ONİKİEYLÜL DOSYASI ve Alparslan Türkes

 

4 Nisan 1997´de kaybettigimiz Alparslan Türkes´in YARIN ölüm yil dönümü. Devlet icin iyi ve basarili isler yapmaya calisan bir liderdi

. Basimiz sagolsun. Mekani cennet olsun…

1 Numarali Askeri Mahkemesi Baskanligi´na Ífade Sahibi : Alparslan Türkes Suç : TCK`nun 146/1 maddesinin ihlali. 

Konu : Sorgulama ifadesi Hk. 

Hadise : Bir siyasi davanin , idam talebiyle yargilanan bir numarali sanigi olarak burada bulunuyorum. Hakkimdaki iddianameyi dinledik. Taleb edilen cezalari ögrendik. Simdi de usul geregi bize söz verilmis bulunuyor. 
Her safhasini ve bütün unsurlariyla bu davanin- basta biz saniklar olmak üzere, hakim ve saniklardan cezaevi ve inzibat görevlilerine ve Milli Güvenlik Konseyi üyeleri´ne kadar iradesi ve rolu bulunan herkes dahil-gerek sahislarimiz, gerekse devlet ve milletimizin açisindan son derece ehemmiyetli oldugu kanaatindeyim. Bu dava dolayisiyla burada Türk milletinin yakin geçmisi, hal-i haziri ve gelecegi ve bundan sonraki safhalarinda ortaya çikmis ve çikaçak bütün neticeler, müsahede konusu olmus ve olacak her türlü tutum, hal ve hareketler ve dava sonunda tesis olunacak nihai hükümler, Türk devletinin dayandigi temel ve esas degerlerle, müesseselerinin isleyisiyle, hedef ve istikametleriyle dogrudan ilgilidir. 
Bu dava , Türk milletinin her türlü düsman taaruzuna karsi en büyük silah ve gücü olan milli birlik ve beraberligimizle, milli güvenlik ve savunmamizla da dogrudan dogruya ilgilidir. Bunu söylerken asla mübalaga etmiyorum. 
Bu mahkemenin, bütün safhalariyla, bugünkü nesilleri, yasayan insanlarimizi oldugu kadar, gelecek nesillerimizi de yakindan alakadar, edecegi muhakkaktir. Mücerret adalet açisindan yargi organlarina intikal eden her dava ehemmiyetlidir. Resmi kabullere göre mensup, taraftar ve sempadizanlarini iki milyon olarak ifade edebilen, milli ve milliyetçi bir partinin, genel baskanindan itibaren bütün organlariyla ve idarecileriyle dünya adalet tarihinde görülmemis bir sayida ikiyüzyirmi idam istenerek yargilanmasi ve herhalde adalet terazisinde hassas tartilmasi gereken farkli bir agirlik teskil edecekdir. 

Íslami, insani, milli ve medeni bir prensip olarak milletimizle birlikde biz iman etmisizdir ki,´´ adalet mülkün temelidir. ´´Zulme sapan, adalete gölge düsüren, mülkün, yani devletin temellerine dinamit koymus olur. 
Adaleti çigneyen insaniyeti çignemis olur, Íslamiyet´i çignemis olur ! Zulum ve adaletsizlik her seyden önce Allah´a isyandir. 
Ínanci olmayanlar, kalbi mühürlü ve küfürle kararmis olanlar bilmeseler ve inanmasalar da, büyük Türk milleti böyle bir isyani bagislamaz. Türk milletinin zülümle idare etmenin, adaletsizlige razi ve ram etmenin imkani yoktur. 

Milletimizden aldigimiz bu ilham ve inançladir ki, biz, her zaman ve her yerde “lekesiz ve gölgesiz bir adaletin´´ savunucusu olmusuzdur. Mücadelesini yaptigimiz degerlerin basinda “lekesiz ve gölgesiz bir adalet´´ siari yer almistir. 
Hakka riayet ve adaletle hükmetmek de sahislarimizi çok asan, milli ve ilahi bir mes´uliyet davasidir. 
Tasidigim bayrak; temsil ettigim mukaddes Türk milliyetçiligi davasi ugrunda, komünist ve bölücü hainlerin kursunlariyla topraga sehitler ordusuna katilmis olan Ruhi Kiliçkiran´dan Gün Sazak´a kadar sehit evlat ve kardeslerimin ruhaniyetlerimin de su anda bizimle beraber olduklarini biliyorum. Onlar da beni dinliyorlar. Onlarin tekzib etmeyecekleri sekilde konusmaya, yanliz hak bildigimi söylemeye mecburum. Çünkü onlar, o üçbinaltiyüz can, bu hak bildigimiz yolda “vatan-millet-din ve devlet´´ ugrunda sehit oldular. 
Onlar hem sehitlerimiz, hem de sehitlerimizdir. Yarin huzur-i ilahide de bana sahitlik edecek olanlar, onlardir… 
Onlarin huzurunda, onlar için konusacagim! Ebed-müdded olan Türk devletine;kiyamete kadar hür, müstakil, mes´ud ve müreffeh yasamasini, her gayeden aziz bildigimiz Büyük Türk milletine bugüne kadar hizmet ve etmekde olanlar için; yarin ayni yolda, ayni heyecan ve suurla bu kutsal hizmetin bayragini tasiyacak olanlar için konusacagim! 
Huzur-i ilahiye yüz akiyla çikmakdan baska bir endiseye gönlümde yer yoktur. Hiçbir beseri kudret önünde egilmem. Kimsenin merhamet ve insafina sahsen ihdiyacim yoktur. Sözüm, tenkidim, talebim yalniz mülkün temeli olan adalet naminadir, yanliz milletim ve devletim içindir… 

Allah nasip ettigi için, çok genc yaslardan itibaren Türk milliyetçiligi gibi bir davanin mensubu oldum. Ömrümü davama adanmis olarak geçirdim. Yine Allah nasip ettigi için bu mukkaddes ve mübarek davanin siyasi aksiyon planinda liderligini, bayraktarligini yaptim. 64 yasimdayim. Benim ayrica anlatmama lüzüm yok; hepiniz biliyorsunuz, herkes biliyor ki, bu dünyada fani bir beser için tatmin sebebi sayilan ikbalin en üst kademelerini gördüm .Mükerreren idbari da gördüm, yasadim Siviliyle, askeriyle mahkemelere de girdim çikdim. Tecrubem az sayilmaz. Bu dünyada iyiden kötüden birçok seyi tartip çekmek, degerli olan nedir, degersiz olan nedir, bunlar üzerinde düsünme firsatini buldum. Dolu dolu yasanmis bir ömrün su merhalesinde, inanç ve prensiplerimden, seref ve haysiyetimden, ugruna ömrümü ve bütün varligimi adayip harcadigim Türk milliyetçiligi davasindan daha ehemmiyetli, tamah etmeye, tenezzül etmeye, pesinde kosup yorulmaya deger bir sey olduguna inanmiyorum.

Bu iddianame bu dava dolayisiyla, milli bekamiz açisindan maseri vicdanin zaruri olan bazi müsbet hassasiyetleri tahrib edilmis olacaktir. Bu tahribat baslamistir. Çünkü siyasi hareketlerimizle birlikte, yanliz bize oy verenleri degil, bütün Türk milletini içine alan fikriyatimiz ve ve onun ayrilmaz bir parçasi olan milli heyecani da yargilanmaktadir. Sizler istemeseniz de, bu mahiyetteki bir dava bir bakima kaçinilmaz olarak bu sonucu getirildi. Devlet ve siyaset hayatinda görev ve sorumluluklar yüklenmis insanlarin düsüncelerinden tecrit edilerek ele alinmasi, tarihde oldugu gibi bugünde mümkün degildir. Fikirleri insanlar temsil ederler ve bu fikirler, temsilcilerinin sahsinda kitlelere mal edilir. 

Bu bakimdan da milyonlarca insan, mesela “milliyetçiler ayri, milliyetçilik ayri´´seklinde bir tefrik yapmaz, yapamaz, kaldi ki ortaya konulan iddianame, bu kabil tefrikleri, en küçük nüanslara kadar yapilacak, en dikkatli ve bize herhanki bir suretle sahip çikmak endisesinde olmayan kimseler için bile, ´´yargilanan MHP´nin yöneticileridir, fikriyati degil.´´demek imkanini birakmamistir. Bizler burada düsünce ve siyasetimizle ve hatta daha çok da düsüncemizden dolayi yargilaniyoruz. 
Sizlerden bir tek ricam var. Sözlerimi kesmeden sonuna kadar dinleyin. Sormaya hazirlandiginiz veya bilahare sormak isteyeceginiz bir çok sualin ve iddianamede ortaya konulan itham ve isnadlarin cevaplarini, tahmin ediyorum ki konusmamin bütünlügü içinde almis olacaksiniz. 
Karsisinda sizlerin su anda tasidiginiz üniformayi, 37yil serefle tasimis, Milli Birlik Komitesi üyeligi, parti genel baskanligi, basbakan yardimciligi yapmis, Türkiye´nin son yirmi yillik tarihi içinde emsali görülmedik düsmanliklarin ve emsalsiz sevgi ve bagliliklarin hedefi olmus, bu dünyanin bir türlü kahir ve mihretinden geçmis bir insan konusuyor. 

Sabirla dinlediginiz takdirde, hem vazifenizi yapmis olursunuz, hem de ümid ediyorum ki, sahsen istifadeniz olur. Çünkü konusacagimiz meseleler, yanliz su ani, sizi bizi degil,Türk milletinin gercek bütün zamanlarini ve nesillerini de çok yakindan ilgilendirecek hayati ehemmiyette meselelerdir. 
12 Eylül 1980 tarihine gelinceye kadarki olaylar ve gercekler muvacehesinde, ´´Türkiye´de ne hakli ve hatta yegane hakli zümre kimdi? Vatan, millet ve devletine karsi üstüne düsen görevleri, ne pahasina olursa olsun, yapan bir gurup var miydi?“diye soruldugunda, tarih, su salonda karsisinda sanik olarak bulunan Milliyetçi Hareket Parti´li ve ülkücüleri, 220´sinin idami istenen bu serefli insanlari gösterecektir.´´ 

Ben meseleyi sümüllü ve ehemmiyetli gördügüm için konusmak istiyorum. Sunu olanca sadeligi ile ifade etmek isterim ki, ne vicdanen, ne de kanunen kendimi suçlu hissediyorum. Bu bakimdan da uzun uzadiya sahsimi savunmak ihtiyacinda ve telasinda degilim. Esasen iddianame diye ortaya konulan metin, her bakimdan o kadar gayri ciddi ki, talebi idam da olsa, böyle bir metin karsisinda, insan sadece sahsini düsünerek savunma yapmaya tenezzul etmez. Yoktan yok çikar; mevcut olmus, hicbir zaman islenmemis suçun iddianamesi de herhalde böyle olaçaktir. Bu iddianame sahsin itibariyle yok hükmündedir? Beni konusmaya sevk eden husus, ne ceza korkusu, ne muhtemel bir cezadan kurtulma gayret ve ümididir. 

Devlet müesseselerini “politikadan arindirma ´´görüntüsü altinda, üstü örtülü particilik gayretlerinin hala ve en menfi sekilde devam ediyor olmasi, karsi karsiya bulundugumuz harbin yeni bir çesidi olan tehlikeli duruma ragmen eski particilik husumetlerinin devam ettirilmesi, bedeli milletimiz için çok agir olan bir hatadir. 
Bir an için hakli ve müsbet manada farkli durumumuzdan fedakarlik ederek, siyasi bir tesekkül olarak MHP ve siyasiler olarak bizler de diyelim ki, bütün siyasi tesekküller ve siyasiler kadar sorumlu ve hatali idik. Bu taktirde bile, farkli ve bizim aleyhimize bir tutum ve tavir takinildigi asikardir. Yanliz MHP´nin, yanliz bizim yargilanmamizdaki haksizligin millet vicdaninda açtigi yara kapanmayacaktir. 
Gerektigi seklinde son ferde kadar tedip ve tenkit edilmis olsalar bile, kendilerine karsi kazanilmis böyle bir netice, Türk devleti için ancak taktik seviyede basari sayilabilecek komünist çete artiklarini bizim mukabilimiz veya muadilimiz gibi düsünmek, Türk siyasi hayatini da, içtimai bünyesini de tanimamamak demekdir ve bize temsil ettigimiz milliyetçilik düsüncesine ve Türk milletine hakarettir. 

Herkes aklini basina toplamalidir: milli bir mektep, bir ocak olarak bilinen Türk Ordusunun bagrinda, onun serefli üniformasi altinda kendilerine milliyetçileri coplattirilan o askerler, bu gencler, yarinki sivil hayatlarinda o coplari ve yumruklari, devletin temeli olan milli kiymetlerimize indirmekte, ser ve fesat tesekküllerinin gönüllü mensup ve taraftari olmakta beis görmeyeceklerdir.

Cehennem Kim İçin Hazırlanmıştır

 Cehennem Kim İçin Hazırlanmıştır

1) “Allah’a ortak koşanlar.” Gafir 73, 76    2) “Allah’a ve Rasulüne asi olanlar.” Nisa 14     3) “Ahireti inkâr edenler.” A’raf 44, 45  4) “Ayetleri yalanlayan ve büyüklenerek onlardan yüz çevirenler.” A’raf 36  5) “Allah’a ibadetten yüz çevirenler.” Gafir 60   6) “Kitabı ve Rasullere gönderileni yalanlayanlar.” Gafir 70  7) “Allah yolundan Alıkoyanlar.” A’raf 45  8) “Kâfirler.”Âl-i İmran 12  9) “Kıyameti inkâr edenler.”Furkan 11  10) “Cehennemi yalanlayan fasıklar.” Secde 20  11) “Din hesap gününü inkâr edenler.”Müddessir 46   12) “Büyüklük taslayanlar.”Zümer 60   13) “Müsrifler ölçüyü taşıranlar.”Gafir 43   14) “Büyük günah işlemekte direnenler.”Vakıa 46
15) “Mal toplayıp sayan ve malının kendini ebedi kılacağını sananlar.” Hümeze 2, 3   16v“Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda harcamayanlar.”Tevbe 34
17) “Yeryüzünde haksız yere şımaranlar ve böbürlenenler.”Gafir 75   18) “Allah yolunu eğip bükmek isteyenler.”A’raf 45   19) “Zalimler.”A’raf 41  20) “Azgınlar.”Sad 55
21) “Dalalet üzere olan atalarını takip edenler.”Saffat 69, 70   22) “Arkadan çekiştirip yüze karşı eğlenenler.”Hümeze 1   23) “Yoksulu doyurmayanlar.”Müddessir 44
24) “Batıl ve boş işlerle uğraşanlar.”Müddessir 45  25) “Namaz kılmayanlar.” Müddessir 4

BİRAZ DA AGIZ TADI OLSUN I

Manisa Kebabı Yemek Tarifi

Gerekli Malzemeler :

½ adet Havuç

100 gr kuşbaşı et
1 adet domates
50 gr rendelenmiş taze kaşar ½ çay kaşığı kimyon
1 diş sarımsak
1 çay kaşığı kekik
Tadına göre tuz
krep için

1 su bardağı süt 1 su bardağı un 2 adet yumurta
½ çay kaşığı tuz
Sos için
1 adet domates
1 diş sarımsak
2 çay kaşığı zeytinyağı
İsteğe göre kuru fesleğen ½ çay kaşığı
Tadına göre tuz

Yemeğin Yapılışı :

Yağda soğan sotelenir. Havuç, sarımsak ve kuşbaşı et eklenip birlikte kavrulur. Daha sonra baharatlar ve küp doğranmış domates eklenip iyice pişirilir. Sos için domates soyulur çekirdekleri atılır zeytinyağı küçük tencerede kızdırılır içine önce domates sonra sarımsak, tuz atılıp, 10 dakika orta ateşte pişirilir.  Krep hazırlanır. Pişen et kreplerin ortasına yerleştirilip bohça şeklinde sarılır. Üzerine kaşar konulur Isınmaları için 1-2 dakika fırınlanıp sosu dökülüp servis yapılır.

Kayseri Köftesi’nin Tarifi

Gerekli Malzemeler :

2 adet  gr. patates

2 çorba kaşığı yağ
500 gr kıyma
1 adet soğan
3 ince dilim bayat ekmek
1/4 bardak süt
1 yumurta
1 demet maydanoz
2 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığı karabiber
1 çay kaşığı kimyon
1/2 çay kaşığı yenibahar
2 domates
Sos için:
1 su bardağı sıcak su
3 kaşık salça

Yemeğin Yapılışı :

Patatesleri soyup 1 cm kalınlıkta dilimleyin. Yağlanmış bir tavaya dizin.
Ağzını kapatıp rengi dönecek kadar kızartın. Bir tarafa bırakın.
Ekmek dilimlerini süte batırarak yumuşatın, daha sonra da iyice sıkıp derince bir kabın içerisine koyun. Bu kaba kıymayı rendelenmiş soğanı, yumurtayı, incecik kıyılmış maydanozu, ve baharatları koyup iyice  karıştırıp, yoğurun. Karışımı 12 parçaya ayırın. Yuvarlak ve yassı köfteler yapın. Et köftelerinin boyutlarını patateslerin boyutlarına göre ayarlayın.
Patateslerin üzerine dizin. Et köftelerinin üzerine dilimlediğiniz domatesleri koyun.

Çökertme Kebabı’nın Tarifi

Gerekli Malzemeler :

2 parça büyük boy biftek
4 adet patates
2 su bardağı yoğurt
2-3 diş sarımsak
1 tatlı kaşığı salça
2 adet domatesi
Tadına göre Tuz
¼ çay kaşığı Karabiber
½  çay kaşığı Nane
½  çay pul biber
1 çorba kaşığı dolusu zeytinyağı

Yemeğin Yapılışı :

Etler şerit halinde doğranır. Bir tencereye zeytinyağı alınıp kızdırılır ve etler eklenerek kavrulur. Etler yumuşayıncaya kadar pişirilir.  Baharatları eklenip ocaktan alınır. Patateslerin kabukları soyulup kibrit çöpü şeklinde doğranır. Kızgın yağda kızartılır. Yoğurt ile ezilmiş sarımsak karıştırılır. Domatesler rendelenir çok az domates salçası ile kavrulur. Servis tabağına sırası ile patatesler, sarımsaklı yoğurt, et, salçalı karışım alınır. Kuru nane ve pul biber ile servis yapılır.

AFİYET OLSUN
ALINTIDIR
http://flashile.blogspot.com.tr/2013/10/cokertme-kebabnn-tarifi.html

Türk-Ermeni İlişkilerinin tarihi

 

Türk-Ermeni İlişkilerinin tarihine ana hatları ile temas etmeden evvel, Ermenilerin kökeni hakkında bilgi vermenin yararlı olacağına inanıyorum. Ermeni adına ilk defa, M.Ö. 6. yüzyılda Pers Kralı Darius’un kitabelerinde rastlanmaktadır. Ve asıl ilginç olan nokta şudur ki, Ermeniler, kendilerine hiçbir zaman Ermeni” dememişler, bilakis kendilerini “Haikhlar”
olarak adlandırmışlardır. Ermeni ismi, Pers Kralının, bölgenin adına izafeten uydurmuş olduğu bir isimdir. Çünkü, çivi yazılı belgelerden anlaşıldığı kadarıyla, daha M.Ö. 3. Binyıldan itibaren , onların yerleştiği Doğu Anadolu Bölgesine “Armanu” veya “Armenia” denilmekte idi. Başka bir tabirle, Ermenilerin gelmesinden yaklaşık 1600 yıl önce de, Doğu Anadolu Bölgesi, “Armenia” adıyla anılıyordu. İşte Pers Kralı, hakimiyeti altında bulunan ve muhtemelen batıdan göçmen olarak gelen bu yabancılara “Armenia Bölgesinde oturanlar” anlamına gelen “Ermeniler” ismini vermişti. Şu noktayı da açıklığa kavuşturmakta fayda görüyoruz: Ermeniler, kendilerinden önce bu topraklar üzerinde oturmuş olan Urartuları (M.Ö. 9.-6.
yüzyıllar arası) ataları olarak göstermeye ve dolayısıyla bölgenin gerçek sahibi olduklarını ispat etmeye çalışmaktadırlar. Halbuki, yapılan filolojik tetkikler, Ermenilerin kullandığı dilin, Hint-Avrupa kökenli dillerden olduğunu, açık ve net bir biçimde ortaya koymuştur. Buna karşılık Urartuların dili, M.Ö. 3. Binyılda Doğu Anadolu’nun hemen hemen tamamı ile Güneydoğu Anadolu’nun bir bölümünde oturan ve bilim adamları tarafından Proto-Türkler oldukları ileri sürülen Huri kavminin diliyle akraba olup, Asya kökenli dillerdendir. O halde, Ermenilerin böyle bir iddiada bulunmaları, tamamıyla yersiz ve yanlıştır. Çünkü filolojik açıdan, böyle bir görüşün haklılığına asla imkan yoktur . Eğer Urartulara mutlaka bir akraba
aranıyorsa, Filolojik açıdan, bu akrabalığa en layık olanlar Türklerdir. Ermeniler, büyük bir ihtimalle, M.Ö. 8. yüzyılda vuku bulan Trak göçleri neticesinde Anadolu’ya geldikten ve yaklaşık iki asır orda burada yaşadıktan sonra, Urartu Devletinin yıkılmasını fırsat bilerek, M.Ö. 6. yüzyılın başlarında, Van Gölü ve civarındaki topraklara, Pers Kralının
egemenliğini kabul etmek ve ona vergi ödemek şartıyla yerleşebilmişlerdir. O halde, Ermenilerin Anadolu’daki tarihleri, M.Ö. 6. yüzyıldan daha geriye gitmemektedir. Halbuki, çivi yazılı belgelerdin öğrenildiğine göre , Türkler M.Ö. 2200’lerde Akkad Kralı Narm-Sin’in Anadolu’ya yaptığı askeri bir seferi anlatan Şartamhari metinlerinde Van ve civarına “Armanu” veya “Armenia” memleketi denilmektedir. Bir başka ifade ile Ermenilerin bölgeye gelmesinden yaklaşık 1600 yıl önce de Doğu Anadolu Bölgesi’nde bir Armanu memleketi vardır.

.
Türk milletini savaş meydanlarında yenemeyeceklerini anlayan emperyalist devletler, Türklerle kardeş gibi yaşayan azınlıkları, çıkarları için, bir piyon olarak kullanmışlardır.
Birinci Dünya Harbi’nde Ermeniler tarafından öldürülen Türklerin sayısı, öldürüldüğü iddia edilen Ermenilerin sayısından çok daha fazladır. Bu öldürülen Türklerin çoğu, Ermeni isyanlarında baskına uğrayan askerlerle, işi gücü ile uğraşan sivil halktı. Gözünü kin bürümüş Ermeni komitecileri, kadın, çocuk ve ihtiyarları bile öldürmüşlerdir. Bu hareket tarzı, insanlık için, medeniyet için, utanç vericidir. Ermeni komitecileri, yabancı devletlerin özendirme, kışkırtma ve her türlü yardımlarıyla hem Türk ve hem de Ermeni ırklarına en büyük kötülüğü yapmışlardır. Ermenilerin Doğu Anadolu’daki çarpışmalarda ve tehcir sırasında kayıplar verdiği bir gerçektir. Esasen bu durumu inkar eden de yoktur. Savaştan kaynaklanan genel düzen ve güvenlik ortamı ve zapt edilmesi mümkün olmayan şahsi kin ve öç alma duyguları çerçevesinde, göç ettirilen kafilelere bir takım saldırılarda bulunulmuştur. Ancak hükümet, bu durumu, elinden geldiği kadar önlemeye çalışmış ve sorumlu gördüğü saldırganlarla görevlerinde ihmali görülen muhafızları da en ağır şekilde cezalandırmıştır. Diğer taraftan, savaş günlerinin güç şartları; araç, yakıt, gıda, ilaç ve diğer imkânların yetersizliği, ağır iklim şartları, bir takım salgın hastalıkların meydana getirdiği tahribat da kayıpların sayısın artırmıştır. Cephelerde, 90.000 kişilik Osmanlı ordusu, soğuk ve hastalıktan kırılmıştır. Uzak bölgelerde, hatta başkent İstanbul’da bile, feci sıkıntılar çekilmiştir. Bu zor
şartlar ve sıkıntılardan, en az Ermeniler kadar Türklerde paylarını almışlardır. İşti, Ermeni propaganda ve teröristlerinin soykırım (jenosit) diye iddia ettikleri olayın gerçek yüzü bundan ibarettir. Kaldı ki, göç ettirilme sırasında, Ermenilerin kayıpları ile ilgili olarak verilen rakamlar bile,birbirine uymamaktadır. Örneğin ciddiyeti ile tanınan Encylopedia Britannica, 1918 yılı baskısında, tehcir sırasında ölen Ermeni sayısını 600.000 olarak yazmış iken, bu miktar, 1968 yılı baskısında 1.500.000 olarak gösterilmiştir
.
Gerçeği tespit etmek için, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisindeki Ermeni nüfusuna bakmak gerekir.

Birinci Dünya Harbi sıralarında, Osmanlı İmparatorluğu uyruğundaki Ermeni nüfusu, çeşitli kaynaklara göre şöyledir:
Ermeni Patrikhanesi Rakamlarına Göre ……………….…2.560.000
Ermeni Tarihçisi Basmacıyan’a Göre ……………………3.380.000
Lozan’daki Ermeni Heyetine Göre ……………………….2.500.000
Ermeni Tarihçisi Kevork Aslan’a Göre …………….…….1.800.000
Fransız Sarı Kitabı’na Göre ………………………….……1.550.000
Encylopedia Britannica’ya Göre …………………….……1.500.000
Ludovic de Constensa’ya Göre ……………………………1.400.000
H.F.B. Lynch ………………………………….…………..1.345.000
Revue de Paris’e Göre ……………………….……………1.300.000
Osmanlı İstatistiklerine Göre ……………………….……..1.295.000
İngiliz Yıllığı’na Göre …………….……………………….1.056.000
Abartılı Ermeni kaynakları dikkate alınmadığı takdirde, bu nüfusun ortalama olarak 1.300.000 olduğu kabul edilebilir. Şu halde, Ermeni iddialarının gerçekle bir ilgisi yoktur.
Talat Paşa, İttihat Partisi’nin son toplantısında, Ermenilerin kaybını 300.000 olarak tahmin etmiştir. Toynbee ise Ermenilerin kaybını 600.000 olarak vermiştir ki, bu rakam, Encylopedia Britannica’nın 1918’de verdiği rakamla aynıdır. Osmanlı Hürriyet ve İtilâf Hükümeti, İttihat ve Terakki İktidarını kötülemek ve işgal kuvvetlerine hoş görünmek için göç ettirme sırasında 800.000 Ermeni’nin öldüğünü söylemiştir. Lozan Konferansına katılan Ermeni Heyeti Başkanı Bogos Nubar, o sırada Türkiye’de hala 280.000 Ermeni’nin bulunduğunu, 700.000 Ermeni’nin de başka ülkelere göç ettiğini söylemiştir. Bu beyan doğru kabul edildiği takdirde, toplam 1.300.000 olan Ermeni nüfusundan, hala
Türkiye’de oturan ve başka memleketlere göç eden Ermeniler de sayılırsa, Ermeni kaybının 300.000 civarında olduğu görülür. Bu kayıplara, çete ve isyan harekâtında ölen ve düşman safına geçerek Türklerle savaşırken ölenler de dahildir. Savaş şartları içinde, yokluk, yorgunluk ve hastalıktan ölenler de bu miktara katılmalıdır. Ermenilerin ve Ermeni yanlısı çevrelerin, Ermeni kayıpların verirken, Türk kayıplarını da hatırlamaları gerekir. Türk kayıpları, Ermeni kayıplarından çok daha fazladır. Yukarıda adı geçen Bogos Nubar’a göre, sadece Doğu Anadolu’daki Müslüman nüfustan 1.400.000 kişi eksilmiştir
.
Görülüyor ki, ne plânlı bir soykırım ve ne de 1.500.000 Ermeni’nin ölmesi söz konusudur. Böyle bir iddiada bulunmak, tarihi gerçekleri saptırmaktan başka bir şey değildir
.
Ermeniler Mustafa Kemal’in önderliğinde başlatılan Milli Mücadele sırasında da düşmanca hareketlerine devam etmişlerdir. Gerçekten, başta ABD olmak üzere, Batılı devletleri arkasına alan Ermeniler, Doğu Anadolu Bölgesi’nde bir Ermenistan Devleti kurmak amacıyla Türklerle mücadeleye girmişler, ancak Şark Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir Paşa tarafından mağlup edilmişlerdir. 3 Aralık 1920’de Ermenilerle Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti arasında Gümrü Antlaşması imza edilmiştir. Fakat anlaşmadan bir gün sonra, Ermeni toprakları, Rus Kızılordusu’nun işgaline uğramış ve Erivan’da Sovyet Ermeni Cumhuriyeti Hükümeti kurulmuştur.
Bu nedenle, Gümrü antlaşması onaylanamamıştır. Bunun yerine 16 Mart 1921’de Sovyet Rusya ile Moskova’da bir antlaşma yapılmış ve bu antlaşma, 27 Mart 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce de onaylanmıştır. Böylece, Doğu Cephesi ve bu cephede savaştığımız düşmanlarımızla olan ilişkilerimiz düzelmiş gibi görünüyordu.
Fakat özellikle, 1960’lı yıllardan sonra, Ermenilerin, Türkiye ve Türkler aleyhindeki faaliyetleri, yeniden artmaya başlamıştır. Ancak, şurası bir gerçektir ki, Osmanlı Arşivlerinde ortaya çıkarılan ve ilim aleminin hizmetine sunulan yüzlerce belge, Ermeni iddialarının hiçbir gerçek dayanağı olmadığını, açıkça ortaya koymuş bulunmaktadır. Şunu da hemen belirtelim ki, Ermeniler, genellikle Türk-Yunan İlişkilerinin gerginleştiği dönemlerdi sahneye çıkmışlar ve hatta, Rumlarla işbirliği içerisine girmişlerdir. Milli Mücadele sırasında yaşanan bu durum,
1990 yılının başlarında yeniden yaşanmıştır. Hatırlanacağı üzere, ErmeniAzeri çatışmasının hemen ardından Yunanlılar, Batı Trakya’daki soydaşlarımıza karşı insanlık dışı Hareketlerde bulunmuşlardır.
Ermeniler halen Azerbaycan topraklarının % 20’sini işgal altında tutmaktadırlar. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmeye çalıştığı şu sıralarda gündeme getirilen en önemli konulardan biri, Türkiye’nin, Ermeni soykırımını kabul etmesi noktasında yoğunlaşmaktadır. Ayrıca Türkiye’den Ermenistan sınır kapısını açması ve Türkiye ile Ermenistan arasında ticari
ilişkilerin başlatılması istenmektedir. Türkiye, Ermenilerin işgal ettiği Azeri topraklarından çekilmesi kaydıyla, Ermenistan sınır kapısın açabileceğin beyan etmiştir. Ancak, soykırım iddiasını kabullenmesi mümkün değildir. Çünkü, Birinci Dünya Harbi sırasında Ermenilerin de özellikle Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaşayan yüz binlerce Türkü acımasızca katletmişlerdir. Son yirmi yıldır bölgede yapılan arkeolojik kazılarda çok sayıda toplu mezar ortaya çıkarılmıştır ki Müslüman Türklere ait olan bu toplu mezarlar, Ermeni
katliamın boyutlarını tüm çıplaklığı ile ortaya koymaktadır. Bir başka ifade ile tehcir olayının yaşandığı 1915 yılında Türklerin verdiği kayıp, Ermeni kayıplarından daha az değildir.
Her iki taraf da epeyce insanını kaybettiğine göre, Ermenilerin her yıl bu konuyu gündeme getirerek, Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak istemesinin hiçbir anlamı yoktur. Eğer Ermenistan, Türkiye ile iyi ilişkiler kurmak istiyorsa, her şeyden önce tarihin derinliklerinde kalmış olan sözde Ermeni Soykırım iddiasından vazgeçmeli, ardında da işgal altında tuttuğu Azeri
topraklarını boşaltmalıdı

ONBİR YILA BU KADARINI SIGDIRABİLMEK

 AKP İKTIDARI DÖNEMİNDE GERÇEKLEŞTİRİLEN, YOLSUZLUK DOSYASI

Hukuktan.Yasadan.Anayasa dan.Kanundan bahsetmek ne kadar abesle iştigal.

1-İZMİR TCDD LİMAN TAŞIMA İHALESİ 

TCDD İzmir Liman’ı için, yıllık 70 milyon $’lif yükleme-boşaltma isleri için ihale hazırlığı yapılıyor. Daha sonra ihaleden vazgeçiliyor. İhalesiz olarak 15 yıllığına Reha Denizcilik ve Raden Lojistik isimli 2 şirkete veriliyor. Şirketlerin, 15 yılın sonunda arzu ettikleri takdirde 15 yıl daha ise devam edebileceği sözleşmede yer alıyor. (Toplam 30 yıl süreli) Toplam 2 milyar 100 milyon $’lif is ihalesiz veriliyor. Bu firmalardan biri, sözleşme tarihinden 2 gün önce kuruluyor, diğeri de ayni gün kurulusu gerçekleşiyor. Bu şirketin büyük hisseli ortaklarından biri AKP’nin Bakırköy İlçe Başkanlığı’nı yapmış olan Rahmi Genç. Sözleşme imzalandıktan sonra bu kişi, hisselerini devredip, ayrılıyor. Olayın usulsüzlüğü dile getirilince, TCDD Reha Denizciliğin sözleşmesini iptal ediyor. Bu şirketin Genel Müdürü de, diyor ki; “TCDD’nin aleyhine dava açtık, davayı TCDD kaybederse 225 milyon $ tazminat ödeyecek, haberleri olsun.”SONUÇ: TCDD yapılan islerin usulsüz olmadığını açıklıyor. 

2-İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ARAÇ SİGORTA İHALESİ 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ağır taşıtlar için, sigorta ihalesi açıyor. Bu ihale, 197 milyar lira ile AKP İstanbul Milletvekili Alaattin Büyükkaya’nin, önceden ortağı olduğu Büyükkaya Sigorta Aracılık A.S’ye veriliyor.SONUÇ: İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ihalenin usule uygun olduğunu açıklıyor. 

3-TCDD İSTASYON YENİLEME İHALELERİ 

TCDD’den 10 istasyon yenileme ihalesi AKP Kadın Kolları MKYK Üyesi Emine Alioglu’na veriliyor. Bu AKP’li müteahhit hanim, ayni zamanda yeşil kart sahibi. Önce devletten yeşil kartı alıyor, sonra da 10 İstasyon yenileme ihalesini alıyor.SONUÇ: TCDD ihalelerin usule uygun olduğunu açıkladı. 

4-GEBZE AKARYAKIT KAÇAKÇILIĞI OLAYI 

5 trilyonluk bir hadise. Ulaştırma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Kemal Albayrak dahil, bir çok bürokrat halen yargıda. Kemal Albayrak, AKP Kurucular Kurulu üyesi ve AKP Kırıkkale eski Milletvekili. Türkiye’de, yılda 1,5 milyar $’lif akaryakıt kaçakçılığının olduğu açıklanıyor.SONUÇ: Halen dava yargıda devam ediyor. Olayı ortaya çıkartan Kocaeli Emniyet Müdürü bilahare görev yeri değiştirildi. 

5-TMSF OTEL İHALESİ 

TMSF, Ceylan Grubu’ndan, banka borcuna karşılık 52,5 milyon $’a Antalya’daki Deluxe Resort Otel’i alıyor. Devir öncesi otel fiyatı, ekspertif raporunda bu şekilde belirtiliyor. TMSF, ayni oteli bu sefer 25.3 milyon $’a satıyor. Ulu soy Grubu alıyor. 27 milyon $ devlet zarar ediyor.SONUÇ: TMSF, yapılan işlemin usule uygun olduğunu açıkladı. 

6-DERİNCE ARAZİ ALIMI OLAYI 

Özelleştirme İdaresi, Yarımca Porselen Arazisi’ni, 30.5 milyon $’a bir özel şirkete satıyor. Erdemir, 82 milyon $’a ayni araziyi, bu sefer söz konusu özel şirketten satın alıyor. Devlet, 52 milyon $ kendi arazisinden zarar ediyor. Ve Erdemir yönetimi, 2 yıldır bir liman için arazi aradıklarını ifade ediyor, 20 gün içinde en pahalısını seçiyor.SONUÇ: Erdemir, yapılan işlemin usule uygun olduğunu açıkladı. 

7-BALIKESİR SEKA KAĞIT FABRİKASI İHALESİ 

Fabrika, 30 Haziran 2003′te 1.1 milyon $’a Albayraklar A.S’ye satılıyor. Özelleştirme İdaresi, piyasa değerini 51 milyon $ olarak belirliyor. Sonra Selüloz-Iş Sendikası, mahkemeden satışı iptal ettiriyor. Bu arada ihale iptal edildiği için, bu parayı Özelleştirme İdaresi talep ediyor. Şirket bununla ilgili henüz ödemede bulunmuyor. 12.7 trilyonluk bir varlık kaybı tespit ediliyor. ( Yaklaşık 10 milyon $’lif ) Bu rakam stoktaki malların satılmasından ve alacakları tahsil etmesinden kaynaklanıyor. Mahkemenin iptal kararı Nisan 2004′te. Yani 10 ay sonra.SONUÇ: Maliye Bakanı, gerekenin yapılacağını açıkladı. 

8-HALKBANKASI’NDA 30 MİLYON $’LIK KREDİ ZARARI OLAYI 

Devlet Bakanı Ali Babacan’a, Net Holding’in 30 Milyon $’lif kredisinin geri alınamayacağı ve hemen müfettiş görevlendirilerek olaya el konulması, aksi takdirde zaman asımına uğratılacağı, TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’nca ve resmi yazılarla uyarıldığı halde, bir işlem yapılmamış ve30 milyon $ gibi bir alacak zaman asımına uğruyor. Benzeri bir iddia ile, 57. Hükümet’in Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan ve Devlet Bakanı Recep Önal’ın, Yüce Divan’da yargılanmakta oldukları bilinmektedir.SONUÇ: Bakan ile ilgili herhangi bir işlem yapılmadı. Müfettişle ilgili, görevi ihmalden dava açıldı. 

9-TEKSTİLDE 1 KATRİLYONLUK HAYALİ İHRACAAT OLAYI 

2004 yılında, 915.3 trilyonluk Katma Değer Vergisi tahsil edildi. Buna karşılık, 2 katrilyon 83 trilyonluk vergi iadesi yapıldı. Yaklaşık 1 katrilyonluk hayali ihracata yapıldığı iddiası var. Bu konu ile ilgili Maliye Bakanı Unakitan; “Denizli’de 50 milyon $ ihraca ati olan bir firma, inceleme görmüş. 100 bin $’lif Rusya’ya yaptığı ihracaatlarin alicisi bulunamıyor. Yahu Rusya’da kimi buluyorsun ki? Arasan Rusya’da Başbakan’ı bile bulamazsın. Bu adamın adi olmuş hayalici. İnceleme yapılmış. İnceleme elemanı böyle demiş. İnceleme elemanı kim Allah askına? Maliye Bakanı adına inceleme yapıyor. Maliye Bakanı kim? Yahu Bakan benim ya!” diye konuşabilmiştir.SONUÇ: Bu konu ile ilgili bugüne kadar resmi bir soruşturma açılmamıştır. 

10-MAVİ AKIM DOGALGAZDA EK PROTOKOL OLAYI 

19 Kasım 2003 tarihinde, Ruslarla ek protokol imzalanıyor. Türkiye, “F1 Formülü” nden vazgeçip, Rusların istediği Fo’i kabul ediyor. Ve 1 Nisan 2005 tarihi itibariyle 8,5 milyar dolar fazladan ödemeye Türkiye razı oluyor. Ana Muhalefet Partisi, konuyla ilgili gensoru verdi. Sayın Başbakan bizzat oylamaya katılıp, gensorunun reddedilmesini sağladı.SONUÇ: Konu ile ilgili yapılan açıklamalar kamuoyunu tatmin etmemiştir. Ayni ve benzeri konudan, geçen dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer’in, formül değişikliği yaptı diye ve sonucunda devleti 257 milyon $ zarara uğratılmasına sebep olduğu iddiasıyla, Yüce Divan’da yargılanmakta olduğu biliniyor. 

11-281 MILYARLIK “HUZURLU ORTAM BULMA” OLAYI 

Atilla Basoglu’nun Adana’da şirketi var. Şirketinde Maliye vergi incelemesi başlatıyor. Atilla Basoglu’nun ailesine ait Adana-Yüregir’deki “Yüksel Tekstil” de, vergi kaçırdığı gerekçesiyle, bir süre önce baskın yapılıyor. Ve usulsüzlük dolayısıyla şirkete, 600 milyarlık ceza kesiliyor. Atilla Başoğlu CHP Adana Milletvekili. Bir müddet sonra CHP’den istifa edip, AKP’ ye geçiyor. Ve AKP’ ye geçtiginde ” huzurlu bir ortam buldum” diye bir açıklama yapıyor. AKP Adana Milletvekili Atilla Basoglu’nun aile şirketiyle ilgili 600 milyarlık cezasının, 319 milyara indirildiği ifade ediliyor.SONUÇ: Bu olay kamuoyuna “281 milyarlık huzur ortamı” diye yansıyor. 

12-İZMİR HALKAPINAR KAPALI SPOR İNŞAATI İHALESİ 

İzmir’de yapılacak Kapalı Spor inşaatı ihalesi için, ilan verilmemiş. 30 trilyonluk bir is. AKP Çankaya Belediye Başkan Adayı’nın sahibi olduğu şirkete, usulsüz olarak verildiği ileri sürülüyor. Hatta 2004 yılı Yatırım Programı’nda, söz konusu salon için, ödeneğin bulunmadığı da ifade ediliyor.SONUÇ: İhalenin usule uygun yapıldığı açıklandı. 

13-ULUSAL MARKER TEMİN İHALESİ 

Enerji Piyasası Denetleme Kurulu (EPDK) 2002-2004′te ihale sürecini başlattı. EPDK önce Ekim 2004′te bir yeterlilik ilanına çıktı ve denildi ki; “ben bu ihaleyi 1 Ocak 2005′te bitireceğim ve marker kullanımına başlayacağım”. Bu ilandan sonra, 3 defa yeni teknik ve idari şartlar getirildi. Ve 2 ayda 200 adet detektör temin etme zorunlulugu getirildi. Tek firmaya yönlendirildi. O da “John Hogg” adli İngiliz firması. 100 trilyonluk iş.SONUÇ: İhale bitirildi. Onaylanma safhasında. 

14-SSK’DA İLAÇ YOLSUZLUĞU OLAYI 

Roche’un, SSK’ya piyasaya sattiginin 2-3 misli fazla fiyatla ilaç verdigi tespit edildi. Bu konuyla ilgili dava açıldı. Dava sürecinde, SSK’nin 2 üst düzey yöneticisi tutuklandi. 16 sanikli dava, Istanbul 10 Agir ceza Mahkemesi’nde devam ediyor. Savcilik iddianamesinde, SSK’nin nasil batirilmaya çalisildigina yer verildi. Ve Türkiye’nin, ilaç sirketlerine fazladan 6 milyar $ ödedigi ifade edildi.SONUÇ: Yargilama devam ediyor. 

15-AYCELL-ARIA BİRLEŞMESİ KONUSU 

İtalya Basbakani Silvio Berlusconi’nin ricasi üzerine, AYCEEL-ARIA birlesmesinden dogan AVEA’nin yaklasik 3 milyar $’lif zarari, Hazine’ye yüklendi. Ileri sürüldügüne göre; ” Başbakan Recep Tayyip Erdogan, Basbakanlik Teftis Kurulu’nun, kamuyu zarara ugratan ve “hizmet nedeniyle emniyeti suiistimal suçu” isledigini öne sürülen Aycell yöneticilerinin, Savciligin soruşturma istemine onay vermedi. Erdogan eski yöneticilerin uyarilmasina, haksiz edinildigi düsünülen bir paranin tahsiline onay verdi. Yüksek Denetleme Kurulu’nun (YDK) Aycell’e iliskin 2003 yılı raporuna göre, sirkette Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcısı ve Danismanlar’a, “ortalama yasal ücret tavanindan” fazla ücret baglandi. Bu konuda YDK’nin istegi ile Hazine’ce yapılan uyarilara ragmen Türk Telekom A.S. ve Aycell yasalara aykiri bu durumu sürdürdü. Bunun üzerine YDK, “ivedi durum raporu” hazirladi. Bu rapor üzerine, Basbakanlik Teftis Kurulu soruşturma başlattı. Hazirlanan raporda, Basbakanlik ve Hazine’nin bagli olduğu Devlet Bakanligi’nin talimati ve mevzuata aykiri olarak, Aycell yönetiminin yüksek serbest ücretlere soruşturma asamasinda da yüzde 15 zam verdigi ve bunu uyguladığı bilgisi yer aldı. Raporda, “Şirket yönetiminde yetkilerine verilen kamu kaynagini sorumlulukla kullanmayan, bu suretle kamu zararina yol açan Aycell Yönetim Kurulu Başkanı, Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyeleri’nin durumunun, “hizmet nedeniyle emniyeti suiistimal” hükümlerine uydugu cihetle haklarinda kamu davasi açilmasi ve gereğinin takdir ve ifasi için raporun Ankara Cumhuriyet Bassavciligi’na gönderilmesi istendi. Ancak, Başbakanlığa sunulan bu onay teklif yazisi, Erdogan tarafindan, “raporun Ankara Cumhuriyet Bassavciligi’na gönderilmesi” sikki hariç, digerleri “uygun” görülerek, onaylandi. Oysa, Devlet eski Bakanı Hüsamettin Özkan’i Yüce Divan’a gönderen olayda da, YDK raporlarina göre, Halkbankasi’ni zarara ugratan bürokratlarla ilgili olarak Teftis Kurulu’nca hazirlanan raporun geregi yapılmamış ve bir buçuk yil Özkan’ın masasında bekletilmişti.”SONUÇ: yapılan açıklamalar kamuoyunu tatmin etmedi. Aycell ile Aria kanun çıkartılmak suretiyle birleştirildi. 

16-İKTİSAT GAYRİ MENKUL YATIRIM ORTAKLIĞI OLAYI 

İktisat Gayri Menkul Yatırım Ortaklığı şirketi, Güneş Turizm Seyahat A.S.’ye18 milyon 250 bin $’a satılıyor. 30 Aralık 2004′te. Para 4 yıl vadeli ödenecek, bir açık arttırma yapılmıyor. Güneş Turizm, “Albayraklar Grubu”nun bünyesinde bir şirket. 31 Aralık 2004′te TMSF bir portföy raporu hazırlıyor, bağımsız denetim kurulu raporu çıkartıyor. İstanbul ve Bodrum’da bina,arazi,otel toplam değeri 38 trilyon.( Resmi rapora göre) 31 Aralık 2004′te kasada 10.9 trilyon nakit var olduğu ifade ediliyor. Bunu 30 Aralık 2004′te satıyor. Toplam 48 trilyonluk şirket, 25 trilyona satılıyor. 23 trilyon zarar edildiği ifade ediliyor.SONUÇ: yapılan işlemin usule uygun olduğu açıklandı. 

17-AYCELL-SIEMENS ANLAŞMASI OLAYI 

Siemens’ten alacağı 10 milyon Euro’nun tahsili için harekete geçen Aycell, Bakan Binali Yıldırım’ın engeline takıldı. Aycell, 2001 yılında Siemens ile sözleşme imzaladı. Ancak, Siemens yükümlülüklerini yerine getirmedi. Konuyu araştıran Aycell Komisyonu ve Hukukçular, bu nedenle Siemens’in günlük 96 bin Euro ceza ödemesi gerektiğini belirledi. Miktar artınca, Aycell alacağını tahsil etmek için girişimlere başladı. Bu aşamada devreye Bakan Yıldırım girdi. Aycell Yönetimi, apar topar değiştirildi. Yönetim Kurulu Başkanlığı’na, Bakan Yıldırım’ın Gemi Sanayi A.S.’de beraber çalıştığı Cahit Paksoy getirildi. Bu sırada Siemens de, milletvekillerine Aycell hattı karşılığında bedava cep telefonu dağıttı. Bunun ardından alacaklar rafa kaldırıldı.SONUÇ: Konu ile ligimi yapılan açıklamalar kamuoyunu tatmin etmedi. 

18-BAŞBAKANLIK TADİLATI İLE İLGİLİ KONU 

Başbakanlık Yeni Bina, Başbakanlık Konutu ve Başbakanlık Merkez Bina’da büyük çaplı tadilatlar yaptırıldı. Ana Muhalefet Partisi, 3 Kasım seçimlerinin ardından, 58 ve 59′ncu Hükümetler döneminde, Başbakanlık Yeni Bina, Başbakanlık Konutu ve Başbakanlık Merkez Bina’da yapılan bu büyük çaplı tadilatları, TBMM gündemine taşıdı. Ana Muhalefet Partisi, 2003-2004 bütçelerinde bakim-onarım için cüzi ödenekler dışında bu tür bir tadilat için kaynak ayrılmazken, bu is için hangi kalemden ne kadar ödenek kullanıldığı ve ihale açılıp açılmadığı sorularının Başbakan Recep Tayip Erdoğan tarafından yanıtlanması için bir soru önergesi verdi. Verilen soru önergesinde, Erdoğan’a su sorular yöneltildi:” -2003-2004 yıllarında yenilenen Başbakanlık Merkez Binası, Başbakanlık Konutu ve Başbakanlık Yeni Binası’nda yapılan tadilat ve yenileme için hangi kalemden, ne kadar ödenek ayrılmıştır?-Bu yenileme ve tadilatlar için ihale açılmış midir? Bu isler hangi yöntemle verilmiştir? Hangi şirket veya şirketler ne kaderlik bedeller söz konusu isi üstlenmişlerdir?-Merkez Bina’nın sil alanı içinde olması sebebiyle yenilenmesi için Anıtlar Yüksek Kurulu’ndan izin alinmiş midir?-İşlemleri Mücahit Aslan mi yaptı? Önergesinde, bu yenileme ve tadilat işlemlerinin Başbakanlık Danışmanı Mücahit Aslan’ın koordinasyonuyla yapıldığını öne süren Ana Muhalefet Partisi, Erdoğan’a “Mücahit Aslan’la cezaevinde birlikte hapis yattınız ve sonrasında Aslan’ı yanınıza Danışman olarak aldığınız doğru mudur? Doğruysa Aslan’ın cezaevinde yatma sebebi nedir? diye sordu.-Ödemeler örtülü ödenekten mi? Yine önergede, yenileme ve tadilat için müteahhitlere ödemelerin Vakifbank’taki bir hesaptan yapıldığının belirtildiği de ifade edilerek, “Bu hesap hangi hesaptır? Bu islerle ilgili tutarla örtülü ödenekten mi yapılmıştır? “SONUÇ: Bu konuyla ilgili bugüne kadar bir açıklama yapılmadı. 

19- EMLAK GAYRİ MENKUL YATIRIM ORTAKLIĞI OLAYI 

Emlak Gayri Menkul Yatırım Ortaklığı (GYO) A.S.’nine, 2003-2004 yıllarında gerçekleştirdiği kat karşılığı arsa projelerinde, 1.1 milyar YTL (katrilyon lira) tutarındaki kamusal servetin müteahhit firmalara “örtülü kazanç” seklinde aktarıldığı ileri sürüldü. TOKI’ YE ait Emlak GYO’nun projeleriyle ilgili Başbakanlık Teftiş Kurulu ile SPK’nin ortak soruşturma yapması istendi. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu (YDK), 2003-2004 yıllarında ihale edilen ve inşaatı devam eden yedi projeyle ilgili özel inceleme raporu hazırladı. Besi İstanbul Atasehir’de, ikisi de İzmir Mavisehir ve İstanbul Yukarı Dudulu Köyü’ndeki projelerde, Emlak GYO’nun arsalarının gerçek değerinin altında gösterildiği, müteahhitler tarafından yüklenilen inşaat maliyetlerinin ise şişirildiği ileri sürüldü.SONUÇ: Konu ile ligimi yapılan açıklamalar kamuoyunu tatmin etmedi. 

20-KAYSERİ ELEKTRİK DAĞITIM ŞIRKETİ KATKI PAYI KESİNTİSİ OLAYI 

Kayseri Elektrik A.S.’de, %10′luk enerji fonu katkı payı kesintisi Enerji Bakanı Hilmi Gülercin oluruyla %1′e indiriliyor. Oysa Bakanlık Teftiş Kurulu’nun bu şirkete açtığı davadan 74 trilyonluk alacağı var. 2002′den beri devam ediyor. Sadece böyle bir şey Bakanlığın aleyhine yıllık 20 trilyonluk bir fondan vazgeçme anlamına geliyor. Söz konusu firmanın daha önce Genel Müdürlüğü’nü yapmış olan ve halen AKP Kayseri Milletvekili olan Taner Yıldız’ın, bu kararda etkisinin olup olmadığı merak ediliyor.SONUÇ: Kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmadı. 

21-BİNGÖL DEPREM KONUTLARI OLAYI 

Bingöl’de Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nca 2016 konut insaf ediliyor. Tanesini 38 milyardan yaptırıyorlar. TOBB de ayni yerde ve ayni projeyle 480 konut yaptırıyor ve ayni konutu 30 milyara mal ediyor. 1 konutta 8 milyar fark ediyor. Toplam TOKI, 12 trilyon fazla ödemede bulunuyor. Başbakan’ın da katıldığı görkemli törenle teslim edilen konutların daha içine girmeden çürüdüğü ileri sürülüyor.SONUÇ: Konu ile ilgili kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmadı. 

22-TEKEL TOKAT SİGARA FABRİKASI MAKİNA İHALESİ 

Tekel, 10 Haziran 2004 tarihinde Tokat Sigara Fabrikası’na, sert paket kutulu sigara paketleme makineleri alimi için ihale açıyor. Ve sözleşme şartnamesinde “makinelerin kullanılmamış ve yeni olması koşulu” bulunuyor.13 milyon 840 bin Euro’ya malalan makinelerin bazılarının yeni, bazılarının da kullanılmış olduğu anlaşılıyor. Tekel’e tanesi, 1,7 milyon Euro’ya satılan bu makineler, Beyaz Rusya’ya 570 bin Euro’ya satılmış. Bu fark edilince AKP, Meclis’e Torba Yasası ile bir madde getiriyor. Tekel tarafından ithal edilen kullanılmış makinelerin, satın alınmasına izin verilmesi öngörülüyor. Bu isi örtbas etmek için, Tekel ile ilgili maddenin yürürlük tarihi ihale öncesine çekiliyor. Böylelikle, yaklaşık 24 trilyonluk kullanılmış mal satan İspanyol Firması’ndan alınan makineler, aklanmış hale getirilmek isteniyor.SONUÇ: Tekel’in bu ihalesi, “Kamu İhale Kurumu” oca iptal ediliyor. Tekel Yönetim Kurulu da, makinelerin iade edilmesi kararını alıyor. Ancak, konu ile ilgili tazminatların miktarı ve bunun sorumlularının kimler olduğu konusu, henüz sorusturulmus değil. 

23-HUMMER CİP’Lİ 9.8 TRİLYONLUK İHALE OLAYI 

Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in oğlunun düğününe, Milli Eğitim Bakanı’nın esi Şahsenem Çelik’le birlikte, Hammer Cip’le giden Melek İpek’in ortak olduğu şirketin, okullarda dağıtılan bedava kitap kampanyasına katıldığı ve bedava kitap ihalesine katılıp, 9.8 trilyonluk ihale aldığı ifade ediliyor.SONUÇ: Konu ile ilgili yapılan açıklama, kamuoyunu tatmin edici olmamıştır. 

24-ULAŞTIRMA BAKANI’NIN OĞLUNUN GEMİ KİRALAMA OLAYI 

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın 24 yasındaki oğlu Erkan Yıldırım, ihalesiz olarak Ankara Feribotu’nu alıyor. Santur isimli şirket almış oluyor. Bu feribotun, günlüğü en az 15 bin $’dan kiralanması gerekirken, 9 bin $’a kiralandığı ifade ediliyor. Burada önemli bir konu da, Çeşme- Bindisi arasında Devlet, Samsun Feribotu’nu isletiyor. Madem bu hat is yapıyor da, Devlet 2 feribotu neden isletmiyor? Ankara Feribotu ucuza kiralandığı için, bilet fiyatlarında indirim yapılıyor. Ankara Feribotu, 740 yolcu ile Çeşme’ye gelirken, Samsun Feribotu 400 yolcuda kalıyor.SONUÇ: Konu ile ilgili Ulaştırma Bakanı’nın yaptığı açıklamalar, kamuoyunu tatmin edici olmamıştır. 

25-İZMİR SORU KİTAPÇIĞI İHALESİ OLAYI 

İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü, seviye tespit sınavı soru kitapçığı için, 320 bin öğrencinin durumunu belirlemek üzere, ihale açıyor. İhale; öğrenci basına 265 bin lira teklif veren firma yerine, 470 bin lira teklif veren, Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen’in kardeşi Ömer Faruk Ergezen’e ait “Sarakuska” adli şirkete veriliyor. İhalenin teknik şartnamesinde yer alan “kesinleşmiş SSK ve vergi borcu bulunmadığına dair belge istendiği” maddesiyle ilgili evrak, 14 Aralık’ta Milli Eğitim Müdürlüğü’ne geliyor. Ancak, 13 Aralık’ta sözleşme imzalanıyor. 120 milyarlık bir is.SONUÇ: Kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmadı. 

26-THY 36 AİRBUS UÇAK ALIMI KONUSU 

THY’nin, Özelleştirme kapsamında iken halka arzı, %51′den fazlası amaçlandığı halde THY’nin uçak alimini, özelleştirilmeden sonra gerçekleştirilmesi beklenirdi. THY, Mayıs 2004 tarihine kadar Kamu İhale Yasası’na tabii idi. Çıkartılan bir yasa ile THY uçak alımlarını, İhale Yasası’na tabi olmadan gerçekleştirilmesi imkan dahiline getirildi. THY Genel Müdürü, uçaklara 1,5- 2 milyar $’lif bir ödeme yapılabileceğini söylemişti. AirBus ise, rakamın 3 milyar $’i geçecegini açıkladı. Uçakların kaç liraya alındığını, başka firmalarla bir görüşme yapılıp, fiyat istenip istenmediği açıklanmıyor.SONUÇ: Konu ile ilgili yapılan resmi açıklamalar, kamuoyunu tatmin etmemiştir. 

27- BOTAŞ’IN FERNAS ŞİRKETİ’NE İHALESİZ 24,5 MİLYON $’LIK İŞ VERİLMESİ OLAYI 

Fernas şirketi, CHP’den Akü’ye geçen Batman Milletvekili Mehmet Nezir NASIROGLU’nun kuzenine ait. İhalesiz is sözleşmesini BOTAS yapıyor. BOTAS Genel Müdürü; ” İsi yapsa da, yapmasa da Fernas şirketi’nin 24,5 milyon $ ödeyeceğini ve bunun doğru bir karar olduğunu ” savunuyor.SONUÇ: yapılan açıklamalar kamuoyunu tatmin etmemiştir. 

28- MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI 62 İLKÖĞRETİM OKULU İHALE OLAYI 

Konuyla ilgili Ana Muhalefet Partisi, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK hakkında soruşturma önergesi veriyor ve bizzat Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın talimatıyla, AKP Grubu çoğunluğu ile soruşturma açılmasını reddediyor. Bilindiği gibi, Milli Eğitim Bakanlığı (Yatırımlar ve Tesisler Daire Başkanlığı), 07.06.2004 tarihinde, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın (IMKB) 8 yıllık Temel Eğitimi desteklemek amacıyla, kendi kaynaklarından sağladığı 500 trilyon liralık kaynak ile, 44 farklı ilde toplam, 958 bin 166 metre karelik, 135 adet ilköğretim okulu inşaatı ile ilgili bir paket içinde 62 adet ihaleyi yaptı… Akabinde, Bakanlık değerlendirmesini tamamlayarak sonuçları ihaleyi kazananlara bildirdi… Bir taraftan, farklı illerde, ayni sınıf ve standartta inşaatlar için çok farklı fiyatlar onaylanırken; diğer taraftan ayni ihalede teklif edilen en düşük fiyatlar gözerdi edilmiş, kabul edilen teklifler, daima ortalamanın üstünde fiyat veren firmalara ait olmuştur… En düşük fiyatlı teklif, BIRINCI sıra olmak ve tüm tekliflerin küçükten büyüğe sıralanması halinde, toplam 62 ihale içinde, örneğin, “en ucuz teklif sıralamasında” BIRINCI, IKINCI ve ÜÇÜNCÜ firmalara HIÇ IHALE VERILMEMISTIR… Sonuç olarak; Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, EN YÜKSEK TEKLIFLERI ONAYLAYARAK, (KDV hariç) 86 trilyon 291 milyar liraya kadar bir Kamu kaynağı kaybına yol açacak işlemlere göz yummakta hiç bir sakınca görmemiştir. – M.E.B.’nine ONAYLADIGI Fiyatlarla İhale toplamı.. 379.944 milyar TL. -M.E.Banin REDDETTİĞİ, En düşük Fiyatlarla İhale toplamı 293.653 Milyar TL. -Kamu kaynağı KAYBI………………..: 86 trilyon 291 milyar TL. -KDV dahil, Kamu kaynağı KAYBI.. : 101 trilyon 823 milyar TL.SONUÇ: Resmi açıklamalar kamuoyunu tatmin etmemiştir. 

29- 2. BEYAZ ENERJİ YOLSUZLUĞU OLAYI 

Enerji davasında 3 AKP’li var. Ankara Cumhuriyet Savcılığı, Enerji Bakanlığı’ndaki ihale yolsuzluklarıyla ilgili dava açtı. İddianamede, 18 sanık, “çete kurmak, ihaleye fesat karıştırmak, rüşvet”le suçlanıyor. İddianamede ayrıca, işadamı İbrahim Selçuk’un AKP Genel Sekreter’i Idris Nadim Şahin’le görüşerek, Bakanlığın Teftiş Kurulu’nu etkilemek için, baskı yaptığı da yer aldı. Ankara Cumhuriyet Savcısı Şemsettin Özcan’in hazırladığı iddianamede, sanıklarla ilgili ulaşılan sonuçlar söyle yer aldı: ” İbrahim Selçuk’un, Enerji Bakanlığı’nda aldığı siyasi güç ve çeşitli yöntemlerle oluşturduğu baskı, şiddet ve tehdit sonucu çıkar amaçlı suç örgütü oluşturduğu, bu örgütü yönettiği, örgüt adına faaliyette bulunduğu anlaşılmıştır. Bu faaliyetler doğrultusunda Bakanlığa bağlı anonim şirketler tarafından çıkarılan tüm ihalelerle ilgilendiği, ihaleleri kendi şirketi Ezgi adına almasa dahi, şirket sahibi diğer sanıklar adına alınması için, yoğun çaba sarfettigi, bu amaçla ihalelerin ertelenmesini, şartnamelerin değiştirilmesini temine yönelik faaliyetlerde bulunduğu ortaya çıkmıştır.” İddianamede, işadamı İbrahim Selçuk’un, AKP Ağrı Milletvekili Cemal Kaya ile olan telefon görüşmelerine vurgu yapıldı. Kaya’nın, Selçuk’u arayarak esi üzerine kayıtlı Aram Şirketi’ne, EÜAS’dan ihale alma girişiminde bulunduğunun anlatıldığı iddianamede, “Bu amaçla Karga mis, Özlüce ve Urca ihaleleri ile ilgili ayrıntılı görüşmeler yaptıkları, bu görüşmelerde sanık Selçuk’un, Milletvekili Cemal Kaya’ya yapması gereken kırımları dahi söylediği, Cemal Kaya’nın teklif edilen bazı ihaleleri küçük bularak, kendisine daha büyük ihaleler vermesini istediği ifade edildi. İddianamede, Selçuk’un, müfettişlerce hazırlanan teftiş dosyasının Adliye’ye intikal ettirilmemesi için Teftiş Kurulu Başkanı Cevdet Malkoç’a baskı yapması için, AKP Genel Sekreteri Idris Nadim Şahin’le görüştüğü ve Malkoç’a Şahin aracılığıyla baskı yapıldığı dosyanın halen Teftiş Kurulu’nda incelendiği kaydedildi.SONUÇ: Yargılama devam ediyor. CHP’den Akü’ye geçen ve iddianamede suçlanan Ağrı Milletvekili Cemal Kaya, Milletvekilliği’nden istifa etti. AKP Genel Sekreteri Idris Nadim Şahin ile ilgili herhangi bir fezleke düzenlenmedi. 

30-JOKEY KULÜBÜ’NDEN SHÇEK PAYININ ALINMAMASI OLAYI 

Türkiye Jokey Kulübü, at yarışları hasılatından %1′lik payın, SHÇEK’ alınmamasının engellenmesi olayı. SHÇEK Kuruluş Yasası’nın 18.maddesinin h bendine göre, “kanuna göre şans oyunları tertip eden kurumların, hasılattan %1′lik payın SHÇEK’ verilmesi” gerekir. Türkiye Jokey Kulübü, bu parayı ödememiş ve Tarım Bakanlığı’nı mahkemeye vermiştir. Ankara 6. İdare Mahkemesi, SHÇEK lehine karar vermiş ve bu kararın uygulanmaya konulması beklenirken, Devlet Bakanı Gül dal Akait, özel bir avukatlık bürosunun talebi doğrultusunda, yasaya aykırı işlem yapılması talimatını veriyor. Bu özel avukatlık bürosunun ortaklarından birisinin Murat Aksu olduğu ve babasının da, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu olduğu anlaşılıyor. Kanunu uygulamayan Tarım ve Köy isleri Bakanı Sami Güçlü ile görevini kötüye kullandığı için Devlet Bakanı Gül dal Akait için, Ana Muhalefet Partisi tarafından soruşturma açılması isteniyor. Fakat, Meclis’te AKP Grubu’nun çoğunluğu tarafından reddediliyor.SONUÇ: Konuyla ilgili yapılan resmi açıklamalar, kamuoyunu tatmin etmemiştir. 

31- MALİYE BAKANI’NIN OĞLUNUN MISIR İTHALİ OLAYI 

Maliye Bakanı Kemal Unakitan’in oğlu, Gümrük Vergisi % 70′e çıkmadan hemen önce, 4 bin ton çerezlik mısır ithal ediyor. Ve ithalden sonra, Gümrük Vergisi miktarı yükseltiliyor. Maliye Bakanı, konu ile ilgili yaptığı açıklamada “oğlum o mısırları, tavuklarına yedirecek” diye ilginç bir görüş sergiliyor. İfade edidigine göre, 4 bin mısırla bir yıl boyunca 175 bin tavuğun beslenmesi söz konusudur. Ve bu miktarda bir tavuğun da olmadığı ileri sürülmektedir. Yine ifade edildiğine göre, mısır ithalinden 360 milyar kar elde edilmiştir. İleri sürüldüğüne göre, 17 Nisan 2003′te mısır İthali’nde Gümrük Vergisi %20′ye indiriliyor. 15 Temmuz 2003′te 4400 ton ADB menselli mısır ithal kontrol belgesi alıyor ve 4 Ağustos 2003′te 4000 ton mısır ithal ediliyor ve Gümrük Vergisi hemen bu ithalden sonra yükseltiliyor. 8 Ağustos 2003 tarihinde % 45′e yükseltiliyor. Daha sonra da söz konusu vergi, % 70′e yükseltilmiştir.SONUÇ: Maliye Bakanı’nın açıklamaları kamuoyunu tatmin edici olmamıştır. 

32- MALİYE BAKANI’NIN KAÇAK VİLLASI VE RESMİ MÜHÜRLERIN SÖKÜLMESİ OLAYI 

Üsküdar Belediyesi’nin 3 kez mühürlenmesine rağmen, mührü kırarak oturduğu viladin bahçesine bir de kaçak villa inşa eden Unakıtan, depreme dayanıklı bina yaptırmak için belediyeye başvurunca, kaçak viladin hikayesi de ortaya döküldü. Kaçak villanın şikayet konusu olması üzerine, İçişleri Bakanlığı Başmüfettişi Şahin Demir, olayı incelemeye başladı. Bir gün sonra Üsküdar Belediyesi, bir gazeteye villanın yıkılması için ilan verdi. Gerekçe olarak da, evin bulunamadığı belirtildi. Yıkım için verilen ihale ilanına başvuran kimse de çıkmadı. Demir, raporunda önemli ifadelere yer verdi. Raporda, “Belediye Başkanı, bu olayda görevini kötüye kullanarak, adeta ruhsatsız inşaatın bitirilmesi için gayret göstermiştir. İnşaat, kalitesi ve mevkii açısından son derece rantı yüksek bir halde tamamlanmıştır. Bu durum da dikkate alındığında kaçak yapının tamamlanmasında ilgililer ile inşaat sahibi (Kemal Unakitan) arasında yasal olmayan ilişkilerin olabileceğini akla getirmektedir” denildi.SONUÇ: Maliye Bakanı, oğlu ve kızının villalarının kaçak olduğunu; ancak Belediye’nin kendisine düsen hizmetleri yerine getirmediği için kaçak duruma düştüklerini açıkladı. 

33- TÜPRAŞ İHALE OLAYI 

2004 yılında 15 milyar $ cirosu bulunan ve 500 milyon $ net kar eden TÜPRAS’in, Zorlu Grubu ve Rus TAF-NEFT Konsorsiyumu’nun iptal edilen satışında, değeri 1,3 milyar $ idi. Bilahare TÜPRAS’in % 14.7’si 446 milyar $’a satılıyor. Bu durumda TÜPRAS’in bu fiyattan hesap edildiğinde, toplam piyasa değeri yaklaşık 3 milyar $ ediyor. Yani ayni TÜPRAS’in çok kısa bir süre içerisinde, fiyatı ortalama % 50 artmış oluyor . ve halen TÜPRAS, AKP iktidarı tarafından satılmaya devam edilen bir kurum olarak ortada duruyor. TÜPRAS gibi, stratejik bir kurulusun, yangından mal kaçırır gibi satılmaya çalışılmasının amacının ne olduğunu ve eğer mahkeme yapılan satışı iptal etmeseydi, meydana gelen yaklaşık 1,5 milyar $’lif zararın sorumluluğunun kimlere ait olacağı merak edilmektedir.SONUÇ: İktidardan, kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmamıştır. 

34- ÇORLU MOTİF TEKSTİL A.Ş.’NİN TPAO’YA BORCU KONUSU 

Çorlu’daki Motif Tekstil San.Tic.A.S., TPAO’dan doğalgaz alıyor. Borcu 1,5 trilyonu asıyor ve ödeme yapmıyor. Bunun üzerine TPAO, doğalgazı kesiyor ve söz konusu firmayı icraya veriyor. İddiaya göre, Başbakan Recep Tayip Erdoğan devreye giriyor. Verdiği talimatla gaz tekrar bağlanıyor. Ve konu resmi yazışmalara da yansıyor. Merak edilen hususlar şunlar; -TPAO’ya 1,5 trilyon borç takan ve hakkında icra işlemleri başlatılan bu firmaya, gazin bağlanması konusundaki emir, bizzat Başbakan tarafından verildi mi? Verilmişse sebebi nedir? -firmanın sahipleri kimlerdir? Bunların Başbakan’la ve AKP ile bir siyasi yakınlığı var midir? firmanın sahipleri, Başbakan’a nasıl ve kimleri aracı koyarak ulaşmışlardır? -Söz konusu firmanın borcunun daha sonra 3 trilyona yükseldiği söyleniyor. Bu doğru mudur?Söz konusu olan firmanın, TPAO’ya olan borcunu ödemeden kapandığı ileri sürülüyor. Bu gerçek ise, Devlet burada ne kadar zarara uğramıştır? V e bunun sorumluları kimlerdir? eğer Başbakan bir talimat vermemişse, Basbakan’nin ismini kullanıp belge düzenleyenlerle ilgili bir soruşturma açilmismidir?SONUÇ: Konu ile ilgili herhangi bir açıklama yapılmamıştır. 

35- TOKİ’DEN BAKAN KARDEŞİ’NİN İHALE ALMASI OLAYI 

TOKI 24 Mart 2004′te toplam bedeli 1 trilyon 580 milyar lira olan İstanbul Halkalı 3.Etap Konut Projesi’nin sosyal donatı, alt yapı ve çevre düzenlemesi isi için ihaleye çıktı. İhaleyi Ticaret Sicil Kayıtları’nda Fatih Demir yürek ve Dede Sahbudak’in ortak gözüktüğü Demars İnşaat şirketi % 31,69 fiyat kirimi yaparak kazandı. 8 Ekim 2004′te teslim edilmek koşulu ile 7 Mayıs 2004′te şirket ile sözleşme imzalandı. Ancak, teslim tarihi geçmesine rağmen is tamamlanamadı. İhaleyi kazanan Demars İnşaat’ın kağıt üzerinde gözükmemesine rağmen, asil sahibinin Ömer Faruk Ergezen olduğu ifade edildi. Ömer Faruk Ergezen’in, geçen hafta görevden alınan Bayındırlık Bakanı’nın Zeki Ergezen’in kardeşi’nin olduğu ve kardeş Ergezen’in TOKI’nin yani sıra Adalet Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı’ndan da ihaleler aldığı ileri sürülüyor. İfade edilen Bayındırlık Eski Bakanı Zeki Ergezen’in kardeşinin ihalelerde kayrıldığı seklindedir. Geçen hafta görevden alınan Bayındırlık Eski Bakanı Zeki Ergezen, Milliyet Gazetesi’nden Safiha Çolak’a yaptığı açıklamada; ” Ye yiyen Bakan’ı görevden alırlar, ye da yedirmeyeni ” demişti. Ulaştırma Eski Bakanı Yasar Topçu, Zeki Ergezen’in Bakanlığı döneminde kendisine geldiği ve kardeşi için kendisinden ihale istediğini de açıklamıştı.SONUÇ: Konuyla ilgili resmi bir açıklama yapılmamıştır. 

36- DATA TEKNİK ŞİRKETİ’NİN İHALE ALIMLARI OLAYI 

Ülker Grubu Şirketleri’nden Data-Teknik Bilgisayar’a, bazı kamu ihalelerinin usulsüz olarak verildiği ileri sürülmektedir. PTT Genel Müdürlüğü’nün otomasyonu için 3 bin, büro için de bin olmak üzere toplam 4 bin adet bilgisayar Data-Teknik Bilgisayar kazandığı, PTT’nin bu bilgisayarlar karşılığında Data-Teknik’e 4 trilyon 348 milyar ödeyeceği ve Data-Teknik’in30 Eylül 2004′te başlamak üzere 4 yıl içinde söz konusu sözleşme süreci içinde teslim edilmesi gerektiği ifade ediliyor. Ayni şirketin Adalet Bakanlığı’nın 20,5 trilyon lira bedelli teknik donanım ihalesini kazandığı ve Türk Telecom’a ADLS kurulumu ve servis desteği ihalesini yine Data-Teknik tarafından kazanıldığı ve ayrıca Adalet Bakanlığı’nın UYA kapsamında Mahkeme Kalemleri’ne dağıtılmak üzere 10 bin masa üzeri bilgisayar, Hakim ve Savcilar’a verilmek üzere 8 bin diz üstü bilgisayar temini isini de üstlendiği ifade edilmiştir. İleri sürüldüğüne göre, Ülker mamullerinin dağıtım ve pazarlamasını yapan şirkette Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın da bir müddet öncesine kadar ortak olduğu, bu nedenle söz konusu ihalelerde belirtilen firmanın kayirildigi ileri sürülmektedir.SONUÇ: Konu ile ilgili herhangi bir soruşturma ve açıklama bugüne kadar yapılmamıştır. 

37- EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ GİYİM İHALESİ 

İçişleri Bakanlığı’nın açtığı, toplam 22,8 trilyonluk ihalenin büyük bir bölümü Albayrak Turizm İnşaat A.S.’nine aldığı ve 12 trilyon 680 milyar liraya 200 bin adet polis monte dikimi isini, SIYASI NEDENLERLE söz konusu firmaya verildiği ileri sürülmektedir. Yine, Sümer Holding A.S.’ye ait TÜMOSAN ihalesini de Albayraklar Şirketleri’ne bağlı ALÇELIK yapı Is.A.Senin aldığı ve bu ihalenin de sorusturulmasi gerektiği ifade edilmiştir.SONUÇ: Bu ihalelerle ilgili herhangi bir soruşturma ve açıklama yapılmamıştır. 

38- TOKİ’NİN 280 TRİLYONU ASYA FİNANS’A YATIRMASI KONUSU 

Toplu Konut İdaresi’nin (TOKI) Bütçe Yasası’ndaki “kamu kurumları, kaynaklarını kamu bankalarında tutar” ilkesini çiğneyerek, 280 trilyon lirasını özel finans kurumu (ÖFK) Asya Finans’ta tuttuğu belirlendi. Faizsiz bankacılık yapan Asya Finans ilişkisiyle ilgili belge ve dokümanların da üzerine “gizli” damgası vurularak, Erdoğan’a iletildiği öğrenildi. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nun (YDK) TOKI faaliyetleriyle ilgili raporunda, kurum yönetiminin “kamu zararına neden olduğu” sonucuna varildi. Birçok konunun “iz bırakılarak” ifade edildiği ana raporun ekinde, İstanbul ve Ankara’da özel firmalarla ortak inşa edilen toplu konutlara “özel inceleme raporunda” yer verildi. TOKI, hızlı toplu konut üretimi amaçlı projelerde “gelir paylaşımı modeli” Nis esas aldı. İstanbul Halkalı, Ataköy, Ümraniye ve Kozyatagi’nda, Ankara Eryaman’da gerçekleştirilen 10 bine yakın konut üretilmesini amaçlayan 10 proje için açılan ihalelerde firmalar, tekliflerini “idareye bırakacakları paylar” üzerinden hazırladı. İhaleler sonuçlandığında, geçmiş yıllarda yüzde 50′nin üzerindeki “TOKI paylarının” yüzde 25-30 civarına çekildiği ortaya çıktı. Bir firmadan gelen istek üzerine, sözleşmelerin “satış hasılatını kullanma yöntemini” düzenleyen hükmünde değişiklik yapıldı.”Yüklenici, İdare’nin uygun göreceği bir bankada İdare adına TL hesabi açacaktır” seklindeki hüküm “bir bankada veya bir özel finans kurumunda hesap açılacaktır” seklinde değiştirildi. Böylece, satış hasılatının Asya Finans’ta tutulmasının yolu açıldı. Hukuk Müşavirliği ile İdari Mali İsler Dairesi’nin karsı çıkması sonuç vermedi. TOKI Başkan Vekili Erdoğan Bayraktar ise, yaptığı açıklamada, ÖFK’lara yatırılan paranın kuruma ait olmadığını belirterek, “O para bizim paramız değil. Müteahhitlere “paranızı oraya yatırmayın” diyemeyiz” demişti. YDK, kurum parasının bir ÖFK’ da tutulmasının, kamu kurumlarının bütün kaynaklarını kamu bankalarında tutulmasını (kamu haznedarlığı) öngören Bütçe Yasası’nın 10.maddesi’ne uygun olup olmadığının belirlenmesini, durumun soruşturma konusu yapılabileceğini ifade etti. Bütçedeki kamu haznedarlığı hükmü, istisnai uygulamalar için Başbakan’ın iznini şart koşuyor. TOKI’nin ise, Asya Finans’ta hesap açmak için izin de almadığı belirlendi.SONUÇ: Konu ile ilgili kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmamıştır. 

39- – THY’DA E-POSTA VE İHALELER KONUSU 

THY’nin, çeşitli alim ve hizmetlere ilişkin yapmakta olduğu ihalelerin, Kamu İhale Yasası uygulamaları dışında, ilginç metotlarla yapıldığı ifade edilmektedir. bazı ihalelerin gerçekleşmeden önce, THY Yönetim Kurulu Başkan Vekili Hamdı Topçu tarafından bazı işadamları, bazı kamu görevlileri, bazı gazeteciler, bazı milletvekillerine ihale bilgileri içeren e-postalar gönderdiği ifade ediliyor. Konu KIT Komisyonu’nda THY hesapları incelenirken gündeme getiriliyor. AKP’LI Hemze Albayrak, Hamdı Topu’nun E-posta adresinden 40 kişiye gönderilen ve THY tarafından 19 Nisan-25 Mayıs 2004 tarihleri arasında açılan ihalelerle ilgili bilgileri içeren notları dağıttığı, buna mukabil THY Yönetim Kurulu Başkanı Candan Karlitekin’in “Bütün ihaleler davul zurna ile ihale edilir. Bütün ihale duyurularını elimizden geldiğince ese dosta gönderiyoruz. Böylece varsa ihale mafyasının kafasını kırıyoruz” diye açıklama yaptığı ifade edilmektedir. Cevabi aranan sorular şunlardır:” Bu 40 özel kişi kimlerdir? Bunlar, bunların yakınları veya bunların aracılık yaptığı yakınları THY’nin açtığı ihalelere girmismidir? Girmişlerse ihale almışlar midir? THY ile bağları naladır? Hangi ölçülere dayanarak bu40 özel kişiye E-posta göndermişlerdir? İhale süreci Internet sitesinde neden yer almamıştır? E-posta gönderilenlerin arasında AKP yakınlığı ile bilinen bir gazetenin Ankara Temsilcisi de var midir? Ve yine cevap aranılan bir diğer soru; Kıt Komisyonu’nda AKP’li bir milletvekili, E-posta ile bildirilen ihalelerin araştırılması için önerge veriyor ve bu önerge diğer AKP’lilerin oyları ile reddediliyor. Neden? “SONUÇ: Hükümetten konu ile ilgili hiçbir açıklama yapılmamıştır. 

40- TCDD İSKENDERUN LİMAN BAKIM – ONARIM İHALESİ 

İskenderun Limanı sınırları içindeki yaklaşık 11 bin 16 m2′lik kizaklama tesisinin, ilave yatırımlar ile mevcut amacına uygun islerde ve tersane nitelikli olarak kullanılmasına yönelik 1 Nisan 2004 tarihinde yapılan ihaleyi, TESKO Endüstriyel isimli firma aldı ve tesis 30 yıllığına bu firmaya kiralandı. TCDD ile TESKO Endüstriyel arasında yapılan yap-islet-devret sözleşmesine göre, sözleşmeyi takip eden ilk 6 aylık sürede, firmanın aylık kira bedeli olarak 4.7 milyar lira ödemesi ve bu süre zarfında Liman’a 1 trilyonluk yatırım yapması karar altına alindi. TCDD’ye ait kilavuzlama hizmeti veren deniz araçlarının bakim onarım hizmetlerini eskiden kendi personeli ile gören TCDD, bu hizmetin TESK O’YA devredilmesinin ardından ilk 6 ayda firmaya 1 trilyon 200 milyar lira ödedi. Buna karşılık firma TCDD’ye ilk 6 ayda kira bedeli olarak toplam 28.2 milyar lira ödedi. TESK O’NUN en büyük ortağı Sadık Bal, Reha Denizciliğin de ortakları arasında yer alan bir isim. Reha Denizcilik, TCDD İzmir Limanı yıllık 70 milyon $’lif yükleme boşaltma isini ihalesiz olarak, 30 yıllığına alan 2 şirketten birisidir. TCDD İzmir Limanı olayında, AKP Eski Bakırköy İlçe Başkanı’nın da isminin yer almış olması dikkat çekmektedir. İskenderun’daki ihaleye sadece TESK O’NUN teklif verdiği ve 6 aylık süre içinde tesislere 1 trilyon liralık yatırım yapma sözü vererek isi aldığı, ama buna mukabil söz konusu süre içerisinde bu yatırımın yapılmadığı öne sürülmektedir. Yine ifade edildiğine göre, TCDD’nin denize girişi bile sakıncalı bulunan, 30-40 yıllık ekipmanlarını kullanmaya devam eden TESK O’YA yatırım yapacağı için kirada da kolaylık sağlandı. Tesisin 23 milyar lira olarak belirlenen kira bedeli, 6 aylık süre için 4.7 milyara düşürüldü.SONUÇ: TCDD, konu ile ilgili yaptığı açıklamada yapılan işlemlerin usule uygun olduğunu bildirdi. 

41- ÖZÜRLÜLER İDARESI’NIN KİTAP İHALESİ KONUSU 

Özürlüler İdaresi Başkanlığı “İşlevsellik ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırılması” baslıklı bir kitap hazırlıyor. Nehir Yayınevi ihaleyi alıyor. Ve 21.12.2004 tarih ve 821672 numaralı fatura ile 12 milyar 750 milyon liralık faturayı, ÖIB’den tahsil ediyor. ÖIB’nin Başkan Vekili’nin Mehmet Aksoy olduğu, kitabin basımı için olur verenin de, ayni ismin bulunduğu, Aksoy’un “AB Sürecinde Özürlüler Politikası” ve “Geleneksel Sonrası Toplum Üzerine” isimli kitapların, yayınlanmış olduğu basımevinin “açı kitaplar” olduğu ve ÖIB’den ihale alan Nehir Yayıncılık ile açı Kitaplar firmasının, ikisinin de adresinin “Ankara Cad. Vilayetler Han Cagaloglu-İstanbul” da bulunduğu ileri sürülüyor ve yine iddia edildiğine göre, söz konusu yayınevinin eski ortakları arasında, Devlet Bakanı Besin Atalar bulunmaktadır. İddiaya göre, ÖIB söz konusu Bakanın eski yayınevini ihalelerde kollamaktadır.SONUÇ: Konu ile ilgili kamuoyunu tatmin edici bir soruşturma ve açıklama yapılmamıştır. 

42- ENERJİ BAKANLIĞI AVUKATLIK BÜROSU SÖZLEŞME KONUSU 

Enerji Bakanlığı’nın bünyesinde güçlü bir hukuk müşavirliği ve çok sayıda resmi avukatları bulunduğu halde, Enerji Bakanlığı’nın dava takipleriyle ilgili olarak bir özel hukuk bürosu ile avukatlık sözleşmesi imzaladığı ifade edilmektedir. Coşar Hukuk Bürosu’nun, bu anlaşma gereği, ÇEAS,KEPEZ davasını 1 trilyon 262 milyar lira vekalet ücreti ile almış olduğu ifade edilmektedir. Bakanlığın söz konusu büroya, konu ile ilgili olarak 631 milyar ödemede bulunduğu anlaşılıyor. Coşar Hukuk Bürosu’nun sahibinin Av.Aydın Coşar olduğu ve Başbakan Erdoğan’ın Danışmanı ve AKP Kurucuları’ndan Cüneyt Zapsu’nun da ayni zamanda avukatlığını yaptığı ifade edilmektedir.SONUÇ: Konuyla ilgili Enerji Bakanlığı’ndan kamuoyunu tatmin edici bir açıklamada bulunulmamıştır. 

43- MALİYE BAKANI’NIN BEYKOZ’DAKİ ORMAN ARAZİSI KONUSU 

Maliye Bakanı Unakitan’in, Beykoz Çavusbasindaki biri 34 dönüm, diğeri 17 dönüm olmak üzere toplam 51 dönüm, 2 B orman arazisini zilyetle üzerine geçirdiği ifade edilmektedir. Bugünkü parasal değerinin 10 milyon $ olduğu ve tapusunun bulunmadığı bu arazinin, Başbakan Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde, 16 Haziran 1997′de zilyetle aldığı söylenmektedir. TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu, raporunda “Orman arazileri, rant grupları ve arazi mafyaları tarafından parsellenerek, köy el senetleriyle, orman köylüsüyle hiç ilgisi olmayanlara satılıyor” denilmiş idi. Bilindiği gibi AKP iktidarı, 2B orman arazileri satışlarını kolaylaştıran bir yasa çıkartmış ve kanun Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla veto edilmişti. Kanunun yeniden çıkması halinde Unakitan’in söz konusu orman arazisinin de tapu alınır hale getirileceği ifade edilmiştir.SONUÇ: Maliye Bakanı’nın konu ile ilgili açıklamaları kamuoyunu tatmin etmemiştir. Ve iktidar 2B orman arazileri ile ilgili yasayı çıkartma gayretlerini sürdürmektedir. 

44- SSK FAKTÖR-8 VE SU İHALESİ 

Hemofili hastalarının kanamalarını durdurmak için kullanılan Faktör-8 ilacının ve suyunun birlikte satılması gerekirken, SSK’ya ayrı ayrı satıldığı ve bu şekilde Kurumun 3 trilyona zarara uğratıldığı iddia ediliyor. SSK’nın İstanbul satın Alma Müdürlüğü aracılığıyla, 22 Aralık 2003′te açılan ve SSK Yönetim Kurulu’nun 23 Ocak 2004′te onayladığı, KDV hariç 78 trilyon liralık ilaç ihalesinde Faktör-8 ilaç alımlarında usulsüzlük yapıldığı ifade edilmektedir. KDV hariç toplam 8 trilyon liralık Faktör-8 alimi ihalesinin şartnamesinde garip bir şekilde Eritropoietin (NeoRocorman ve Eprex) ve Interferon (Roferon) kalemlerinde, olduğu gibi alınacak üniteler ayrı ayrı tanımlanmış, ( 250 IÜ, 500 IÜ, 1000 IÜ gibi) bu da yetmiyormuş gibi, kurutulmuş Faktör-8 fraksiyonunun sulandırılması için kullanılan distileraf) su miktarları da ayrı ayrı belirlenmiştir. 5 ml, 10 ml ve 20 ml olarak ayrı ayrı tanımlama yapılarak 10 firmanın rekabet ettiği bu pazarda, SSK’nın rekabetle fiyat kırma gücü azaltılmıştır. İhale Komisyonu,12 Ocak’ta uyarı yapmasına rağmen, 23 Ocak’ta SSK Yönetimi onay vermiş ve İhale komisyonu, ihalenin teknik şartnamesinin hatalı yazılması nedeniyle başlangıçta 8 trilyon lira olan Faktör-8 alim tutarındaki yanlısı, son anda görerek, tuttuğu tutanakla bir ölçüde hatayı telafi etmeye çalışmıştır.SONUÇ: Konuyla ilgili SSK’dan herhangi bir açıklama yapılmamıştır. 

45- BAŞBAKAN IÇIN SATIN ALINAN VIP UÇAĞI KONUSU 

Başbakan’ın kullanımı için İtalya’dan alınan AIRBUS JIJI -319 tipi uçağın Türkiye’ye maliyetinin ne olduğu ve uçağın aliminin niçin ihalesiz gerçekleştirildiği açıklanmamıştır. Bir iddiaya göre, tadilatlarıyla birlikte yaklaşık 50 trilyona malalan uçağın, ihalesiz alınması, bazı usulsüzlük iddialarını da gündeme taşımıştır. Konu ile ilgili kendisine yöneltilen sorulara Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım yazılı olarak verdiği cevapta; ” Havacılık sektöründe uçak alim ve kiralamalarına ilişkin mali hususların gizliliği temel kuraldır. Gizlilik hususu tüm uçak alim-satım sözleşmelerinde zorunlu olarak yer alan bir madde olup, uçak fiyatlarının açıklanması mümkün olmamaktadır. Ancak, söz konusu uçağın fiyatı makul piyasa rayicinin bir miktar altındadır.” İleri sürüldüğüne göre, uçağın esas fiyatının açıklanmamasının esas sebebinin, alim fiyatının normal piyasa şartlarının çok üzerinde olduğu içindir.SONUÇ: yapılan açıklamalar kamuoyunu tatmin etmemiştir. 

46- ASYA KALKINMA BANKASI GENEL KURUL İHALESİ 

Asya Kalkınma Bankası’nın 38.Genel Kurul Toplantısı ihalesiyle ilgili usulsüzlük yapıldığı, ihalenin kamu ihale mevzuatına tabi tutulmadığı ve isin doğrudan temin yöntemleriyle yapıldığı ifade edilmektedir. Teknik şartnameye göre belirtilen kalemler için, ihalede en düşük teklifi veren Lavada Tomur- Symeon Turizm Konsorsiyumu 1 trilyon 380 milyar vermiş iken, yerine en yüksek teklifi veren Seter- Visitur Ikın Konsorsiyumu 4,5 trilyona verildiği ileri sürülmektedir. KDV dahil, toplam rakam yaklaşık 6 trilyonu bulan bu ihalenin usulsüz olduğu iddia edilmektedir.SONUÇ: Konu ile ilgili kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmamıştır. 

47- TCDD ANKARA-ESKİŞEHİR TREN YOLU İHALESİ 

TCDD, Ankara-Eskişehir tren yolu ihalesi yapılmış, 206 km.lik yolun yapımı için maliyet, 435 milyon $ olarak belirlenmiştir. İfade edildiğine göre, ek islerle söz konusu ihale 600 milyon $’a ulaşmıştır. Yine ileri sürüldüğüne göre, projeyi yapan firma ile imalatı yapan firma ayni firmadır. Bir firmanın hem projesini, hem de isin maliyetini üstlenmesi İhale Yasası’na uygun olmadığı, böyle bir durumda, proje maliyetine yansıyacak imalat rakamlarını da firmanın çıkarları doğrultusunda belirleneceği ve hiçbir yerde bu tarzda bir ihalenin yapılmadığı ifade edilmektedir. Dolayısıyla, söz konusu ihalede usulsüzlük olduğu ve kamunun ciddi manada zarara uğratılacağı ileri sürülmektedir.SONUÇ: Konuyla ilgili kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmamıştır. 

48- ISKUR’DAKİ EĞİTİM İHALESİ KONUSU 

Uskur Ankara İl Müdürlüğü, 31.01.2003 tarihinde “Özelleştirme Sosyal Destek Projesi” kapsamında Dünya Bankası Kredili, Yönetici Sekreterlik Eğitimi için ihale açmıştır. 63,5 milyar liralık bu ihalenin usulsüz olarak Denge Bilgisayar Şirketi’ne verildiği ileri sürülmektedir. Yine ileri sürüldüğüne göre, Uskur bünyesinde bazı ihaleler konusunda, baskı gördüğü için Uskur’da Şube Müdürü olarak çalışan Ali han Turan’ın, bu ihale baskılarına dayanamayıp, beyin kanaması geçirmek suretiyle öldüğü ve bu konuyla ilgili olarak da esinin açtığı davanın halen sürdüğü ifade edilmiştir. İddiaya göre, bu ihalelerde usulsüzlük ve kayrılma vardır.SONUÇ: Konu ile ilgili olarak resmi bir açıklama yapılmamıştır. Ancak söz konusu Denge Bilgisayar şirketi, kazandıkları ihalede herhangi bir usulsüzlük olmadığını ifade etmiştir. 

49- ÇAYKUR NAKLİYE İHALESİ 

Çay İsletmeleri Genel Müdürlüğü’nün (ÇAYKUR) 2005 yılı çay nakliyesi isinin, Başbakan Erdoğan’ın yakınları iki tasıma kooperatifi ile 2 nakliye firmasına ihalesiz bir biçimde ve yüksek fiyatlar karşılığında verildiği iddia edildi. Aküyüz Uluslararası Nakliyat’ın sahibi Sayım Aküyüz, olayı suç duyurusu ile yargıya taşırken, durumu mektupla Başbakan ve Bakanlara şikayet etti. Çay kur, toplam 70 bin 500 tonluk 2005 yılı paketli çay nakliyesi için 1,2 ve 3 Şubat 2005 tarihlerinde İstanbul, İzmir, Ankara, Kayseri, Samsun, Mersin, Diyarbakır ve Erzurum hatları için ihale açtı. Ankara, İstanbul, İzmir, Samsun ve Mersin için en düşük teklifi Aküyüz Nakliyat verdi. Ancak, Aküyüz İnşaat kısa bir süre sonra ihalelerin iptal edildiğini öğrendi ve iptal gerekçelerinin bildirilmesini talep etti. Birkaç hafta önce ikinci en iyi teklifi verdiği hatlar için Akyüz’e “fiyatı aşağı çekebilir misiniz?” diye soran Çay kur, iptal gerekçesinde kurumun tüm nakliye isinin tek bir firmaya verilmesinin “riskli” olacağı endişesinin kararda etkili olduğunu ifade etti. Aküyüz Nakliyatlar’in yıllardır 7-8 katrilyonluk TEKEL ürünlerini taşımakta olduğunu ifade eden Aküyüz, iptal gerekçelerinin hiçbirinin doğru olmadığını söyledi. Aküyüz, 25 Mart’ta yazdığı bir mektupla, olayı Başbakan Erdoğan’a da şikayet etti. İadeli taahhütlü gönderilen mektubuna, Erdoğan’ın “Yolsuzluğu kim yaparsa, bizim getirdiğimiz adamlar dahi olsa kafasını koparacağız” sözünü anımsatarak başlayan Aküyüz, “Bilginiz olmadığına inandığımız, size yağcılık adına yapılan ihale yolsuzluğu ile Hazine’ye milyarlara malalan olayı arz etmek istiyoruz” dedi. Çay kur ise, suç duyurusuna konu olan olayla ilgili sessiz kalmayı tercih etti.SONUÇ: Konuyla ilgili kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmamıştır. 

50- 30 TRİLYONLUK BUĞDAY VURGUNU DOSYASI 

Şirketler Toprak Mahsulleri Ofisi’nden (TMO) 140 bin liraya ihracata yapmak kaydıyla, aldıkları 10 bin ton buğdayı ortalama 300 bin lira fiyatla iç piyasaya sürdüler.Trilyonluk vurgunda, Toprak Mahsulleri Genel Müdür Vekili İsmail Kemaloglu ise, şirketlerin haksiz kazanç sağlamasını “ihraç etmek için ucuza alınan buğdaylarla şirketler, istediğini yapabilir” diye savundu. TMO, Kırşehir Kaman, Adapazarı, Konya, Bolu, Ankara, Aksaray’da Dahilde İsleme İzin Belgesi (DIIB) kapsamında, yani ihracata yapılması kaydıyla piyasanın yari fiyatına, bazı özel şirketlere buğday sattı. Un yaparak ihraç etme sözüyle, buğdayları ucuza alan şirketler, buğdayları iç piyasada sattı. Bu kapsamda, Ocak-Şubat ayları içinde, Kırşehir Kaman’da TMO tarafından, Satışlar Emirler Gıda Sanayi, Kısmet Un Sanayi ve Fatoglu firmasına toplam 10 bin ton buğday satıldı.TMO buğdayları, üreticiden 290-390 bin lira arasında almıştı. Ancak, söz konusu firmalar, ihracata sözü verdiği için buğdayların kilosu için yaklaşık 140 bin lira ödedi. Ihracaat taahhüdünde bulunan firmaların, kısa bir süre sonra buğdayların büyük bir kısmini iç piyasada sattığı ileri sürüldü. Kırşehir ve Mucur civarında, şirketlerin ihracata yapmak için aldıkları buğdayları sattıklarının ortaya çıkmasının ardından, Kırşehir Kaman Ziraat Odası Başkanı Selamı Kayhan durumu önce Kaman’daki TMO ajansı ile görüştü, ancak buradaki yetkililer emrin TMO Genel Müdürlüğü’nden geldiğini belirttiler. Durumu Tarım Bakanı’na ve TMO Genel Müdürlüğü’ndeki yetkililere aktaran Kayhan’a, TMO Genel Müdür Vekili İsmail Kemaloglu imzası ile bir bilgi notu gönderildi.bilgi notu, İç Ticaret Şube Müdürü Hafit Tekin, Ticaret Daire Başkanı Faruk Mor tas imzalı üst yazı ile gönderildi. Yazıda, TMO’nun Kaman’da DIIB kapsamında 10 bin tonluk buğday satışı yaptığı, bu buğdayı ise Satışlar Emirler, Kısmet ve Fatoglu firmalarının aldığı ifade edildi. Yazıda, “Firmalar zaman zaman piyasadan mevcut fiyatlarla aldıkları buğdayı isleyerek, un ihraç etmektedirler. Bu firmalar, DIIB kapsamında ihraç ettikleri un karşılığında, hak ettikleri buğdayı TMO’dan aldıklarında, tekrar un ihraca ati söz konusu değil ise aldıkları bu buğdayları istedikleri şekilde değerlendirme imkanına sahiptirler” denildi. Yazıda, ucuza alınan bu buğdayların ülke içinde satılmasında bir sakınca olmadığı ifade edildi. Yazıda, “sistem içerisinde bu uygulama zaman zaman yapılmakta olup, firmaların ne şekilde hareket edecekleri firmaların tercihidir” denilerek, TMO’nun konu ile ilgisinin sadece firmalara DIIB kapsamında buğday satışından ibaret olduğu ifade edildi. Kaman Ziraat Odası Başkanı Selamı Kayhan, TMO’nun bu buğdayları 360-390 bin lira arasında bir fiyatla üreticiden aldığını dile getirerek, bu buğdayların zararına şirketlere satılıp, devletin zarara uğratıldığını belirtti. Kaman’da devletin zararının 30 trilyon lirayı bulduğunu ve üreticinin emeğinin şirketlere peşkeş çekildiğini dile getiren Kayhan, yaşananların dünyada bir örneğinin daha olmadığını söyledi.

SONUÇ: Konu ile ilgili kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmamıştır. 

51- ERZURUM’DA PASİNLER SİGARA FABRİKASI VE ARAZİSİ OLAYI 

Erzurum’un Pasinler İlçesi’ne bağlı Cögender Köyü’nde, trilyonlar harcandıktan sonra yarim bırakılan Pasinler Sigara Fabrikası ve arazilerinin, usulsüz olarak MÜSIAD Üyeleri’nden kurulduğu söylenilen bir şirkete verildiği iddia edilmektedir. 27 yılı askın süredir ekilip, biçilemeyen 1000 dönümden fazla fabrika arazisine organik tohum üretimi yapmak için bir araya gelerek, Cögender A.S.’yi kuran köylüler, araziyi satın almak, kiralamak, tahsis yapılmasını sağlamak için ilgili makamlara ve Özelleştirme İdaresi’ne 2003 yılından bu yana 7 kez başvurmuşlar. Buna karşılık söz konusu fabrika ve arazileri ortakları MÜSIAD üyesi olduğu ileri sürülen EGES A.S.’ye bedelsiz olarak verildiği ileri sürülmüştür. Ve konuyla ilgili 9 Mayıs’ta Güneş Gazetesi’nde bir ilan yayınlatmışlar. İlanda “Arazisi köyümüze ait iken, yöre insanından 400 kişi çalıştırılacak vaadiyle, değerinin altında istimlak edilen Pasinler Sigara Fabrikası, hayata geçirilemedi. Atıl kalan arazide AÜ Ziraat Fakültesi’nin görüşleri doğrultusunda organik tohum üretmek için köy halkı, Çögender A.S.’yi kurdu. Araziyi satın almak, kiralamak ve tahsis kapsamı dahilinde isletmek üzere ilgili bütün makamlara ve Bakanlıklara müracaat ettik. Yedi resmi müracaatımıza rağmen bize menfi veya müspet cevap vermeyenler, 4 ay önce kurulan ve isminin önünde “MÜ” olan SIAD’in bir ay önce kurduğu EGES A.S.’ye bedelsiz olarak peşkeş çekmekte,katkılarından dolayı; Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ı, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’i, Tarım Bakanı Sami Güçlü’yü Milletvekilleri Ömer Özyilmaz, Mustafa Ilıcalı, Muzaffer Gül yurt’u, Vali Cehalettin Güvenç’i ve MÜSIAD Erzurum Şubesi’ni kınıyoruz” demişlerdir.SONUÇ: Erzurum Valisi, arazinin karşılıksız, içindeki binaların ise kira karşılığında EGES’ verileceğini açıklamıştır. Konu ile ilgili başkaca bir soruşturma söz konusu değildir. 

52- İSTANBUL İL SAGLIK MÜDÜRLÜĞÜ’NDEKİ 750 MİLYARLIK USULSÜZLÜK OLAYI 

İstanbul İl Sağlık Müdür Yardımcısı’nın, Sağlık ocağı yaptıracağım diye usulsüz olarak 750 milyar para topladığı ve sonra bu parayla alınan malzemeleri sattığı ileri sürülmektedir. Sağlık ocaklarından sorumlu İstanbul İl Sağlık Müdür Yardımcısı Dr. Celal Şahin hakkında, Güngören’de, Akıncılar Sağlık Ocağı’nı yaptırmak için çeşitli şirketlerden makbuz karşılığı para topladığı, elde edilen miktardan kalan 750 milyar liralık tıbbi malzeme ve inşaat malzemesini gazete ilanı ile satışa çıkardığı iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Sağlık ocağı yanına, kayınbiraderi eczane açan Dr. Şahin, makbuzların sahte, imzasının da taklit olduğunu öne sürerek, “Bunları İstanbul dışına, rüşvet aldıkları için sürdüğüm iki teknisyen yapıyor. Akıncı Sağlık Ocağı’nın yerinde market vardı, marketi sağlık ocağı ve eczaneye dönüştürdük. Esnaftan 30-40 milyar lira bağış topladım. Bağışçıların ismini de pirinçten bir plakayla, Sağlık Ocağı’nın girişine astım. diğer makbuzlardaki imzalar bana ait değil, sahte” dedi. Sağlık Müdürlüğü’nde memurluk yapmaya maddi olarak ihtiyacı olmadığını öne süren Dr. Şahin, “Benim Sentez Temizlik şirketim, Melihan medikal malzeme firmam, Zeytin burnu’nda bir polikliniğim vardı. Bu islerimi devrettim. Ben bu görevde isteyerek durmuyorum. Temizlik İhale Komisyonu Başkanıyım. İstesem çatır çatır ihale alırım. Bir ihale 3-4 trilyon lira, ama almıyorum” diye konuştu.SONUÇ: Konu ile ilgili soruşturmanın sürdüğü ifade ediliyor. 

53- ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI BÜROKRATLARININ İHALE KAZANAN FİRMA TARAFINDAN AĞIRLANMASI OLAYI 

Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Bünyemin Kara ve Devlet Meteoroloji İsleri Genel Müdürü Adnan Ünal, Bakanlığın ihalelerine giren VAISALA firması tarafından, Finlandiya’da ağırlandıkları ve bütün faturaların söz konusu firma tarafından ödendiği ifade edilmektedir. 6-10 Haziran 2004 yılında Finlandiya’da ağırlanan söz konusu bürokratların tüm harcamalarının, Bakanlıktan çok sayıda ihale alan VAISALA firması tarafından ödendiği, daha sonra konu kamuoyuna intikal edince de, söz konusu bürokratların, söz konusu firmaya bu paraları geri ödedikleri ileri sürülmektedir. Yine bir başka iddia, açılan bir ihalenin iptal edilmesi ile ilgilidir; “Çevre ve Orman Bakanlığı, Devlet Meteoroloji İsleri Genel Müdürlüğü (DMI) 10 adet havsalanda Otomatik Meteoroloji sistemi satın almak üzere, Ağustos 2004′te ihale açar. Bu ihale için 4 Ekim 2004 tarihinde VAISALA firması ile 1.674.590 Euro bedel karşılığı sözleşme imzalanmış. DMI yine 2004′te 76 adet Otomatik meteoroloji istasyonu için ihale açılmış.

57-EÜAS SEYİTÖMER,AFSİN-ELBİSTAN SANTRALLERİ’NDEKI İHALELER 

Elektrik Üretim A.S. Genel Müdürlüğü Malzeme ve Yönetim Ticaret Dairesi Başkanlığı’nın 2004 yılı içinde yaptığı Seyitömer Termik Santral İsletme Müdürlüğü personel tasıma ihalesi için Kamu İhale Kurumu’na başvuruda bulunuldu. yapılan incelemelere Elektrik Üretim A.S.’nine isteklilere ihale sonucunu bildirmeden sözleşme imzalamış olduğu belirlenerek, bu yöntemle ilgili firmaların şikayet haklarının dahi ellerinden alındığını saptandı. Kurum, usulsüzlükler için suç duyurusunda bulunma kararı aldı. EÜAS’in 2003-2004 yıllarında gerçekleştirdiği Seyitömer Termik Santrali’nin bakim ve onarım ihalesi, Afşin- Elbistan B Termik Santrali Tesis Müdürlüğü’nün hizmet alimi ihaleleri de başvuru üzerine, Kamu İhale Kurumu tarafından denetime alindi. Yasaya aykırılıklar nedeniyle iki ihalenin de iptal edilmesi benimsendi. EÜAS’in 2004′te gerçekleştirdiği “120 bin ton kıraç tası alimi” ne ilişkin ihaleyse, başvuru yapılmasına karsın, Kamu İhale Kurumu’nun yetkisi dışında kaldığı için incelenemedi.SONUÇ: Bakanlıktan konu ile ilgili kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmadı. 

58- TOKİ’DEKİ TAŞIT VE PERSONEL ALIMI OLAYI 

Toplu Konut İdaresi (TOKİ) ve Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı’nca “hasılat paylaşımı” ile yaptırılan yedi adet toplu konut projesinde, 773 trilyon lira tutarındaki kaynağın müteahhitlere aktarılarak, kamunun zarara uğratıldığı müfettişlerce saptanırken, konut şantiyeleri için müteahhitlere aldırılan taşıtların da makam aracı olarak kullanıldığı belirlendi. TOKİ, son iki yılda 70 sözleşmeli personeli de sınavsız, duyurusuz ise aldı. TOKİ’nin hasılattan aldığı payın yüzde 30′lar seviyesinde kaldığı, bazı projelerde bu oranın yüzde 23′lere kadar gerilediği belirlendi. Bu şekilde sözleşmeyle bağlanan 2.3 katrilyon liralık 7 projede, kamunun 773.9 trilyon lira zarara uğratıldığı saptandı. Konut ihaleleri yoluyla TOKİ’nin zarara uğratıldığı YDK raporlarına yansırken, konut projeleri şartnameleri kapsamında müteahhitlere aldırılan taşıtların da sözleşme hükümlerine aykırı olarak şantiyelerde kullanılmadığı, TOKİ yöneticilerine tahsis edildiği belirlendi. Bu yöntemle müteahhitlere satın aldırılan ve her türlü bakim ve akaryakıt ihtiyacı müteahhitlere karşılatılan 37 araçtan ikisi TOKI Başkanı Erdoğan Bayraktar’a, üçü Başkan Yardımcıları’na, besi Bayraktar’ın Danışmanları’na, diğerleri de Hukuk Müşaviri, Daire Başkanları, Şube Müdürleri’ne tahsis edildi. Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nın kuruma personel alımında da sınav şartını asmak için isçi ve memur yerine sözleşmeli personel yöntemine başvurduğu belirlenirken, 70 kişinin bu yöntemle ve ülke çapında herhangi bir duyuru yapılmadan alındığı ileri sürüldü. İdarenin 2003 ve 2004 yıllarında iktidar partisi milletvekilleri ile Başkan Erdoğan Bayraktar ve başkan yardımcısının, akraba, es-dost ve hemsehrilerinin ise yerleştirildikleri iddia ediliyor.SONUÇ: Konuyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmadı. 

59- TRT’DEKİ İZLENMEYEN BAZI DİZİLERE 10.5 TRİLYON LIRA ÖDENMESİYLE ILGILI KONU 

TRT’de 2004′te 28 diziye 10 trilyon 448 milyar lira harcandığı, “Paydos, Üvey Ana, Dudaktan Kalbe, Yol Palas Cinayeti, Aşk Mahkumu ve Sihirli Lamba” Programları’na 944 milyar ödendiği, yayını devam eden dizilerin program basına maliyeti, 1 trilyon 403 milyar olduğu, basarisiz olan programların da çoğunun yayından kaldırıldığı ileri sürülmektedir. Yine ileri sürüldüğüne göre, TRT’ye yapım satan şirketlerin kurucuları ve ortaklarının arasında, TRT’de görev yapan müşavirlik, danışmanlık hizmeti veren kişiler ve yakınlarının var olduğu ileri sürülmektedir. Ve yine TRT’de birçok yerli-yabancı film ve dizilerin usule uygun olmadan ve fazla fiyatla satın alındığı ileri sürülmektedir.SONUÇ: Konu ile ilgili kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmamıştır. 

60- MALİYE BAKANI’NIN HAYALİ İHRACAAT DOSYASI 

Devlet Bakanı Kür sat Tümen’e bağlı olan Gümrük Müsteşarlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı, bir soruşturma raporu hazırlıyor. Bu raporda, 1 milyar 162 milyon $’lif hayali ihracata olayının gerçekleştirildiği ifade ediliyor. Ve yine bu raporda, Kemal Unakitan’in 1995-1998 yılları arasında Albaraka Türk Yöneticisi iken, yaklaşık 200 trilyonluk bir hayali ihracattan sorumlu olanlar içinde ismi zikrediliyor. Teşekkül halinde hayali ihracata yapmak ve evrakta sahtecilik iddiasıyla yargıya intikal ettirilmesi isteniyor. Maliye Bakanlığı, hayali ihracata yapan firmalara aracılık eden firmalardaki yöneticilerin cezai sorumluluğunun kaldırılmasını öngören bir kanun tasarısı hazırlıyor. eğer tasarı bu şekilde kanunlaşır ise, Unakitan ile ilgili yeni bir af çıkacağı ifade ediliyor.SONUÇ: Maliye Bakanı’nın açıklamaları, kamuoyunu tatmin 

ORTADOGUDA.RUS.KÜRT.ERMENİ

Ruslar’ın Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu’su ile ilgilenmesi

1805 yıllarına kadar inmektedir. 1805 yılında Kürt aşiretleriyle temas kuran Ruslar 1828-1829 ve 1853-1858 Osmanlı-Rus harplerinde bu ilişkilerini daha da geliştirdiler.
Ruslar 1829 Osmanlı-Rus harbinde Kürtler’den bir, Kırım Harbinde de iki Alay teşkil ettirmiştirI.
Bu gelişmelerin ardından Rusya’nın yoğunJ)ir şekilde bir “Kürt Politikası” oluşturmaya çalıştığını görüyoruz. Ozellikle Doğu Türk illerinde görevlendirdikleri konsolosları ve elçilik görevlileri vası-
tasıyla bir takım bilimsel ve siyasi çalışmalar yaptılar2

1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi başlangıcında Erzurum’daki Rus konsolosu ile irtibat kuran bazı Dersim aşiretleri “muharebe sırasında Dersim’in Ruslar’a yardımda bulunacağını” beyan ettiler.
Bundan sonra özellikle Dersim bölgesi ile ilgilenen Ruslar bazı aşiretlerin desteğini sağladılar3•
Ruslar, Osmanlı Devleti’nde meydana gelen bazı iç isyanlarada destek verdiler. Bunlardan Kırım harbi sırasında ve sonrasında Van, Bitlis, Siirt, Hakkari ve Musu1’da çıkan “Şir Yezdan İsyanı”ile 1880 yılında çıkan “Şeyh Ubeydullah İsyanı” Rusya tarafından teşvik ve destek görmüştü

1904 yılında Sasun, Muş ve Van’da çıkan isyana Ruslar, Kürtler’le Ermeniler’i birleştirmek ve bir Ermeni ve Kürt devleti kurdurmak maksadıyla destek vermişti

Rusya, İngiltere’yle yaptığı 1907 anlaşması ile Ortadoğu üzerinde yeni bir politika oluşturmaya başladı. Bu anlaşmaya göre İran’ın kuzey i Rus, güneyi ise İngiliz hakimiyeti altına girecekti.
Böyle bir durum Osmanlı Devleti’nin doğu vilayetleri ile Irak bölgesini tehdit eder bir hale getirmekteydi. Osmanlı Devleti’nin iki büyük düşmanı olan Rusya ve İngiltere “Osmanlı’nın doğu sınırlannı” bir çember içine almak istiyorlardı Ruslar bu anlaşma sonrasında İran’ın itirazına rağmen İran’ın kuzey ve kuzeybatısına asker ve silah yığmaya başladı. Ardından Azerbaycan’a ve özellikle Osmanlılar tarafından öteden beri büyük bir önem verilen ve Osmanlı kayıtlannda “Neviihi-i Şarkiye” namıyla bilinen Lahçeban üzerine de siyasi ve askeri baskı yapmaya başladılar
Ruslar, Osmanlılan buradan çıkarmak için bölgedeki aşiret halkını Tebriz, Hoy, Selmas, Rumiye ve Savucbulak konsolosluklan vasıtasıyla Osmanlı Devleti aleyhine çevirmek için çeşitli tertipler
düzenlediler. Bölgeye askeri birlikler göndererek Osmanlı sınırlanna bir takım tecavüzlerde bulundular.
Bundan başka konsolosların gizli tertipleriyle Osmanlı ve İran aşiretlerini, Karani Ağa, Ağapetros, Simko, Abdürrezzak gibi şeyhleri, Osmanlı aleyhine kışkırtmışlardır. Bunlar vasıtasıyla Kürtleri
ve Musul sınırına kadar uzanan sarp arazide yerleşmiş bulunan Nasturiler’i külliyetli paralar ile ayaklanmaya sevk ettiler
Celiili havalisinde sakin Abday Aşireti reisi Simko Ruslar’dan muntazaman para yardımı aldığını itiraf etmiştir. Rumiye ve Selmas civanndaki Nasturiler de Ruslar tarafından silahlandmlıp askeri eğitime tabi tutuluyordu. Ruslar kendilerine katılan aşiretleri ödüllendirip boyun eğmeyenleri için tehdit ediyorlardı. Barzan Şeyhi Abdüsselam, Tiflis’e getirildi. Kendisine para ve yiyecek yardımı yapılarak aşiretleri Rusya hesabına celbetmeye memur edildi. Sonuçta Abdüsselam Komitesi Osmanlı sınırlarına hücuma geçerek
bölge halkına zulüm yapmaya başladı
1913 yazında Van ve Erzurum vilayetlerinde Ermeniler, Yezidiler ve l:fl.rkısım Kürt aşireti Ruslar’la irtibat kurdular. Hatta bazı Kürt Şeyhleri Rus büyükelçisine “Rusya hesabına çalışacaklarına”
dair mektup yazdılar. Haydaranlı Kör Hüseyin Paşa büyükelçi Akimoviç’e “Rusya’ya bağlanmak istediklerini” bildirdi.
Bedirhanlılar Ruslar’dan silah yardımı talebinde bulundular.Yusuf Kamil Bedirhan ve amcaoğlu Süleyman, Rus büyükelçisinden Türkiye’de isyan çıkarmak ve Rusya’yla birleşrnek için kendilerine yardım edilmesini istediler.Şirvan, Siirt sancağı etrafını temsilen Kör Hüseyin Paşa ve Yusuf Kamil Bey Tiflis’e götürülerek Ruslar’la anlaşma sağladıları.
Ruslar, Kürtler’in liderinin Abdürrezzak Bedirhan olmasını istedi.Abdürrezzak Bedirhan 1913 Şubatında Rusya’nın Hoy’da bulunan konsolos vekilinden çeşitli yardım taleplerinde bulunduıı. Daha
sonra Rusya’ya giderek bir takım gizli tertipler içine girdi. Abdürrezzak’ın faaliyetleri ile ilgili şu belge oldukça dikkat çekicidir:“Fon Kallem tarafından Kafkasya Valisi’ne 26 Mart 1914 tarihiyle gönderilen 262 numaralı gizli işaretli mektup:Kafkasya Kumandanlığınca pek iyi bilinen Kürt milliyetçisi
Abdürrezzak bugün Tiflis ‘e doğru yola çıkıyor. Abdürrezzak’ın Petersburg’da uzun süren ikameti sırasında Dışişleri Bakanı’ndan aldığım emir üzerine kendisiyle evimde birkaç defa görüştüm. Abdürrezzak sürekli muhabir ve Kürtler ile Iran ve Türkler arasında nüfuzumuzun yayıcısı sıfatıyla istihdam edilmesi kararında idi.Abdürrezzak’a şimdilik yüklenen başlıca vazifelerden biri
Kürtler ve Ermeniler ve Süryaniler arasında bir dayanışma sağlamaktan ibaret olup bu dayanışmanın Kürtlerin menfaati için olduğu kendisi tarafından da bilinmektedir. Bu maksatla Abdürrezzak buradaki Ermeni yetkilileri ile görüşmeler yapmış ve bu kişilerle bir Ermeni-Kürt İtilaf Cemiyeti’nin oluşmasını sağlamıştır. Bu komitenin kararı üzerine ya Tiflis’de veya Kafkasya’nın diğer uygun bir
yerinde buna benzer diğer bir komite teşkil etmek üzeredir. Abdürrezzak herşeyden evvel bununla meşgulolmak arzusundadır. Bu isteği Sazanof tarafından tamamen tasvip olunmuştur.
Osmanlı Kürtleri arasında doğrudan doğruya nüfuz etmek hususuna gelince Abdürrezzak’ın burada oldukça etraflı bir surette tertip etmiş oldUğu program, eğitim, sağlık gibi meseleleri de içermektedir. Yalnız Abdürrezzak’ın teklif ettiği şeylerin büyük bir kısmını şimdilik gerçekleştirmek güçtür. Bu meselenin etraflıca inceleneceği, Kürdistan’da mevcut Konsolosluklara ilaveten birkaç
konsolosluk açılacağı zamana bırakılmıştır.Meselenin ayrıntılı incelenmesi ve bu programın uygulanması o zaman mümkün olacağından bu vakit gelene kadar Osmanlı Devleti aleyhine her hareketi dikkatli bir şekilde yapması ve hatta Osmanlı sınırında olan civar mahallerde görünmemesi kendisine tenbih ve ihtar olunmuştur.
Abdürrezzak’ın İran tabiyetine girme ve İran Kürdistanı’nda önemli bir memuriyet verilmesi isteği şimdilik uygun değildir. Şurası önemlidir ki; Iran, Abdürrezzak hakkında Tahran’da defalarca
şikayette bulunmuş ve Abdürrezzak’ın İran’dan uzaklaştırılmasını ısrarla isteyen Türkler’den çekindiği için böyle bir isteği olumlu karşılamaz.
Bu düşüncenin gerçekleşmesi isteğinin Bab-ı Ali ile olan münasebatımızca pekçok olumsuz etki olduktan başka Osmanlı-İran sınır düzenlemesi işlemini tamamiyle ihlal edeceğinden korkuluyor. Zira Türkler, Abdürrezzak’ın Kürdistan’da bir memuriyete getirilmesini kendilerine karşı açık bir tahrik olarak kabul etmektedirler. Bununla beraber Abdürrezzak’ın Tiflis’ten Tebriz’e girmesi
orada geçici ikametle meselenin şimdilik halli bir dereceye kadar kendi elinde bulunan Azerbaycan Valisi Şecaüddevle ile anlaşma sağlaması kararlaştırılmıştır.Durumu size bildirir ve Kafkasya Valisi tarafından Sazanofa gönderilmiş olan 3/16 Ekim tarihiyle ve 10783 numaralı gizli telgrafın alınmasına kadar yani geçen Ekim’de Dışişleri Bakanlığı’nın Abdürrezzak’a 300 ruble tahsis eylemiş olduğu ve onun başanya ulaşıncaya kadar bu miktar paranın verilmesine devam edilmesini beyan eylemış.
Bütün bu gelişmeler Nisan 1913 yılında Diyarbakır’da Bedirhanlar’ın önderliğinde bir isyanın çıkmasına yol açtı. Diyarbakır,Harput ve güneydoğu Türk illerindeki bir çok bölgede Kürtlerin Rusya’ya bağlanacağı söylentileri dolaşmaya başladı. Türk kuvvetlerinin müdahalesi üzerine bu isyan hareketi fazla gelişme gösteremedi. ~ncak buna rağmen gerginlik devam etti 13.Ermeniler’le bir irtibat kuran Hizanlı Şeyh Said Ali ve onun adına harekete geçen Molla Selim 1-2 Nisan 1914 yılında Bitlis’te
bir isyan girişiminde bulunurlar. Bu isyan girişiminde başarısız olan Molla Selim üç kişiyle birlikte Rus konsolosluğuna sığındılar.
“Rus konsolosluğunda başlayıp Rus konsolosluğunda biten” bu isyanla 14 Rusya’nın, Ermeni ve Kürt yakınlaşmasını sağlamaya çalıştığı anlaşılmaktadır.
Ruslar Bitlis isyanının bastırılmasından hemen sonra Osmanlı Devleti’nin Doğu vilayetlerine karşı saldırıya geçti. 27 Ağustos 1914’te Muradiye kazasına tecavüzde bulunan Ruslar, Kürşad’da
Çilli mevkiinde Osmanlı kuvvetleri ile çatışmaya girdiler. 8 Eylül’de ise Bayezid’in 26 km. doğusundaki Girberan köyüne tecavüzde bulundular. Türk kuvvetleri müdafaa ile yetindiler. Ruslar Eylül ayında Selmas’da 400 kişilik bir Ermeni çetesini hazırlayıp silahlandırmışlar ve kendi askeri kuvvetleriyle birlikte Türk sınırlarından içeriye girmeye teşebbüs etmişlerdir. Bu çete ile Türk kuvvetleri arasında şiddetli çarpışmalar olmuştur.

Etnik Unsur Varmıdır Yokmudur

Etnik Unsurların Ortaya Çıkışı ve İlk Irklar

Etnik unsurların ortaya çıkışı ve İlk Irklar. İnsan oğlunun genetik olarak ayrışması ve ilk ırkların ortaya çıkışı.

Tüm insanlık aynı soydan geliyorsa neden birbirimizden farklıyız? Bu soru kuşkusuz çoğu insanın zihninde belki yersiz ama cevabı merak edilen bir soru. İnsanoğlu, kökeninde tek bir tip insan topluluğundan türemişse fiziksel ve genetik olarak nasıl bu denli farklı ve çeşitli olabiliyorlar sorusunun yanıtlarını araştıracağız.

 
Dünya, milyonlarca yıl önce ortaya çıkan ilk canlı hücre ile canlıların yaşam alanı olmaya başladı. Aradan geçen milyonlarca yıl canlıların çeşitliliğini arttırdı ve o kutsal kıvılcım ile insanoğlu ortaya çıktı. Zaman içerisinde sayıları arttı, yaşadıkları coğrafyaya sığamadılar ve göç ettiler. Bu göç hareketleri ile dağınık coğrafyalarda kendilerine has kültürel ve genetik özellikler kazanarak kendi etnik varlıklarını ortaya çıkarttılar.
 
 
İlk İnsanlar (100.000 – 70.000 yıl önce)
 
İnceleyeceğimiz tarih süreci, günümüzden 100 bin yıl öncesine kadar geriye gidecek. Günümüz imkanlarıyla yapılan araştırmalar gösteriyor ki insanoğlunun ilk ataları günümüzden 100 bin yıl kadar önce ortaya çıktılar. Her ne kadar bilim dünyası, insanlığın kökenini 200 Binli yıllara kadar götürse de Cromagnon (Kromagnum) adını verdikleri canlıları insan olarak telafuz etmekten kaçınırlar. Bu nedenle bilimsel ihtilafa girmeden insanoğlunun günümüzden 100 Bin yıl önce yaşadığına dair kanıtlara itibar ederek bu tarihi 100 Bin yıl öncesi olarak düşünebiliriz. 
 
Sayıları birkaç bin olarak düşünülen bu küçük insan topluluklarının Afrikanın Güneyinde ortaya çıktığı kesinleşmiştir. Bu topluluk, 100 Bin yıl kadar önce Güney Afrika sahillerinde kendilerine yaşam alanı oluşturdular. Daha çok mağara ve oyuklarda küçük topluluklar halinde yaşayarak tabiatın imkanlarıyla varlıklarını uzun bir süre koruyabildiler. Bugünkü Afrika yerlilerinin ataları olan bu ilk insan topluluğu, zaman içerisinde çoğalarak göç etme ihtiyacı hissettiler. Binlerce yıl sürecek bu göç hareketleri, henüz tekerleğin bulunmadığı, hayvanların evcilleştirilmediği dönemin imkanlarıyla kısa ve küçük hamlelerle gerçekleşti. Bir bölümü Güney Afrikada kalan, diğer bölümü kuzeye doğru göç eden ilk insan topluluklarının göç yolları yine Afrika sahilleri olmuştur. Güney Afrika’nın doğusundan Kızıl Denize doğru uzanan göç yolculuğu günümüzden 70 Bin yıl öncesine kadar devam etti. Ancak bu göç yolculuğu Afrika’nın kuzeyinde sona erecektir. Zira henüz buzul çağının etkisinden kurtulamayan yerküre’nin Kuzey bölgeleri buzullarla kaplı olmasına rağmen Afrika’nın kuzeyinde çöl iklimi hakimdi. Kuzey Afrika’nın neredeyse tamamında etkili olan çöl iklimi ilk insan toplulukları için aşılması imkansız bir engel teşkil ediyordu. Daha fazla kuzeye ilerleyemeyen topluluklar için yeni bir yol alternatifi daha vardı. Arap yarımadası. 
 
Günümüzden 70 bin yıl önce buzul çağının etkisiyle sular daha sığ ve karasal sınırlar daha yakındı. Bugün Afrika ile Arap yarımadasını birbirinden ayıran Kızıl Deniz’in en yakın noktası Aden Körfezi ile Kızıldeniz’i ayıran darboğazdır. Günümüzde 30 kilometre uzaklıkta bulunan bu boğaz, şüphesiz buzul çağının etkili olduğu tarihlerde, suların daha sığ olması sebebiyle birbirlerine çok daha yakındı. Bu sığ boğazdan yürüyerek geçebilen ilk insan toplulukları artık yeni bir adaya ayak bastılar. İnsanoğlu için dönüm noktası da işte bu göç hareketidir.
 
 
İnsanoğlunun Yeryüzüne Yayılması
 
Güney Afrika’dan yola çıkan ilk insan topluluklarının bir kısmı Güney Afrika’da kaldı, diğer kısmı Göç yolculuğuna başlayarak Arap yarımadasına ulaştı. Günümüzden 70 Bin yıl önce başlayan bu yolculuk şüphesiz mutlu sonla bitti ve insanlık tarihi için yeni bir başlangıç oldu. Arap yarım adasına ayak basan topluluklar, yine güney sahillerini takip ederek Asya’ya ulaştılar. 
 
Dünya tarihi şunu açıkça kabul etmiştir ki ; Dünyanın ilk medeniyetleri ve kültürleri Asya’da ortaya çıkmıştır. Zira Afrika’dan sonraki ilk durak olan Asya, geniş bozkırları ve zengin tabiatıyla insanoğlu için muazzam bir yaşama imkanı sağlamıştır. 70 Bin li yıllarda Asya’ya ayak basan insanoğlu, 60 Binli yıllara gelindiğinde çoğalarak Asya bozkırlarında geniş insan kütleleri haline geldiler. Afrika’dan Arap yarım adasına, oradan da Asya’ya ulaşan insan kütleleri, Asya’dan Dünyanın tüm diğer kıtalarına da ulaşma şansı buldular. Böylelikle 70 Bin’li yıllarda başlayan güç hareketi 10-20 bin yıl içerisinde Dünyaya yayılarak günümüz insanlarının ilk atalarının ilk medeniyetleri kurmalarına ön ayak oldu. 
 
Günümüz teknolojilerinin sağladığı imkanlarla onbinlerce yıl önce gerçekleşen bu göç hareketlerinin izlerine ulaşabiliyoruz. Yapılan çalışmalar ortaya koymuştur ki Dünya toplulukları bulundukları coğrafya’ya Asya’dan göç etmiş ve Buzul Çağının etkisini kaybetmesi ve suların yükselmesiyle kıtalar göç hareketlerinden sonra ayrılmıştır. 
 
 
Etnik Farklılıkların Ortaya Çıkışı 
 
Onbinlerce yıllık serüveninin neticesinde bugün 72 ayrı etnik topluluk haline gelen insanoğlu, nasıl oldu  da farklı dil ve genetik yapıya sahip hale geldiler? İşte tamda bu sorunun yanıtına ulaşacağız.
 
Bahsettiğimiz üzere Afrika’da ortaya çıkan ilk insan toplulukları günümüz insanlarına göre hem kültürel hem de sosyolojik açıdan çok daha ilkel durumdaydılar. Sayılarının az olması ve tabi imkanların kısıtlı olması sebebiyle hayatta kalma mücadelesinden yenilikler üretmeye imkan bulamamışlardı. Birbirleriyle anlaşmak için gırtlak sesleriyle konuşarak kısıtlı ifadeler kullanabilen bu ilk insan toplulukları bu özelliklerini Asya kıtasına ulaşana dek kayda değer şekilde geliştiremediler. 70 Bin yıl önce Asya’ya ayak basan ilk insan kütleleri halen gırtlak sesleriyle çok kısıtlı ifadeler kullanarak anlaşabiliyorlardı. Yeni kıtanın sunduğu geniş imkanlar ve buzul çağının etkisini giderek kaybetmesiyle ortaya çıkan verimli yaşam alanları bu insan kütlelerinin hızla çoğalmasına imkan sağladı. Sayıları hızla artan topluluklar, zengin tabiatın imkanlarından daha fazla faydalanmak için Göç yolculuklarına devam ettiler. Bulundukları alandan dünyanın dört tarafına rastgele gerçekleşen bu göç hareketleriyle insan toplulukları birbirlerinden ayrılmaya başladılar. Mesafelerinde etkisiyle birbirlerinden kopan insan kütlelerinin, artan sayılarına paralel olarak ortaya çıkan “Anlaşma” ihtiyacı, lokal ifadelerin ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Gırtlak sesleriyle kısıtlı ifadelerden ibaret olan “İlk Ortak Dil”, yetersiz kaldığı için göç eden topluluklar birbirlerinden bağımsız olarak farklı ifadeler ile farklı telafuzlar ürettiler. Böylece ifadeler, bölgesel olarak lokalize oldu ve birbirlerine çok az benzeyen farklı diller ortaya çıktı. Farklı dillerin gelişimi, haliyle zaman içerisinde farklı dilleri konuşan insan topluluklarının birbirlerine yabancılaşmasına sebep oldu. 
 
Günümüzden 50 Bin yıl kadar öncesinde, yani Asya’ya ayak basıldıktan 20 bin yıl sonra İnsanoğlunun sayısı yüzbinlerle ifade edilebilir hale geldi. Geniş tabi imkanlar ve göçün kolaylaşmasıyla Dünya’ya yayılan insanoğlu lokalleşmeye ve farklı dilleri konuşan farklı topluluklar haline gelmeye başladılar.İşte bu ayrışma ve bölgesel kümeleşme, biyolojik etkenlerin tesir etmesine ve etkileşimlere zemin hazırlayacaktır.
 
İnsanoğlunun etnik ve genetik olarak ayrışmasının 40 Bin’binli yıllarda başladığı düşünülmektedir. 40 Bin yıl önce başlayan bölgesel kümeleşme ve dil farklılıkları, farklı bölgelerdeki insan sayılarının artmasıyla hız kazanmış ve M.s. 500’lü yıllara kadar devam etmiştir. İşte etnik kökenlerin araştırılmasında üzerinde durulması gereken süreç bu tarih aralıkları olacaktır.
 
Günümüzde insanoğlu siyan, beyaz, sarışın, kumral, koyu ve renkli gözlü gibi çok çeşitli ve muhtelif genetik nitelikler taşır. Tüm insanların atası kabul edilen Afrika’lı ilk insanların siyahi (Zenci) olduğu ve uzun süre bir arada yaşayan insanların tamamen birbirine benzemiş olması gerektiği düşünülürse bu değişim nasıl mümkün olabilir? Aslında sorunun yanıtı çok kolay. Radyoaktivite.
 
Biyoloji, tüm canlıların biyolojik yapısının atomlardan ve hücrelerden oluştuğuna işaret eder. Aynı bilim dalı, düşünme yeteneği olmayan hücrenin fiziksel dış etkenleri hafızasında tutamayacağını ve kendini programlayamayacağını ifade eder. Hücrenin ısıya maruz kalması durumunda ısıya alışmadığını, zarar görmesi halinde programlanmış olan yapısının değişmediğini kabul ediyoruz. Yani sürekli soğuğa maruz kalan bir hücre kendisini soğuk havaya göre programlamayacaktır. Süreli güneş ışığına maruz kalan bir tendeki hücreler kendilerini güneş ışınlarından koruyabilecek şekilde programlayamayacaktır. Peki hücre nasıl programlanır? Bu sorunun cevabı da çok kolay. DNA’lar. 
 
DNA’lar hücrenin yapı taşını oluştururlar ve canlının yapısındaki tüm algoritmik yapıyı programlarlar. Hücrelerin tecrübe ettikleri koşullar ve maruz kaldığı etkenler DNA’ların programını etkilemeyecektir ancak DNA yapısını etkileyecek çok daha büyük bir unsur vardır. Radyoaktivite, insanın genetiğini değiştirebilecek tek olgudur. Canlının bünyesine tesir edecek radyo aktif etkenler DNA yapı taşlarının programlanmasına doğrudan etki ederler. Bu gerçekliğe örnek olarak Atom bombalarını ve Nükleer faciaları gösterebiliriz. Yoğun radyoaktif etkiler, insanın DNA haritasındaki programa etki ederek canlıların genetik yapısını bozuyor ve DNA haritasına işlenen bozukluklar sonraki nesillere ulaşıyor. Şüphesiz bu bozulma menfi bir olgudur ancak hem kontrolsüz, hem suni hem de yoğun miktarda gerçekleşen bu radyoaktif tesirin, DNA’nın yapısına kontrollü ve dengeli bir etki göstermesi mümkün olması düşünülemez. 
 
Peki günümüzden 40 Bin yıl önce radyoaktif etkiler nasıl insanın DNA ve gen yapısını değiştirmiş olabilir?
 
Canlıların genetik yapısını değiştirebilen tek unsurun Radyoaktivite olduğunu düşünürsek İnsanoğlunun genetik yapısının değiştiren unsurun  radyoaktivite olduğunu kabul ediyoruz demektir. Bu gerçeğe ulaştıktan sonra günümüzden onbinlerce yıl önce bu etkileşimin nasıl ortaya çıktığını bulabilmemiz için radyoaktivitenin ne olduğunu incelememiz gerekiyor. Radyo aktif maddeler, esas olarak bir maden yada materyal değildirler. Bu madde “Toprak” tan çok kısıtlı miktarlarda elde edilip zenginleştirildiklerinde kullanılabilir hale getirilebilmektedir. Yani canlının genetiğine tesir edebilecek tek unsur, zaten insanın hammaddesi olan topraktır. 
 
Buzul çağının etkisini kaybetmesi ve buzul kütlelerinin yağmurlarla yer yüzüne dağılmasıyla Dünya yoğun bir radyoaktif hareketliliğe sahne oldu. Yağan yoğun yağmurların etkisiyle toprak içerisindeki  radyoaktif unsurların canlılığa uzun yıllar boyunca ve istikrarla tesir etmesi ve bu tesirin farklı coğrafyalarda muhtelif şekillerde tezahür etmesiyle, yeryüzüne dağılmış olan ve birbirlerinden farklı dillerle ayrılmış olan insanların gen haritalarını önemli ölçüde etkilemiştir. Ortaya çıkan ve onbinlerce yıl istikrarla devam eden radyoaktif tesir gen haritalarını etkilemiş ve DNA yapısı farklı miktarlarda ve unsurlarda etkilenen nesilleri ortaya çıkartmıştır. Bu etkileşimler coğrafi şartlara, yağmurların şiddetine ve topraktaki radyoaktivite miktarına bağlı olarak farlı etkiler göstererek kafatası ve kemik yapısını, ten renklerini, göz ve saç renklerini hatta karakteristik davranış şekillerini oluşturmuş ve dilleri farklı olan, farklı coğrafyalarda yaşayan toplumları genetik bakımdan da birbirlerinden farklı ve çeşitli hale getirmiştir. Onbinlerce yıl süren bu başkalaşım, Tarihin ilk temel etnik unsurlarını yani ilk ırkları ortaya çıkartmıştır.
 
 
İlk Irklar 
 
-70.000’lerde başlayıp -40.000 lere kadar devam eden yarı medeniyet döneminde insanoğlu, ayak bastığı Asya kıtasında çatışmasız, mütevazi bir hayat yaşadı. Irk adı verilen bir kavramın olmadığı, ülke adı verilen politik sınırların bulunmadığı, yeryüzü imkanlarının insanoğlu tarafından makul şekilde paylaşıldığı bu dönem insanoğlunun hem hızla çoğalmasına hem de buzul çağının etkisini yitirdiği tabiatlara ayak basmasına imkan sağladı. 
 
Artık Dünya, yüzbinlerce insanın yaşadığı bir mesken haline geldi. İnsanoğlu, faydalanabileceği tüm tabi kaynaklara göç yollarıyla ulaşıp buraları yurt edindiler. Birbirlerinden ayrı coğrafyada, ayrı diller geliştiren, ayrı yaşayış tarzları edinen insanlar buzul çağının etkisini yitirmesi dolayısıyla yoğun yağmurların topraktaki radyoaktif tesirleri ortaya çıkartmasıyla bu radyoaktif tesirlere maruz kalarak genetik olarak farklılaştılar. Bu başkalaşım, zaten farklı diller geliştirmiş ve anlamları farklı telafuzlarla konuşmaya başlamış olan insanları genetik olarak birbirlerinden ayırmaya başladı. Böylece tarihi ilk temel ırkları ortaya çıktı. 
 
Temelinde siyah tenli ve ince kemik yapılı olan insanlar, Asya’ya ayak bastıktan sonra diğer coğrafyalara göç edip, buranın yerlileri olarak radyoaktif tesirler sonucu bir bölümünün boyu kısalmış ve kemik yapıları kalınlaşmış, bir bölümünün tenleri daha yağlı, vücutları daha tıknaz hale gelmiştir. Bu ilk başkalaşımla genetik olarak ilk farklılaşan unsurlar ortaya çıkmıştır. Beyaz ve Sarı Irk.
 
Dünya artık genetik olarak üçe bölünmüş oldu. Afrika’dan başlayan göç hareketine katılmayarak genetik olarak en kadim halleriyle varlıklarını sürdüren Siyah ırk, Asya’dan kuzey kutup bölgelerine doğru ilerleyerek soğuk iklimde yaşamayı başarabilen Sarı Irk ve Asya’nın içlerini mesken edinerek buranın yerlisi olarak kalan Beyaz Irk.
 
Bu üç temel ırk, tahminlere ve göç haritalarındaki etkilere bakıldığı kadarıyla -30.000 li yıllarda net bir farklılık ve ayrışmışlık ortaya çıkmış olmalıdır. Bu unsurların ortaya çıkışı -40.000’den önce, -15.000’den sonra gerçekleşmiş olması mümkün görünmüyor. Zira insanoğlu -30.000’lerde resimler çizmeye başlamış ve çizdiği resimlerde savaşmalarını sembolize etmişlerdir. İlk toplumsal kavgaların  ortaya çıkışı, toplumların ayrışmaya ve dil, din, ırk gibi farklılıklar göstermeye başladıklarına işaret eder. 
 
-40.000’li yıllara gelindiğinde artık dünyada 3 büyük ırk teşekkül etmiştir. Güneyde ilk insanlar olan koyu tenli, ince kemikli, uzun kafataslı (Dolikosefal) ve kısıtlı tabiat koşullarıyla yetinen, sayıları çok fazla artış gösteremeyen Siyah Irk, Kuzeyde soğuk iklimlerde yaşayan Kısa-Orta boylu, yarı yuvarlak kafataslı (Mezosefal), kalın kemikli, buğday tenli, ince burunlu ve göz kapakları yatık (Çekik gözlü) Sarı Irk, Beyaz tenli, orta kemikli, yuvarlak kafalı (Brakisefal), muhtelif göz renklerine sahip (Mavi, Yeşil, Kahverengi, Ela, v.b.) Beyaz Irk. 
 
 
Irkların Oluşum Süreci ve 1. Derece “Esas” Irk’lar (Siyah Irk, Beyaz Irk, Sarı Irk) 
 
Yerkürenin “radyoaktif tesirleri” sonucu mutasyona uğrayan DNA’lar, insanoğlunun genetik yapısını bölgelere göre farklılıklar arz edecek şekilde ayrıştırdı ve farklılaştırdı. Bu farklılaşımın bölgesel ve sosyolojik ayrımlarla etkilenmesi sonucu genetik karmaşanın pastorize hale gelerek belirginleşmesi ile insanoğlu Siyah – Beyaz – Sarı olarak adlandırdığımız farklı genetik niteliklere sahip hale gelmesiyle fiziki ve genetik olarak birbirlerine daha az benzemeye başladılar. 
 
 
Kadim İnsanlar Siyah Irk
 
Siyah Irk, insanoğlunun ortaya çıktığı Güney Afrika’da kalan, göç etkinliklerine katılmamış ve buranın yerlisi olarak kalmış insan ırkıdır. Bu toplumun genetik olarak çok fazla değişmediği kabul edilir. Zira 2 Milyon Yıl önce başlayıp 100 bin yıl önce etkisini önemli ölçüde yitiren, 10 Bin yıl önce tamamen sona eren buzul çağından en az etkilenen bölge Afrika kıtasıdır. Bilindiği gibi buzul çağı Kuzey ve Güney kutbunda etkili olmuştur. Afrika ise her iki kutpada en uzak mesafede yani Kutupların arasında en uzak enlemde bulunur. Afrika’nın coğrafi olarak bu bölgelerden uzak mesafelerde olması, bunun yanında toprağındaki Radyum elementinin çok düşük miktarda olması insanoğlunun DNA yapısını doğrudan etkileyen radyoaktif tesirlerin etkisini düşük tutmuştur. Günümüze kadar çok az genetik değişimlere maruz kalan bu topluluk halen Afrika kıtasında varlıklarını devam ettirmektedir. 
 
 
Kuzey İnsanı Sarı Irk
 
Sarı Irk günümüzde çekik gözlü olarak tabir edilir. Afrika’dan Güney Arabistan’a başlayan ilk göç hareketine katılarak Asya’ya ulaşıp buradan Kuzey Bölgelerine yerleşmiş ve soğuk iklimde yaşayabilmenin imkanlarını bulmuşlardır. -70.000’lerde Asya’ya ayak basan ilk insan toplulukları, henüz ayak bastıkları yeni tabiata alışmaya başladığında dünyanın dört bir yanına göç hareketi başlatmışlardı. Bu göç hareketiyle kuzey bölgelerine yerleşen unsurlar zaman içerisinde lokalize olarak kendi dillerini ve kültürlerini geliştirdiler. Kuzey bölgelerindeki coğrafi yapı ve güneş ışınlarının açısı, dünyanın diğer bölgelerine nispeten çok daha farklı ve tesirli olmuştur. Bu tesirden önemli oranda etkilenen Kuzey İnsanları, zamanla kısalarak güçlü kemiklere sahip hale geldiler.  
 
Sarı Irk, ortaya çıkmasından onbinlerce yıl sonra ortaya çıkan diğer ırkların kökenini teşkil etmekle birlikte tam anlamıyla saf kalamamışlar ve yoğun insan popülasyonu yaşanan Asya’da genlerini miras bıraksalar da saf haliyle günümüze kadar ulaşamamıştır. 
 
 
Alp İnsanı Beyaz Irk
 
İlk insanların Asya’ya ayak basmalarından sonra yayılan göç hareketleriyle birlikte daha çok Asya’nın içlerinde kalan ve bu çok geniş tabiatta hızla çoğalarak yayılan Beyaz Irk, diğer ırkların içerisinde sayıca en kalabalık ve dil bakımından en zengin olanlarıdır. Buzul çağının en yoğun olduğu dönemde Asya’daki yoğun radyoaktif etkilerine maruz kalan Beyaz Irk, makul seviyelerdeki kemik yapısı, yuvarlak kafatası yapısı (Brakisefal), muhtelif göz renkleri (Bavi, Yeşil, Ela, v.b.) ve muhtelif saç renkleriyle diğer ırklardan bariz şekilde ayrılmıştır. Asya’nın zengin ve kolay tabiatında hızla çoğalarak yeryüzünün en kalabalık ırkı haline gelmiş ve günümüzdeki pek çok toplumun temelini teşkil etmiştir. 
Muhakkak ki Yeryüzünün en kalabalık ve kozmopolit bölgesi olan Asya’da saf kalmak mümkün olamamıştır. Günümüzdeki pek çok toplumun temelini teşkil etse de, genetik yapısı müstakil kalamamış ve karışımlar sonucunda günümüze orijinal DNA’larıyla ulaşamamıştır. 
 
 
Irkların Melezleşme Süreci ve 2. Derece “Melez” Irklar
 
100 Bin yıl önce ilk insanlar ortaya çıktı, 70 Bin yıl önce Asya’ya göç etti ve 40 Bin yıl önce ilk Irklar ortaya çıktı. İnsanoğlunun genetik olarak ayrışması ve çeşitlilik kazanmasından sonra ortaya çıkan “Birinci Derecede Irklar”, bir süre pastorize olarak varlıklarını sürdürmeye devam etseler de Aynı coğrafyayı paylaşan topluluklar zaman içerisinde birbirleriyle irtibat kurarak akrabalık bağları kurmaya başladılar.  Bu iletişim ve akrabalık bağları genetik çeşitliliği arttırarak yeni ırkların, yeni toplumların ve yeni dillerin ortaya çıkmasına zemin hazırladı. 
 
İlk insanların ortaya çıkması ve Asya’ya göç ederek birinci derecedeki Irkların ortaya çıkması (Siyah – Sarı – Beyaz) onbinlerce yıl sürdü. Tabi imkanların kısıtlı olması ve tekerlek, hayvan evcilleştirme, tarım gibi temel teknolojilerin henüz ortaya çıkmadığı tarih sürecinde toplumların yayılması, çoğalması ve çeşitlilik kazanması onbinlerce yılda ancak gerçekleşebilmişti.  En iyimser tahminlere göre ilk ırkların ortaya çıktığı tarihlerde Dünya üzerinde yaşayan insanların sayısı birkaçyüzbindir (-30.000’li yıllar). Bu yıllarda etnik olarak ayrılan insanoğlu, bir süre sonra iklimsel etkiler sebebiyle zorunlu göçler yapmak zorunda kaldılar. Bu zorunlu göç hareketi ikinci derecede ırkları ortaya çıkartmıştır. 
 
Tarihin ilk melez ırkları şu şekildedir ;
 
– Amerindler (-30.000)
– Mongoloidler (-17.000)
– Semitikler (-15.000)
 
İlk çağ başladığında (-10.000) Artık dünya 3 saf, 3 melez ırk vardır. 
 
Toplumsal karışımların ilk ortaya çıkarttığı ırklardan biri Amerind’ler olmuştur. -25.000 lerde Yoğun olarak Sarı Irk ve az miktarda Beyaz Irk Siyah Irk’ın karışımı ile Amerind’ler olarak isimlendirdiğimiz melez bir ırk ortaya çıktı. Bu ilk melez Irk’ın yine kuzey bölgelerinde varlıklarını sürdürdüğünü biliyoruz. Bu tarihlerde Kuzey Bölgelerinde buzul etkisi oldukça artmıştı ve Kuzey Amerika ile Kuzey Asya buzullar ile birbirlerine bağlı durumdaydılar. Zira Amerika ve Asya’yı birbirine bağlayan boğaz henüz ayrılmamıştı ve insanların zorlanarak da olsa geçebileceği iklim koşullarına sahipti. Ağırlıklı olarak Sarı Irk’ın genlerini taşıyan ve ilk melez ırk olan Amerind’ler, günümüzden 25.000 yıl önce Sibirya’dan Kuzey Amerika’ya bağlanan Bering Boğazı üzerinden Amerika kıtasına ayak bastılar. Amerikalı yerlilerin ataları olan bu topluluk, bize tarihin derinliklerinden bugüne kadar bozulmadan ulaşan en saf ırk olma özelliğini taşıyor. Günümüzde halen genetik olarak karışmamış az sayıda da olsa Kızıl Derili (Amerind) bulunmaktadır. 
 
İlk melez Irk Amerind’lerin -30.000’lerde ortaya çıkmasından ve Amerika Kıtasına ayak basmasından sonra önemli bir iklimsel değişiklik meydana geldi. Zaman zaman şiddeti artan, zaman zaman azalan buzul iklimi, -20.000 den sonra yoğun şekilde soğumaya ve etkisini arttırmaya başladı. Nihayet -18.000 yılında Zirve noktasına ulaştı ve Yerküre uzun süredir tanık olmadığı bir iklimsel soğumayla karşı karşıya kaldı. Kuzey ve Güney kutbu yoğun buz kütleleriyle kaplandı. Deniz seviyesi yaklaşık 130 Metre aşağı çekildi. Kuzey bölgelerindeki sıcaklık -70 derecelere kadar düştü. Yaşanması imkansız iklim koşullarının etkisiyle Kuzey bölgesindeki insan toplulukları Güney’e, Asya bozkırlarına doğru göç etmek mecburiyetinde kaldılar. Bu zorunlu göç hareketi, Tarihin en yoğun etnik karışımlarını ortaya çıkarttı. -25.000’deki buzul çağından önce Dünyanın farklı coğrafyalarına yerleşerek buralarda oluşan Genetik ve Kültürel farklılıklar -18.000 ‘lerdeki zorunlu göç hareketleriyle bir keşmekeşi ve genetik karışımı ortaya çıkartılar. 
 
70 bin yıl önce Afrika’dan göçen İlk insanlar, ayak bastıkları ve çoğalarak dağıldıkları Asya kıtasında tekrar bir araya geldiler. Kuzey’deki Sarı Irk, Asya içlerindeki Beyaz Irk ve Afrika ile kısmen Arap Yarımadasında varlıklarını sürdüren Siyah Irk, birbirleriyle karşılaşarak yeni akrabalık bağları kurmaya başladılar. Bu akrabalık bağları, kuşkusuz ki düzenli ve planlı olmamıştır. Ortaya çıkan keşmekeş, var olabilme mücadelesi ve iklimsel şartlar, çok sayıda insan topluluklarının bir araya gelmesine ve bir araya getirdikleri genetik, kültürel ve inanç değerlerini de yoğurarak yeni Irkların, yeni kültürlerin ortaya çıkmasına zemin hazırladı. 
 
Bu keşmekeşin ilk meyvesi Mongoloidler oldu. Kuzeyden inen Sarı Irk, daha önce bir bölümü Kuzey’den, Bering boğazından Amerika’ya geçen, bir bölümü Asya’da kalan Amerindler ve az miktarda da olsa İç Asya’da yerleşik olarak yaşayan Beyaz Irk’ın oluşturduğu ilk ve yoğun akrabalık ilişkisi neticesinde Mongol Irkı ortaya çıktı (-17.000). Kuzeyden ilk inen Amerind’ler’in bir bölümü Karışmadan varlıklarını sürdürdülersede  diğer bir bölümü Asya’nın doğusuna doğru göç hareketi başlatıp önce Beyaz Irk’la az miktarda karışarak, sonrasında yine Kuzey bölgesinden aşağı göç hareketi başlatan Sarı Irk ile yoğun karışım içine girdiler. -18.000’de başlayan bu karışım, yaklaşık Bin yıl içerisinde lokalize olarak yeni bir Melez Irk’ın ortaya çıkmasıyla sonuçlandı. Bugün Asya’nın kadim sahiplerinden biri olan Mongol Irkı, zaman içerisinde kendi dillerini geliştirmiş ve müstakil bir Melez Irk haline gelmiş oldular. 
 
Amerindler ve Mongoloidlerden sonra yeni bir Irk daha ortaya çıktı. “Semitikler”. Kuzeydeki toplumsal karışım ve birbirlerinden genetik olarak ayrılan İnsan topluluklarının bir araya gelmesi ile yeni Akrabalık bağlarının oluşması, Kuzey’de olduğu gibi Güney’de de benzer şekilde tezahür etti. Buzul çağından etkilenen Kuzey Kutbu, İç Asya’nın kuzey bölgelerinde iklimsel soğumaya yol açmıştı. -18.000 lere kadar sıcak bir iklime sahip olan Kuzey İç Asya, iklimlerin soğumasıyla bu bölgede yaşayan toplumların daha sıcak olan Güney bölgelerine göç etme ihtiyacını ortaya çıkarttı. Kutup bölgelerine yakın yaşayan Amerinler ve Sarı Irk İç Asya’nın Kuzey bölgelerine doğru, İç Asya’nın Kuzey Bölgelerinde yaşayan Beyaz Irk ise daha sıcak olan Güney bölgelerine doğru göç hareketi başlattılar. Güney bölgelerinde ağırlıklı olarak -70.000’lerde Afrika Kıtasından Arabistan yarımadasına göç eden, ilk göç hareketinden beri bu bölgede yaşayan Siyah Irk mensubu bir topluluk bulunuyordu. Arap Yarımadasının güneyinde, Aden körfezi civarında bulunan bu topluluk, -70.000 den bu yana bu bölgede yerleşik bulunuyorlardı. -18.000’lerdeki sert iklim değişikliği, başlayan göç hareketi neticesinde güney bölgelerine göç eden Beyaz Irk’tan Arap Yarımadasına kadar ulaşanlar burada Siyah Irk ile akrabalık bağı oluşturdular. -18.000’lerde başlayan göç hareketlerinin Arap yarımadasına ulaşması ve bu bölgedeki toplumlarla karışması süreci takriben -15.000’lerde tamamlandı. Bu akrabalık bağı, tarihin sonraki etaplarında “Semitik kavimler” olarak adlandırılan toplulukların ataları olmuşlardır. 
 
İlk insanların 100 Bin yıl önce Güney Afrika’da başlayan  serüveni Buzul Çağlarının yoğun tesiri ve tabi imkanların yetersizliğine rağmen onbinlerce yıl devam etti. -10.000’li yıllara gelindiğinde artık çok şey değişmiştir. Asya’ya yayılan İnsan toplulukları genetik olarak birbirinden farklı özelliklere sahip Irk’lar haline gelmişler, ayrı dilleri konuşan ayrı toplumlar oluşturmuşlardı. Üstelik İnsanoğlunun çoğalmasını ve teknik kabiliyetler kazanabilecek seviyeye ulaşmasını engelleyen en önemli unsur olan Buzul Çağı -10.000’lerde tamamen sona ermişti. Artık yeryüzü İnsanoğlu için daha yaşanabilir bir tabiata sahiptir. Bu tarihten sonra İnsanoğlu hızla çoğalarak araç gereçler üretmeye, resim çizmeye, düşündüklerini ifade etmeye ve medeniyetler kurmaya başladılar. Önce Siyah, Sarı ve Beyaz olarak 1. Derecede 3 farklı Irk ortaya çıkmış, bu Irkların karışımıyla 2. Derecede Melez Irklar olan Amerindler, Mongoloidler ve Semitikler oluşmuştu. Şimdi toplumların medenileşmesiyle 3. Derecede Türemiş Irklar ortaya çıkmaya başlayacaktır. 
 
Tarih -10.000 ile -5.000 yılları arasındaki döneme Taş Çağı adını verir. Bu çağda İnsanlar Taş ve Toprağı daha iyi kullanarak avlanma aletlerini üretmiş, Ateşi daha iyi kullanarak toprak kap ve çanaklarda yiyeceklerini pişirmeye başlamış, toplumsal değerler ve töreler edinmiştir. Yaşamın Paleotik çağa göre (-100.000 ile -10.000 arası) daha kolay idame edilebilir olması, araç ve gereçlerin kullanılarak temel ihtiyaçların daha hızlı edinilebilmesiyle insanoğlu hızla çoğalmıştır. Öyle ki -10.000’den önce 1 Milyon civarında olduğu düşünülen İnsan nüfusu, –8.000 li yıllarda 5 Milyona ulaşmıştır. Bu yoğun nüfus artışı ile yeni türeyen nesiller birbirlerine daha hızlı karışmaya, bulundukları coğrafyalarda sıkışmalarına, göç hareketleriyle yoğun akrabalık bağlarının kurulmalarına başlamıştır. Bu akrabalık bağları neticesinde ortaya çıkan 3. Derecede “Türemiş” Irklar ortaya çıkmış oldular. 
 
10.000 den sonra Irkların ortaya çıkışları, türlerine göre şöyle kategorize edilebilir ;
 
– 3. Derecede Türemiş Irklar (Taş ve Maden Çağı “10.000 ile -4.000 arası”)
– 4. Derecede Türemiş Irklar (İlk Çağın Başları “4.000 ile -1.000 arası”)
– 5. Derecede Türemiş Irklar (İlk Çağın Sonları “1.000 ile M.s. 400 arası”) 
– Suni Irklar (Orta Çağ Başları “m.s. 400’den sonra”)
Artık yerküre, Buzul Çağının etkisini yitirmesi ve Yağmur miktarlarının dengeye kavuşmasıyla birlikte Paleotik dönemdeki kadar yoğun Radyoaktivitelere sahne olmayacak, Taş Çağından itibaren tesiri önemli ölçüde düşen Radyoaktivite, artık genetik ayrışımlarda baş rolü oynamayacaktır. 3. Derece’den sonra daha çok 2. Derecede Melez Irklardan oluşan toplulukların hızla çoğalması ve çoğalan toplumların birbirleri ile kurdukları akrabalık bağları neticesinde Türeyerek ortaya çıkacaklardır. 3. Derecede Türemiş Irklar, medeniyetin ilk oluşmaya başladığı dönemlerde 2. Derecede “Melez” Irklardan türeyen, sayılarının onlarca olduğu kabul edilen ve birçoğu 4. Derecede ki Türemiş ırkların arasında karışarak tarihten silinen toplum ve medeniyetler olarak karşımıza çıkar. Bu Irklardan bazıları ; Laponlar, Mısırlılar, Turanlılar, Moğollar, Aborjinler dir. 
 
4. Derecede Türemiş Irklar, yazının bulunması, medeniyetler ve krallıkların ortaya çıkması, toplumların bölgesel güçler haline gelerek sınırlarını çizmesi ve ilk politik dengelerin oluşmasıyla kimi zaman medeniyetlerin bölünmesi, kimi zaman bölgesel akrabalık bağlarıyla ortaya çıkmış ve sayılarının onlarca olduğu kabul edilen “Türemiş” ırklar olarak karşımıza çıkar. Genetik karışımlar ve toplumsal akrabalık bağlarıyla ortaya çıkan bu Irklar, zamanla kendi kültürel değerlerini oluşturarak ayrı birer millet haline gelerek Irk niteliği taşımaya başlamışlardır. 4. Derecedeki Türemiş Irklar, 3. Derecedeki Türemiş Irklardan sayıca çok daha fazla ve çeşitlidir. Günümüzdeki pek çok halkın ataları olan bu Irklar, sonraki dönemlerde yoğunlukla 5. Derecede Türemiş Irk’larla karışmış ve kaybolmuş olsalar da Kültür, Dil, Dini inanış ve Töreleri ile anılmaya ve itibar edilmeye devam edilmektedir. Dördüncü Tür Irklardan başlıcaları Araplar, Museviler, Hintler, Sasaniler (İran), Türkler, Cermenler, Çinliler, Angluslar (İngilizler), Grekler (Romalılar).
 
5. Derecede Türemiş Irklar, etnik ve genetik kökenlerinin sadeleştiği, bölgesel unsurlar olarak kabul edilen ve keşmekeş olmaktan çıkarak kendisini koruyan, bunun yanında milliyet hissi ile hareket eden toplumların ortaya çıkmasıyla oluşmuştur. Bu toplumlar, tarihin sonraki dönemlerinde de kimliklerini muhafaza etmiş ve çoğu günümüze kadar etnik, kültürel ve genetik yapılarını muhafaza etmişlerdir. Günümüzde varlıklarını sürdüren devletlerin yaklaşık üçte biri bu dönemde varolmuştur. 
 
Suni Irklar, tarihin genetik ve etnik çalkantılarının içerisinde ortaya çıkmış ırklardan ayrı olarak, bölgesel otoriteler ve yönetimlere bölünerek daha çok sosyopolitik etkilerle ortaya çıkmış, kültürel birliktelik etrafında kimliklerini kazanmış toplumlardır. Bu toplumlara örnek olarak A.B.D., Fransa, Arnavutluk, Güney Amerika Ülkeleri, Doğu Avrupa Ülkeleri, İtalyanlar, v.b. 4. Y.Y.’dan sonra ortaya çıkan toplumlar düşünülebilir. 
%d blogcu bunu beğendi: