YÖRÜKLER KİMDİR

Yörükler

Yörük, göçebe yaşam tarzını seçmiş insandır. Türkçe yürümek kelimesinden türetilmiştir. Anadolu’da yaylak-kışlak hayatı yaşayan Türkmen aşiretleri için de kullanılır. 1990’lara kadar azalarak devam eden yörüklük geleneği günümüzde orta ve batı Toroslar’da yaşayan 500 den fazla aile tarafından hala devam ettirilmektedir. Bu geleneğin gelecekte alternatif bir turizm anlayışı içinde değerlendirilerek yaşatılabilmesi için çalışmalar yapılmaktadır.

Karagöl derki: Yörüklük sadece yazın yaylak alanda kışın şehirde geçirilen bir hayat tarzı değildir. Maddiyatçılığı ve aidiyetliği reddeden, insanın ve doğanın birbiriyle uyum içinde yaşayabileceğini kanıtlayan, şehirde yaşayan insanların rahatlığına ve sıradanlığına nazire yaparcasına zor ama bir o kadar zevklidir.

Not: Yörük Türkmenlerin aşireti olmaz, “oba”ları olur.

Yörükler kimdir?
Yörükler, atlı – göçebe Türk kültürüne uygun yaşantılarını diğer bir çok Türk topluluğuna göre daha uzun süre devam ettiren ve yerleşik düzene nispeten yakın zamanlarda geçen Türk topluluklarından birisidir. Bu hayat tarzı onların karakterlerine yansıyan ve onların temel özellikleri haline gelmiş bir takım hasletleri vardır.

Mesela Yörükler hoşgörülü insanlardır. Sürekli olarak yer değiştirirler ve farklı anlayışa sahip bambaşka yaşantı tarzları olan insanlarla sürekli olarak karşılaşırlar. Bu durum onların daha hoşgörülü insanlar olmasını sağlar, çünkü onlarla barış içinde yaşamanın tek yolu hoşgörüden geçer. Kendi hayat tarzlarını korumanın başkalarının hayat tarzına saygı duymakla mümkün olduğunu görmüşlerdir.

Yörükler yardımsever insanlardır, yüksek yaylalarda çarşı pazardan uzak yaşadıkları için ihtiyaç duydukları şeyleri yine başka yörüklerden karşılamak zorundadırlar. Bu mecburiyet onlara imece sistemini ve paylaşmayı çok iyi öğretmiştir.

Çalışkandırlar, hayatlarını yaylalarda sürdürmek ve daha rahat yaşamak için ihtiyaç duydukları şeyleri kendileri üretmek zorundadırlar. Bu yüzden her yörük obası aslında bir tür entegre fabrika gibi çalışır. Peynir, yağ, yoğurt yaparlar, koyunlarından yün elde ederler, bu yün ile kilim, halı, çadır çulu, pantolonluk kumaş dokurlar, kazak, eldiven, çorap gibi giysiler örerler, deriyi işler, post, çarık, çanta, peynir tuluğu yaparlar. Kısacası her yörük obası bağımsız bir ekonomik birimdir.

Yörükler temiz insanlardır, Bir kere hep su kenarında konaklarlar. Bu sadece kendileri ve hayvanları için içme suyu teminine yönelik bir şey değildir. Temizlik de bu seçimin en önemli sebeplerinden birisidir. Hijyen şartları göz önüne alındığında o zamanların en sağlıklı ortamları mikropların yayılma riskinin en az olduğu yüksek dağ başlarıydı. Çadırında kaynatılmış temiz bezler ve kaynatılmış sıcak su kullanılarak doğum yaptırılan bir yörük gelini (geçmişin gelişmemiş sağlık şartları göz önüne alındığında) acaba gerçekten kötü şartlarda mı doğum yapıyordu.

Yörükler özgürlüklerine de düşkündürler, Özgürlükleri için tehlike olarak gördükleri ev-bark, tarla-bahçe sahibi olma işine hiç meyletmemişler, Anadolu’nun uçsuz bucaksız yaylalarında o pınar başı senin bu pınar başı benim dolaşıp durmuşlardır. yerleşmeleri için yapılan baskılara uzun süre direnmişlerdir. Yörükler bir süreliğine de olsa yerleştirilseler dahi bir fırsatını bulup yine eski yaşantılarına dönmüşlerdir. Çabalarının özeti şu dizededir:

Ferman Padişahınsa dağlar bizimdir..
Kurtuluş savaşında ülkemizi işgale yeltenen düşmana karşı Anadolu’da başlayan direniş hareketlerine hemen katılmışlar, bir çok şehitler vermişler ama Türk vatanseverliğinin en güzel örneklerini göstermişlerdir.

Göçebeliğin Mirasçıları Yörükler

Oba, oymak, yurt yeri, hatta çadır ve göç gibi kavramlar artık unutmaya başladığımız kelimeler. Aslında hepimizin aşina olduğu ya da başka türlü anlamlarda kullandığı bu sözcükler, daha çok geçmişimizdeki yaşam tarzımızla ilgili. Zira, kültürümüzün temelinde göçebelik olunca bunlar da onun bir parçası oluyor haliyle. Bizler göçebeliği terk edeli uzun yıllar oldu ama, içimizden birileri zamana inat bu geleneği sürdürüyorlar: Yörükler.

Onlar göçebeliğin günümüzdeki temsilcileri. Hayvanlarına daha iyi otlaklar bulmak amacıyla mevsimler boyu göç edip duran topluluklar.. “Yörük” kavramının ortaya çıkıdı ve kaynağı konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmekle birlikte, 12-13. yüzyıllardan sonra Türklerin hızla göçebelikten yerleşik hayata geçtikleri süreçte, göçebeliği devam ettirenlere Yörük denildiği ve o zamanlardan beri bu adın kullanıldığı görüşü dahaçok kabul görüyor. Yakın tarihlere kadar tamamen göçebe veya yarı göçebe bir hayat süren Yörüklerin bugün ekseriyeti yerleşik hayata geçmişler.

Fakat, günümüzde Anadolunun çeşitli yörelerinde, hala göçebe olarak yaşayan Yörüklere de rastlanmakta. Ne var ki, şimdilerde onların kervanı da bir tükenişe doğru yol alıyor.. Yörükleri, belki her yönüyle böyle bir yazıda ele almak mümkün olmayacağı için, onların sadece sanatından ve Türk sanatına katkılarından söz edeyim istedim bu yazımda. Ta ki son kervan göçüp gitmeden..

Yürüklerde sanat, onların yaşam biçimine, yani göçebeliğe bağlı olarak gelişmiştir. Bu yüzden ortaya koydukları ve geliştirdikleri sanat unsurları taşınabilir niteliklidir. Bunun da en başında dokuma gelir. Dokumanın Anadoluda ve Orta Asyada binlerce yıldır yapıldığı biliniyor. Fakat, halının ilk mucitlerinin Altaylarda yaşayan göçebe Türkler olduğu bir gerçektir.

Altay Dağlarında Pazırık Vadisindeki 5 Nolu Hun Kurganında yapılan kazılardan ele geçirilen ve bulunduğu yerden dolayı Pazırık Halısı olarak adlandırılan bir halı bunu ispatlamaktadır. Tarihi tam olarak tespit edilemeyen eser, bulunduktan sonra uzun yıllar tartışmalara konu olmuş, başka kültürlere mal edilmek istenmiş; ancak sonunda kesin biçimde Türk eseri olduğu bilim dünyasında kabul edilmiştir.

Tarihi tam olarak tespit edilemeyen; fakat M.Ö. 5.-3. yüzyıllar arasındaki bir tarihte dokunduğu dokunduğu var sayılan bu halı. hem teknik hem de motif ve kompozisyon açısından bir sanat şaheseridir. Üzerindeki süslemeler Türklerin binlerce yıldır süregelen yaşam biçimine, geleneklerine ve inanışlarına ilişkin önemli ipuçları sunmaktadır. Türk halı sanatının ortaya çıkışında ve gelişmesinde çok önemli katkıları olmakla birlikte Yörükler Anadoluda genelde kendi ihtiyaçları doğrultusunda düz dokuma çeşitleri üretmişlerdir.

Bugün de küçük yerleşim birimlerinde onların ürettiği kilim, zili, sumak, heybe, torba, çul. çuval gibi dokumalarda yüzyılların dokuma gelenekleri ve motifleri yaşatılmaktadır.

Soğuk kış mevsimlerini arazide geçiren Yörükler için keçenin ayrı bir yeri ve önemi vardır. Günlük hayatta birçok amaçla kullanılan keçe. özellikle çadırların iç döşemelerinde ve binek hayvanlarının teçhizatında yaygın şekilde kullanılmıştır. Ayrıca çobanların soğuğa karşı korunmak için sırtlarında taşıdıkları kepenekler de keçeden yapılmıştır.

Türklerde göçebelik kültürünün bir ürünü olan keçeciliğin çok eski bir geçmişi vardır. Yine Orta Asyada Altaylardaki Pazırık kurganından elde edilen aplike keçeler bunların ilk örnekleridir. Ancak hem Orta Asyada hem de Anadoluda o dönemlerden beri keçecilik geleneksel bir sanat haline dönüşerek varlığını sürdürmüştür. Hatta bugün Anadoluda kimi keçe sanatçıları yaptıkları keçeleri dünyaya tanıtmaya çalışmakta ve eserleri dış ülkelerde çok büyük ilgi görmektedir. Bilindiği gibi, Türklerde çadır kültürü de doğrudan göçebeliğe dayanmakladır. Başka bir deyişle göçeb enin evi olan çadır, Türklerde başlı başına bir sanat eseri olarak gelişme göstermiştir.

Dolayısıyla Yürüklerin kullandıkları çadırlar ve onların döşemeleri Türk sanatının gelişmesinde ve birçok mimari yapının şekillenmesinde de ilham kaynağı olmuştur. Diğer bir ifadeyle, tarihi süreç içerisinde göçebe Yörüklerin tamamen yerleşik hayata geçmeleri ile onların taşınabilir nitelikli sanat unsurları mimaride de etkisini göstermiştir. Bunu ayrıntıya girmeden iki tür yapı ile örneklendirmek mümkündür.

Birincisi Türk türbe ve kümbetlerinin çadırlardan kaynaklanan bir yapı türü olduğu tartışması bir gerçektir. Gerek Orta Asyada, gerekse Anadoludaki Türk türbe ve kümbetleri incelendiğinde böyle bir ilişki mimarı görünüş itibariyle hemen anlaşılmaktadır. Diğer yandan, öbür dünya inancına ilişkin olarak çadır formunun seçilmesi daha başka anlamlar da taşımaktadır; ki, dünya evi olan çadır böylece ahiret evi olan kabre biçimini vermesiyle sonsuzluğa yol alacaktır. Nitekim, ünlü Selçuklu Sultanı Sancarın sağlığında Mervde kendisi için çadır formunda bir türbe yaptırırken, onu “ahiret evi” olarak adlandırmasının bu görüşümüzü teyid ettiğini belirtmek isterim.

Çadırların bir de dünya evine yansıması vardır. Pek az dile getirilmiş olsa da, Türk evinin mekân organizasyonu ve oluşumunda göçebe çadırlarının doğrudan etkisi görülmektedir. Türk evinde, evin ana mekânını oluşturan sofa ile odalar arasındaki ilişki, Yörüklerin yaylalarda kurduğu grup halindeki aşiret çadırlarıyla, onların aralarındaki orta atan arasındaki düzenlemeye benzemektedir.

Burada sofa, çadırlar arasındaki orta alanı, odalar da çadırları ifade etmektedir. Sözünü ettiğimiz mekanların iç düzenlemesine baktığımızda da bu durum açıkça kendim göstermektedir. Şöyle ki; eskiden sofaların bir yüzü dışa açık olarak yapılmıştı. Böylece ev doğayla oldukça yakın bir ilişki içindeydi. Hatta bazı durumlarda adeta onun bir parçası halini alırdı. Odalar dış dünyayla böylesine iç içe olan bu sofaya açılırdı. Onların iç düzenlemesi de tam anlamıyla göçebe anlayışının etkilerinde şekillenmişti. Tıpkı çadırlarda olduğu gibi, bu odalar çok işlevli olarak kullanılırdı.

Geleneksel Türk evinde sofaya açılın odalar, günümüzde olduğu gibi yatak, yemek, çocuk odası şeklinde bölümlendirilmemişti. Onun yerine hemen her odanın içinde oturulabilir, yatılabilir, yemek pişirilebilir, yemek yenilebilir ve hatta yıkanılabilirdi. Bir oda için bu çok işlevli durum oda içindeki çoğu eşyanın taşınabilir nitelikli olmasıyla sağlanmıştır.

Tıpkı Türk evlerinin bu kendine özgü biçimlenişinde olduğu gibi,Türk sanatının bütününe de Yürüklerin katkısı olmuş; göçebeliğin çok renkli, hareketli ve sürekli yenilenen yaşam biçimleri bir ölçüde adeta Türk sanatının ana karakteristiği halini almıştır.

Nitekim. Türklerin yaşam biçimlerinin zamanla değişimi ile sanatta da özünden uzaklaşan yozlaşmalar görülmeye başlamıştır. Halbuki, göçebeliğin zamanla değişimi kaçınılmaz bir olgu iken, sanatımıza esas kimliğini veren sanat geleneğimizin sürdürülmesi bir esastır ve bütün olumsuzluklara rağmen çok önemlidir. Kuşkusuz bu, kervanları yola koyup göçebeliğe yeniden dönüş demek de değildir. Açık ifadesiyle, kültür kimliğimizin temelindeki değerleri sahiplenme ve onları gelecek kuşaklara sağlıklı bir biçimde taşıma sorumluluğudur

DANDANAKAN SAVAŞI

Oğuz Türklerinin Kınık boyundan olan Selçuk Bey tarafından 960 yılında Cend şehrinde kurulan Selçuklu Beyliği, Selçuk Bey’in oğulları Tuğrul ve Çağrı Beyler döneminde oldukça genişlemiştir. Önderleri Tuğrul Bey ve iyi bir komutan olan kardeşi Çağrı Bey yönetiminde günden güne kuvvetlenen Selçuklu Türkleri, yaşadıkları bölgede hakimiyetlerini ilan etmişlerdir.

Tuğrul Bey

Selçuklular, 1035 yılında Ceyhun Nehri’ni geçerek Gaznelilerin elinde bulunan Horasan’a izinsiz girmişlerdir. Bölgedeki bir kısım Türkmenin de katılmasıyla güçlenen Selçuklular, Merv ve Nesa şehirlerine kadar ulaşmışlardır. Bundan sonra Gazne Sultanı Mesud’a bir mektup gönderen Tuğrul ve Çağrı Beyler; orduya asker verme, sınır bekçiliği yapma ve vergi ödeme gibi yükümlülüklere karşılık Merv, Nesa ve Ferava’da oturma izni verilmesini istemişlerdir. Bu isteği kuşkuyla karşılayan Sultan Mesud, Selçuklular üzerine hemen bir ordu göndermiştir. Tuğrul ve Çağrı Beyler, Nesa civarında Gazneli ordusunu büyük bir yenilgiye uğratmışlardır (1035).

Bu zafer, Horasan’ın kapılarını Selçuklulara açmıştır. Nesa’daki başarı üzerine Sultan Mesud, Selçuklulara istedikleri üç vilayeti vermiştir. Aldıkları üç vilayetle yetinmeyen Selçuklular, çevre vilayetlere taşmaya başlamışlardır. Selçuklular, Sultan Mesud’dan üç vilayet daha istemişlerdir. Bu isteğe de şiddetle karşı çıkan Sultan Mesud, bir ordu daha göndermiştir. Çağrı Bey komutasındaki Selçuklu ordusu Gaznelileri Serahs’ta büyük bir bozguna uğratmıştır (1038).

Gazneliler Devleti Bayrağı

Büyük Selçuklu Devleti Bayrağı

Selçuklular kazandıkları bu zaferden sonra hemen kurultayı toplayarak Tuğrul Bey’i hükümdar seçmişler ve Nişabur’da adına hutbe okutmuşlardır. Bu, bağımsızlığın ilanı demektir. Kurultayda yeni bir teşkilatlanma yapılmıştır. Tuğrul Bey, devletin mutlak ve tek hâkimi hâline gelirken Çağrı Bey Merv’in, Musa Yabgu da Serahs’ın idaresini eline almıştır.

Sultan Mesud, Selçuklular üzerine gönderdiği iki ordunun da yenilmesi üzerine, bizzat kendisi bir ordu hazırlayarak Selçuklulara karşı harekete geçmiştir. Gazneli ordusu, 70.000 süvari ve 30.000 piyadeden oluşan döneminin en kuvvetli ve teçhizatlı ordusudur.

Sultan Mesud, 16 Ocak 1040 tarihinde Nişabur şehrine girmiştir. Ancak tahribata uğrayan Nişabur’da yiyecek sıkıntısı çekilmesi üzerine çevre vilayetlerden erzak getirten Sultan Mesud, Selçuklu topraklarında ilerlemeye başlamıştır. Yine de erzak bulamayan Sultan Mesud, Merv şehrine yürümeye karar vermiştir. Gazneli ordusu yürüyüş sırasında Selçuklu ordusunun vurkaçları ile yıpranmış, su ve yiyecek kaynakları da Selçuklu askerleri tarafından kesilmiştir.

Dandanakan Savaşı’nı Gösteren Bir Minyatür

Uzun süre Gazneli ordusunu yıpratan ve yoran Selçuklular, sonuçta Merv şehri yakınlarında Dandanakan Kalesi önünde savaşı kabul etmişlerdir.

Gazneli ordusu Dandanakan Kalesi’ne yürürken Selçuklu ordusu hücuma geçmiştir. Gazneli ordusu bu hücuma rağmen öğleye doğru kaleye ulaşabilmiştir. Sultan Mesud, kalede konaklama fikrini kabul etmemiş ve ordusunun su sıkıntısını giderebilmek için daha ilerideki su kuyularına gidilmesini emretmiştir. Bu sırada Selçuklu baskınları daha da şiddetlenmiş ve Gazneli ordusunun disiplini bozulmuştur. Susuzluk, yorgunluk, açlık ve fikir ayrılıkları içinde bitkin bir hâlde bulunan Gazneliler, Çağrı Bey’in saldırıları ve bu esnada 370 Türk kölesinin Selçuklulara iltihakı ile bozguna uğramıştır.

Savaş sonunda Gazneli hazinesi ve ordugâhı Selçukluların eline geçmiştir (23 Mayıs 1040). Sultan Mesud, bazı birlikleriyle Hindistan’a doğru çekilirken kendi adamları tarafından öldürülmüştür (Ocak 1041). Bölgenin en güçlü devletine büyük bir darbe indiren Selçuklular, Dandanakan Zaferi ile Büyük Selçuklu Devletini kurmuşlardır.

%d blogcu bunu beğendi: