızlıklarda doktora götürün. – Nadir de olsa bazı bağırsak hastalıklarında kabızlık görülebilir.

Bağırsakları yavaş çalışan ve dışkısı katı olan kişilerin genel beslenme tarzı lifli gıdaları arttırmak şeklinde olmalıdır. Bolca sıvı alınması da yardımcı olur. Lifli gıdalardan kastedilen her türlü sebze ve meyvedir. Sebze ve meyveler hem bağırsak sağlığı için hem de dışkı kıvamını yumuşatmak için faydalı olur. Fakat bazen sadece beslenmeye dikkat ederek dışkı kıvamını yumuşatmak mümkün olmayabilir. Kabızlığın arka planında ciddi bir rahatsızlık var ise mutlaka tedavi için bunu ilaçlarla desteklemek gerekir. Bunun dışında kuru gıdalarla beslenme, sürekli et yemek, öğünlerde sebze ve meyveye yer vermemek, sürekli fast-food denilen hazır gıdaları tüketmek bağırsaklar için son derece sağlıksız bir beslenme olacaktır. Özellikle kabızlık sorunu yaşayan kişiler bu tür beslenmelerden uzak durmalıdır.

SİGARA ve ZARARLARI

Yaptıklarınız önemlidir
Sağlık bir piyango oyunu değildir. Çok ender olarak hastalan­mayız. Bazı sağlık sorunları bizim denetimimizde olmamakla bir­likte birçok hastalık aldığımız kararlar ve davranış biçimlerimizden kaynaklanmaktadır. Kanser insanların en çok korktuğu bir hastalıktır. Birçok kişi kanseri önlemenin olanaksız olduğuna ya da çok zor olduğu­na inanmaktadır. Bununla birlikte Mayo Kliniği’nde çalışan araştırmacılar kanser türlerinin yarısının içedönük, asosyal bir yaşam sürdürmek, yağ oranı yüksek yiyecekler tüketmek, kız­gın…

Sigara kalbi yaşlandırıyor
Sigara çok önemli bir risk faktörüdür. Sadece kalp damar hastalıklarına neden olmaz, birçok hastalığın da birincil nedenleri arasında yer alır. Sigara kalp damar hastalıklarını gelişme riskini artıran 4 büyük faktörden biridir. Diğerleri kolesterol yüksekliği, şeker hastalığı ve tansiyon yüksekliğidir. Sigara içen ve başka risk faktörleri bakımından eşit durumda olan bir şahısta, sigara içmeyene göre kalple ilgili önem­li olaylarını (yani kalp krizi geçirme, kalp…

Sigarayla ilgili bazı sorulara cevaplar
Soru: Sağlığa zararı olmayan sigara var mıdır ? Cevap: Böyle bir sigara yoktur. Her türlü sigara sağlığa zararlıdır. Soru: Az sigara içmenin de sağlığa zararı olabilir mi ? Cevap: Olabilir. Tek sigara dahi insan sağlığı için zararlıdır. Çok az sigara içenlerin bile akciğerlerinde hasar tespit edilmiştir. Kaldı İd, az sigara içen kişiler böyle durmamakta, zamanla içtikleri sigara adedini artırmaktadırlar. Soru: Sigara içenler neden sabahları ök-sürüp, balgam…

Gençlik ve sigara
Çabuk ulaşılabilir olması sebebiyle gençler arasında sigara içmek oldukça yaygındır. Gelişmiş ülkelerde 12-17 yaş arasındaki her beş ergenden birinin sigara tiryakisi olduğu tahmin edilmektedir. Ülkemizde ise bu oran daha yüksektir. Sigara kullanımı başlı başına zarardır, genç için adeta mayınlı tarladır. Şu gerçeği de unutmayalım: Sigara içen gençler aynı zamanda alkol ve uyuşturucu bağımlılığına yatkın kişiler haline gelmektedir. Çünkü sigara, kişinin öteki kötü alışkanlıklara…

Sigarayı bırakanların vücudundaki değişiklikler
Sigarayı bıraktıktan sekiz saat sonra: Kandaki oksijen normal hale döner. Kalp krizi riski ileri derecede azalır. Kaslara giden oksijen miktarı artar. Kan basıncı normal seviyesine iner. Sigarayı bıraktıktan 24 saat sonra: Karbonmonoksit vücuttan atılmaya başlanır. Nefes alıp verme rahatlar. Akciğerlerdeki katran ve balgam yok olmaya başlar. Bronşit ve zatürree gibi tekrarlanan solunum yolu hastalıkları riski azalır. Hücrelerin oksijenlenmesi normale döner. Sigarayı bıraktıktan…

Light sigara içmek çözüm mü ?
Sigara dumanının çok azının bile sağlık açısından zararlı olduğunu biliyoruz. Light sigaralarda katran ve nikotin oranı düşükse de, bu tip sigaralara geçen tiryakiler, nikotin ihtiyaçlarını karşılamak için, genellikle daha çok sayıda sigara içmeye veya içtiği her sigarayı daha çok içine çekmeye başlamaktadır. Daha derin ve daha sık nefesler çekildiğinde veya sigara sonuna kadar içildiğinde, katran oranı düşük bir sigara, diğerleri kadar zararlı…

Sigarayı bırakmada metodlar
Sigarayı bırakmada kesin ve çok etkili bir metot bulunmamaktadır. Ancak kişinin isteği, azmi, kararlı oluşu ve irade gücü çok işe yarar. Buna rağmen bazı metotların faydası olmaktadır. Hipnoz: Bilincin farkında olma seviyesi düşürüldükten sonra, bilinçaltına telkin vererek (şartlandırılarak) inanç oluşturmaya dayanan yöntemdir. Burada hipnoz verene inanç önemlidir. Etki süresi kısa da sürebilir, uzun da. Gözler kapatıldıktan sonra, kişinin birkaç defa derin nefes alıp vermesi…

Sigara yoksunluğu
Sigarayı bırakınca nikotin almamaya bağlı yoksunluk belirtileri, hafif veya şiddetli olarak ortaya çıkmaktadır. Amerikan Psikiyatri Birliği nikotin kullanımının birden bırakılmasının veya kullanılan nikotin miktarının azaltılmasının ardından 24 saat içinde şu sekiz bulgudan en az dördünün ortaya çıkmasını öngörmüştür: Disforik veya depresif mizaç (yani ruhsal durumda dalgalanmalar, neşeli ya da hüzünlü hal). İnsomnia (uykusuzluk). İrritabilite (hırçınlık), sinirlenme ya da öfkelenme. Anksiyete (endişeyle karışık sıkıntı…

Sigarayı bırakırsak yemekten lezzet alırız
Nikotine bağlılık, yiyeceğe duyduğumuz açlığa benzer. Ancak birbirine zıt, yanıltıcı bir benzerliktir bu: 1) Yiyecek; sağlık, enerji, haz verir ve hayatımızı uzatır. Tütün ise sağlığımızı berbat eder, mutsuzluğa ve hastalıklara yol açarak ömrümüzü kısaltır. 2) Yiyeceklerin tadı güzeldir, açlığımızı doyurmak hoş bir duygudur; ama kanser yapan, iğrenç kokan dumanları içimize çekmek kesinlikle hoş olmayan bir deneyimdir. 3) Yemek yemek açlığa sebep olmaz, tam tersine tatmin…

Sigarayı nasıl bırakmalı ?
Öncelikle sigaranın zararlarını kavramalı ve bırakmaya kesin karar vermelidir. Azim ve iradenin, bağımlılığı kırmada büyük önemi vardır. Aslında sigara içenlerin yüzde 80’inden fazlası sigarayı bırakmak için istekli olmalarına ve yüzde 35’inin her yıl bırakmayı denemelerine rağmen, bırakmak için teşebbüs ettikleri girişimlerde ancak yüzde 5’i başarılı olabilmektedir. Bırakmaya karar verince hemen sigara paketini atmalı, sigara taşımamalı ve aniden sigara içmeyi kesmelidir. Tedricen (azaltarak) bırakma yanıltıcıdır….

Sigarayı neden bırakmalıyız ?
Sigarayı bırakmak için en uygun zaman hemen ve acilendir. Vücuda giren zehirli maddeleri kestiğimiz andan itibaren onarım, yenileşme ve temizlik başlar. Bir tek sigara içmek dahi, temiz suyu kirletmeye benzer. Önemli olan kanımızı ve hücrelerimizi her zaman zehirli maddelerden uzak ve temiz tutmaktır. Sigara kullanmaya son verildiğinde yaşanan olumlu değişiklikler saymakla bitmez. İlk önce kendimize olan öz saygımız, özgüvenimiz artar. Kendimizi daha huzurlu, daha…

Pasif tiryakilik (dumanaltı olma)
Pasif içicilik (yani duman altı olma), kişinin sigara içmediği halde sigara içilen ortamda elinde olmadan tütünün dumanını teneffüs etmelerine denir. Başkasının ağız ve burnundan çıkan sigara dumanında da nitrojen, nikotin, karbonmonoksit, karbondioksit ve çeşitli gazların mevcut olduğu bir gerçektir. İstemsiz sigara içimine bağlı hastalıkların başında akciğer kanseri gelir. Çeşitli araştırmalar pasif içiciliğin akciğer kanserinde önemli bir faktör olduğunu göstermektedir. ABD’de yılda 100.000 kişi…

Sigara organları nasıl etkiler
Sigaranın vücutta izlediği yol: Ağız ve burun Nefes borusu Yemek borusu Mide (tükürükle) Hava yolları (bronşlar) Akciğerler (hava kesecikleri). (Burada kılcal damarlardan kana emilir, kalbe gelir ve sonra kalp taralından tüm vücuda pompalanır.) Damar sistemi yoluyla tüm vücudu dolaşır. İltihap: Sigara içindeki yabancı maddeler dokularda irritasyon (zedelenme) ve hasar oluşturur. Buna karşı savunma amacıyla kandaki savunma hücreleri iltihap alanına toplanır. Kanser: Sigara içindeki kanserojen…

Sigaranın yaptığı zararlar
Sigara içmenin mahzurları çevremizde gördüğümüz örneklerden hep dikkatimizi çeker. Askerde gösterilen bir tepeye koşu yapmıştık. Komutanımız koşuyu tamamlayamayanlar için, bunların hepsi sigara tiryakisidir, yorumunda bulundu. Gerçekten öyleydiler. Daha genç yaşta koşamıyor, yolun yarısında tıkanıyorlardı. Yine tıp fakültesinde talebe iken ölü bedenini inceleme (kadavra) dersinde, bazı cesetlerin akciğerlerinin katran rengi gibi kapkara olduğu dikkatimi çekmiş ve hocama bunun sebebini sormuştum. “Sigaradan bu” cevabını almıştım….

Sigaradaki zararlı maddeler
Sigara ve dumanı, çok miktarda ve değişik özellikte zararlı maddeler içermektedir. 4000’den fazla olduğu bilinen bu toksik (zehirleyici) maddelerin büyük bir kısmı kanser yapıcı (kanserojen) özelliktedir. Nikotin bu maddelerin en önemlisi olup sinir sistemini etkileyerek kalp ve damarların çalışmasını bozar. Nikotine maraz kalış sonucu, kan basıncı ve nabız hızında artış ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple kalp daha fazla kasılmakta ve kalbin oksijen ihtiyacı artmaktadır….

ŞEKER HASTALIGI

Şeker hastaları spor yapabilir mi ?
Öncelikle egzersiz, sağlıklı yaşamın bir parçasıdır. Düzenli yapılacak fizik egzer­sizi kan şekeri seviye­sini düşürmeye, insülinin vücutta daha et­kili olmasına yardım­cı olur.
Ayrıca:
– Daha fazla enerji verir.
– Kan dolaşımını düzenler
– Kasları güçlendirir.
– Kolesterol seviyesini düzenler. Kötü huylu (LDL) kolesterolü azaltıp, iyi huylu kolesterolü (HDL) arttırır.
– Kalp krizi riskini önler ya da geciktirir.
– Terlemek suretiyle fazla kiloların azaltıl­masına yardımcı olur.
Sonuç olarak, egzersizin şeker hastaları üzerinde son derece olumlu etkileri olduğu­nu ve kan şekeri düzeyini düşürdüğünü söy­leyebiliriz.
Kimler şeker taraması yaptırmalı ?
– Her aşırı kilolu, şiş­man olanlar
– Ailesinde şeker hastalı­ğı bulunanlar (birinci dereceden olan akraba­larından biri diyabetikse)
– Gece sık idrara çıkıp, kilo kaybedenler.
Açlık kan şekeri kontrolleri ya da şeker yüklemesi yaptırarak kişinin potansiyel di­yabetik veya aşikâr diyabetik olup olmadı­ğı anlaşılır.
Kan şekerini etkileyen faktörleri öğrenebilir miyim ?
Kısaca sıralarsak;
Yenilen gıdalar, eg­zersiz ve aktivite, ilaç­lar ve hastalıklar, alkol ve kan şekerini ayarla­yan önemli bir organ olan karaciğerin rahat­sızlıkları kan şekerinin regülasyonunu etki­ler
Hasta olduğum zaman neler yemeliyim ?
Eğer düzenli olarak yiyebiliyorsanız, ge­nelde uyguladığınız yemek yeme programı­nızı bozmayın.
Eğer iştahsız iseniz, fakat bazı yemekleri tolere edebiliyorsanız; kızarmış ekmek, tahıl, çorba türü şeyler yiyin, meyve suyu ya da süt için.
Yok eğer katı yiyecekleri hiç yiyemiyorsanız ve insülin kullanıyor veya oral antidiyabetik alıyorsanız, atladığınız öğünlerdeki karbonhidratları yerine koymak için meyve suyu ya da tatlı meşrubatlar içmelisiniz.
25 yıllık şeker hastasıyım, son bir yıla kadar şekerim gayet iyi regüle idi. Ancak son bir yıldır, insülin dozunu arttırmama rağmen hala normale yakın kan şekeri öl­çümleri elde edemiyorum. Sorun sizce ne olabilir ?
Kan şekerinizin yıllarca normal seyrettik­ten sonra insülin dozunu arttırmanıza rağ­men kontrolden çıkmasının nedenlerinden bazıları şunlar olabilir:
• Aldığınız gıda miktarını arttırmış olabi­lirsiniz.
• Stresli ve sıkıntılı bir dönem geçiriyor olabilirsiniz.
• Uzun süren bir hastalık (örneğin ateşli bir enfeksiyon hastalığı) insülin, ihtiyacınızı arttı­rabilir.
• Kilo almış olabilir­siniz.
• Aynı bölgeye tekrar tekrar iğne yapmanıza bağlı gelişen şişlikler teknik sorunlar çı­karabilir. Yahut kullandığınız insülin, eğer soğuk zincire riayet edilmeden muhafaza edilmişse, etkinliği azalmış olabilir.
Bunların dışında hiçbir belirgin neden ol­maksızın da, insülin ihtiyacı büyük oranda artabilir.
Şeker kontrolünü, en iyi şekilde yapma­nıza yardımcı olacak bir çok doğal yöntem vardır. Bunları aşağıdaki başlıklar altında sı­ralayabiliriz:
– DİYET
– EGZERSİZ
– STRES KONTROLÜ
Stres, kan şekeri değerlerini etkileyebilir mi ?
Evet.
Ancak bu etkilenmenin derecesi kişiden kişiye değişiklik gösterir.
Stres bazı insanlarda kan şekerini yükselt­me eğiliminde iken, bazılarında hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) riskini arttırabilir.
Kan şekeri düşmesinin belirtileri nelerdir ?
Nedenlerine göre, belirtileri sıralayacak olursak:
– Adrenalin (insülin karşı­tı bir hormon) salınmasına bağlı olarak terleme, titre­me, çarpıntı, açlık, endişe hali, karıncalanma.
– Beyinde şeker azalmasına bağlı olarak konfuzyon mental (kişileri tanıyamama, bu­lunduğu mekanı bilememe), baş dönmesi, halsizlik, davranış değişiklikleri, konuşamama, baş ağrısı, yorgunluk gibi şikayetler orta­ya çıkar.
Kan şekerim düştüğünde yapabileceğim en iyi hareket nedir ?
Bu sorunun ce­vabı, kan şekeriniz düşerken, hangi aşamada fark ettiği­nize bağlıdır. Er­ken bir aşamada en iyi tedavi, bir şey­ler yemenizdir.
Eğer ana öğün zamanınız yakın değilse meyve, sandviç veya bisküvi gibi hafif şeyler atıştırabilirsiniz.
Ancak, kan şekeriniz fazla düştüyse, hızla emilebilecek türde karbonhidrat almalısı­nız.
Bu amaçla şeker, tatlı, meyve suyu, normal (diyet olmayan) kola veya limonata içebilirsiniz.Yanınıza acil durumlarda kullanmak üzere çok çabuk emilen glikoz tabletleri taşıyabilir­siniz.
Şeker hastalığını etkileyebilecek ilaçların bir listesini verir misiniz ?
Şeker hastalığında kesinlikle kullanılma­ması gereken hiçbir ilaç yoktur. Ancak şu ilaçları kullanırken dikkatli olunmalıdır:
– Kortizon içeren ilaçlar (prednisolon)
– Kortizon içeren fısfisların (Örneğin: Bekloforte) olumsuz bir etkisi yoktur.
– Tiyazid grubu idrar söktürücüler (Tür­kiye’de yalnızca bazı ilaçlarda ek olarak var.)
– Doğum kontrol hapları
– Hormon yerine koyma tedavisi (Menopozda örn. Klimen)
– Belli bronş genişleticiler (Örn: Ventolin) kan şe­kerini hafif derecede yük­seltebilir.
– Betablokerler (Dideral, Tensinor gibi tansiyon ilaçları) kan şekeri düşmesinin be­lirtilerinin kaybolmasına neden olabilir.
– Büyüme hormon tedavisi (kan şekerini yükseltir.)
Eğer insülin kullanan şeker hastası ise­niz, şifalı bitki tedavisine başlamadan önce aile doktorunuza danışmalısınız.
Her ne kadar bu tedavi, bazı vakalarda medikai şifacı ve aile doktorunuzun kont­rolünde insülin dozunda belirli oranda azaltma yapılabilirse de, insülinden tama­men kurtulabileceğinizi ümit etmeyin.
Doktorum, şeker hastalığı teşhisi ko­nulduğunda sigarayı bırakmam gerektiği­ni söyledi. Sigara ve şeker hastalığının bir arada yol açtığı özel bir sağlık sorunu var mı ? Kilo vermem gerekiyor, ancak eğer sigarayı bırakırsam, kilo vermek bir tarafa, alacağımdan korkuyorum. Ne yapmalıyım ?
Sigara, akciğerler dışında atardamar sistemine de zarar verir.
Uzun süredir şeker hastası olan birinde, zaten hızlı seyreden damar sertliğinden dolaşım sorunu vardır.
Sigara içmeğe devam ederek bu riski daha da arttırmak, yapılacak hata değildir.
Şeker hastalığı sizin için beklenmedik bir sürprizse, kilo vermek ve sigarayı bırakmak suretiyle hayatınızda bir değişiklik yapmak, sağlığınız için kaçınılmaz bir fedakarlık ola­caktır.
Bir çok insan bu ikisini pekala başarmak­tadır.
Yaşamınızda yapacağınız bir devrim nite­liğindeki bu değişim, size sağlıklı ve uzun bir ömür sağlayacaktır.
Sigarayı bı­rakmanıza destek olacak pek çok yön­tem vardır. Doktorunu­zun tavsiyesi ile nikotin bantları veya nikotin sakızları ya da akupunktur uygula­masından birisi size yararlı olabilir.
Şeker hastası olduğumu yeni öğren­dim. Oral antidiyabetik kullanıyorum. Ancak geleceğe yönelik oldukça fazla kay­gılarım var. Evlilik yapabilir, çocuk sahi­bi olabilir miyim ?
Şeker hastalığı teş­hisi konulduğunda kişi suçluluk, eksiklik, üzüntü, öfke umut­suzluk ve şaşkınlık gibi bir dizi duygu arasında bocalar. Ama bütün bunlar, genellikle, has­talık konusunda yeterince bilgi sahibi olma­maktan kaynaklanır.
Öte yandan, diyabete bir gecede alışıp ka­bulleneceğinizi de sanmayın. Bu, biraz za­man alacaktır.
Eğer anne ya da baba iseniz, suçluluk ve geleceğe yönelik korku duymanız doğaldır. Ama hastalık hakkında bilgi sahibi oldukça hepsi kaybolacaktır.
Diyabet üzerine duyacağınız hurafelere aldırmayın.
Bunları kısaca sıralayacak olursak:
• Şeker hastalığı çok şeker yemekten ol­maz.
• Şeker hastalığı ölümcül bir hasta­lık değildir.
Doğru tedaviyle normal bir hayat, uzun bir ömür sü­rebilirsiniz.
• Şeker hastalığı, hayattan zevk almanızı engellemez.
Hem yiyeceklerin, hem de yaşamın tadını çıkarabilirsiniz.
• Şeker hastalığı özürlü olmak anlamına gelmez.
• Tatile çıkabilir ve herkes gibi normal bir yaşam sürdürebilirsiniz.
• Şeker hastalığı çocuk sahibi olmanızı engelleyemez.
Vitaminlerin ya da bitkisel destek ürünlerinin diyabetimin kontrolüne fay­dası olur mu ?
Eğer her gün meyve, sebze ve tahılla
dengeli bir şekilde besleniyorsanız, muhte­melen ihtiyacınız olan vitaminleri zaten alı­yorsunuz.
E ve C vitaminleri gibi antioksidan des­tekleyicilerin diyabetli hastalara iyi geldiğine dair kanıtlar bulunmaktadır.
Ginseng de bazı bireylerin kan şekerlerinde düşme sağlaya­bilir.
Ginseng mad­desi Kore’den gelmektedir ve
toz haline getirilmiş kökün, şaşırtıcı etkilere
sahip olduğu söylenmektedir.
Ginseng yemek sonralarında kan şekerini düşürmede faydalı olabilmektedir.
Ginseng sindirimi geciktirmekte olup, muhtemelen karbonhidratların emilimi üze­rine de aynı etkiyi göstermektedir.
Fakat yine de diyabetin kontrolüne yar­dımcı vitaminlerin ve destek ürünlerinin kul­lanımına dair yeterli bilimsel veri bulunma­maktadır.
Bazı bitkisel ürünler, diyabet ilaçları ile kötü yönde etkileşebilmektedir.
Şeker hastaları için bazı otların kulla­nıldığını duydum. Bunlarla ilgili bilgi ve­rebilir misiniz ?
Şeker hastalarında yüksek kan şekerini düşürdüğü söylenen pek çok ot vardır. Bunlardan birisi Batı Afri­ka’da yetişen bir yemiş, di­ğeri karela veya acı su ka­bağı olarak adlandırılan tropikal bir bitkidir.
Ayrıca ısırgan otu, sarı kantaron, keçi boynuzu, kara hindiba kökü kullanılabilir.
Bunlar karaciğer ve pankreasın fonksiyon­larını geliştirir ve çoğu bitki gibi acı bir tat­ları olduğundan tek başına değil de, başka bir şeyin içine ilave edilerek verilir.
Eğer insülin kullanan şeker hastası iseniz, şifalı bitki tedavisine başlamadan önce aile doktorunuza danışmaksınız.
Her ne kadar bu tedavi, bazı vakalarda medikal şifacı ve aile doktorunuzun kontro­lünde insülin dozunda belirli oranda azaltma yapılabilirse de, insülinden tamamen kurtu­labileceğinizi ümit etmeyin.
Hemoglobin Alc nedir ve normal de­ğerleri hangi aralıktadır ?
HbAlc, akciğerlerdeki oksijeni kan dola­şımı aracılığı ile bütün dokulara ileten kırmı­zı bir pigment olan hemoglobinin bir bileşe­nidir.
HbAlc değişik labora­tuar yöntemleri ile dola­şımdaki hemoglobinin lk bir yüzdesi olarak ölçü­lebilir. HbAlc kimyasal bir bağla glikoza bağ­lanmış hemoglobin­den ibarettir. Mevcut HbAlc düzeyi doğrudan hemoglobin içeren alyuvarların yaşam süresi olan 120 gün içeri­sindeki ortalama kan şekerine bağlıdır. Bu test, kan şekeri kontrolünün bir dökümünü vermesi nedeniyle geliştirilen yöntemlerin içinde en başarılısıdır.
HbAlc geçmiş 2 ila 3 ay boyunca kan şe­kerinin iniş ve çıkışlarının bir ortalamasını yansıtır.
Kan şekeri iyi regüle edilmiş bir şeker has­tasında HbAlc değeri, %3-5,5 arasında çıkacaktır.
Şeker hastalığı, bir erkek olarak cinsel yaşamımı etkiler mi ?
Hayır. Gerek erkek, gerekse kadın şeker hastalarının büyük çoğunluğu tamamen normal bir cinsel yaşam sürebilirler. Sorunlar olabilir, ancak bunların şeker hastalığı ile il­gisi yoktur.
Herhangi bir nedenle hastalık kontrolden çıkar ve kan şekeri çok yükselirse cinsel yaşam olumsuz etkilenebilir.
Şeker hastalığına bağlı damar veya si­nir hasarı bulunan az sayıda hastada ikti­darsızlık görülebilir, ancak bu sık rastla­nılan bir durum değildir.
Önerimiz endişelerinizi kan şekerinizi dengede ve kontrol altında tutmak üzerine yoğunlaştırmanızdır.
Şeker hastalığınızı kontrol altında tutmak için elinizden gelenin en fazlasını yaptığınız takdirde, gelecekte karşılaşacağınız sorunla­rın en alt düzeyde olacağından kuşkunuz ol­masın.
Günde dört kez kalem kullanarak en­jeksiyon yapmanın avantajı nedir ?
Günümüzde artık insülin kullanımı, insü­lin enjektörleri ile değil de insülin kalemleri ile yapılmakta. Uygulama kolaylığı ve emni­yeti açısından büyük rahatlık sağlayan bu alet, içinde kartuşu bulunan bir kaleme ben­zer, fakat kartuşu mürekkep yerine insülin ile doludur ve gittikçe daha popüler olmaktadır.
Çoklu enjeksiyonun mantığı, normal pankreasın taklit edilmesidir. Bazal metabo­lizma karşılanması için gece yatarken uzun etkili bir insülin yapılır. Yemeklerden önce de kısa etkili insülin kullanılmak suretiyle normale en yakın insülin ihtiyacı vücuda sağ­lanmış olur.
Düzensiz bir yaşam süren hastalar insülin kalemlerinden daha fazla yarar görebilirler.
Doğru yöntem kullan­mak kaydı ile insülin kalemleri ve tek kulla­nımlık enjektörler pek sorun oluşturmaz. Çoğu insan enjektör­lerin sorun teşkil ettiğini düşünür, berabe­rinde taşımanın zor olduğu kanısındadır. Ancak bir bölüm insan daha kolaylıkla kulla­nabildiklerini ifade eder.
Şeker hastalığının tam olarak tedavisi mümkün mü ?
Hayır. Günümüzde araştırmacılar diyabe­tin gelişimini önlemek ya da ortadan kaldır­mak için yollar arıyor. Ancak henüz bu ko­nuda umut verici bir gelişme yok. Şu an için doktorlar hastalığı sadece tedavi edebiliyor­lar, ortadan kaldıramıyorlar.
Şeker hastalığı olan çoğu bireyin, tanı konulmadan önce tahminen ne kadar sü­redir şeker hastalığı vardır ?
Tip I diyabet, ge­nellikle daha ani ve de ciddi olarak orta­ya çıktığı için, genel­likle birkaç ay içeri­sinde tanı konulur. Fakat Tip II diyabetlilerin ise, teşhis konulmadan evvel, ortalama 8 yıllık hastalıkları vardır. Doktorunuzun yapacağı düzenli kontrollerde, istenilebilecek tam kan çalış­maları ile hastalıkların (Diyabet dahil) bu ka­dar uzun bir süre fark edilmeden gitme ihti­mali önlenmiş olur.
Doktorum artık hap yerine insülin kul­lanmam gerektiğini söylüyor. Karbonhid­rat alımını kısıtlarsam, insülin kullanma­ma gerek kalmayabilir mi ?
Hayır. Eğer fazla kilonuz varsa ve ihtiyacınızdan da­ha fazla yiyorsanız, sıkı bir diyet yapmak ve kilo vermek suretiyle insülin ihtiyacınızı bir ölçüde ortadan kaldırabilirsiniz.
Eğer zaten ihtiyacınız olduğu kadar yiyorsanız, bu miktarın altına düşmek kilo kaybetmenize ve kendinizi güçsüz hissetme­nize neden olur.
Dolayısıyla, eğer fazla yiyorsanız yiyecek­lerinizi kısıtlayın ve kan şekerinizi bu şekilde kontrol altına almayı deneyin. Ancak diyeti­nize tam olarak uyuyorsanız, boşuna aç kal­mayın. İnsüline geçme önerisini kabul edin ve her şeyin ne kadar farklı olacağını görün.
Eğer diyabeti olan yakın bir akrabam (anne, baba ya da kardeş) varsa, benim de gelecekte hasta olma ihtimalim ne kadar­dır ?
Henüz tam olarak anlaşılamamış ne­denlerden dolayı, şeker hastalığına yakalanma riskiniz, diyabetik yakınını­zın anneniz ya da babanız olmasına göre değişir.
Aşağıdaki tablo, aile hikayesi dikkate alı­narak size diyabet olma riskinizin ne kadar olduğunu göstermektedir:

Diyabetik nefropati denilen şeker has­talarında görülen böbrek hasarı hakkında bilgilendirir misiniz ?
Böbreklerimizin içinde milyonlarca adet ufacık kan damarları (kılcal damarlar) bulun­makta olup, bu damarlar atık maddeleri, ka­nınızdan süzerek, idrarınız ile atmanızı sağ­lar.
Şeker hastalığı, sıklıkla da daha sizin herhangi bir şi­kayetiniz ortada yokken, bu ince ve narin sistemi hasara uğratabilir.
Tip I diyabeti olan her 10 hastadan 3′ünde eninde sonunda nefropati denilen bu böbrek hastalığı gelişirken, bu rakam Tip II diyabetlilerde her 10 kişiden birdir. Bu farklılığın kısmen nedeni, Tip I diyabeti olan kişilerin tipik olarak hastalığa daha erken yaşta yakalanmalarıdır. Şeker hastalığı kişide ne kadar uzun süredir varsa, böbreğinizin hasara uğrama riski de o denli fazladır.
Erken dönemlerde, böbrek tutulumu çok az şikayete yol açar. Genellikle hasar ileri bir safhaya ulaşınca, şu şikayetler ortaya çıkar:
• Ayak bileklerinde, eller veya ayaklarda şişmeler.
• Yüksek tansiyon
• Nefes darlığı
• Bulantı ve kusma
• Yorgunluk hissi
• Kuru ve kaşıntılı cilt
• İştahsızlık
• Konsantrasyon bozukluğu
Böbrek hasarı yavaş yavaş ve sinsi bir şe­kilde ilerleyerek böbrek yetmezliği safhasına kadar ulaşır.
Olay bu safhaya varmadan yapılacak en önemli yaklaşımlar:
1- Şeker düzeyini norma­le yakın seviyelerde tut­mak (HbAlc < 5,5 )
2- Hipertansiyonu kont­rol altına almak
3- Albüminüri varsa, sıkı tuz diyeti uygulamak
4- Eğer üre değeri normalin üstünde ise, protein kısıtlaması yapmak.
Son evre böbrek hastalığı olarak da bilinen ciddi hasarın tedavisi, diyaliz (peritor veya hemodiyaliz ) ve böbrek naklidir (çoğu kez kadavradan)
İnsülin kullanan insanların, ara öğün almaları şart mıdır ?
Bazen evet. Pankreasınız normal şekilde çalışırken, yemek yediğinizde insülin salgıla­maya başlar; sindirim tamamlandıktan sonra salgılamayı keser. Enjekte edilen insülin, bel­li zamanlarda en yüksek düzeyine ulaştığın­dan, o zamanlarda bir miktar karbonhidrat almanız gerekir. Aksi halde kan şekeriniz düşer. Bu durumda aldığınız karbonhidratın liften’zengin olması halinde emiliminin daha uzun süreceğini belirtmemiz lazım.
Ara öğün almak si­ze zor geliyorsa, kısa etkili bir insü­lin yerine orta etki­li insülin kullana­rak bu gereksinimi azaltabilirsiniz. Ancak özellikle aktif olan insanların, uzun etkili in­sülin kullanırken bile, ara öğün alması gere­kebilir.
İnsülin kullanan insanların, ara öğün almaları şart mıdır ?
Bazen evet. Pankreasınız normal şekilde çalışırken, yemek yediğinizde insülin salgıla­maya başlar; sindirim tamamlandıktan sonra salgılamayı keser. Enjekte edilen insülin, bel­li zamanlarda en yüksek düzeyine ulaştığın­dan, o zamanlarda bir miktar karbonhidrat almanız gerekir. Aksi halde kan şekeriniz düşer. Bu durumda aldığınız karbonhidratın liften zengin olması halinde emiliminin daha uzun süreceğini belirtmemiz lazım.
Ara öğün almak si­ze zor geliyorsa, kısa etkili bir insü­lin yerine orta etki­li insülin kullana­rak bu gereksinimi azaltabilirsiniz. Ancak özellikle aktif olan insanların, uzun etkili in­sülin kullanırken bile, ara öğün alması gere­kebilir.
Şeker hastası olan 18 yaşındaki kızını kilo vermeye çalışıyor, Düşük karbonhid­ratlı bir diyete çok sıkı şekilde uymasına rağmen niye kilo veremediğini öğrenebi­lir miyim ?
Sadece karbonhid­rat alımının kısıtla­ması kilo vermesini sağlamayabilir. Kilo vermesi için, top­lam kilo alımını kı­sıtlama gerekir ki, bu da öncelikle yağ olmak üzere protein tüketimini de azaltması anla­mına gelir.
Kızınız kızartmalar, şekerli gıdalar ve peynir­den kaçınmalı; normal süt yerine yağsız sütü tercih etmeli; tereyağı ve margarin tüketimini kısıtlamalıdır.
Liften zengin karbonhidratlar içeren bir diyet kan şekerinde daha az oynamalara yol açacağından, kızınız tarafından daha rahat­lıkla uygulanabilir.
Adet dönemlerinde kan şekeri değerle­rimin çok değiştiğini gözlemliyorum. Bu durumda, kan şekerimi dengede tutmam zorlaşıyor. Şeker hastalığı ile ilgili pek çok kitap okudum, ancak bu konuda bir bilgi bulamadım.
Kan şekeri düzeylerinin adet dönemlerin­de dalgalanmalar göstermesi çok normaldir. Çoğu kadın adet süresince kan şekerlerinin yüksek olduğunu, kanamadan sonra ise nor­male döndüğünü söyler.
Bazı hastaların insülin dozlarım birkaç ünite arttırması gerekebilir.
Her kadm kendi durumunu değerlendir­meli ve eğer varsa fazladan insülin ihtiyacını belirlemelidir. Bu ayarlamaları ne şekilde ya­pabileceğinizi öğrenmek üzere başvuracağı­nız kişi, doktorunuz olmalıdır.
Eğer diyabetim var ise, çocuğumda da çıkma ihtimali ne kadardır ?
Tip I ya da Tip II diyabeti olan bir çocuk sahibi olma ihtimaliniz konusunda, size bir genetik danışman yardımcı olabilir.
Amerikan Diyabet Birliğine göre Tip I di­yabeti olan 25 yaş ya da daha üstü bir anne­nin çocuğunun şeker hastası olma riski an­nesi ve babası diyabetik olmayan bir çocuğunkine eşdeğer olup, %1 dir. Bu riski, anne­nin yaşı çocuk doğduğunda 2 5′in altında ise %4′dür.
Eğer babasında Tip I diyabet var ise, risk %6 ya çıkar.
Eğer ebeveynlerin her ikisi de 11 yaşların­dan evvel Tip I diyabet olmuşlar ise bu risk iki katına çıkmaktadır.
Diğer taraftan Tip II diyabet ailesel olarak giden bir rahatsızlıktır. Yemek ve egzersize bağlı yaşam tarzı değişiklikleri çocuğunuzun erişkin yaşta Tip II diyabeti olup olmayaca­ğını belirlemede genetik faktörlere göre da­ha önemlidir. Bu önce çelişki gibi gözükü­yorsa da, özellikle Tip II diyabetiklerde kilo fazlalığı çok önemlidir. Eğer kişi genetik olarak potansiyel Tip II Diyabet adayı iken ide­al kiloda ya da zayıf ise bu kişinin diyabete yakalanma riski çok azalacaktır. Yani burada genetik yatkınlıktan daha baskın olan, fazla kilolu olmaktır.
Çok yemek yeme zaafımı kırabilmek için, bana yardımcı olabilecek yaklaşımlar nelerdir ?
Bu stratejileri sıralayacak olursak:
– Bir yemek günlüğü tutun, her gün ne­ler yediğinizi yazın. Böylece yemek kayıt defterinizi ya da günlüğünüzü haftalık ola­rak gözden geçirerek potansiyel problemleri ve başarıya ulaşmanızı engelleyen sorunları ortaya koyun.
– Herhangi bir şey ye­meden evvel, kendini­ze gerçekten aç olup olmadığınızı sorun.
– Sağlıksız bir şeyi ca­nınız çektiğinde dik­katinizi dağıtmaya bakın. Bir arkadaşınızı ça­ğırın, yürüyüş yapın ya da bir yerlere gidin.
– Yemek yeme işini sadece mutfak ya da yemek masası ile sınırlandırın. Oturma odası ya da yatak odanızda veya yürürken ya da et­rafta dolaşırken yemek yemeyin.
– Yemek yediğinizde yemek yeme üzerine odaklanın. Televizyon seyretmeyin, kitap okumayın ya da telefonla ko­nuşmayın.
– Çevrenizde yüksek kalorili gıdalar sakla­mayın. Eğer bunlar evin dışında ise, yemeniz de mümkün olmayacaktır.
– Yiyecekleri, dolaplarda ya da buzdola­bında olduğu gibi göremeyeceğiniz yerlerde saklayın.
Mademki şeker hastalığının asıl nede­ni, vücuda alınan besinleri enerjiye dö­nüştüren insülinin vücut tarafından üre­tilememesi, o halde insülinin görevi ne­dir ?
Insülin 51 adet amino asitten olu­şan bir pro­teindir.
İnsülin, şe­kerin bir enerji kaynağı olarak vücut tarafın­dan kullanılmasını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda yine vücudun yağ ve proteinleri yakmasını önlemek için karaciğer ve kaslarda şekeri depolama işlemini de gerçekleştirir.
Dolayısıyla insanın sağlıklı bir yaşam sür­dürmesi için olmazsa olmaz hayati bir hor­mondur.
Normal olarak insülin, ye­nen bir yemeğin ardından kan dolaşımına katılır. Gö­revi, nişastalı ve şekerli besinlerden sağlanan gli­kozun beyin ve sinir hüc­relerine ulaşmasını ger­çekleştirmektir. Çünkü hem beyin, hem de sinir hücreleri, yakıt olarak glikozdan başka bir madde kullanmaz.
İnsülin, glikozun kas hücrelerine girerek yanması için gereken bir tür anahtardır.
Kanda insülin olmadığı takdirde, glikoz hücre içine giremez ve kanda başıboş bir hal­de gezmeye başlar.
Kandaki şeker seviyesi aşırı yükseldiğinde, fazla glikoz böbrek eşiğini geçerek idrara ka­rışır. Fazla glikoz, vücuttan atılırken berabe­rinde suyu da sürükler, bu nedenle vücutta­ki diğer hücrelerden su çekilir ve bu durum müthiş bir susama hissine ve su kaybına ne­den olur.
Mademki fazla kilolu olmak, diyabet için (özellikle erişkin tip) en büyük risk faktörü, o halde neden kilo alıyoruz ?
Kalori hesabına dayalı, dolayısıyla kısıtla­yıcı olan geleneksel rejim anlayışı, eğer kalı­tımsal faktörler etken değilse, sadece çok ye­mek yediğiniz için şişmanladığınıza inandı­racaktır.
Oysa siz bunun doğru olmadığını biliyor­sunuz.
Çünkü zayıflamak uğruna yedikleri ye­mek miktarlarını azaltmayı deneyen­lerin çoğu, fazla ki­lolarını kalıcı olarak atmayı başarama­dıkları gibi, birçokları birkaç ay sonra kendi­lerini başlangıçtan daha kilolu bulmuşlardır.
Vücuttaki yağ depolarının sorumlusu, fazla enerji içeren yiyecekler değil, tüketilen yiyeceklerin yapısı yani besinsel özellikleridir.
“Neden kilo alıyoruz” un açıklaması, kan şekerinin önemi ve bunun sonucu vü­cutta yağ depolanmasının kolaylaşması üze­rinde yapılandırılmıştır.
Glikozun organizmanın yakıtı olduğunu hepimiz biliyoruz.
Çalışmaları için glikoza ihtiyaç duyan bü­tün organlar (beyin, kalp, böbrekler, kaslar …) için geçici glikoz deposu kandır.
Bu depoda teorik olarak 1 litre kanda, 1 gram glikoz bulunmaktadır. Bu oranın üstü­ne çıkıldığında hemen düzenleyici bir meka­nizma devreye girer. Bu mekanizma, insülin salgılayan ve çok önemli bir organ olan pankreasın kontrolü altındadır.
İnsülin hormonunun ana özelliği, ihtiyaç duyan organların glikoz girişini sağlayarak, kan şekeri oranını düşürmesidir. İkinci fonk­siyonu ise vücutta yağ depolanmasını kolay­laştırmaktır.
Normal olarak kan şekerini düşürmek amacıyla pankreasın ürettiği insülin miktarı, direkt olarak kan şekeri oranının yüksekliği ile orantılıdır. Örneğin kan şekerini yüksel­ten bir meyve yediğimizde, çok önemli bir oran söz konusu olmadığından, pankreas kan şekerini düşürmek için çok az insülin salgılar. Ama tersi bir durum söz konusu ol­duğunda, örneğin kan şekerini çok fazla yükseltecek bir şekerleme yediğimizde, kan
şekeri seviyesini tekrar normale getirmek için pankreas, yüksek dozda insülin salgılamak durumunda kalır.
Hangi durum söz konusu olursa olsun, insülin tarafından kanda tutulan glikoz, ya karaciğerde “glikojen” şeklinde depolanır ya da beyin, böbrek veya alyuvarlar gibi ona ih­tiyacı olan organlar tarafından kullanılır.
Glikoz enerji olarak kullanılmadığı zaman yağa dönüşür.
Eğer bir kişide kilo alma ya da aşırı şişmanlık has­talığı söz konusuysa ne­deni, pankreasın çalışma bozukluğudur. Bu durumlarda kişide yüksek insülin (hiperinsülinemi) sorunu mevcuttur.
Vücutta anormal yağ depolanmasına, yüksek insülin miktarının yol açtığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
Peki fazla kiloyu, şeker hastalığı açısın­dan bu derece önemli kılan nedir ?
Yağ, vücut hücrelerimizin insülin hormo­nuna karşı olan cevaplarını değiştirir. Bu hücrelerin insülinin etkilerine karşı daha di­rençli olmalarını sağlar ki, bu durum da insülinin kanımızdan hücrelere soktuğu (gli­koz ) miktarını azaltır.
Sonuçta kan dolaşımınızda daha fazla şe­ker kalarak, kan şekeri düzeyini arttırır.
Kilo verdikçe, hücrelerimizin insüline kar­şı cevaplarında artış olur ve dolayısıyla insülin etkisini daha iyi gösterebilir.
Kilo kaybının derecesi de illa fazla olması gerekmez.
5-10 kiloluk ya da kilonuzun % 5-10′u oranında bir kilo kaybı, bir taraftan kan şekerinizi, diğer taraftan da kan koleste­rolünüzü ve de kan basıncınızı düşürebi­lir.
Tokluk kan şekeri yüksekliği, kalp hastalıkları riskini de artırıyor
Diyabet hastalarının kanında çok miktar­da bulunan glikozun yani şekerin damar sertliğine neden olmasıyla, kalbe gelen kan miktarı azalıyor. Bunun sonucu olarak hisse­dilen göğüs ağrısı, kalp krizine veya ani kar-diyak ölümlere neden oluyor. Uzmanlar, özellikle öğünlerden iki saat sonra ortaya çı­kan tokluk kan şekeri yüksekliğinin, bu riski arttırabileceğine dikkat çekiyorlar.
Şeker hastalığı olmayan kişilerde yemek­ten sonra pankreasta üretilen insülin hormo­nu, hızlı bir şekilde salgılanıyor. Ancak tip 2 şeker hastalarında, bu hızlı erken dönem in­sülin salgılanması kayboluyor.
Açlık kan şekeri normal olan kişilerde, öğünler­den 2 saat sonra ölçülen kan şekeri yüksek olabi­liyor ve gizli şeker bulu­nabiliyor. Sadece açlık kan şekeri kontrolü ve tanısının, tip 2 diyabette yetersiz olduğunu açıklayan uzmanlar, 100 hastadan 31′inin açlık kan şekerinin nor­mal olmasına rağmen tokluk kan şekerine bakıldığında şeker hastası tanısı aldıkları­nı vurguluyorlar.
Diyabetiklerin ilaç tedavisini ve diyeti kendi başına bırakması sakıncalı
İlaç ve insülin alan, hatta diyet yapan di­yabetiklerin, bunları kesinlikle aksatmaması gerekiyor. Çünkü bu ilaçların etki süreleri, 8-12 saat arasında değişiyor ve hasta bu ilaç­ları almayı kendi başına bırakırsa, kalp ve tansiyon hastalıkları riskini daha da artırmış oluyor.

%d blogcu bunu beğendi: