YENİ ANNE ADAYLARI SICAKLARDA NE YAPMALI

Hamileliği yaz aylarına denk gelen anne adayları bazı sağlık sorunlarını daha sık yaşıyorlar. Sıcak çarpması, ödem, çarpıntı gibi sorunlar daha fazla karşılarına çıkıyor. Vücudun fazla ısınması ya da su kaybı ise bebeğin sağlığını olumsuz yönde etkileyebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Senai Aksoy anne adaylarının aşırı sıcaklarda nelere dikkat etmeleri gerektiği konusunda bilgiler veriyor.
Hamileler gebeliklerinin her döneminde güneş ışınlarından kendilerini korumalılar. Mutlaka gölgede bulunmaları veya tercihen üzerlerinde t-shirt ile dinlenmeleri ve koruma faktörlü kremler kullanmaları gerekir. Özellikle güneşin ışınlarının dik geldiği öğle ve sıcaklığın fazla olduğu öğleden sonraki saatlerde gerekmedikçe sokağa çıkmamaya dikkat etmemeliler.
Uzun süre sıcakta kalan hamile kadınların tansiyonu yükselebileceği veya düşebileceği gibi, bu durum anne karnındaki bebek için de ciddi riskler oluşturabiliyor. Çünkü anne karnındaki bebek oksijen alıp karbondioksit verir. Tansiyon dengesi bozulan anne adayının bebeğinin gaz değişiminin aksamasından dolayı kanındaki oksijen seviyesinin olması gerekenin altına düşer, bunun sonucunda hem anne hem de bebek ciddi sorunlarıyla karşı karşıya kalabilir. Ancak hamile bayanların gebeliğin her döneminde sıcaktan korunmaları asla güneşe çıkamayacakları anlamına gelmez. Karnındaki bebeğin güneş ışığına her zaman ihtiyacı vardır ve az miktardaki güneş ışığı ileriki yaşlarda şizofreniye açabilir. Yapılan bir testte, bir kişinin şizofren olma olasılığının, anne karnındayken aldığı güneş ışığı oranıyla doğrudan bağlantısı olabileceği belirtiliyor. Güneş ışığı alınmamasının D vitamini eksikliğine yol açacağını belirten bilim adamları, bunun da anne karnındaki bebeğin beyninin gelişimini etkileyebileceğini vurguluyorlar.
Hamilelere yaz uyarısı
Yaz mevsiminde, özellikle gebe kadınların, aşırı ve bunaltıcı sıcaklardan ötürü vücutlarında kaybının artacağı ve bunun için de bol sulu gıdalar ile içecekler tüketmeleri ve açık renkli, ter yapmayan kıyafetler giymelerinde yarar var.
Ayrıca dengesiz tansiyon, sıcakların etkisiyle bayılmalara açabilir. Bunun için de mecbur kalmadıkça öğle saatlerinde dışarı çıkılmamalı. Ayrıca hamilelik kadınların yaz aylarında tatile çıkmaları için engel bir durum değildir. Herhangi bir rahatsızlık söz konusu değilse ve doktorunuz izin veriyorsa her türlü ulaşım aracıyla seyahat edebilirsiniz. Örneğin hamilelik sırasında uçak yolculuğu en olanıdır. Yalnız seyahat edilecek uçağın kabin basıncının ayarlı olmasına dikkat etmelisiniz. Hamilelik sırasında , otobüs, uçak ya da trenle seyahat ederken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır. Herhangi bir yerde uzun oturmak bacaklardaki kan dolaşımını etkiler ve ayak ile bileklerde şişmelere neden olur. Bu nedenle her türlü yolculukta her 2 saatte bir mola vererek hafif yürüyüş yapmalı ve kan dolaşımı uyarılmalıdır.
Bunun dışında oturur pozisyonundayken bacaklarınızı iyice ileri doğru uzatın, topuklarınızı merkeze alacak şekilde ayağınızı yavaşça kendinize doğru çekerek baldır kaslarınızı gerin. Daha sonrada ayak bileklerinizi sağa sola çevirin ve parmaklarınızı açıp kapatın. Ancak hamilelik döneminde sorun yaşayan kadınların uzun süreli seyahatlere çıkmamaları konusunda göstermeleri ve iklim değişikliklerinin gebeliği olumsuz etkileyeceğini unutmamaları gerekir.
Egzersizin faydaları unutulmamalı
Egzersiz hareketleri ritmiktir ve kasların artan oksijen ihtiyacını karşılar. Kalp ve ciğerleri hareketlendirmeye yardımcı olur. Özellikle yaz sıcaklarında tansiyon dengesini düzenler ve oksijen üretimini, kullanımını artırır. Bu hareketler varis ve bacaklarda şişme riskini azaltırken bebeğin beslenmesine yardımcı olur. Kasları güçlendirir ve sırt ağrılarını önler, böylece hem sıcaklığın hem de hamileliğin getirdiği ekstra yükü daha taşımanızı sağlar.
Ayrıca dayanıklılığınız artar ve doğuma daha kolay dayanırsınız. Tüm bunların yanında açlık hissini azaltır, daha iyi uyumanızı sağlar ve kendinizi hissetmenize yardımcı olur. Hamilelik sırasında evde veya dışarıda yapacağınız egzersizlerin dışında yapılabilecek sporların en uygunu yürüyüştür, ikincisi ise yüzmektir. Ancak yaz sıcaklarından dolayı yüzme daha çok edilen bir spordur. Yüzme esnasında alınan oksijen miktarı arttığı için dolayısıyla bebeğe giden oksijen miktarında da artış söz konu olur. Yüzmeyi gebelikte en uygun spor dalı hale getiren faktörlerden birde yüzme bilen bir kişinin suda kendini yaralaması, düşmesi ve bir yerlere çarpmasının imkansız olmasıdır. Bir başka ise hamile kadınların kendilerini ağırlıksız hissetmesidir. Bu özellikle gebeliğin son zamanlarını yaz döneminde yaşayan kadınlar için psikolojik açıdan oldukça önemlidir. Ayrıca su içerisinde terleme ve vücudun çok fazla ısınması mümkün olmadığından egzersizin bu tür olumsuz etkilerini ortadan kaldırır ve ayrı bir avantaj sağlar.
Gebelikte beslenme
Gebelikte kilo alımı çok bir detaydır. Bu dönemde önerilen kilo alımı kişiden kişiye değişiklik göstermektedir. Önerilen kilo alımı ise şu şekildedir;
Normal kilolular 11,5 – 16 kg,
Kilosu düşük olanlar 12,5 – 18 kg,
Kilosu fazla olanlar 7 – 11,5 kg’ dır. Bu sınırlarda kilo alanların gebelik dönemine bağlı problemleri azalmaktadır. Tabi bu formu yapacağınız düzenli egzersizlerle yakalayabileceğinizi unutmamalısınız. Yaz aylarında yapacağınız egzersizler ve dengeli bir diyet ile gebeliğin ilk yarısında ayda 1 kg, 20. haftadan sonra ise ayda 2 kg alarak sağlığınızı kontrol altına alabilirisiniz. Bundan daha fazla kilo alanların bebeğinin iri olma olasılığı ve sezaryanla doğum yapma olasılığı %20 ile %30 arasında artmaktadır.
Bunları unutmayın
1- Her en az 2 porsiyon C vitaminli yiyecekler yemeyi ihmal etmeyin.
2- Hamilelikte değişimi vücudun çok terlemesine açar. Bu nedenle basit bir deodarant yerine terlemeyi azaltıcı ürünler kullanın.
3- Eğer sabah kendinizi hasta hissediyorsanız, yataktan kalkmadan önce birkaç tane tuzlu veya tatlı bisküvi atıştırın.
4- Özellikle yaz sıcakları nedeniyle meydana gelen terlemelerden dolayı her bol miktarda için.
5- Banyonun size yaptığı sakinleştirici etkiyi unutmayın ve yatmadan önce banyo ya da ayak banyosu yapın. Banyo suyuna lavanta ya da gül yağı katmayı da ihmal etmeyin. Bu hem sizi rahatlatır hem de cildinizi yumuşatır.
6- Geceyi sessiz ve sakin geçirmek için akşam gezintilerine çıkın. Dışarı çıkıp dolaşmak hem adaylarının sinirlerini yatıştırır hem de anne karnındaki bebeği sakinleştirir.

KALP HASTALARI SICAKLARDA NE YAPMALI

Kalp hastaları sıcak havalarda ne yapmalı
Sıcak ve nemin arttığı günler bazı hastalıklar açısından tehlikeli olabiliyor. Bunların başında ise kalp hastalıkları geliyor. Kalp hastalıklarının günümüzün en büyük sağlık sorunlarının başında geldiğini söyleyen Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen aşırı sıcakların tansiyon düşmelerine aşırı damar kasılmalarına ve kalbe giden kan akımı dengesinin bozulmasına neden olduğunu belirtiyor.
Aşırı nem ve buharlaşma ile birlikte yeterli sıvı da alınmazsa kan koyulaşıyor ve pıhtılaşma eğiliminde artma oluyor. Tüm bu mekanizmalar özellikle kalp hastalarında damar problemini artıran ve krize davetiye çıkartan nedenler arasında yer alıyor. Kalp hastalıkları arasında en çok korkutan konuların başında ise kalp krizi geliyor.
Kalp krizi günümüzde hem kadınları hem de erkekleri ilgilendirenözellikle de sıcakların nemin artmasıyla birlikte edilmesi gereken bir sağlık sorunu. Ancak kalp krizinin belirtileri yeterince tanınmadığındanbirçok insan hastaneye başvurmakta geç kalıyor. Prof. Dr. Sinan Dağdelen kalp krizine erken müdahalenin büyük önem taşıdığını belirterek şu bilgileri veriyor:
“Kalp krizi geçiren bir kişinin damarının ilk 90 dakikada açılması idealdir. Ancak kalp krizi başladığı andan itibaren 6 saatten daha fazla süre geçerse müdahale gecikmiş demektir. Bu durumda kalp aşırı hasar görebilir. Hiçbir sağlık yardımı almayanların en az yüzde 30’u hastaneye veya doktoruna ulaşamadan hayatını kaybediyor.”
Kalp krizi sonrası ölüm oranları; hastanın kalp durumuna diyabet ve hipertansiyon ve diğer hastalıklarının olup olmadığına yaşına bağlı olarak değişiyor. Ancak ortalama ölüm oranı ilk 30 günde yüzde 16.6 oluyor. Prof. Dağdelen yapılan büyük bir çalışmada kalp krizi sonrası düşük riskli grupta 90 günlük sürede ölüm oranının yüzde 04 iken yüksek riskli grupta bu oranın yüzde 21 olarak bulunduğunu belirtiyor.

BU BELİRTİLERE DİKKAT EDİN
Prof. Dr. Sinan Dağdelen bu nedenle kalp krizinin geldiğini haber veren şu belirtilere dikkat etmek gerektiğini belirtiyor:
-Göğüs ağrınız olduğunda veya göğüs ağrısı olan bir insan gördüğünüzde ağrının şiddetinin çok önemli olmadığını hatırlamak önemli. Hemen doktora başvurmak gerekiyor.
-Özellikle göğüsteki rahatsızlık ile birlikte bulantı terleme cildin soğuk olması veya soluk renkli olması gibi belirtiler varsa bu rahatsızlık çok ciddi bir durumun belirtisi olabilir. Bir kalp krizi bile olabilir.
-Bu nedenle ağrı ve eşlik eden diğer şikayetlerin şiddetine bakmadan acilen tıbbi yardım alın.
-Hastaya aspirinin dokunup dokunmadığını sorarak sakıncası yoksa bir aspirin çiğnetmeniz son derece yararlı bir ilk yardım girişimi olabilir.

-Bunun dışında doktora danışmadan veya en azından bir EKG çekilmeden ilk yardım olarak dilaltı nitrat (dil altı ilacı) kullanmayın. Bunlar ağır tansiyon düşmelerine neden olarak tehlikeli olabilir.

PSİKOLOJİK SIKINTILAR DA GÖĞÜS AĞRISI YAPAR
Bu arada her göğüs ağrısı da kalp hastalığına bağlı olarak ortaya çıkmıyor. Göğüs ağrısının birçok nedeni bulunuyor. Bu nedenlerin sadece bazıları kalp ve damar hastalıklarına bağlı olarak ortaya çıkıyor. Diğer göğüs ağrısı nedenleri arasında psikolojik sorunlar yemek borusu mide ve safra kesesi hastalıkları boyun ve göğüs kemiklerine ait sorunlar kas hastalıkları akciğer ve göğüs boşluğu hastalıkları ile sinir sistemini ilgilendiren hastalıklar geliyor.

GÖĞÜS AĞRINIZ VARSA VAKİT KAYBETMEYİN
Orta ve ileri yaştaki kişilerde hipertansiyon ve kalp hastalıklarının görülme sıklığının arttığını belirten Prof. Dr. Sinan Dağdelen kireçlenme denilen dejeneratif eklem hastalıklarının veya kronik bronşit gibi akciğer hastalıklarının görülme sıklığında da artış olduğunu söylüyor. Bu durumda göğüs ağrısı olanların ağrıları olduğunda hiç zaman kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalarını öneren Prof. Dr. Dağdelen şunları söylüyor:

“Ağrı sırasında yapılacak olan bir EKG (kalp elektrosu) bazı kan incelemeleri ve bedensel muayene ile acil bir kalp hastalığının diğer nedenlerden ayrılması sağlanabilir. Eğer göğüs ağrıları kısa süreli ve doktora gittiğinizde ortadan kaybolmuşsa yapılan muayene ve EKG de (kalp elektronuzda) herhangi bir bulgu yoksa kalp hastalığının olup olmadığını anlamak için bir kardiyoloji uzmanı tarafından muayene gerekebilir. Burada yapılacak olan incelemelerle ağrının bir kalp hastalığına bağlı olup olmadığı anlaşılır. Kalp dışı göğüs ağrılarının da bir sağlık sorununun belirtisi olduğunun unutulmaması tanı ve tedavilerinin geciktirilmemesi gerekir.” KALP HASTALARINI İLGİLENDİREN 2 SORU
1-Kalp hastalarının ilaç kullanımında dikkat edecekleri noktalar nelerdir?
Yaz aylarının rehavetine kapılıp ilaçlarını aksatmalılar. Ancak aşırı sıcak ve nemli hava şartları vücut metabolizmasını etkilediğinden ilaçların etkinliklerinde de farklılıklar olabilir. Özellikle tansiyon düşürücüler kalp hızını etkileyen ilaçlar kan sulandırıcılar ve idrar söktürücülerin etkilerini gözden geçirmek ve dikkatli olmak gerekiyor. Yapılacak tansiyon nabız ve kan tahlili kontrolleri ile ilaçların dozlarını tekrardan ayarlamak gerekebilir. Aynı dozda alınan ilaçlar örneğin tansiyonda ve nabızda daha fazla düşmelere neden olabilir.
2-Çay kahve asitli içecekler tüketmek ilacın etkisini azaltır mı?
Bu tür içecekler yaz aylarında daha fazla tüketilebiliyor. Bu aşırı alınan yiyecek ve içecekler kalp hızının artmasına ve hatta çarpıntı ataklarına neden olabiliyor. Hele de kalp ve veya tansiyon ilacı alan hastaların aşırı alkol almaları çok sakıncalı olabilir hem ani tansiyon düşmeleri yapabilir ve hem de özellikle alındıktan saatler sonra bazı ritim bozukluklarını başlatabilir. Oysa ritim bozuklukları hele de kalp ve tansiyon hastalarında hiç de istemediğimiz komplikasyonlardır. Asitli içecekler mide ve boğaz hastalıklarını artırabilir. Kalp hastalarının çok önemli bir kısmı zaten kan sulandırıcılar kullanmaktadır. Bu ilaçlar ise zaten mide asidini ve tahriş olasılığını artırmaktadır. Bu nedenle aşırı asitli içecekler sınırlı olarak tüketilmelidir.

AGIZ KOKUSU

Ağız Kokusu (Halitosis) Nedir?

Ağızdaki çirkin kokuya kısaca ağız kokusu veya halitosis denir. Ağız kokusunu bir hastalık olarak tanımlamak zordur. Ancak ağız kokusu çok önemli hastalıkların işaretçisi de olabilir. Ağız kokusunu patolojik ve fizyolojik olmak üzere iki kısma ayırmak mümkündür.
Fizyolojik Ağız Kokusu:
Her sağlıklı bireyde sabah uyandığında sindirim kanalında biriken gazlar veya dil sırtında üreyen bakterilerin sebep olduğu ağız kokusu ortaya çıkabilir. Dil sırtını fırçalamak ve sürekli olmamak şartıyla çinko içeren ağız gargaraları kullanmak ve sakız çiğnemek bir çözümdür. Beslenme sonrasında görülen, nefesteki (ağızdaki değil) çirkin koku da fizyolojiktir. Tedavi gerektirmez.

Patolojik Ağız Kokusu (Gerçek halitosis):
Patolojik halitosisi olan hastalar diş hekimine ağız kokusu şikâyetiyle müracaat etmeyebilirler. Ağızlarındaki çirkin kokunun farkında değildirler ya tolere etmektedirler ya da kabullenmişlerdir.
Ağız Kokusunun Sebepleri:
Özellikle sinüs ve akciğer kaynaklı enfeksiyonlarda,
Şeker hastalığı (aseton kokusu gibidir),
Böbrek yetmezliği (balık kokusu gibidir),
Karaciğer yetmezliği,
Metabolizma bozuklukları (teşhisi zor olabilir, zaman zaman ortaya çıkan kötü bir balık kokusu),

Açlık, diyet, ağız kuruması, oruçlu olmak (Sıvı gıda eksikliklerinde vücuttaki yağ ve protein çözünmeye başlar, bu metabolizmanın yan ürünleri kötü ağız kokusu olarak yansır).

Ağız kokusunun sebeplerinin %87 si ağız boşluğu kaynaklıdır. Bunlardan %51’i dilden, %17’si gingivitisten, %15’i periodontitisten, %17’si bunların karışımından kaynağını alır. Bu tip ağız kokuları kompleks vakalar değildir. Sebep ilk muayenede belli olur. Sorunlu dişeti dokuları göz ile kolayca tespit edilebilir ve kolay tedavi edilir. Hatta bazen kokunun kaynağını hasta kendisi gösterir.

Ağız Boşluğu Kaynaklı Ağız Kokusunun Tedavisi için;

1-Dişlerinizi ve Dişetlerinizi koruyun.
Diş çürükleri, diş eti iltihapları ağız kokusunun önemli nedenlerindendir. Ağız içi herhangi bir enfeksiyon bakteri üremesini artıracağı için daima ağız kokusuna neden olur. Diş ve diş eti hastalıkları önemli ölçüde kötü koku yapar. Bu sebeple diş hekiminizin önerilerini dinleyip mutlaka diş sağlığı ve bakımına önem vermelisiniz.

2-Ağızda var olan protez ve köprüleri kontrol ettirin.
Ağız içindeki eskimiş köprü ve diş protezleri zamanla gıda birikmesine yol açacağından kötü kokulara sebep olabilir. Bu durumlarda yenilenmesi gerekenleri değiştirmeli, eksik olan dişlerin yerleri için gerekli tedavileri yaptırmalısınız. Ağız kokusu ile mücadelede dişler ve diş sağlığı ilk aşamadır.

3-Daha fazla su için.
Özellikle yaşla artan vücut kuruması pek çok yönden dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Çok su içmek onlarca diğer yararının yanında dilinizin kurumasını da önleyerek ağız kokusu ile mücadelede önemli bir silah olarak kullanılabilir. Su ağız içindeki bakterilerin minimumda tutulması için direk yardımcıdır. Ayrıca tükürük salgısını artırarak da yardımcı olur.

4-Diş ipi kullanın.
Diş ipi sayesinde fırçanın çıkaramadığı yerlerdeki bakteri ve yemek artıklarını sökebilirsiniz. Özellikle diş gövdeleri arasındaki dar bölgelerde biriken yemek artıkları hızlı bakteri çoğalmasına neden olabilir.

5-Lokmaları iyi çiğneyin.
Bu sayede yiyeceklerle tükürük salgısı iyice karışır ve ağızda yemek parçası kalma olasılığı düşer. Daha çok çiğneme hareketi daha çok bakterinin yerinden koparak mideye gitmesine yardımcı olur.

6-Basit şeker tüketiminizi azaltın.
Basit şekerler (atıştırmalık tüm şekerli gıdalarda olduğu gibi) diş çürüklerine neden olur ve ağız sağlığını büyük bir süratle bozarlar. Bu nedenle basit şeker tüketiminizi azaltmalısınız. Bu da su içmek gibi size onlarca yararın yanında ağız kokunuzun azalmasına da yardım edecektir.

7-Sigara içmeyin.
Sigara içmek ağız kuruluğuna neden olduğundan ağız kokusuna sebep olur. Ayrıca diğer bir ağız kokusu nedeni olan diş eti hastalıklarına da zemin hazırlar.

Ağız kokusu olmaması için gerekenler ;

– Dişlerin ( her yemekten sonra doğru bir şekilde ve yeterli sürede ) fırçalanması
– Diş aralarının ( günde bir kez ) diş ipi veya basınçlı su ile temizlenmesi
– Dilin fırçalanması
– Ağız ve boğazın anti-mikrobial gargaralar ile temizlenmesi ( floridli gargaralarla değil )
– Porselen köprülerin altının ( en az günde bir kez ) arayüz fırçası ile temizlenmesi
– Hareketli ( takıp-çıkarılabilen ) protezleri her yemekten sonra fırçayla temizlemek , yatmadan önce suya koymak
– 6 ayda bir düzenli olarak diş hekimine kontrole gitmek
– Ağız ve dişlerdeki tüm sorunların giderilmesi
– Sigara kullanmamak

ÇOCUKLARDA KABIZLIK

Çocuklarda Kabızlık Çocuğun Kabızlığını Nasıl Geçirebilirim?
Çocuklarda sık görülen bir durumdur; seyrek ve sert dışkılama anlamına gelir. Erişkinlerde olduğu gibi çocukların da dışkılama alışkanlıkları farklıdır. Bazısı günde 2 kez yaparken, bazısı 2 günde bir yapar. Anne sütü alan bebekler günde 7-8 kez dışkılar. Dışkı sayısı bebek 1 yaşına yaklaştıkça giderek azalır, 2-3 yaş civarında erişkin karakterlerine oturur. 1 yaş civarında ve sonrasında tek tip beslenme yüzünden kabızlık sık görülür. Sebze veya meyve yemeyi reddeden, çok süt içen hareketsiz çocuklarda kabızlık sık olur. Kabızlığı önlemek ve gidermek için: – Lifli besinleri tercih edin. Sebzelerden karnabahar, mısır, kereviz, lâhana ve kabak, meyvelerden armut, üzüm, kavun, kayısı, erik gibi besinler verin. Kabızlık durumunda kepekli un, yulaf unu, mısır gevreği gibi besinler de yararlıdır. – 500 cc’den fazla süt içmesini ve karnını sütle doyurmasını engelleyin. – Çay ve kolalı içecekler yerine ıhlamur, kuşburnu gibi bitki çayları verin. – Sebze yemeyi reddediyorsa hoşlanabileceği alternatifler deneyin. Sebzeleri köftenin içine rendeleyin, kızartma ya da mücver yapın. – Bazı çocuklarda sert dışkılama nedeniyle anüsün etrafında çatlaklar oluşur. Bu da bir sonraki dışkılama sırasında ağrı yapar. Canı yanan çocuk dışkılamayı erteler. Böylece kaka daha da sert hâle gelir. Bu kısır döngüyü ortadan kaldırmak için; – Bir süre doktorun önerdiği bir kabızlık giderici ilâcı kullanın. – İlâcı kullanırken çocuğu lifli diyete alıştırın. – Her gün aynı saatte klozete oturtun ve dışkılamasını bekleyin, bitmeden çıkmamasını sağlayın. Tuvalette sıkılmaması ya da kendiliğinden tuvalete gitmesi için kitaplar, oyuncaklar vs. kullanın. – Günde 1-2 kez ılık su banyosuna oturtun. – Kaka yapmadan önce poposunun etrafına ağrı giderici bir pomat sürün. – Bütün bunlara rağmen 1 haftayı geçen inatçı kabızlıklarda doktora götürün. – Nadir de olsa bazı bağırsak hastalıklarında kabızlık görülebilir.

Bağırsakları yavaş çalışan ve dışkısı katı olan kişilerin genel beslenme tarzı lifli gıdaları arttırmak şeklinde olmalıdır. Bolca sıvı alınması da yardımcı olur. Lifli gıdalardan kastedilen her türlü sebze ve meyvedir. Sebze ve meyveler hem bağırsak sağlığı için hem de dışkı kıvamını yumuşatmak için faydalı olur. Fakat bazen sadece beslenmeye dikkat ederek dışkı kıvamını yumuşatmak mümkün olmayabilir. Kabızlığın arka planında ciddi bir rahatsızlık var ise mutlaka tedavi için bunu ilaçlarla desteklemek gerekir. Bunun dışında kuru gıdalarla beslenme, sürekli et yemek, öğünlerde sebze ve meyveye yer vermemek, sürekli fast-food denilen hazır gıdaları tüketmek bağırsaklar için son derece sağlıksız bir beslenme olacaktır. Özellikle kabızlık sorunu yaşayan kişiler bu tür beslenmelerden uzak durmalıdır.

SİGARA ve ZARARLARI

Yaptıklarınız önemlidir
Sağlık bir piyango oyunu değildir. Çok ender olarak hastalan­mayız. Bazı sağlık sorunları bizim denetimimizde olmamakla bir­likte birçok hastalık aldığımız kararlar ve davranış biçimlerimizden kaynaklanmaktadır. Kanser insanların en çok korktuğu bir hastalıktır. Birçok kişi kanseri önlemenin olanaksız olduğuna ya da çok zor olduğu­na inanmaktadır. Bununla birlikte Mayo Kliniği’nde çalışan araştırmacılar kanser türlerinin yarısının içedönük, asosyal bir yaşam sürdürmek, yağ oranı yüksek yiyecekler tüketmek, kız­gın…

Sigara kalbi yaşlandırıyor
Sigara çok önemli bir risk faktörüdür. Sadece kalp damar hastalıklarına neden olmaz, birçok hastalığın da birincil nedenleri arasında yer alır. Sigara kalp damar hastalıklarını gelişme riskini artıran 4 büyük faktörden biridir. Diğerleri kolesterol yüksekliği, şeker hastalığı ve tansiyon yüksekliğidir. Sigara içen ve başka risk faktörleri bakımından eşit durumda olan bir şahısta, sigara içmeyene göre kalple ilgili önem­li olaylarını (yani kalp krizi geçirme, kalp…

Sigarayla ilgili bazı sorulara cevaplar
Soru: Sağlığa zararı olmayan sigara var mıdır ? Cevap: Böyle bir sigara yoktur. Her türlü sigara sağlığa zararlıdır. Soru: Az sigara içmenin de sağlığa zararı olabilir mi ? Cevap: Olabilir. Tek sigara dahi insan sağlığı için zararlıdır. Çok az sigara içenlerin bile akciğerlerinde hasar tespit edilmiştir. Kaldı İd, az sigara içen kişiler böyle durmamakta, zamanla içtikleri sigara adedini artırmaktadırlar. Soru: Sigara içenler neden sabahları ök-sürüp, balgam…

Gençlik ve sigara
Çabuk ulaşılabilir olması sebebiyle gençler arasında sigara içmek oldukça yaygındır. Gelişmiş ülkelerde 12-17 yaş arasındaki her beş ergenden birinin sigara tiryakisi olduğu tahmin edilmektedir. Ülkemizde ise bu oran daha yüksektir. Sigara kullanımı başlı başına zarardır, genç için adeta mayınlı tarladır. Şu gerçeği de unutmayalım: Sigara içen gençler aynı zamanda alkol ve uyuşturucu bağımlılığına yatkın kişiler haline gelmektedir. Çünkü sigara, kişinin öteki kötü alışkanlıklara…

Sigarayı bırakanların vücudundaki değişiklikler
Sigarayı bıraktıktan sekiz saat sonra: Kandaki oksijen normal hale döner. Kalp krizi riski ileri derecede azalır. Kaslara giden oksijen miktarı artar. Kan basıncı normal seviyesine iner. Sigarayı bıraktıktan 24 saat sonra: Karbonmonoksit vücuttan atılmaya başlanır. Nefes alıp verme rahatlar. Akciğerlerdeki katran ve balgam yok olmaya başlar. Bronşit ve zatürree gibi tekrarlanan solunum yolu hastalıkları riski azalır. Hücrelerin oksijenlenmesi normale döner. Sigarayı bıraktıktan…

Light sigara içmek çözüm mü ?
Sigara dumanının çok azının bile sağlık açısından zararlı olduğunu biliyoruz. Light sigaralarda katran ve nikotin oranı düşükse de, bu tip sigaralara geçen tiryakiler, nikotin ihtiyaçlarını karşılamak için, genellikle daha çok sayıda sigara içmeye veya içtiği her sigarayı daha çok içine çekmeye başlamaktadır. Daha derin ve daha sık nefesler çekildiğinde veya sigara sonuna kadar içildiğinde, katran oranı düşük bir sigara, diğerleri kadar zararlı…

Sigarayı bırakmada metodlar
Sigarayı bırakmada kesin ve çok etkili bir metot bulunmamaktadır. Ancak kişinin isteği, azmi, kararlı oluşu ve irade gücü çok işe yarar. Buna rağmen bazı metotların faydası olmaktadır. Hipnoz: Bilincin farkında olma seviyesi düşürüldükten sonra, bilinçaltına telkin vererek (şartlandırılarak) inanç oluşturmaya dayanan yöntemdir. Burada hipnoz verene inanç önemlidir. Etki süresi kısa da sürebilir, uzun da. Gözler kapatıldıktan sonra, kişinin birkaç defa derin nefes alıp vermesi…

Sigara yoksunluğu
Sigarayı bırakınca nikotin almamaya bağlı yoksunluk belirtileri, hafif veya şiddetli olarak ortaya çıkmaktadır. Amerikan Psikiyatri Birliği nikotin kullanımının birden bırakılmasının veya kullanılan nikotin miktarının azaltılmasının ardından 24 saat içinde şu sekiz bulgudan en az dördünün ortaya çıkmasını öngörmüştür: Disforik veya depresif mizaç (yani ruhsal durumda dalgalanmalar, neşeli ya da hüzünlü hal). İnsomnia (uykusuzluk). İrritabilite (hırçınlık), sinirlenme ya da öfkelenme. Anksiyete (endişeyle karışık sıkıntı…

Sigarayı bırakırsak yemekten lezzet alırız
Nikotine bağlılık, yiyeceğe duyduğumuz açlığa benzer. Ancak birbirine zıt, yanıltıcı bir benzerliktir bu: 1) Yiyecek; sağlık, enerji, haz verir ve hayatımızı uzatır. Tütün ise sağlığımızı berbat eder, mutsuzluğa ve hastalıklara yol açarak ömrümüzü kısaltır. 2) Yiyeceklerin tadı güzeldir, açlığımızı doyurmak hoş bir duygudur; ama kanser yapan, iğrenç kokan dumanları içimize çekmek kesinlikle hoş olmayan bir deneyimdir. 3) Yemek yemek açlığa sebep olmaz, tam tersine tatmin…

Sigarayı nasıl bırakmalı ?
Öncelikle sigaranın zararlarını kavramalı ve bırakmaya kesin karar vermelidir. Azim ve iradenin, bağımlılığı kırmada büyük önemi vardır. Aslında sigara içenlerin yüzde 80’inden fazlası sigarayı bırakmak için istekli olmalarına ve yüzde 35’inin her yıl bırakmayı denemelerine rağmen, bırakmak için teşebbüs ettikleri girişimlerde ancak yüzde 5’i başarılı olabilmektedir. Bırakmaya karar verince hemen sigara paketini atmalı, sigara taşımamalı ve aniden sigara içmeyi kesmelidir. Tedricen (azaltarak) bırakma yanıltıcıdır….

Sigarayı neden bırakmalıyız ?
Sigarayı bırakmak için en uygun zaman hemen ve acilendir. Vücuda giren zehirli maddeleri kestiğimiz andan itibaren onarım, yenileşme ve temizlik başlar. Bir tek sigara içmek dahi, temiz suyu kirletmeye benzer. Önemli olan kanımızı ve hücrelerimizi her zaman zehirli maddelerden uzak ve temiz tutmaktır. Sigara kullanmaya son verildiğinde yaşanan olumlu değişiklikler saymakla bitmez. İlk önce kendimize olan öz saygımız, özgüvenimiz artar. Kendimizi daha huzurlu, daha…

Pasif tiryakilik (dumanaltı olma)
Pasif içicilik (yani duman altı olma), kişinin sigara içmediği halde sigara içilen ortamda elinde olmadan tütünün dumanını teneffüs etmelerine denir. Başkasının ağız ve burnundan çıkan sigara dumanında da nitrojen, nikotin, karbonmonoksit, karbondioksit ve çeşitli gazların mevcut olduğu bir gerçektir. İstemsiz sigara içimine bağlı hastalıkların başında akciğer kanseri gelir. Çeşitli araştırmalar pasif içiciliğin akciğer kanserinde önemli bir faktör olduğunu göstermektedir. ABD’de yılda 100.000 kişi…

Sigara organları nasıl etkiler
Sigaranın vücutta izlediği yol: Ağız ve burun Nefes borusu Yemek borusu Mide (tükürükle) Hava yolları (bronşlar) Akciğerler (hava kesecikleri). (Burada kılcal damarlardan kana emilir, kalbe gelir ve sonra kalp taralından tüm vücuda pompalanır.) Damar sistemi yoluyla tüm vücudu dolaşır. İltihap: Sigara içindeki yabancı maddeler dokularda irritasyon (zedelenme) ve hasar oluşturur. Buna karşı savunma amacıyla kandaki savunma hücreleri iltihap alanına toplanır. Kanser: Sigara içindeki kanserojen…

Sigaranın yaptığı zararlar
Sigara içmenin mahzurları çevremizde gördüğümüz örneklerden hep dikkatimizi çeker. Askerde gösterilen bir tepeye koşu yapmıştık. Komutanımız koşuyu tamamlayamayanlar için, bunların hepsi sigara tiryakisidir, yorumunda bulundu. Gerçekten öyleydiler. Daha genç yaşta koşamıyor, yolun yarısında tıkanıyorlardı. Yine tıp fakültesinde talebe iken ölü bedenini inceleme (kadavra) dersinde, bazı cesetlerin akciğerlerinin katran rengi gibi kapkara olduğu dikkatimi çekmiş ve hocama bunun sebebini sormuştum. “Sigaradan bu” cevabını almıştım….

Sigaradaki zararlı maddeler
Sigara ve dumanı, çok miktarda ve değişik özellikte zararlı maddeler içermektedir. 4000’den fazla olduğu bilinen bu toksik (zehirleyici) maddelerin büyük bir kısmı kanser yapıcı (kanserojen) özelliktedir. Nikotin bu maddelerin en önemlisi olup sinir sistemini etkileyerek kalp ve damarların çalışmasını bozar. Nikotine maraz kalış sonucu, kan basıncı ve nabız hızında artış ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple kalp daha fazla kasılmakta ve kalbin oksijen ihtiyacı artmaktadır….

ŞİŞMANLIK ve KALP SAGLIGI

Şişmanlığın kalp sağlığı üzerine etkisi nedir ?
Şişmanlık, koroner kalp hastalığı için sorgulanan klasik risk faktörlerinden biri olup, günümüzde özellikle gelişmiş toplumların giderek artan önemli bir sağlık problemidir. Ayrıca, sadece kalp hastalığı için değil, aynı zamanda kalp hastalığı eş değeri sayılan diyabet ve hipertansiyon için de önemli risk taşımaktadır. Örneğin erkeklerde her % 10′luk kilo azalması koroner vakalarda % 20 azalma sağlar. Verilen kilonun miktarı arttıkça elde edilen fayda da artar. Bilimsel araştırmalarda % 5 kilo verme ile bile yaşam kalitesinin arttığı, diyabet riskinin azaldığı, kan yağlarının profilinin olumlu etkilendiği gözlenmiştir. İdeal olan, vücut kitle endeksinin (vücut ağırlığının, kişinin boyunun metre birimi ile karesine bölümünden elde edilir.) 25′in altında olmasıdır.
Bunun üzerinde olanlarda kalp hastalıklarının yanı sıra başka hastalıkların risk oranı da yükselir.
Birden bire ve aşırı kilo vermek de kalp sağlığını bozar mı ?
Dengeli beslenme, kalp sağlığının birinci şartı olup vücudu aşırı zorlayan her türlü diyet uygulaması kalp için de zararlıdır. Birdenbire kilo kaybetmek vücut dengesini bozacağı için hiç bir zaman önerilmez. İlk etapta vücut ağırlığının % 10′u veya 10 kg verilmesi hedeflenebilir. Kilo vermek zaten zor bir iş olduğundan hedefin küçültülmesi başarının da daha büyük olmasını sağlar. Bir de önemli olan kilo verdikten sonra korunmasıdır. Kilo verdikten kısa bir süre sonra tekrar alınması ve sonra tekrar diyete başlanması vücutta tahribata neden olur. Bu nedenle kilo vermenin sağlığı olumlu etkilemesi için mutlaka verilen kiloların bir ömür boyu korunması gerekir.
Kalp hastası için özel bir diyet var mıdır ?
Kalp hastaları, kardiyolog ve diyet ve beslenme uzmanlarının kontrolünde gerekli düzenlemeleri yaparak yaşamlarını sürdürmelidirler. Kalp hastaları için önerdiğimiz, yağ oranı azaltılmış diyetlerdir. Bu tip diyette, LDL-kolesterolü düşürmek için total yağlar, enerji içeriğinin
%30′unu oluşturmalıdır. Ancak kalp hastalığı aşikar olanlarda daha çok tedavi etmeye yönelik, daha katı olan bir ikinci tip diyet uygulanır. Bunda da yine yağlar, total günlük enerji ihtiyacının ancak % 30′unu karşılamalıdır.
Şişmanlar risk altında
Menopoz dönemindeki kadınlar, ailesinde hipertansiyon olanlar, yaşlılar, stres altında olanlar, sigara içenler, şişmanlar ve alkol kullananlar yüksek tansiyon riski altındadır.
Beslenme ile kalp krizi arasında bir bağlantı var mı ?
Sağlıksız beslenme, fast-food tarzı yiyecekler ve yağ – karbonhidrat açısından zengin diyetler şişmanlık oranını arttırdığı gibi kalp hastalığına da yol açar. Beslenme düzgün olmayınca kilo alma ve lipit profilinde bozulma olur ve ayrıca tuz tüketiminin de fazla olması yine hipertansiyonun olmasına sebep teşkil eder. Bütün bunlar bir arada kalp hastalığı risk faktörlerinin (bozulmuş lipit profili, hipertansiyon, obezite gibi) gelişmesine ve sonuçta da kalp krizine zemin hazırlayacaktır.
Diyetin kalp hastalıklarındaki rolü nedir ?
Diyet, koroner kalp hastalıkları için önemli bir risk faktörüdür. Kan basıncı, kan şekeri ve şişmanlığın artmasıyla koroner kalp hastalıkları gelişmesi riski de artar. Diyetteki doymuş yağ asitleri, LDL-Kolesterolü (zararlı kolesterol) yükseltirler. Doymuş yağ asitlerinin yerini doymamış yağ asitleri aldığında LDL- kolesterol düşer, fakat HDL-kolesterol (faydalı kolesterol) etkilenmez. Tüm katı yağlar sıvı yağlara göre kolesterol açısından zengin olduğu için daha fazla zararlıdır. Diyet kan basıncının da belirleyicisidir. Diyetle alınan tuzun azaltılması kan basıncım düşürebilir ve yaşla kan basıncı artışım önler. Meyve ve sebzeden ve düşük yağlı süt mamullerinden zengin beslenme, kolesterolü düşürmesi yanında kan basıncı değerlerini de etkiler. Bu nedenle kalp sağlığı açısından uygundur.
Obezite gittikçe artan bir şekilde toplum sağlığını tehdit etmektedir. Fizik aktivitenin azalması ve yüksek miktarda yağ ihtiva eden veya yüksek kalorili yiyeceklerin aşırı alımından dolayı kalp hastalıkları da fazlaca görülmektedir. Kalp hastalıklarında korunmada ağırlık, diyet tedavisinde olmaktadır.
Birinci basamak diyeti
Günlük total kalori: İdeal kiloya getirecek ve bu kiloda devam ettirecek kadar olmalı. İdeal kilo da yukarıda belirttiğimiz gibi vücut kitle endeksi hesap edilerek bulunur. Vücut kitle endeksi 25′in üzerinde çıkanlar tehlike sinyalleri verir.
* Kolesterol <300 mg/gün olmalı
* Total yağ alımı: Günlük toplam kalorinin % 30′unu oluşturmalı.
* Total karbonhidrat alımı: Günlük toplam kalorinin % 55-60′ını oluşturmalıda.
* Total protein alımı: Günlük toplam kalorinin % 12′sini oluşturmalıdır.
* Tuz: Hipertansiyon yoksa, normal miktarda.
* Yumurta: Haftada en çok bir defa.
* Balık: pullu türleri ve ızgara veya buğulama şekilleri tercih edilmeli.
* Sigara kesinlikle içilmeyecek.
* Alkol: İçmemek tercih edilir. Ancak içiliyorsa, çok az miktarı geçmemelidir.
* Bu diyette günlük et miktarı 150 gramı geçmemeli, kırmızı et haftada en fazla 2 kez alınmalı, diğer günler derisi alınmış tavuk veya balık tercih edilmelidir. Karbonhidratların kabuğu ayıklanmamış ve lifli olanları tercih edilmelidir. Beyaz un, şeker yerine kepekli olanlar ve kahverengi şeker tercih edilmelidir.
Kalbi koruma diyeti
Kahvaltı: (Her gün aynı)
2 dilim kepek ekmeği, 2 dilim az yağlı tuzsuz peynir, domates, salatalık, taze sıkılmış portakal veya greyfurt suyu, ıhlamur, adaçayı veya papatya çayı. Az miktarda suni tatlandırıcı kullanılabilir, ama tercihen hiç şeker konmaması daha iyidir.
Pazartesi
Öğle: Tavuk ızgara, 200 gram yoğurt, salata
Ara öğün: 250 gram mevsim meyvesi
Akşam: Kıymalı ıspanak, istediğiniz kadar salata
Salı
Öğle: 200 gram yoğurt, 1 tabak haşlanmış sebze (haşlama işlemi yapılırken içine 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ve az tuz koyabilirsiniz)
Ara öğün: 250 gram mevsim meyvesi
Akşam: Balık ızgara, salata
Çarşamba
Öğle: Tavuklu sebze yemeği (Sebze ıspanak, pırasa, semizotu, fasulye olabilir), 200 gram yoğurt.
Ara öğün: 250 gram mevsim meyvesi
Akşam: Tavuk ızgara, istediğiniz kadar salata
Perşembe
Öğle: Üzerine 6 ceviz içi ve 100 gram tuzsuz lor peyniri konulmuş salata. (Salatayı istediğiniz kadar yiyebilirsiniz, üzerine peynir koymak istemeyenler ton balığı da koyabilir)
Ara Öğün: 250 gram mevsim meyvesi
Akşam: Kaymalı taze fasulye, 200 gram yoğurt
Cuma
Öğle: Üzerine 200 gram haşlanmış tavuk eti konmuş salata (Salatayı istediğiniz kadar yiyebilirsiniz, üzerine 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ve istediğiniz kadar limon koyun.)
Ara öğün: 250 gram mevsim meyvesi
Akşam: Kıymalı pırasa, 200 gram yoğurt
Cumartesi
Öğle: Üzerine çiğ domates ve biber konmuş kepekli makarna (makarna 1 su bardağı dolusu olacak, haşlandıktan sonra üzerine 1/2 tatlı kaşığı zeytinyağı ilave edilecek)
Ara öğün: 250 gram mevsim meyvesi
Akşam: Balık ızgara, salata
Pazar
Öğle: Ton balıklı salata, 1 dilim kepek ekmeği
Ara öğün: 250 gram mevsim meyvesi
Akşam: Izgara biftek, salata
Açıklamalar
1 – İçecekler: Su, ıhlamur, adaçayı veya doğal ot çayları şekersiz olmak şartıyla istediğiniz kadar içilebilir. Suni tatlandırıcı, aşırıya kaçmadan günde en fazla 4 adet kullanılmalıdır.
2 – Tuz tamamen kesilmemeli, ama az kullanılmalıdır.
3 – Sağlıklı bir kalp için sadece diyet yapmak yetmez. Aynı zamanda egzersiz yapmak ve hareketli bir yaşam tarzını benimsemek de gerekir. Her gün en az yarım saat kalp ritmini hızlandırmayan yürüyüş ve yüzme idealdir.
4 – Meyveler: İncir, üzüm, kavun gibi bol miktarda şeker içerenler olmamalıdır.
5 – Sebze yemeklerinin içindeki kıyma miktarı 100-150 gram, et öğünleri ise yağsız olmak şartıyla 250-300 gram olmalıdır.
İkinci basamak diyeti
Birinci basamak diyetinden farklı olarak doymuş yağ ve kolesterol alınması daha kısıtlanır.
* Günlük total kalori: İdeal kiloya getirecek kadar olmalı. İdeal kiloyu hesaplamak için yukarıdaki vücut kitle endeksi kullanılabilir.
* Günlük kolesterol 200 mg’dan az olacak.
* Total yağ alımı: Günlük toplam kalorinin % 30′unu aşmayacak.
* Total karbonhidrat alımı: Günlük kalorinin % 55- 60′ı ( şeker, total kalorinin % 10′unu geçmeyecek.)
* Total protein alımı: Günlük yemek miktarının % 10-20′si.
* Alkol: İçmemek idealdir. Eğer içki içiyorsa günde 30 gr. alkolü aşmayacak.
* Sigara: Kesinlikle içilmeyecek.
Bu diyette yumurta yok. Günlük et miktarı 90 gr. olup derisi alınmış tavuk veya balık yenilir. Kırmızı et yenilmemelidir.
Kalp dostu yağ olabilir mi ?
Kolesterol oranı en düşük olarak sıvı yağlardan zeytinyağı kullanımı, kalp dostu olarak sayılabilir.
Sıvı yağlar da çok çeşitli. Bunlardan hangisi daha sağlıklı ?
Tekli doymamış yağ asidi bakımından zengin olan zeytinyağı, yağlar arasında daha sağlıklıdır.
Çocuklar için kalp sağlığını koruyucu ve hastalığı ileriye yönelik önleyici neler yapılabilir ?
Beslenmeleri erken yaşlarda kontrol altında tutulmalı ve ailede kalp hastalığına bağlı erken ölüm varsa gerekli kan testlerine erken yaşlarda başlanması uygun olacaktır
C ve E vitamini yararlı mı ?
Antioksidan görevi içeren C ve E vitamininin kalbi olumlu etkilediğini gösteren bilimsel çalışmalar var.
Kişinin kalp krizi geçirme riski, belirli kriterlere bağlı olarak ortaya çıkar mı ?
Aile öyküsü mevcudiyetinden başlayarak risk faktörü olarak bilinen, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon, şeker hastalığı, sigara içimi, şişmanlık, hareketsiz hayat tarzı; hepsi 10 yıllık kalp krizi geçirme riskini hesaplamada kullanılan öğelerdir. Kalp hastalığı risk faktörleri kişinin yaşı, sigara içip içmemesi, tansiyonu, cinsiyeti, kolesterol düzeyleri göz önüne alınarak da belirlenir.
Kalp krizi riski yüksek kişiler korunma amaçlı olarak neler yapabilir ?
Hayat tarzı değişiklikleri yaparak sigara, aşırı alkol tüketimi ve hareketsiz hayat tarzı gibi kötü alışkanlıklarını bir kenara bırakabilirler. Önemli etkenlerden bir tanesi de beslenmedir.
Kişinin Akdeniz beslenme piramidine göre yemesi, onu birçok hastalıktan, özellikle de kalp hastalıklarından korur.
Akdeniz beslenme piramidinin özellikleri
Her gün tüketilen yiyecekler
1) Tahıl ürünleri:
Tahıl ürünleri piramidin tabanında yer almaktadır. Ülkeden ülkeye, hatta aynı ülkenin değişik bölgelerinde farklılıklar göstermekle beraber ekmek, makarna, pilav ve patates her gün tüketilen yiyeceklerin başında gelmektedir. Bunlar büyük çoğunlukla doğal tüketildiklerinden aşırı acıkma ve sık yemelere neden olmadığından, Akdeniz Bölgesi’nde şişmanlık oranı düşüktür.
2) Sebze, salata ve meyve:
Akdenizlinin her gün büyük miktarlarda tükettiği yiyecek maddeleridir. Büyük bir kısmı çiğ tüketildiğinden vitamin, mineral ve bioaktif maddeler açısından çok zengin bir beslenmedir. Baklagiller ve fındık, fıstık, ceviz, badem tüketimi de bu dilim içinde yer almaktadır.
3) Zeytinyağı:
Klasik Akdenizlinin mutfağının tek yağıdır. Başka yağ tanımaz ve tüketmez. Ekmeğini banar, salatasına koyar, yemeğini zeytinyağıyla pişirir.
4) Peynir ve yoğurt:
Her gün tüketilen yiyecek maddeleridir. Yoğurt sofradan eksik olmaz. Olduğu gibi yenir veya yemeklerin üzerine konur, ayrıca ülkemizde olduğu gibi cacık olarak ta tüketilir. Beyaz peynir ve keçi peyniri, en çok tüketilen peynir çeşitleridir.
Haftada birkaç defa tüketilen yiyecek maddeleri:
1) Balık ve deniz ürünleri: Haftada 3 – 4 defa sofrasından eksik etmez. En büyük protein kaynağıdır. Bu yiyecek maddelerinin kalorisi düşüktür, yağ oranları düşük olduğundan aşırı kolesterol içermezler.
2) Tavuk, yumurta: Balık ve deniz ürünlerinden sonra daha az tükettikleri protein kaynaklarıdır.
3) Tatlı: Akdenizli genellikle yemekten sonra meyve yer. Sık olmamakla beraber sütlü ve hamur işi tatlıları da tüketir.
Kalp krizi atlatıldıktan sonra yapılacaklar neler ?
Kalp krizi atlatıldıktan sonra hasta belirli aralıklarla doktor kontrollerine gider. Risk faktörlerine yönelik başlanılan tedavileri ara vermeden düzenli olarak yapar. Haftada en az 3 gün düzenli egzersiz önerilir. Ayrıca stresten uzak ve sigarasız bir yaşam, kilo kaybı hedeflenir. Psikolojik destekten başlayarak gerekli ilaçların
düzenli kullanılması, düzenli hekim kontrolü altında olunması ve kontrollerin aksatılmaması önemlidir.
Aspirinin kalp krizini ve hastalıklarını önleyici etkisi var mı ? Kalbi korumak için aspirinin hangi türü hangi miktarda alınmalı ?
Aspirinin koruyucu etkisi vardır. Düşük dozlarda alındığında kan sulandırıcı etkisinden faydalanıyoruz. Doz olarak önerilen günde 150-300 mgr. Piyasada aspirinin kalp için özellikle üretilen dozları satılıyor. Ancak doktora danışılarak ilaca başlanması daha doğrudur.
Kalbi korumak için kaç yaşında aspirin almaya başlamak gerekiyor ?
Bunun için hastanın sahip olduğu risk faktörleri değerlendirilerek ve kardiyologun görüşü alınarak hareket edilmelidir. Ancak 35 yaşın üstünde proflaktik (koruyucu) olarak aspirin alınmaya başlanması önerilmektedir.
Et konusunda kalp sağlığı açısından bir seçim yapılmalı mıdır ?
Kırmızı et kolesterolce zengin olduğu için sınırlı tüketilmelidir. Kalp sağlığı açısından beyaz etin, yani tavuk ve balığın tercih edilmesi daha iyi olur. Tavuk etinde yağlı olan deri ve but bölgesinin değil, yağsız olan göğüs bölgesinin tercih edilmesi gerekir. Balık olarak da kalbi koruma konusunda etkisi olduğu bilinen omega-3 yağ asitleri açısından zengin balıkların tercih edilmesi faydalıdır. Ancak hem balığın, hem tavuğun hem de kırmızı etin pişirilme tarzı da önemlidir. Bunlar kesinlikle kızartma olmamalı, haşlama, buğulama ya da ızgara tercih edilmelidir.
Kalbi koruyan vitaminler var mı ?
Antioksidan vitaminlerin (C vitamini, E vitamini gibi) kalbe olumlu etkilediklerini gösteren çalışmalar bulunsa da yakın tarihli HOPE çalışması, örneğin E vitamini alımının yaşam sürecini etkilemediğini göstermiştir. Dolayısıyla bu konu henüz kesinlik kazanmamıştır.
Kahve çay içiminin kalp sağlığı üzerine etkisi var mı ?
İçerdikleri kafein nedeniyle tercih edilmezler. Günde 1 veya 2 bardak zevk için içilebilir, ama daha fazlası kalp- tansiyon hastaları için zararlı olabilir.
Kalp sağlığına uygun olan ve olmayan sporlar neler ?
Başta yürümek olmak üzere aerobik hareket olarak adlandırdığımız tüm aktiviteler kalp için faydalıdır. Aslında kalbi korumak için de yani kişi kalp hastası olmadan önce de spor yapmalıdır: Spor bir hayat biçimi olarak küçük yaştan itibaren çocuklara benimsetilmelidir. Küçük yaşlardan itibaren spor yapanlar, yaşlandıklarında da spora daha rahat bir biçimde devam edebiliyorlar. Ama hayatında hiç spor yapmayanlar, yaşlandıklarında spora başladığında dikkatli olmalı.
Kalp atışlarım aniden artıran ve yüksek efor gerektiren tenis, koşma gibi sporlardan uzak durmalılar.
Yürüyüş yapmak zayıflamaktan öte vücuttaki stresi azaltmaya da yarıyor. Kan yağlarının düşmesini sağlıyor ayrıca yararlı kolesterol denen HDL’yi yükseltiyor. Sadece düzenli olarak yürüyerek bile tansiyonu düşürmek mümkün.
Aile yaşantısının, karı koca sorunlarının kalp sağlığı üzerinde etkisi var mı ? Mutsuz bir evlilik, kalp sağlığını
olumsuz etkiler mi ?
Duygusal stresin (ki buna aile sorunları da dahildir) kalp sağlığı üzerine olumsuz etkisi olur.
Aynı etki fiziksel stresin durumunda ve işe bağlı olarak yaşanan streste de görülür.
Kişi kendisinde kalple ilgili bir ağrı olduğunu nasıl anlayabilir ?
Eforla gelen veya göğüste sıkıştırma, baskı tarzı ağrı ya da nefes darlığı tarzı bir sıkıntısı olduğunda hemen bir kardiyologa başvurmalıdır. Benzer ağrıların eforsuz, istirahat halinde de gelmesi durumu ve ağrının 15 dakikadan fazla sürmesi halinde de hemen bir kardiyologa başvurulmalıdır. Hastanelerin kardiyoloji servislerinin yanı sıra sadece kalp üzerine hizmet veren hastaneler de başvuru adresleri arasındadır.
Erken yaşta kalp krizi daha ölümcül oluyor, neden ?
Kollateral dediğimiz kılcal damarların daha az gelişmiş olmasından ötürü erken yaşlarda gelişen kalp krizi daha tehlikeli olmaktadır. Ancak ileri yaşlarda kılcal damarlar gelişerek kalbi beslemede önemli bir görev üstlenirler ve ana damardaki tıkanıklığın vereceği ölümcül etkiyi azaltırlar.
Kalp damar hastalıklarının ülkemizde görülme sıklığı ve bölgelere dağılımı nasıldır ?
Türkiye’de yaklaşık 2 milyon kişide kalp damar hastalığı mevcut. En sık rastlanan bölge ise Marmara bölgesi. Bu bölgeler stresin daha fazla olduğu, kolesterolce zengin fast-food gıdaların fazla tüketildiği yerler olan İstanbul ve Bursa… Zeytinyağının fazla tüketildiği Ege bölgesinde ise daha az görülüyor. Ülkemizde yapılan bir araştırmanın sonucuna göre 30 yaş ve üzerindeki her 1000 erişkinde koroner kalp hastalığı görülme oranı % 81. Bu oran, katı yağların fazlaca tüketildiği Karadeniz Bölgesi’nde daha da fazla.
Türkler genetik olarak risk altında mı ?
Türklerde genetik olarak önemli bir risk faktörü var. Genetik olarak Türklerde iyi huylu kolesterol olarak adlandırdığımız HDL oldukça düşük. Ancak maalesef bizim ülkemizde çok önemli bir sorun olarak metabolik sendrom diğer toplumlara göre daha fazla.
Metabolik sendrom nedir ?
Metabolik sendrom, abdominal obezite dediğimiz erkeklerde bel çevresinin 102 cm, kadınlarda 88 cm’den fazla olması, bozulmuş glikoz toleransı, hipertansiyon ve kan biyokimyasında kolesterol-trigliserit düzeylerinin yüksek olmasıdır. Ülkemizde her 8 erişkinden 3′ünde metabolik sendrom mevcut. Koroner kalp hastalığı riski, bu grupta 2 kat daha artmaktadır.
Hava durumu ile kalp hastalığı arasında bir bağlantı var mı ?
Hayır, ama soğuk havanın damarlarda daraltıcı etkisi olduğundan koroner arter hastalığı olanlar, soğuk havalarda fazla efor sarfetmemelidirler.
Sıcak havalarda özellikle tatilde kalp krizinden ölümlerin sebebi nedir ?
Sıcak havalarda güneş çarpması dışında, kalp hastalıkları için damarlar genişleyip tansiyon düşebilir. Bu da kalpten vücuda atılan kan hacmini azaltacağı, dolayısıyla koroner damarlarla kalbin kanlanmasını olumsuz etkileyeceği için, koroner arterlerinde önemli daralma olan hastalarda kalp krizini tetikleyebilir.
Kalp hastalığı olduğu düşünülen kişi hastanelerin hangi servisine, hangi uzman doktora başvurmalı ?
Şayet anlattığımız karakterde göğüs ağrısı gün içinde tekrarlayıcı biçimde yaşanıyorsa ve bu eforla ilişkili ise, her seferinde durunca geçiyor ve eforla yine başlıyorsa, istirahatta olmuyorsa normal polikliniklere tetkik amaçlı gelebilir. Ancak bu durumun sıklığında, süresinde bir artış olmuşsa veya istirahatta de gelmeye başlamışsa o zaman acile başvurmalıdır. Çünkü bu durum bir kalp krizi veya öncü habercisi olabilir. Bunun dışında risk faktörleriyle yüklü olan kişiler de yine tetkik edilmek için kardiyoloji polikliniklerine başvurabilirler.
Hasta doktora başvurdu, doktor da kalple ilgili bir sorundan şüphelendi, kesin teşhis nasıl yapılıyor ?
Hastanın hekime bildirdiği şikayet doğrultusunda gerekli en son teknolojik donanımı gerektiren tetkikler, fizik muayene, EKG, kan biyokimyası tetkikleri, eforlu EKG, Myokard perfüzyon sintigrafileri ve en son olarak da koroner anjiografi yaptırılmaktadır.
EKG
Kan biyokimyası tetkikleri nelerdir, neleri içerir ?
Açlık kan şekeri, böbrek fonksiyonlarını değerlendirmek için üre, kreatinin, karaciğer enzimlerinden SGOT, SGPT, GGT, kalp enzimleri ve kalpte hasar belirleyiciler olarak TroponinT, LDH, CK, CK-MB olarak sayılabilir.
Eforlu EKG nedir ?
Eforlu EKG, hastanın göğsüne elektrotlar bağlanıp, kalp atışları monitörde görülüp kaydedilerek yapılan bir testtir. Amaç, istirahat EKG’si normal olduğu halde efor sırasında göğüs ağrısı olan hastalarda koroner damarlarda bir daralmanın olup olmadığını belirlemektir. Hastanın tansiyonu ve nabzı başlangıçta ölçülerek kaydedilir.
Yürüme bandının hızı ve eğimi de yavaş yavaş artırılarak kalp yorulur. Bu aşamalarda görülen patolojik EKG değişiklikleri, hastada göğüs ağrısı olması ve amaçlanan maksimal efor hedefinin ne kadarının yapabildiği gibi kriterler değerlendirir. Bunun sonucuna göre hastaya koroner damar problemi yok denilir veya Miyokard perfüzyon sintigrafisi ya da Koroner anjiografi istenebilir.

ŞEKER HASTALIGI

Şeker hastaları spor yapabilir mi ?
Öncelikle egzersiz, sağlıklı yaşamın bir parçasıdır. Düzenli yapılacak fizik egzer­sizi kan şekeri seviye­sini düşürmeye, insülinin vücutta daha et­kili olmasına yardım­cı olur.
Ayrıca:
– Daha fazla enerji verir.
– Kan dolaşımını düzenler
– Kasları güçlendirir.
– Kolesterol seviyesini düzenler. Kötü huylu (LDL) kolesterolü azaltıp, iyi huylu kolesterolü (HDL) arttırır.
– Kalp krizi riskini önler ya da geciktirir.
– Terlemek suretiyle fazla kiloların azaltıl­masına yardımcı olur.
Sonuç olarak, egzersizin şeker hastaları üzerinde son derece olumlu etkileri olduğu­nu ve kan şekeri düzeyini düşürdüğünü söy­leyebiliriz.
Kimler şeker taraması yaptırmalı ?
– Her aşırı kilolu, şiş­man olanlar
– Ailesinde şeker hastalı­ğı bulunanlar (birinci dereceden olan akraba­larından biri diyabetikse)
– Gece sık idrara çıkıp, kilo kaybedenler.
Açlık kan şekeri kontrolleri ya da şeker yüklemesi yaptırarak kişinin potansiyel di­yabetik veya aşikâr diyabetik olup olmadı­ğı anlaşılır.
Kan şekerini etkileyen faktörleri öğrenebilir miyim ?
Kısaca sıralarsak;
Yenilen gıdalar, eg­zersiz ve aktivite, ilaç­lar ve hastalıklar, alkol ve kan şekerini ayarla­yan önemli bir organ olan karaciğerin rahat­sızlıkları kan şekerinin regülasyonunu etki­ler
Hasta olduğum zaman neler yemeliyim ?
Eğer düzenli olarak yiyebiliyorsanız, ge­nelde uyguladığınız yemek yeme programı­nızı bozmayın.
Eğer iştahsız iseniz, fakat bazı yemekleri tolere edebiliyorsanız; kızarmış ekmek, tahıl, çorba türü şeyler yiyin, meyve suyu ya da süt için.
Yok eğer katı yiyecekleri hiç yiyemiyorsanız ve insülin kullanıyor veya oral antidiyabetik alıyorsanız, atladığınız öğünlerdeki karbonhidratları yerine koymak için meyve suyu ya da tatlı meşrubatlar içmelisiniz.
25 yıllık şeker hastasıyım, son bir yıla kadar şekerim gayet iyi regüle idi. Ancak son bir yıldır, insülin dozunu arttırmama rağmen hala normale yakın kan şekeri öl­çümleri elde edemiyorum. Sorun sizce ne olabilir ?
Kan şekerinizin yıllarca normal seyrettik­ten sonra insülin dozunu arttırmanıza rağ­men kontrolden çıkmasının nedenlerinden bazıları şunlar olabilir:
• Aldığınız gıda miktarını arttırmış olabi­lirsiniz.
• Stresli ve sıkıntılı bir dönem geçiriyor olabilirsiniz.
• Uzun süren bir hastalık (örneğin ateşli bir enfeksiyon hastalığı) insülin, ihtiyacınızı arttı­rabilir.
• Kilo almış olabilir­siniz.
• Aynı bölgeye tekrar tekrar iğne yapmanıza bağlı gelişen şişlikler teknik sorunlar çı­karabilir. Yahut kullandığınız insülin, eğer soğuk zincire riayet edilmeden muhafaza edilmişse, etkinliği azalmış olabilir.
Bunların dışında hiçbir belirgin neden ol­maksızın da, insülin ihtiyacı büyük oranda artabilir.
Şeker kontrolünü, en iyi şekilde yapma­nıza yardımcı olacak bir çok doğal yöntem vardır. Bunları aşağıdaki başlıklar altında sı­ralayabiliriz:
– DİYET
– EGZERSİZ
– STRES KONTROLÜ
Stres, kan şekeri değerlerini etkileyebilir mi ?
Evet.
Ancak bu etkilenmenin derecesi kişiden kişiye değişiklik gösterir.
Stres bazı insanlarda kan şekerini yükselt­me eğiliminde iken, bazılarında hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) riskini arttırabilir.
Kan şekeri düşmesinin belirtileri nelerdir ?
Nedenlerine göre, belirtileri sıralayacak olursak:
– Adrenalin (insülin karşı­tı bir hormon) salınmasına bağlı olarak terleme, titre­me, çarpıntı, açlık, endişe hali, karıncalanma.
– Beyinde şeker azalmasına bağlı olarak konfuzyon mental (kişileri tanıyamama, bu­lunduğu mekanı bilememe), baş dönmesi, halsizlik, davranış değişiklikleri, konuşamama, baş ağrısı, yorgunluk gibi şikayetler orta­ya çıkar.
Kan şekerim düştüğünde yapabileceğim en iyi hareket nedir ?
Bu sorunun ce­vabı, kan şekeriniz düşerken, hangi aşamada fark ettiği­nize bağlıdır. Er­ken bir aşamada en iyi tedavi, bir şey­ler yemenizdir.
Eğer ana öğün zamanınız yakın değilse meyve, sandviç veya bisküvi gibi hafif şeyler atıştırabilirsiniz.
Ancak, kan şekeriniz fazla düştüyse, hızla emilebilecek türde karbonhidrat almalısı­nız.
Bu amaçla şeker, tatlı, meyve suyu, normal (diyet olmayan) kola veya limonata içebilirsiniz.Yanınıza acil durumlarda kullanmak üzere çok çabuk emilen glikoz tabletleri taşıyabilir­siniz.
Şeker hastalığını etkileyebilecek ilaçların bir listesini verir misiniz ?
Şeker hastalığında kesinlikle kullanılma­ması gereken hiçbir ilaç yoktur. Ancak şu ilaçları kullanırken dikkatli olunmalıdır:
– Kortizon içeren ilaçlar (prednisolon)
– Kortizon içeren fısfisların (Örneğin: Bekloforte) olumsuz bir etkisi yoktur.
– Tiyazid grubu idrar söktürücüler (Tür­kiye’de yalnızca bazı ilaçlarda ek olarak var.)
– Doğum kontrol hapları
– Hormon yerine koyma tedavisi (Menopozda örn. Klimen)
– Belli bronş genişleticiler (Örn: Ventolin) kan şe­kerini hafif derecede yük­seltebilir.
– Betablokerler (Dideral, Tensinor gibi tansiyon ilaçları) kan şekeri düşmesinin be­lirtilerinin kaybolmasına neden olabilir.
– Büyüme hormon tedavisi (kan şekerini yükseltir.)
Eğer insülin kullanan şeker hastası ise­niz, şifalı bitki tedavisine başlamadan önce aile doktorunuza danışmalısınız.
Her ne kadar bu tedavi, bazı vakalarda medikai şifacı ve aile doktorunuzun kont­rolünde insülin dozunda belirli oranda azaltma yapılabilirse de, insülinden tama­men kurtulabileceğinizi ümit etmeyin.
Doktorum, şeker hastalığı teşhisi ko­nulduğunda sigarayı bırakmam gerektiği­ni söyledi. Sigara ve şeker hastalığının bir arada yol açtığı özel bir sağlık sorunu var mı ? Kilo vermem gerekiyor, ancak eğer sigarayı bırakırsam, kilo vermek bir tarafa, alacağımdan korkuyorum. Ne yapmalıyım ?
Sigara, akciğerler dışında atardamar sistemine de zarar verir.
Uzun süredir şeker hastası olan birinde, zaten hızlı seyreden damar sertliğinden dolaşım sorunu vardır.
Sigara içmeğe devam ederek bu riski daha da arttırmak, yapılacak hata değildir.
Şeker hastalığı sizin için beklenmedik bir sürprizse, kilo vermek ve sigarayı bırakmak suretiyle hayatınızda bir değişiklik yapmak, sağlığınız için kaçınılmaz bir fedakarlık ola­caktır.
Bir çok insan bu ikisini pekala başarmak­tadır.
Yaşamınızda yapacağınız bir devrim nite­liğindeki bu değişim, size sağlıklı ve uzun bir ömür sağlayacaktır.
Sigarayı bı­rakmanıza destek olacak pek çok yön­tem vardır. Doktorunu­zun tavsiyesi ile nikotin bantları veya nikotin sakızları ya da akupunktur uygula­masından birisi size yararlı olabilir.
Şeker hastası olduğumu yeni öğren­dim. Oral antidiyabetik kullanıyorum. Ancak geleceğe yönelik oldukça fazla kay­gılarım var. Evlilik yapabilir, çocuk sahi­bi olabilir miyim ?
Şeker hastalığı teş­hisi konulduğunda kişi suçluluk, eksiklik, üzüntü, öfke umut­suzluk ve şaşkınlık gibi bir dizi duygu arasında bocalar. Ama bütün bunlar, genellikle, has­talık konusunda yeterince bilgi sahibi olma­maktan kaynaklanır.
Öte yandan, diyabete bir gecede alışıp ka­bulleneceğinizi de sanmayın. Bu, biraz za­man alacaktır.
Eğer anne ya da baba iseniz, suçluluk ve geleceğe yönelik korku duymanız doğaldır. Ama hastalık hakkında bilgi sahibi oldukça hepsi kaybolacaktır.
Diyabet üzerine duyacağınız hurafelere aldırmayın.
Bunları kısaca sıralayacak olursak:
• Şeker hastalığı çok şeker yemekten ol­maz.
• Şeker hastalığı ölümcül bir hasta­lık değildir.
Doğru tedaviyle normal bir hayat, uzun bir ömür sü­rebilirsiniz.
• Şeker hastalığı, hayattan zevk almanızı engellemez.
Hem yiyeceklerin, hem de yaşamın tadını çıkarabilirsiniz.
• Şeker hastalığı özürlü olmak anlamına gelmez.
• Tatile çıkabilir ve herkes gibi normal bir yaşam sürdürebilirsiniz.
• Şeker hastalığı çocuk sahibi olmanızı engelleyemez.
Vitaminlerin ya da bitkisel destek ürünlerinin diyabetimin kontrolüne fay­dası olur mu ?
Eğer her gün meyve, sebze ve tahılla
dengeli bir şekilde besleniyorsanız, muhte­melen ihtiyacınız olan vitaminleri zaten alı­yorsunuz.
E ve C vitaminleri gibi antioksidan des­tekleyicilerin diyabetli hastalara iyi geldiğine dair kanıtlar bulunmaktadır.
Ginseng de bazı bireylerin kan şekerlerinde düşme sağlaya­bilir.
Ginseng mad­desi Kore’den gelmektedir ve
toz haline getirilmiş kökün, şaşırtıcı etkilere
sahip olduğu söylenmektedir.
Ginseng yemek sonralarında kan şekerini düşürmede faydalı olabilmektedir.
Ginseng sindirimi geciktirmekte olup, muhtemelen karbonhidratların emilimi üze­rine de aynı etkiyi göstermektedir.
Fakat yine de diyabetin kontrolüne yar­dımcı vitaminlerin ve destek ürünlerinin kul­lanımına dair yeterli bilimsel veri bulunma­maktadır.
Bazı bitkisel ürünler, diyabet ilaçları ile kötü yönde etkileşebilmektedir.
Şeker hastaları için bazı otların kulla­nıldığını duydum. Bunlarla ilgili bilgi ve­rebilir misiniz ?
Şeker hastalarında yüksek kan şekerini düşürdüğü söylenen pek çok ot vardır. Bunlardan birisi Batı Afri­ka’da yetişen bir yemiş, di­ğeri karela veya acı su ka­bağı olarak adlandırılan tropikal bir bitkidir.
Ayrıca ısırgan otu, sarı kantaron, keçi boynuzu, kara hindiba kökü kullanılabilir.
Bunlar karaciğer ve pankreasın fonksiyon­larını geliştirir ve çoğu bitki gibi acı bir tat­ları olduğundan tek başına değil de, başka bir şeyin içine ilave edilerek verilir.
Eğer insülin kullanan şeker hastası iseniz, şifalı bitki tedavisine başlamadan önce aile doktorunuza danışmaksınız.
Her ne kadar bu tedavi, bazı vakalarda medikal şifacı ve aile doktorunuzun kontro­lünde insülin dozunda belirli oranda azaltma yapılabilirse de, insülinden tamamen kurtu­labileceğinizi ümit etmeyin.
Hemoglobin Alc nedir ve normal de­ğerleri hangi aralıktadır ?
HbAlc, akciğerlerdeki oksijeni kan dola­şımı aracılığı ile bütün dokulara ileten kırmı­zı bir pigment olan hemoglobinin bir bileşe­nidir.
HbAlc değişik labora­tuar yöntemleri ile dola­şımdaki hemoglobinin lk bir yüzdesi olarak ölçü­lebilir. HbAlc kimyasal bir bağla glikoza bağ­lanmış hemoglobin­den ibarettir. Mevcut HbAlc düzeyi doğrudan hemoglobin içeren alyuvarların yaşam süresi olan 120 gün içeri­sindeki ortalama kan şekerine bağlıdır. Bu test, kan şekeri kontrolünün bir dökümünü vermesi nedeniyle geliştirilen yöntemlerin içinde en başarılısıdır.
HbAlc geçmiş 2 ila 3 ay boyunca kan şe­kerinin iniş ve çıkışlarının bir ortalamasını yansıtır.
Kan şekeri iyi regüle edilmiş bir şeker has­tasında HbAlc değeri, %3-5,5 arasında çıkacaktır.
Şeker hastalığı, bir erkek olarak cinsel yaşamımı etkiler mi ?
Hayır. Gerek erkek, gerekse kadın şeker hastalarının büyük çoğunluğu tamamen normal bir cinsel yaşam sürebilirler. Sorunlar olabilir, ancak bunların şeker hastalığı ile il­gisi yoktur.
Herhangi bir nedenle hastalık kontrolden çıkar ve kan şekeri çok yükselirse cinsel yaşam olumsuz etkilenebilir.
Şeker hastalığına bağlı damar veya si­nir hasarı bulunan az sayıda hastada ikti­darsızlık görülebilir, ancak bu sık rastla­nılan bir durum değildir.
Önerimiz endişelerinizi kan şekerinizi dengede ve kontrol altında tutmak üzerine yoğunlaştırmanızdır.
Şeker hastalığınızı kontrol altında tutmak için elinizden gelenin en fazlasını yaptığınız takdirde, gelecekte karşılaşacağınız sorunla­rın en alt düzeyde olacağından kuşkunuz ol­masın.
Günde dört kez kalem kullanarak en­jeksiyon yapmanın avantajı nedir ?
Günümüzde artık insülin kullanımı, insü­lin enjektörleri ile değil de insülin kalemleri ile yapılmakta. Uygulama kolaylığı ve emni­yeti açısından büyük rahatlık sağlayan bu alet, içinde kartuşu bulunan bir kaleme ben­zer, fakat kartuşu mürekkep yerine insülin ile doludur ve gittikçe daha popüler olmaktadır.
Çoklu enjeksiyonun mantığı, normal pankreasın taklit edilmesidir. Bazal metabo­lizma karşılanması için gece yatarken uzun etkili bir insülin yapılır. Yemeklerden önce de kısa etkili insülin kullanılmak suretiyle normale en yakın insülin ihtiyacı vücuda sağ­lanmış olur.
Düzensiz bir yaşam süren hastalar insülin kalemlerinden daha fazla yarar görebilirler.
Doğru yöntem kullan­mak kaydı ile insülin kalemleri ve tek kulla­nımlık enjektörler pek sorun oluşturmaz. Çoğu insan enjektör­lerin sorun teşkil ettiğini düşünür, berabe­rinde taşımanın zor olduğu kanısındadır. Ancak bir bölüm insan daha kolaylıkla kulla­nabildiklerini ifade eder.
Şeker hastalığının tam olarak tedavisi mümkün mü ?
Hayır. Günümüzde araştırmacılar diyabe­tin gelişimini önlemek ya da ortadan kaldır­mak için yollar arıyor. Ancak henüz bu ko­nuda umut verici bir gelişme yok. Şu an için doktorlar hastalığı sadece tedavi edebiliyor­lar, ortadan kaldıramıyorlar.
Şeker hastalığı olan çoğu bireyin, tanı konulmadan önce tahminen ne kadar sü­redir şeker hastalığı vardır ?
Tip I diyabet, ge­nellikle daha ani ve de ciddi olarak orta­ya çıktığı için, genel­likle birkaç ay içeri­sinde tanı konulur. Fakat Tip II diyabetlilerin ise, teşhis konulmadan evvel, ortalama 8 yıllık hastalıkları vardır. Doktorunuzun yapacağı düzenli kontrollerde, istenilebilecek tam kan çalış­maları ile hastalıkların (Diyabet dahil) bu ka­dar uzun bir süre fark edilmeden gitme ihti­mali önlenmiş olur.
Doktorum artık hap yerine insülin kul­lanmam gerektiğini söylüyor. Karbonhid­rat alımını kısıtlarsam, insülin kullanma­ma gerek kalmayabilir mi ?
Hayır. Eğer fazla kilonuz varsa ve ihtiyacınızdan da­ha fazla yiyorsanız, sıkı bir diyet yapmak ve kilo vermek suretiyle insülin ihtiyacınızı bir ölçüde ortadan kaldırabilirsiniz.
Eğer zaten ihtiyacınız olduğu kadar yiyorsanız, bu miktarın altına düşmek kilo kaybetmenize ve kendinizi güçsüz hissetme­nize neden olur.
Dolayısıyla, eğer fazla yiyorsanız yiyecek­lerinizi kısıtlayın ve kan şekerinizi bu şekilde kontrol altına almayı deneyin. Ancak diyeti­nize tam olarak uyuyorsanız, boşuna aç kal­mayın. İnsüline geçme önerisini kabul edin ve her şeyin ne kadar farklı olacağını görün.
Eğer diyabeti olan yakın bir akrabam (anne, baba ya da kardeş) varsa, benim de gelecekte hasta olma ihtimalim ne kadar­dır ?
Henüz tam olarak anlaşılamamış ne­denlerden dolayı, şeker hastalığına yakalanma riskiniz, diyabetik yakınını­zın anneniz ya da babanız olmasına göre değişir.
Aşağıdaki tablo, aile hikayesi dikkate alı­narak size diyabet olma riskinizin ne kadar olduğunu göstermektedir:

Diyabetik nefropati denilen şeker has­talarında görülen böbrek hasarı hakkında bilgilendirir misiniz ?
Böbreklerimizin içinde milyonlarca adet ufacık kan damarları (kılcal damarlar) bulun­makta olup, bu damarlar atık maddeleri, ka­nınızdan süzerek, idrarınız ile atmanızı sağ­lar.
Şeker hastalığı, sıklıkla da daha sizin herhangi bir şi­kayetiniz ortada yokken, bu ince ve narin sistemi hasara uğratabilir.
Tip I diyabeti olan her 10 hastadan 3′ünde eninde sonunda nefropati denilen bu böbrek hastalığı gelişirken, bu rakam Tip II diyabetlilerde her 10 kişiden birdir. Bu farklılığın kısmen nedeni, Tip I diyabeti olan kişilerin tipik olarak hastalığa daha erken yaşta yakalanmalarıdır. Şeker hastalığı kişide ne kadar uzun süredir varsa, böbreğinizin hasara uğrama riski de o denli fazladır.
Erken dönemlerde, böbrek tutulumu çok az şikayete yol açar. Genellikle hasar ileri bir safhaya ulaşınca, şu şikayetler ortaya çıkar:
• Ayak bileklerinde, eller veya ayaklarda şişmeler.
• Yüksek tansiyon
• Nefes darlığı
• Bulantı ve kusma
• Yorgunluk hissi
• Kuru ve kaşıntılı cilt
• İştahsızlık
• Konsantrasyon bozukluğu
Böbrek hasarı yavaş yavaş ve sinsi bir şe­kilde ilerleyerek böbrek yetmezliği safhasına kadar ulaşır.
Olay bu safhaya varmadan yapılacak en önemli yaklaşımlar:
1- Şeker düzeyini norma­le yakın seviyelerde tut­mak (HbAlc < 5,5 )
2- Hipertansiyonu kont­rol altına almak
3- Albüminüri varsa, sıkı tuz diyeti uygulamak
4- Eğer üre değeri normalin üstünde ise, protein kısıtlaması yapmak.
Son evre böbrek hastalığı olarak da bilinen ciddi hasarın tedavisi, diyaliz (peritor veya hemodiyaliz ) ve böbrek naklidir (çoğu kez kadavradan)
İnsülin kullanan insanların, ara öğün almaları şart mıdır ?
Bazen evet. Pankreasınız normal şekilde çalışırken, yemek yediğinizde insülin salgıla­maya başlar; sindirim tamamlandıktan sonra salgılamayı keser. Enjekte edilen insülin, bel­li zamanlarda en yüksek düzeyine ulaştığın­dan, o zamanlarda bir miktar karbonhidrat almanız gerekir. Aksi halde kan şekeriniz düşer. Bu durumda aldığınız karbonhidratın liften’zengin olması halinde emiliminin daha uzun süreceğini belirtmemiz lazım.
Ara öğün almak si­ze zor geliyorsa, kısa etkili bir insü­lin yerine orta etki­li insülin kullana­rak bu gereksinimi azaltabilirsiniz. Ancak özellikle aktif olan insanların, uzun etkili in­sülin kullanırken bile, ara öğün alması gere­kebilir.
İnsülin kullanan insanların, ara öğün almaları şart mıdır ?
Bazen evet. Pankreasınız normal şekilde çalışırken, yemek yediğinizde insülin salgıla­maya başlar; sindirim tamamlandıktan sonra salgılamayı keser. Enjekte edilen insülin, bel­li zamanlarda en yüksek düzeyine ulaştığın­dan, o zamanlarda bir miktar karbonhidrat almanız gerekir. Aksi halde kan şekeriniz düşer. Bu durumda aldığınız karbonhidratın liften zengin olması halinde emiliminin daha uzun süreceğini belirtmemiz lazım.
Ara öğün almak si­ze zor geliyorsa, kısa etkili bir insü­lin yerine orta etki­li insülin kullana­rak bu gereksinimi azaltabilirsiniz. Ancak özellikle aktif olan insanların, uzun etkili in­sülin kullanırken bile, ara öğün alması gere­kebilir.
Şeker hastası olan 18 yaşındaki kızını kilo vermeye çalışıyor, Düşük karbonhid­ratlı bir diyete çok sıkı şekilde uymasına rağmen niye kilo veremediğini öğrenebi­lir miyim ?
Sadece karbonhid­rat alımının kısıtla­ması kilo vermesini sağlamayabilir. Kilo vermesi için, top­lam kilo alımını kı­sıtlama gerekir ki, bu da öncelikle yağ olmak üzere protein tüketimini de azaltması anla­mına gelir.
Kızınız kızartmalar, şekerli gıdalar ve peynir­den kaçınmalı; normal süt yerine yağsız sütü tercih etmeli; tereyağı ve margarin tüketimini kısıtlamalıdır.
Liften zengin karbonhidratlar içeren bir diyet kan şekerinde daha az oynamalara yol açacağından, kızınız tarafından daha rahat­lıkla uygulanabilir.
Adet dönemlerinde kan şekeri değerle­rimin çok değiştiğini gözlemliyorum. Bu durumda, kan şekerimi dengede tutmam zorlaşıyor. Şeker hastalığı ile ilgili pek çok kitap okudum, ancak bu konuda bir bilgi bulamadım.
Kan şekeri düzeylerinin adet dönemlerin­de dalgalanmalar göstermesi çok normaldir. Çoğu kadın adet süresince kan şekerlerinin yüksek olduğunu, kanamadan sonra ise nor­male döndüğünü söyler.
Bazı hastaların insülin dozlarım birkaç ünite arttırması gerekebilir.
Her kadm kendi durumunu değerlendir­meli ve eğer varsa fazladan insülin ihtiyacını belirlemelidir. Bu ayarlamaları ne şekilde ya­pabileceğinizi öğrenmek üzere başvuracağı­nız kişi, doktorunuz olmalıdır.
Eğer diyabetim var ise, çocuğumda da çıkma ihtimali ne kadardır ?
Tip I ya da Tip II diyabeti olan bir çocuk sahibi olma ihtimaliniz konusunda, size bir genetik danışman yardımcı olabilir.
Amerikan Diyabet Birliğine göre Tip I di­yabeti olan 25 yaş ya da daha üstü bir anne­nin çocuğunun şeker hastası olma riski an­nesi ve babası diyabetik olmayan bir çocuğunkine eşdeğer olup, %1 dir. Bu riski, anne­nin yaşı çocuk doğduğunda 2 5′in altında ise %4′dür.
Eğer babasında Tip I diyabet var ise, risk %6 ya çıkar.
Eğer ebeveynlerin her ikisi de 11 yaşların­dan evvel Tip I diyabet olmuşlar ise bu risk iki katına çıkmaktadır.
Diğer taraftan Tip II diyabet ailesel olarak giden bir rahatsızlıktır. Yemek ve egzersize bağlı yaşam tarzı değişiklikleri çocuğunuzun erişkin yaşta Tip II diyabeti olup olmayaca­ğını belirlemede genetik faktörlere göre da­ha önemlidir. Bu önce çelişki gibi gözükü­yorsa da, özellikle Tip II diyabetiklerde kilo fazlalığı çok önemlidir. Eğer kişi genetik olarak potansiyel Tip II Diyabet adayı iken ide­al kiloda ya da zayıf ise bu kişinin diyabete yakalanma riski çok azalacaktır. Yani burada genetik yatkınlıktan daha baskın olan, fazla kilolu olmaktır.
Çok yemek yeme zaafımı kırabilmek için, bana yardımcı olabilecek yaklaşımlar nelerdir ?
Bu stratejileri sıralayacak olursak:
– Bir yemek günlüğü tutun, her gün ne­ler yediğinizi yazın. Böylece yemek kayıt defterinizi ya da günlüğünüzü haftalık ola­rak gözden geçirerek potansiyel problemleri ve başarıya ulaşmanızı engelleyen sorunları ortaya koyun.
– Herhangi bir şey ye­meden evvel, kendini­ze gerçekten aç olup olmadığınızı sorun.
– Sağlıksız bir şeyi ca­nınız çektiğinde dik­katinizi dağıtmaya bakın. Bir arkadaşınızı ça­ğırın, yürüyüş yapın ya da bir yerlere gidin.
– Yemek yeme işini sadece mutfak ya da yemek masası ile sınırlandırın. Oturma odası ya da yatak odanızda veya yürürken ya da et­rafta dolaşırken yemek yemeyin.
– Yemek yediğinizde yemek yeme üzerine odaklanın. Televizyon seyretmeyin, kitap okumayın ya da telefonla ko­nuşmayın.
– Çevrenizde yüksek kalorili gıdalar sakla­mayın. Eğer bunlar evin dışında ise, yemeniz de mümkün olmayacaktır.
– Yiyecekleri, dolaplarda ya da buzdola­bında olduğu gibi göremeyeceğiniz yerlerde saklayın.
Mademki şeker hastalığının asıl nede­ni, vücuda alınan besinleri enerjiye dö­nüştüren insülinin vücut tarafından üre­tilememesi, o halde insülinin görevi ne­dir ?
Insülin 51 adet amino asitten olu­şan bir pro­teindir.
İnsülin, şe­kerin bir enerji kaynağı olarak vücut tarafın­dan kullanılmasını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda yine vücudun yağ ve proteinleri yakmasını önlemek için karaciğer ve kaslarda şekeri depolama işlemini de gerçekleştirir.
Dolayısıyla insanın sağlıklı bir yaşam sür­dürmesi için olmazsa olmaz hayati bir hor­mondur.
Normal olarak insülin, ye­nen bir yemeğin ardından kan dolaşımına katılır. Gö­revi, nişastalı ve şekerli besinlerden sağlanan gli­kozun beyin ve sinir hüc­relerine ulaşmasını ger­çekleştirmektir. Çünkü hem beyin, hem de sinir hücreleri, yakıt olarak glikozdan başka bir madde kullanmaz.
İnsülin, glikozun kas hücrelerine girerek yanması için gereken bir tür anahtardır.
Kanda insülin olmadığı takdirde, glikoz hücre içine giremez ve kanda başıboş bir hal­de gezmeye başlar.
Kandaki şeker seviyesi aşırı yükseldiğinde, fazla glikoz böbrek eşiğini geçerek idrara ka­rışır. Fazla glikoz, vücuttan atılırken berabe­rinde suyu da sürükler, bu nedenle vücutta­ki diğer hücrelerden su çekilir ve bu durum müthiş bir susama hissine ve su kaybına ne­den olur.
Mademki fazla kilolu olmak, diyabet için (özellikle erişkin tip) en büyük risk faktörü, o halde neden kilo alıyoruz ?
Kalori hesabına dayalı, dolayısıyla kısıtla­yıcı olan geleneksel rejim anlayışı, eğer kalı­tımsal faktörler etken değilse, sadece çok ye­mek yediğiniz için şişmanladığınıza inandı­racaktır.
Oysa siz bunun doğru olmadığını biliyor­sunuz.
Çünkü zayıflamak uğruna yedikleri ye­mek miktarlarını azaltmayı deneyen­lerin çoğu, fazla ki­lolarını kalıcı olarak atmayı başarama­dıkları gibi, birçokları birkaç ay sonra kendi­lerini başlangıçtan daha kilolu bulmuşlardır.
Vücuttaki yağ depolarının sorumlusu, fazla enerji içeren yiyecekler değil, tüketilen yiyeceklerin yapısı yani besinsel özellikleridir.
“Neden kilo alıyoruz” un açıklaması, kan şekerinin önemi ve bunun sonucu vü­cutta yağ depolanmasının kolaylaşması üze­rinde yapılandırılmıştır.
Glikozun organizmanın yakıtı olduğunu hepimiz biliyoruz.
Çalışmaları için glikoza ihtiyaç duyan bü­tün organlar (beyin, kalp, böbrekler, kaslar …) için geçici glikoz deposu kandır.
Bu depoda teorik olarak 1 litre kanda, 1 gram glikoz bulunmaktadır. Bu oranın üstü­ne çıkıldığında hemen düzenleyici bir meka­nizma devreye girer. Bu mekanizma, insülin salgılayan ve çok önemli bir organ olan pankreasın kontrolü altındadır.
İnsülin hormonunun ana özelliği, ihtiyaç duyan organların glikoz girişini sağlayarak, kan şekeri oranını düşürmesidir. İkinci fonk­siyonu ise vücutta yağ depolanmasını kolay­laştırmaktır.
Normal olarak kan şekerini düşürmek amacıyla pankreasın ürettiği insülin miktarı, direkt olarak kan şekeri oranının yüksekliği ile orantılıdır. Örneğin kan şekerini yüksel­ten bir meyve yediğimizde, çok önemli bir oran söz konusu olmadığından, pankreas kan şekerini düşürmek için çok az insülin salgılar. Ama tersi bir durum söz konusu ol­duğunda, örneğin kan şekerini çok fazla yükseltecek bir şekerleme yediğimizde, kan
şekeri seviyesini tekrar normale getirmek için pankreas, yüksek dozda insülin salgılamak durumunda kalır.
Hangi durum söz konusu olursa olsun, insülin tarafından kanda tutulan glikoz, ya karaciğerde “glikojen” şeklinde depolanır ya da beyin, böbrek veya alyuvarlar gibi ona ih­tiyacı olan organlar tarafından kullanılır.
Glikoz enerji olarak kullanılmadığı zaman yağa dönüşür.
Eğer bir kişide kilo alma ya da aşırı şişmanlık has­talığı söz konusuysa ne­deni, pankreasın çalışma bozukluğudur. Bu durumlarda kişide yüksek insülin (hiperinsülinemi) sorunu mevcuttur.
Vücutta anormal yağ depolanmasına, yüksek insülin miktarının yol açtığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
Peki fazla kiloyu, şeker hastalığı açısın­dan bu derece önemli kılan nedir ?
Yağ, vücut hücrelerimizin insülin hormo­nuna karşı olan cevaplarını değiştirir. Bu hücrelerin insülinin etkilerine karşı daha di­rençli olmalarını sağlar ki, bu durum da insülinin kanımızdan hücrelere soktuğu (gli­koz ) miktarını azaltır.
Sonuçta kan dolaşımınızda daha fazla şe­ker kalarak, kan şekeri düzeyini arttırır.
Kilo verdikçe, hücrelerimizin insüline kar­şı cevaplarında artış olur ve dolayısıyla insülin etkisini daha iyi gösterebilir.
Kilo kaybının derecesi de illa fazla olması gerekmez.
5-10 kiloluk ya da kilonuzun % 5-10′u oranında bir kilo kaybı, bir taraftan kan şekerinizi, diğer taraftan da kan koleste­rolünüzü ve de kan basıncınızı düşürebi­lir.
Tokluk kan şekeri yüksekliği, kalp hastalıkları riskini de artırıyor
Diyabet hastalarının kanında çok miktar­da bulunan glikozun yani şekerin damar sertliğine neden olmasıyla, kalbe gelen kan miktarı azalıyor. Bunun sonucu olarak hisse­dilen göğüs ağrısı, kalp krizine veya ani kar-diyak ölümlere neden oluyor. Uzmanlar, özellikle öğünlerden iki saat sonra ortaya çı­kan tokluk kan şekeri yüksekliğinin, bu riski arttırabileceğine dikkat çekiyorlar.
Şeker hastalığı olmayan kişilerde yemek­ten sonra pankreasta üretilen insülin hormo­nu, hızlı bir şekilde salgılanıyor. Ancak tip 2 şeker hastalarında, bu hızlı erken dönem in­sülin salgılanması kayboluyor.
Açlık kan şekeri normal olan kişilerde, öğünler­den 2 saat sonra ölçülen kan şekeri yüksek olabi­liyor ve gizli şeker bulu­nabiliyor. Sadece açlık kan şekeri kontrolü ve tanısının, tip 2 diyabette yetersiz olduğunu açıklayan uzmanlar, 100 hastadan 31′inin açlık kan şekerinin nor­mal olmasına rağmen tokluk kan şekerine bakıldığında şeker hastası tanısı aldıkları­nı vurguluyorlar.
Diyabetiklerin ilaç tedavisini ve diyeti kendi başına bırakması sakıncalı
İlaç ve insülin alan, hatta diyet yapan di­yabetiklerin, bunları kesinlikle aksatmaması gerekiyor. Çünkü bu ilaçların etki süreleri, 8-12 saat arasında değişiyor ve hasta bu ilaç­ları almayı kendi başına bırakırsa, kalp ve tansiyon hastalıkları riskini daha da artırmış oluyor.

%d blogcu bunu beğendi: