ADN CENNETI

 

 

 

Cennet’in en güzel yerlerinden biri.

“Adn” sözlükte yerleşmek, bir yerde iskân etmek anlamına gelir.

Adn Cenneti, peygamberlere, sıddîklara, şehidlere mahsus, içinde gözlerin hiç görmediği, insanın hatırından geçmeyen muazzam güzelliklerin bulunduğu muhteşem Cennet’in adıdır. Bu tarif Hz. Peygamber’den rivayet edilen bir hadîse dayanılarak yapılmıştır. Allahü Teâlâ buraya giren kimseleri överek “Sana girecek olanlara ne mutlu!” buyurmuştur.

Ayrıca Adn Cenneti’ne Cennet’teki bir şehir veya nehir ismi diyenler de vardır. (ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, Beyrut (t.y.) II, 207; el-Beydâvî, En vâru’t- Tenzîl, Mecmefu’t- Tefâsir III, 157; en-Nesefî, Medarikü’l-Tenzîl; III, 157-8; el-Hâzin, Lubâbü’tTevîl, III, 157) Bunlardan başka Cennet’in en üst makamı, Cennet’in ortası, birçok kapılı burçları olan Cennet’teki bir köşk diyenler de vardır (el-Hazin, a.g.e., III, 158) Ancak bu görüşlere pek itibar edilmeyip Adn Cenneti’nin ayrı bir makam ve hatta “Cennetler”den ibaret olduğu ifade edilmektedir.

Adn Cenneti Kur’an-ı Kerim’de ondan fazla yerde geçmektedir. Dünyada yaptıkları işe göre buraya girebilecek olan müminler ve Adn Cenneti’nin güzelliği bu ayetlerde açıklanmıştır: “Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, kendileri içinde ebedî kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan Adn Cenneti’ni ve çok güzel meskenler va’d etti Allah’ın rıdvânı (rızası) hepsinden daha büyüktür. İşte bu, büyük kurtuluştur” (et-Tevbe, 9/72) “Sana Rabbinden indirilen şeyin gerçekten hak olduğunu bilen kimse, (onu bilmeyen) kör gibimidir?Ancak sağduyu sahipleri iyice düşünürler O sağ duyu sahipleri ki, Allah’a verdikleri ahdi yerine getirirler, anlaşma ve sözleşmelerini bozmazlar Yine onlar ki, Allah’ın ulaştırılmasını (yerine getirilmesini) istediği şeyi ulaştırırlar Rablerinden korkarlar ve kötü hesabtan da endişe ederler Onlar ki, Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler, namazlarını dosdoğru kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açıktan Allah yolunda harcarlar, kötülüğü iyilikle savarlar; işte bunlara dünya yurdunun güzel sonucu, girecekleri Adn Cennetleri vardır. Bunlardan, eşlerinden, çocuklarından, kendilerini düzeltip, iyiler sınıfına girenler de onlarla beraber oraya gireceklerdir Melekler de her kapıdan onların üzerlerine girerler de, “sabretmenize karşılık selâm size, burası dünya yurdunun ne güzel sonucudur!’ derler” (er Ra’d, 13/19-24; Ayrıca bk. en-Nahl, 16/31) Diğer bir ayette de (el-Kehf, 18/30-31) söz konusu cennetlere gireceklerin özellikleri olarak şunlar sayılmaktadır: Allah’a iman etmeleri ve güzel, yararlı işler (salih amel) yapmaları. Öbür bazı ayetlerde de (Meryem, 19/60-61; Tâhâ, 20/75-76) tevbe edip, iman eden ve yararlı işler yapanların da Adn Cenneti’ne girecekleri haber verilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de hayatlarında iman ederek kendilerine zulmetmeden, orta (muktesid) bir yol tutanlar, hayırda ileri gidenler de aynı şekilde bu Cennet’e girecekleri ve burada altın bileziklerle ve incilerle süslenecekleri, elbiseleri ipekten olacağı açıklanarak, Adn Cenneti’ne girdikten sonra Allah’a hamdederek, kendilerinin sonsuz olarak kalacakları bir konağa yerleştirilecekleri ve artık orada kendilerine ne bir yorgunluk, ne bir usanma, ne de bir bıkkınlık gelmeyeceği (Fâtır, 35/32-) anlatılmaktadır.

Adn Cennetlerine girenlerin her an Cemalullah’ı görebilecekleri bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından bildirilmektedir. (Buhârî, Tefsir 55; Müslîm, İman 296)

Müfessirler Adn Cenneti hakkında iki görüş olduğunu ifade ederler. Birincisi el-Kesşâf’da da geçtiği gibi, Adn Cenneti belirli bir yerin özel ismidir. Nitekim çesitli rivayetler bu görüşü desteklemektedir. Meselâ, Hz. Peygamber de bir gece kendisini iki meleğin uyandırarak, çok güzel bir şehre götürdüklerini, Cennet-i Adn’ı ve buradaki kendi menzilini (konağını) gösterdiklerini anlatmışlardır.(Tecrid-i Sarih Tercemesi, XI, 111)

İkinci görüşe göre ise, Adn Cenneti, Cennet’in bir sıfatıdır. Bazı âlimler bunun için, bütün Cennetler Adn Cennetidir demişlerdir (el-Hazin, a.g.e., III. 158) Meâllerini verdiğimiz ayetler de, daha çok bu görüşü destekler mahiyettedir.

ALINTI

FİRDEVS CENNETLERİ

 

FİRDEVS CENNETLERİ:

el-Firdevs: Bitki çeşitlerinin her cinsini bitiren, Bostan ve bahçelerinde her tür sebze ve meyveyi bulunduran, her türlü ağaç ve sebzelerin her çeşidi ile beraber içerisinde üzüm asmaları da bulunan yerdir .
Firdevs; Cennetin tamamı veya bir bölümü için kullanılan isimlerden biridir.     Sözlükte, “içinde her türlü ağacın, özel¬likle üzüm bağlarının bulunduğu büyük bahçe” anlamına gelen, ferâdîs kelimesinin çoğulu olan Firdevs,  edebiyatta üzüm ve asmaların çoğunlukta olduğu sık ağaçlarla kaplı yemyeşil bahçeleri ifade için kullanıl¬mıştır. İslâmî kaynaklarda firdevs keli¬mesinin menşei hakkında farklı görüş¬ler ileri sürülmüştür . Ancak Firdevs kelimesinin Arapça bir kelime olduğu kanaatindeyim. Çünkü Firdevs kelimesi, Araplar arasında bilinen ve kullanılan çok değerli bir kelimedir ki, Kur’an, buna ulaşılmasını teşvik etmiş ve buna ulaşmanın yollarını da bildirmiştir.
Firdevs cennetleri, gerçek müminlere tahsis edilen cennetlerin en değerli yerlerinden birisidir. Bu yer çok değerli Müminler için hazırlanmıştır. İşte O Müminler oranın mirasçılarıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Onlar en yüksek cennet olan O Firdevs Cennetine vâris olacaklar, orada ebedi kalacaklardır” .
Firdevs; Cennetlerin isimlerinden bir isimdir. Allah, iman edip, imanının gereği olarak güzel işler yapanlara, Firdevs Cennetlerine girmeleri sözü vermiştir. Bu Cennetlere Firdevs ismini, bizzat Allah vermiştir. Firdevs Cennetlri, Kur’an’ı kerimde iki yerde bu isimle geçmektedir. Önemine dikkat çekmek için ma’rife olarak getirilmiştir.  Demek ki bu, dünyada insanlar tarafından iyi anlaşılan ve bilinen ve son derce değerli olan bir yerdir.
Fir-devsin sadece Şam yöresinde “bahçe” anlamında kullanıldığı, dolayısıyla Arap¬ça’ya sonradan girdiği görüşüne karşı¬lık, şair Hassan b. Sâbit’in bir beytinde geçen “cinân mine’I-firdevs” ifadesi delil gösterilerek Araplar’ın eskiden beri bu kelimeye aşina olduğu belirtilmiştir. Ayrıca Arapça’da aynı kök¬ten gelen “çardaklanmış” anlamında müferdes kelimesinin bulunması, kaynağı yabancı da olsa fırdevsin Arapça’da yer¬leşmiş bir kelime olduğunu gösterir .
Ubâde İbnu’s-Sâmit r.a.’hın rivayetlerine göre,  duamızda Allah’tan Firdevs cennetini istememizi tavsiye eden Allah Resûlü aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurmuştur.
“Cennette yüz derece vardır. Her bir derecenin diğer derece ile arası, sema ile arz arası kadar geniştir. Firdevs bunların en yukarıda olanıdır. Cennetlerin dört nehri buradan çıkar. Bunun üstünde Arş vardır. Allah’tan cennet istediğiniz vakit Firdevs’i isteyiniz.”  Aynı konuyu hadis kitaplarının tamamına yakını çeşitli raviler yoluyla nakletmişlerdir. Bu değerinden dolayı Allah Teala şöyle buyuruyor.

“İman edip iyi ameller işleyenlere gelince onlar, O Firdevs cennetlerinde ağırlanacaklardır.”
Allah Kur’an’ı Kerimde, “Firdevs cennetleri” diye çoğul olarak zikretmiştir.  Firdevs kelimesi Kur’an’da İki ayrı yerde, biri izafetli olarak “cennâtü’I-firdevs” diğeri izafetsiz olarak “fir¬devs” şeklinde geçmektedir. Allah’a kullukta devamlı olanların burayı hak edecekleri bildirilmiştir.
Firdevs kelimesi, cennetten söz eden çeşitli hadis¬lerde de dile getirilmiştir.
Süneni Darimi’nin rivayet ettiği bir hadisi şerife göre, Allah Resulü.s.a.v. “Firdevs cennetleri’nin dört tane olduğunu ve bunlardan ikisinin içindeki eşyalarının Gümüşten, iki tanesinin eşyalarının da Altından olduğunu beyan etmiştir”.
Firdevs kelimesini, şairler şiirlerinde ve edipler divanlarında, en çok beğendiği ve sevdiği şeylere izafe ederken, sevgilinin yüzünü, bulunduğu yeri ve çe¬şitli güzelliklerini ifade etmek için teş¬bih, mecaz, İstiare, tenasüp ve kinaye yoluyla “cennet, cennet bahçesi, bahçe” gibi esas anlamının yanında “fırdevs’i berîn, bâğ’ı firdevs, fırdevs’i a’lâ, gül’şen’i firdevs” gibi tanımlamalarla açıklamışlardır .
Irmak ve pınarla¬rın kaynadığı, görülmemiş ve duyulma¬mış güzelliklerin, hurilerin, muhteşem köşk ve sarayların bulunduğu, zümrüt gibi yemyeşil bir mekân olarak tasvir edilen Firdevs, cennet, adn behişt, ravza gibi kelimelerle ve bunların çağrıştırdığı huri, ğılman, hülle, istebrak, selsebîl, bağ, gülsen, tûbâ. saray, dîdâr, arş, ferş, liva gibi unsurlarla birlikte zikredilir. Me¬selâ, bahar mevsiminde tabiatın yeşile ve çeşitli güzelliklere bürünmesi, firdevs cennetlerindeki güzelliklere benzetilir.

Hz. Peygamber s.a.v.’in hadislerinde bildirildiğine göre, Firdevs, ar¬şın altında olup, cennetlerin ortası, en yüksek ve en değerli bölgesinde bulunmaktadır. Yine ilgili hadislerde Hz. Peygamber ashabına, Al¬lah’tan firdevs cennetlerini istemelerini tavsiye etmiş ve oğlu şehid düşen Ümmü Hârise’ye onun firdevs cennetleri¬nin en değerlisine girdiğini müjdelemiş¬tir.
Tirmizi’ nin tefsir babında; Hz. Ömer radıyallahu anh’dan rivayetine göre Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a vahiy indiği zaman, yüzünün yakınlarında  arı uğultusu gibi bir ses işitilirdi.
Gene bir gün Allah’ın Elçisinin yanında bulunuyorduk. O esnada Resulllah’a vahiy indirildi. Aynı durumla karşılaşmıştı. Bir müddet aynı durumda kaldıktan sonra, Allah Resulü o an inen, Mü’minûn suresinden şu ayetleri bize okudu.

“Mü’minler kurtuluşa ermiş, umduklarına kavuşmuşlardır. Onlar namazlarını Allah’tan korkarak, hürmet ve tevazu içinde ve tâdil-i erkân ile kılarlar. Onlar dünya ve ahiretlerine faydası dokunmayan her türlü şeyden yüz çevirirler. Onlar nail oldukları her türlü nimetin zekâtını aksatmadan verirler. Onlar namuslarını korurlar. Ancak hanımlarına veya cariyelerine karşı müstesna; bunlarla olan yakınlıklarından dolayı kınanmazlar. Kim helal sınırını aşarak bunların ötesine geçmek isterse, işte öyleleri haddini aşmış olanlardır. O mü’minler ki, Allah’a ve kullara karşı olan emânet ve mesuliyetlerini yerine getirirler ve sözlerinde dururlar. Onlar namazlarını devamlı olarak, vaktinde ve şartlarına riayet ederek kılarlar. İşte onlar vârislerin ta kendileridir. Onlar Firdevs cennetine vâris olurlar. Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır”   Arkadan dedi ki: “Kim bu on ayeti yerine getirirse cennete girer.” Sonra kıbleye yöneldi ve ellerini kaldırıp: şöyle dua etti. “Allahım hayrımızı artır, bizi iyilik yönüyle noksanlaştırma. Bize ikram et, zillete düşürme. Bize ihsanda bulun, mahrum etme. Bizi tercih et, düşmanlarımızı bize tercih etme. Allahım, bizi razı kıl, bizden de razı ol!” buyurdular.”
Görüldüğü üzere Allah Resulü, hem dua ediyor, hem de duanın en güzel usul ve esaslarıyla beraber, düşünüp anlayarak nasıl dua edilmesi gerektiğini öğretiyordu.
İzzet Derveze, “Ettefsirü’l- Hadis” isimli eserinde, bu konuyu anlattıktan sonra, tercihinin inşallah doğru olabileceği temennisiyle şöyle der. “Bizim tercihimize göre bu ayetler, aynı zamanda Mekke dönemindeki mü’minleri de Övmekte ve bu sıfatlara sahip olduklarını vurgulamaktadır. Bu takdirde imanın o ilk nesilde yaptığı kuvvetli etkinin mükemmelliği ve o andaki vakıa tablosu da¬ha iyi anlaşılır. Önceden geçen bir çok suredeki bir çok ayet de bizim bu tercihimizi te’yid etmekte¬dir. O ayetlerde mü’minlerin ahlâkı, sıfatları ve imanın onlar üzerinde yaptığı etki övül¬müştür. Zâriyat suresinin şu ayetleri bunlar arasındadır: “(Günahlardan) korunanlar, cennetlerde, pınar başlarındadırlar, Rablerinin kendilerine verdiğini alırlar. Çünkü onlar bundan önce güzel davranırlardı. Geceleri pek az uyurlardı, seherlerde onlar, istiğfar ederlerdi, mallarında dilenen ve iffetinden dolayı isteyemeyenler için bir hak vardı.” (Zâriyat, 15-19) .

Gerçekten inanan, Namazlarında ve diğer ibadetlerinde derin bir saygı içerisinde Allah’a yönelen, faydasız iş ve boş sözlerden uzak duran, kendisinin ve aile efradının geçim ve rızıklarını helal yollardan kazanan ve Allah’ın kendilerine verdiği rızıklardan zekâtlarını verenler. Kendi eşleri haricinde her yerde ve her zaman ırzlarını koruyup iffetli yaşayarak Allah’ın koyduğu yasak sınırlarına yaklaşmayanlar, kendilerine verilen her türlü emanetleri görüp gözeterek yerli yerinde kullanıp, verdikleri sözlerine uymaya özen gösterenler ve başta namazları olmak üzere, kulluk görevlerini doğru yapanlar… işte onlar, Firdevs cennetlerinin varislerinden olacaklardır. Çünkü Mü’minun suresinin ilk on ayetinde müminlerin yapması ve uyması gereken bir kısım ana ilkeler beyan ettikten sonra, “İşte onlar vârislerin ta kendileridir” der. Peşinden gelen ayette ise, böyle müminlerin ebedi kalacak oldukları Firdevs cennetlerine vâris olacaklarının müjdesini vermektedir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Onlar en yüksek cennet olan O Firdevs Cennetlerine vâris olacaklar, orada ebedi kalacaklardır” .
Bedir savaşına katılan Harise şehit olmuştu. Bağrı yanık anne Ümmü’r-Rubeyki, Allah Resulüne gelip selam vererek, oğlunun Cennette mi cehennemde mi? olduğunu sormuş, eğer cennette ise, bu acıya sabredeceğini, eğer cehennemde ise, gücü yettiği kadar ağlayacağını söylemiştir.
Resulullah s.a.v. bağrı yanık anayı teselli etmek üzere, Cennetlerin bir tane olmadığını ve Orada çok cennetlerin olduğunu ve bunlar arasında Firdevs cennetlerinin de bulunduğunu bildirerek;

“Ey Ümmü Hârise! Cennetin tek bir bahçe olduğunu mu sanırsın? Cennette bahçeler var. Senin oğlun ise, Firdevs-i a’lâ’ya kondu” buyurdular. (Bunun üzerine kadın gülerek geri döndü.)”
Ubâde İbnu’s-Sâmit radıyallahu anh’ın başka bir rivayetinde ise “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurmuştur.
“Cennette yüz derece vardır. Her bir derecenin diğer derece ile arası, sema ile arz arası kadar geniştir. Firdevs bunların en yukarıda olanıdır. Cennetin dört nehri buradan çıkar. Bunun üstünde Arş vardır. Allah’tan cennet istediğiniz vakit Firdevs’i isteyin.”
Aynı olayı Enes ibn Mâlik te şöyle anlatıyor. Harise bin Süraka’nın anası Berâ kızı Ümmü’l-Rubeyy’ki Peygamberize gelerek şöyle dedi:
Ey Allah’ın Peygamberi! Hârise’nin hâlinden bana haber ver¬mez misin? Ona Bedir günü serseri bir ok isabet edip öldürülmüştü. Eğer oğlum cennette ise bu acıya sabrederim. Cennette değilse ona gücüm yettiği kadar ağlamağa çalışırım, dedi. Peygamberimiz s.a.v. cevaben:
“Ey Hârise’nin anası! Sana kıymetli bir haber vereyim: Cennet¬te birçok dereceler vardır.  Ve şübhesiz senin oğlun bunlardan el-Firdevsu’l-A’lâ’ya, yani en yüksek Firdevs’e erişti” buyurdu. Bu cevâb üzerine kadın kendi kendine:
İyi iyi, yâ Harise! Ne mutlu sana! diye dönüp gitti.
Buhari’nin rivayetine göre; Mümin duasında, Allah’dan Firdevs cennetlerini istemelidir. Ancak öncelikle İmanı sağlam olmalı, ibadetlerini zamanında yapmalı bunun yanında çok da dua etmelidir. İmandan sonra ibadet ve dua son derce önemlidir. Bu öneminden dolayı Furkan suresi 77. ayetinde Allah şöyle buyuruyor.

De ki: “Du’â ve ibâdetleriniz olmasa Rabbim size ne diye değer versin?”
Bu konuda Ebû Hureyre r.a’ın, rivayetine göre, Allah Resulü s.a.v.de şöyle buyurdu:

“Her kim Allah’a ve O’nun Rasûlü’ne îmân eder de, Namazlarını kılar, Ramazân’da oruç tutarsa, onu cennete girdirmek Allah üzerine bir hakk olur. O kimse ister Al¬lah yolunda cihâd etsin, isterse içinde doğduğu toprağında otursun.” Bunun üzerine sahâbîler:
Yâ Rasûlallah, bu haberi insanlara müjdeleyelim mi? dediler.
Rasûlullah:
“Şübhesiz cennette yüz derece vardır. Allah onları Allah yo¬lunda mücâhede edenler için hazırlamıştır. İki derece arasındaki uzak¬lık, gökle yer arasındaki uzaklık gibidir. Siz Allah’tan cennet isteyeceğinizde, O’ndan Firdevs’i isteyin! Çünkü o, cennetin en ortası yânı en faziletlisi ve en yücesidir”
Tirmizi’nin rivayetine göre ise:
Sahabeden Muâz b. Cebel r.a.’den gelen bir rivayette, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim, Ramazan orucunu tutar, namazlarını kılar, Ka’be’yi haccederse -zekatı söyledi mi söylemedi mi hatırlamıyorum- doğduğu ülkede kalsa da Allah yolunda hicret etse de Allah onu mutlaka bağışlayacaktır.” Muâz: “Bunu Müslümanlara aktarayım mı?” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bırak insanları! Kulluk yapmakta yarış edip çalışsınlar. Çünkü Cennet’te yüz derece vardır. Her bir derece arasındaki mesafe gökle yer arası kadardır. Cennetlerin en güzel ve yüksek dereceli olanı, Firdevs Cenneti olup; Rahman’ın arşı bunun üzerindedir. Cennetlerin bütün nehirleri buradan fışkırır. Allah’tan Cenneti isteyeceğinizde Firdevs Cennetini isteyiniz.”
Buna göre cennetlerin en değerli yeri Firdevs cennetleridir. Hemen üstünde Arş bulunduğuna göre burası, Resullerin, Nebilerin, Sıddıkların, şehitlerin ve günaha dalmamış müminlerin yeridir.
O halde her Müminin, Firdevs Cennetlerinin mirasçılarından olması için Allah bu konuda yolu göstererek şöyle buyurmuştur “Sabır göstererek ve namaz kılarak Allah’tan yardım isteyiniz. Bu, saygılı olanlardan başkasına, gerçekten ağır gelir” . buyurduktan sonra;     “Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, tâ’ate devam eden erkekler ve tâ’ate devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar; sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, Allah’a saygılı erkekler ve saygılı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allâh’ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar; İşte Allâh, bunlar için bağış ve büyük bir mükâfât hazırlamıştır” ,der.
O halde her Mümin, Resulullah’ın tavsiyesine uyarak duasında Firdevs Cennetlerinin mirasçılarından olması için Allah’a yalvarmalı Ve ayetlerde belirtildiği üzere Firdevs Cennetlerinin mirasçılarından olabilmek için gayretle çalışmalı ve bunun için dünyada hazırlığını yapmalıdır. Elmalılı Hamdi Yazır’ın ifadesiyle; Ancak bu mekânda ve bu makamda yer alabilenler; Namazlarında dosdoğru olan, Sadece onun farz olduğuna inandım demekle kalmayıp Allah’ın emrettiği ve Peygamberin öğrettiği şekilde bilinen namazlarını hiç terk etmeksizin devamlı kılmayı da huy edinen, Allah’ı ve emirlerini unutmayanlar.
Mallarından, nasıl isterse öyle verecekleri nafile bir yardım değil, malına göre belirli bir oranda bilinen bir hak, yerine getirilmesi farz olan bir Allah borcu olduğuna inanıp da, “Mallarında yardım isteyen ve iffetinden dolayı isteyemeyip mahrum olanlar için bir hak vardır” . Fermanına uyarak seve seve, bilinçli olarak ibadet niyetiyle Zekâtlarını verenler.
Din gününü yani, iyi veya kötü amellerinin cezasının verileceği haşir, neşir ve hesap gününü tasdik edenler. Hakkı ve hukuku tanıyıp ahirette verilecek sevaba iman ederek, Büyük günahlara yaklaşmayıp, bedenle ve malla ilgili ibadetleri yapmak için gayretle çalışan, nefislerini zahmete koşan, böyle bizzat yaptıkları işlerle, gerçekten Ceza gününe imanlarında doğru olduklarını gösterenler.
Kendilerine acıyarak, Rabbi’nin azabından korku ve sakınma üzere bulunanlar. Görevlerinde, yapmaları gereken işlerde kusur etmiş olma endişesiyle korkan ve yaptıkları güzel işleri, Allah’a karşı büyük bir şey yapmış gibi saymayıp, devamlı olarak Allah’tan yardım dileyip, O’nun af ve İkramına güvenenler. İffet ve edeplerini devamlı koruyanlar.
Kendilerine emanet edilen; Allah ve kul haklarına, aile efratlarına, yönetimleri altında bulunanlara, komşularına, yabancılara ve yakınlarına vermiş oldukları ahit ve sözlerini tutanlar, kendi azaları ve mallarının birer emanet olmaları sebebiyle, Onları kullanılması gereken yerin dışında kullanmayanlar, kısacası emanete ihanet etmeyenlerdir .
Beyhakî’nin “Şuab-ı İman” da Hz. Enes’ten rivayet ettiği bir hadise göre, Peygamberimiz (s.a.v) bir hutbesinde şöyle buyurmuştur: “Haberiniz olsun ki, emaneti olmayan kimsenin imanı yoktur. Ahdi olmayanın da dini yoktur.”
“Müminler! Allah için şahitlik yaparak hakkı ayakta tutan kişiler olun; ister kendiniz, ana babanız veya yakınlarınız aleyhine olsun; isterse zengin veya fakir olsunlar, Allah onlara sizin yakınlığınızdan daha yakındır. Arzularınıza uymayın; yoksa saparsınız. Dilinizi eğip büker veya şahitlikten kaçarsanız bilin ki, Allah yaptığınız her işin iç yüzünü bilir” . Emrine uyarak adaletle şahitlik yapan, şahit oldukları şeyin hiçbir noktasını gizlemeden, eğip bükmeden dosdoğru şahitlik edenler, Firdevs cennetlerinin mirasçılarından olacaklardır.
Cennet bir tane değildir. Ayrı ayrı cennetler vardır. Hepsi birbirine eşit değildir. Aralarında elbette dereceler bakımından farklılıklar vardır. Bu durumu Allah’ın Resulü şöyle buyuruyor. “Cennette yüz derece vardır; Her iki derece arasındaki mesafe gökle yeryüzü arası kadardır. Firdevs derece olarak en üstünü olup Cennetin dört ırmağı buradan fışkırır. Arş’ta bunun üstünde bulunur. Allah’tan Cennet istediğinizde Firdevsi isteyiniz.”
“Mü’minler kurtuluşa ermiş, umduklarına kavuşmuşlardır. Onlar namazlarını Allah’tan korkarak, hürmet ve tevazu içinde ve tâdil-i erkân ile kılarlar. Onlar dünya ve ahiretlerine faydası dokunmayan her türlü şeyden yüz çevirirler. Onlar nail oldukları her türlü nimetin zekâtını aksatmadan verirler. Onlar namuslarını korurlar. Ancak hanımlarına veya cariyelerine karşı müstesna; bunlarla olan yakınlıklarından dolayı kınanmazlar. Kim helal sınırını aşarak bunların ötesine geçmek isterse, işte öyleleri haddini aşmış olanlardır. O mü’minler ki, Allah’a ve kullara karşı olan emânet ve mesuliyetlerini yerine getirirler ve sözlerinde dururlar. Onlar namazlarını devamlı olarak, vaktinde ve şartlarına riayet ederek kılarlar. İşte onlar vârislerin ta kendileridir. Onlar Firdevs cennetine vâris olurlar. Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır”
“Onlar en yüksek cennet olan O Firdevs Cennetlerine vâris olacaklar, orada ebedi kalacaklardır”
Resulullah’S.A.V’ın, Mü’minun suresinin ilk ayetlerinin inişi üzerine  yaptığı dualarından olan bir duasıyla bitirelim. “Allahım hayrımızı artır, bizi iyilik yönüyle noksanlaştırma. Bize ikram et, zillete düşürme. Bize ihsanda bulun, mahrum etme. Bizi tercih et, düşmanlarımızı bize tercih etme. Allahım, bizi râzı kıl, bizden de razı ol!”  amin.

%d blogcu bunu beğendi: