Ebu Cehil

Ebu Cehil

Peygamber Efendimiz (sav) ve Müslümanların azılı düşmanlarındandır. Resulullah tarafından “bu ümmetin firavunu” olarak vasıflandırılmıştır. Asıl ismi Amr’dır. İslam’ın doğuşundan sonra, yaptığı büyük düşmanlıktan dolayı, “cehaletin babası” anlamına gelen “Ebu Cehil” künyesi bizzat Peygamber Efendimiz tarafından kendisine verilmiş, Ebü’l-Hakem yerine, bu sıfat ve künye ile İslam tarihine geçmiştir. Her türlü düşmanlıktan çekinmemiş, Peygamber Efendimize yaptığı saldırı ve hakaretlerinden birinin sonrasında hem kafası yarılmış, hem de Hz. Hamza’nın Müslüman olmasına sebep olmuştur. Hicret gecesi Peygamber Efendimizin öldürülmesi planı kendisi tarafından tertiplenmiştir. Bedir Savaşı’nın harcamalarının büyük ekseriyetini kendisi karşılamış ve bu savaşa katılmıştır.

Ebu Cehil, 570 yılında Mekke’de doğdu. Nüfuzlu ve servet sahibi bir aileye mensup olduğundan, elindeki imkanları mazlumları ezmede araç olarak kullanan biri olarak tanındı. İslamiyet’in doğuşu ile birlikte, Peygamber Efendimizin (asm) en azılı düşmanlarından biri olarak nam saldı. Kibir, gurur, kavmiyetçilik gibi kötü özellikleri Peygamber Efendimize tabi olmaya engel teşkil etti. Açık bir şekilde, kendi kabilesine mensup olmayan birinin peygamberliğini kabul etmeyeceğini bildirdi.

İman edenlere engel olmak için her yolu deneyen Ebu Cehil, yoksul ve güçsüz olanları döverek, işkence yaparak engellemeye çalışırken, zengin ve ticaretle uğraşanları iflas ettirmek, toplumda itibar sahibi ve değer görenleri ise, saygınlıklarını yok ettirmekle tehdit etti. İslamiyet’i kabul edip iman eden Ammar bin Yasir ile babası ve annesine çok ağır işkenceler uyguladı. Bu işkencelerden sonra, zavallı kadın sahabe Sümeyye şehit oldu. diğer taraftan hicret edenleri engellemeye, gitmiş olanları türlü hilelerle geri getirtmeye çalıştı.

Ebu Cehil, peygamberliğin altıncı yılında adamlarıyla birlikte, Safa Tepesi civarında bulunan Peygamber Efendimizin yanına giderek türlü hakaretlerde bulundu. Ağır sözler sarf ederek rencide etti. Üzerine toprak ve pis şeyler attı. Yüce Peygambere işkence yapıp olay yerinden ayrılan Ebu Cehil ve adamlarının yaptıklarını duyan ve henüz Müslüman olmayan, Peygamber Efendimizin amcası Hazma yapılanlara çok sinirlendi. Ebu Cehil ve arkadaşlarının yanına gitti. Omzunda bulunan yayı Ebu Cehil’in kafasına vurup yardı. Müslüman olduğunu, gücü yetiyorsa bundan sonra karşısına çıkmasını söyledi. Ebu Cehil hiçbir şey yapmadığı gibi adamlarına da karışmamalarını söyledi.

Hac mevsiminde, Peygamber Efendimiz ile yapılacak muhtemel görüşmeleri engellemek isteyen Ebu Cehil, adamlarıyla birlikte Mekke’nin giriş ve çıkış noktalarını kontrol altına aldı. Peygamber Efendimizi insanların gözünde küçük düşürmek için her türlü yola baş vurdu. Kabe’de namaz kılan Peygamber Efendimizin üzerine deve leşi attırdı. Hicretten birkaç yıl evvel mensubu bulunduğu Beni Mahzum kabilesinin başına getirildikten sonra, düşmanlığını daha da arttırdı.

Peygamber Efendimiz ve Müslümanlar aleyhine yapılan her türlü faaliyetin içinde yer alan Ebu Cehil, öldürülme kararının alındığı mecliste de hazır bulundu. Darünnedve’de yapılan toplantıda, sinsi fikri kendisi ortaya attı. Peygamber Efendimizin öldürülmesinin herhangi bir kabile veya şahıs üzerine mal olmaması için, her kabileden güçlü bir kişinin seçilmesini, seçilenlerden oluşacak kişilerin öldürme işini gerçekleştirmesini söyledi. Bu gençler ellerindeki hançerlerle hep birlikte Peygamber Efendimize saldıracak ve böylece kimin tarafından öldürüldüğü bilinmeyecekti. Böylece, Peygamber Efendimizin kabilesi ile doğabilecek bir kan davasının da önüne geçilmiş olacaktı. Cenab-ı Hakkın inayetiyle, neticesiz kalacak olan bu sinsi planın tezgahlayıcısı oldu. Bilindiği gibi, hicret gecesi yapılan hücumda, Peygamber Efendimizin evine giren saldırganlar, yatağında Hz. Ali’yi görünce şaşkına dönmüş ve planları boşa çıkmıştı.

Ebu Cehil, sadece Müslümanlara değil, gücü yeten herkese zulmetmeyi alışkanlık haline getiren bir kimseydi. Mekke’ye gelen yabancılara ve tüccarlara son derece merhametsiz davranarak ellerindeki malları değerinin çok altında satın alma yoluna giderdi. Verdiği fiyatı, kendisinden çekinildiği için kimse arttırma yoluna gitmezdi. Mekke’ye gelen Zübeyd kabilesine mensup bir tüccar aynı muameleye muhatap oldu ve malına çok düşük fiyat biçildi. Ebu Cehil’den çekinen diğer tüccarlar da fiyat arttırmadılar. Durumu Peygamber Efendimize bildiren tüccarın malının değerinde satılmasını sağlayan Peygamber Efendimiz, Ebu Cehil’in tepkisiyle karşılaştı ve kendisi ile kavga edildi.

Ebu Cehil’in bütün saldırı ve hakaretlerine rağmen, defalarca imana davet eden ve Müslüman olmasını isteyen Peygamber Efendimiz, onun veya Ömer bin Hattab’ın iman etmeleri ve bu şekilde İslamiyet’in kuvvetlenmesi için dua etti. Bir süre sonra Ömer (ra) Müslüman olurken, Ebu Cehil’in düşmanlığından hiçbir şey eksilmedi. Hz. Ömer ile birlikte Müslümanlar büyük bir güç kazandılar.

Hicretten sonra da Peygamber Efendimiz ve Müslümanların peşini bırakmayan Mekke müşrikleri savaş için hazırlık yaptılar. Bedir Savaşı için yapılan harcama ve ihtiyaçların karşılanması için gereken maddi desteğin büyük bir kısmını Ebu Cehil karşıladı. Bizzat Bedir Savaşına katıldı. Bu savaşta Medineli Muaz ve Muavviz kardeşler tarafından öldürüldü. Kendisi ile birlikte yetmiş müşrik öldürüldü. Ölümüyle birlikte müşrik ordusu büyük bir bozguna uğradı.

Peygamber Efendimizin bu ümmetin firavunu dediği Ebu Cehil’in yaptıklarından dolayı birçok ayet nazil oldu. Risale-i Nur’da, tefsir ve hadis alimleri tarafından; “Biz onların boyunlarına öyle halkalar geçirdik ki, çenelerine kadar dayanır da hakka boyun eğmezler. Bir de önlerine bir set, arkalarına bir set çekip gözlerini kapattık; artık hakkı göremezler” (Yasin 8-9) ayetlerinin inmesine sebep olarak, Ebu Cehil’in gösterildiğine işaret edilmektedir. Çünkü, Ebu Cehil yemin içip; “Ben secdede Muhammed’i görsem, bu taşla onu vuracağım,” demiş. “Büyük bir taş alıp gitmiş. Secdede gördüğü vakit kaldırıp vurmakta iken, elleri yukarıda kalmış. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm namazı bitirdikten sonra kalkmış; Ebu Cehil’in eli çözülmüş.” ve hiçbir şey yapamamıştır..

Risale-i Nur’da, Ebu Cehil’in ismi, masumların da musibetlere maruz kalmasının sebebinin açıklandığı konuda geçmektedir. Ayette, “Öyle musibetten kaçınız ki, geldiği vakit zâlimlere mahsus kalmaz, mâsumlar ve mazlumlar da içinde yanar,” denilmiştir. Çoğunluğa gelen musibetlerde masumların harika bir tarzda korunup muhafaza edilmeleri dinin hikmetinin bozulmasına sebep olur. Çünkü, din bir imtihan ve tecrübedir. Aksi takdirde, Ebu Cehil gibi kötüler de, aynı Ebu Bekr-i Sıddık (ra) gibi tasdik ve iman ederlerdi. İmtihan sırrına binaen masumlar da bela çekerler. .

Ebu Cehil’in adının geçtiği bir diğer konu da Peygamber Efendimizin şakk-ı kamer mucizesidir. Bu mucizeye karşı çıkanlar, eğer ay ikiye bölünmüş olsaydı, bütün aleme malum olurdu, bütün insanlık tarihinin bunu nakletmesi gerekirdi, şeklindeki iddialarına, Risale-i Nur’da cevap verilmektedir; Mucize, peygamberliğin ispatı ve inkarcıları ikna etmek içindir, zorlamak için değildir. Nübüvveti duyanları ikna edecek derecede mucize verilmiştir. Bütün alemin işiteceği derecede mucize gösterilmesi Cenab-ı Hakk’ın hikmetine aykırı olur. Çünkü, akla kapı açılırken, ihtiyarın elden alınmaması gerekir. Ayın ikiye bölünmesi mucizesinin bütün aleme gösterilmesi, insanlık tarihine geçirilmesi çok açık bir mucize olacağı gibi, herkesi de kabule zorlayacak ve ister istemez herkes kabul edecekti. Dolayısıyla Ebu Cehil gibi kömür ruhlularla, Ebu Bekir gibi elmas ruhlular aynı seviyede kalacak ve teklif sırrı bozulacaktı.

HAZRET-İ ALİ’NİN OĞLUNA NASİHATLARI

 

 

hzali

 

 

 

 

 

 

 

HAZRET-İ ALİ’NİN OĞLUNA NASİHATLARI

 

Sevgili Peygamberimizin (a.s.m.) amcasıoğlu, torunlarının babası ve ilk Müslüman çocuk şerefine sahip olan Hazret-i Ali (r.a.) Hicretten 22 yıl önce 600 tarihinde Mekke’de dünyaya geldi. 661 yılında Kufe’de vefat etti. İlim ve hikmet dersinibizzat Peygamberimizden aldı.

Hazret-i Ali Efendimiz, herkesçe cesaret ve kahramanlığıyla tanınsa da, onun en büyük vasfı ilmi, takvası, dirayeti, veciz ve özlü konuşmasıdır. “Ben ilmin şehriyim, Ali ise kapısıdır” hadis-i şerifi, Hazret-i Ali’nin ilminin üstünlüğünü göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Halifeliği döneminde valilere gönderdiği emirnameler, yüzyıllar boyu bütün Müslüman idarecilerin kılavuzu olmuş, bu mektuplar elden ele, dilden dile dolaşmıştır.

Hazret-i Ali’nin en kalıcı ve zamanımıza kadar gelen en güzel öğüt ve nasihatları oğlu Hazret-i Hasan’a verdiği öğütlerdir. Hazret-i Ali’nin hutbe, mektup, emirname ve özlü sözlerinin yer aldığı başta Nehcü’l-Belağa olmak üzere, onun hakkında yazılan birçok kitapta oğluna verdiği bu öğütler, esasta aynı olmak üzere, farklı ifade ve rivayetlerle derlenmiş, biraraya getirilmiş; Hazret-i Hasan’ın şahsında bütün ümmetin istifadesine arz edilmiştir.

Hazret-i Ali’nin bütün öğütleri ve güzel sözleri şüphesiz bu kitapta yer alanlardan ibaret değildir. Biz bu öğütleri başta 450 sayfalık Nehcü’l-Belâğa olmak üzere, eski dergi koleksiyonlarından da derledik. Anlaşılması ve istifadeye kolaylık sağlaması için de bazı sadeleştirmelerde bulunduk.

 

Hayatımın son anlarındayım

Ey oğul!

Hayatımın son demlerindeyim. Günden güne zayıflıyorum. Onun için sana bu öğütleri bildirmekte acele ediyorum. Çünkü düşündüğüm bütün şeyleri sana söylemek için fırsat bulamadan ecelimin gelmesinden, vücudum gibi hafızamın da zayıflamasından, heva ve heveslerin veya dünya fitnelerinin benim nasihatımdan önce kalbine hâkim olmasından; bunun neticesi olarak da huysuz bir ata benzemenden endişe ederek sana nasihatimin bir kısmını yazıyorum.

 

İyi insanların izini takip et

Ey oğul!

Benim bu vasiyetimden edineceğin şeylerin en hayırlısı, Allah’tan korkup Ona sığınmak, Onun sana farz kıldığı şeyleri yerine getirmek, ecdadının ve geçmiş iyi insanların izini takip etmektir.

 

Ecdadını örnek al

Ey oğul!

Şimdi sen kendi nefsine nasıl güven ve itimatla bakıyorsan, senden önce gelip geçen ecdadın da aynı şekilde kendilerine güveniyorlardı.

Şimdi sen nasıl düşünüyorsan, onlar da öyle düşünüyorlardı. Fakat neticede iyi  ve doğru şeyleri tuttular, vazifelerini noksansız yapmaya çalıştılar.

İşte onların neticede vardıkları şeyi ve takip ettikleri yolda gitmek istiyorsan, onların baştan takip ettikleri yolu aynen takip et. Fakat bu şüphelerini çoğaltmak ve düşmanlarını arttırmak için değil, doğruyu ve hakikati anlayıp öğrenmek için olsun.

 

Allah’a sığın

Ey oğul!

Her hususta önce Allah’a sığın, Ondan başarı dile. Seni şüpheye düşürecek veya bir kötülüğe itecek şeyleri terk et.

Kalbinin bütün kötülüklerden durulduğunu, fikirlerinin toplandığını ve tek arzunun hakikat olduğunu görünce sana söylediğim hususları düşünmeye başla.

Şayet bunlara sahip olduğuna emin değilsen, karışık mevzulara girme. Aksi halde önünü göremeyen adam gibi olursun ki, her an içinden kurtulması zor olan çukurlara, uçurumlara düşersin.

Böylece karanlıklar içinde, zulmetler arasında boğulup mahvolmaya mahkûm olursun.

Önünü görmeden yürümek ve her an uçurumlara yuvarlanmak tehlikesiyle karşı karşıya kalmak ise, İslâmı öğrenmeye çalışanlara yakışmaz.

 

Her şey Onun elinde

Ey oğul!

Bu tavsiyelerimi dinle ve anla.

Her canlının ölümünü elinde tutan kim ise yaşamasını elinde tutan da Odur.

Varlıklara can verip yaşatan kim ise öldürecek olan da Odur.

Zenginleri fakir, fakirleri zengin yapan yine Odur.

Her türlü belayı ve hastalığı veren de O, şifa ve devasını veren de Odur.

Dünya taşıyla, toprağıyla, rengiyle, şekliyle, ağaçlarıyla ve meyveleriyle Onundur, Onun takdiri üzerine hareket etmektedir.

Ahiret Cennetiyle, Cehennemiyle ve bizim bilmediğimiz daha birçok şeyleriyle Onundur.

 

Herşeyi Allah’tan bil

Ey oğul!

Bu hususta birinin bilmediğini görünce onu, cehaletine say. İlimde ne kadar ilerlersen, bilmediğin birçok şey şüphesiz, yine bulunacaktır. Zira düşünme ufkunun dışında, görme gücünün çok ilerisinde bulunan nice şeyler vardır.

Allah bazı şeyleri sana öğretmişse, onu kendi gücünle meydana getirip kazandığını zannetme. Çünkü sen, seni yaratan, rızıklandıran ve seni en güzel bir surette meydana getiren Ulu Yaratıcıya sığın.

İbadetin Onun için, aşkın Onun için, korkun ve sevgin Onun için olsun.

 

Peygamberi önder olarak al

Ey oğul!

Peygamberin Allah hakkında bildirdiğini hiç kimse bildirmedi ve bildiremez. Onu bir önder ve kurtuluş ordusunun kumandanı olarak kabul et.

 

Allah’ın rızasını ara

Ey oğul!

İlâhî kudret karşısında kendi küçüklüğünü ve zayıflığını düşünerek hareket et.

Onun karşısında acizliğini ve güçsüzlüğünü düşün.

Her hususta Ona ihtiyacın vardır. Ona yönel, rızasını dile.

Cezasından kork. Emirlerini yerine getirmeye çalış. Çünkü O iyilikten başkasını emretmez.

Yasaklarından kaçın, çünkü O kötülükten başkasını yasaklamaz.

 

Daha iyi bir yerde konaklamak isteyen kervan gibisin

Ey oğul!

Dünyanın ve içinde bulunan her şeyin başka bir yere göç edeceğini, âhireti ve orada insanlar için hazırlananları bildirdim.

Bunlar hakkında senin ibret alman için bazı misaller verdim. Bu misallerle senin kurtuluşunu ümit ettim.

Dünyayı bütün halleriyle bilen kimse, kervanın içindeki bulunan bir yolcuya benzer ki, devamlı rahatı, temizliği, havası daha iyi olan bir yerde konaklama hazırlığındadır.

Bunun için yolculuğun her türlü zorluk ve sıkıntılarını, arkadaşlardan ve maldan ayrılma ıztıraplarını göze almış bulunmaktadır. Çünkü o gittiği yerde daha iyi bir mesken bulacağından emindir.

Oralarda eski elemlerden hiçbirini görmeyeceğini, rahat ve saadet içinde yaşayacağını şeksiz şüphesiz bilmektedir.

Onun için kendisini buraya ulaştıran ve eski yerinden daha iyi bir yer bahşeden Birisinden başka düşüncesi yoktur.

Dünyada kendisine verilen nimetlerle mağrur olup sonunu düşünmeyen kimse ise, çok verimli bir topraktan, verimsiz, kıraç bir toprağa göç etme mecburiyetinde kalan bir kervana benzer ki, onun için bu göçten daha feci bir şey düşünülemez.

 

Herkesi kendin gibi bil

Ey oğul!

Kendini başkaları için ölçü kabul et. Diğer insanları tıpkı kendin gibi tut.

Kendi nefsin için istediğin şeyi başkaları için de iste.

Kendi nefsin için sevmediğin şeyi başkaları için de sevme.

Kendine iyilik yapılmasını istediğin gibi başkalarına da iyilik et.

Başkalarında kötü gördüğün şeyi kendin için de kötü gör.

Başkalarına yaptığın şey kadar sana da yapılırsa ona razı ol. Yaptığından fazlasını isteme.

Sana söylenmesini istemediğin şeyi sen de diğerlerine söyleme.

Başkalarının seni nasıl görmesini istiyorsan, sen de başkalarını öyle gör.

 

Kendini beğenme

Ey oğul!

Kendini beğenmek kesinlikle doğru değildir.

 

Kibir kalbin âfetidir.

Bütün gücünle çalış, malını senden sonra gelecek mirasçılar için hazırlayıp biriktirme. Allah için bağışlanacak yerlere dağıt.

Arzu ettiğin bir şeyi elde edersen onu kendinden bilme.

Allah’a şükret ve Ondan her zaman kork.

 

Gücünün yetmediği şeylere karışma

Ey oğul!

Önünde, seni âhirete götürecek uzun bir yol ve sıkıntılı günler var.

Dünya malından sana yetecek miktarını düşün ve sadece onu al. Başkasını yüklenme. Zira ondan zarardan başka bir şey gelmez. Gücünün yetmediği şeylere karışma.

Fakirleri görürsen onlara yardım et. Onlar hem üzerindeki ağırlığı kaldırırlar, seni malın felaketinden kurtarırlar, hem de ihtiyacın olduğu zaman (kıyamet gününde) onu sana geri verirler.

Gücün yettiği kadar sadakayı arttır. Eğer böyle yapmazsan ihtiyacın olduğu zaman onu ararsın, fakat bulamazsın.

Dara düştüğün zaman sana geri vermek üzere, zenginliğinde, senden ödünç isterse, isteyenleri reddetme.

 

İyi kimselerle düş kalk

Ey oğul!

İffeti muhafaza ederek çalışmak kötülükle zengin olmaktan hayırlıdır.

İnsanın sırrını en iyi yine kendisi muhafaza eder.

Bazı kimseler bulunur ki, kendi zararına çalışır.

Çok konuşan, dostlarını gücendirir, düşünceli olan insan iyi görür.

İyi kimselerle düş kalk ki, onlardan olasın.

Hayırsız kimselerden uzak dur ki, onlardan ayrılmış olasın.

 

Haram ne kötü yemektir

Ey oğul!

Haram ne kötü yemektir. Güçsüzlere zulüm, zulmün en çirkinidir. Tecrübe ettiğin şeylerin hayırlısı sana ibret verendir. Alçak tabiatlı yardımcılarda, kötü zan sahibi dostlarda ihtiyar ve irade yoktur.

Sakın inat bineği sana üstün gelmesin.

 

Sertlik gösterene yumuşak ol

Ey oğul!

Nefsini; kardeşin seninle irtibatı kestiğinde onunla irtibata, sana yüz çevirdiğinde lütfa, pintiliğinde cömertliğe, uzaklaştığında yakınlığa, şiddetlendiğinde yumuşaklığa, suç işlediğinde özür dilemeye şevket.

Sakın bu hareketi yersiz,olarak yapma. Yahut ehil olmayanlara yapma,

Dostunun düşmanını dost edinme ki, dostuna düşmanlık etmiş olursun.

Kin ve kızgınlığını hazmet. Çünkü ben, sonu bundan daha tatlı, daha lezzetli bir lokma görmedim.

Sana sertlik gösterene yumuşak ol ki, o vakit o da yumuşasın.

 

Düşmanına iyi davran

Ey oğul!

Düşmanına iyilikle muamele et. Çünkü bu iki zaferin biridir.

Kardeşinle münasebeti kesmek istesen dahi geri dönülecek bir yer bırak. Belki birgün olur münasebete lüzum görülür.

Hakkında iyi düşünen kimsenin zannını hareketlerinle tasdik et.

Aranızdaki samimiyete bakarak kardeşinin hakkını zayi etme. Çünkü hakkını zayi ettiğin kişi hiçbir zaman senin kardeşin olamaz.

 

Ailene iyi davran

Ey oğul!

Hiçbir zaman ailen sana halkın en kötüsü olmasın. Kardeşin senden ayrılmaya, seninle beraber olmaktan kuvvetli olmasın.

 

Rızık: Sen ona gitmezsen, o sana gelir

Ey oğul!

Rızık ikidir. Birini sen ararsın, biri de seni arar. Eğer sen ona gitmezsen o sana gelir.

İhtiyaç zamanında yumuşaklık, istiğna vaktinde sertlik ne çirkin haldir!

Dünyadan sana olan vazife, ancak gideceğin yeri yoluna koymaktır.

Elinden gidene üzülüyorsan, eline geçmeyen şeylere de üzül.

Olmayanları olanlarla anla. Çünkü işler birbirine yakındır.

Acıyı gördükten sonra öğütten ibret alanlardan olma. Çünkü insan öğütle, hayvan dayakla terbiye kabul eder.

 

Nefsin arzularına uyma

Ey oğul!

Keder yüzünden gelecek sıkıntıyı sabır ve metanet kuvvetiyle ve ilmi yakin elde ederek defet.

Gerçek dost, sen yokken seni tasdik edendir.

Nefsin arzularına uymak bir çeşit körlüktür.

Asıl garip, bir dosta sahip olmayan kişidir.

Hakka tecavüz eden kişi sapa yola girer.

Kifayet miktarı ile kanaat eden doğru yolu bulmuş olur. Kötülüğü geciktir, çünkü onu ne vakit istesen yapabilirsin.

 

Akrabalarına hürmet et

Ey oğul!

Ahmak adamın seninle irtibatı kesmesi, akıllıya kavuşmaya denktir.

Kudret değişince zaman da değişir.

Başkalarından naklen de olsa, gülünç şeyler söylemekten sakın.

Akrabalarına hürmet et, çünkü onlar senin kolunun kuvvetidir.

 

Ölmeden önce Allah’ı razı et

Ey oğul!

Önünde çıkılması ve geçilmesi pek güç bir basamak vardır. Orada yükü hafif olanlar ağır olanlardan daha kolay geçer. Üzerinden zorla geçenler çabuk geçenlerden daha zararlıdır. Bu basamağa ulaşan her insan ya Cennete veya Cehenneme gider. Bu menzile ulaşmadan önce kendi nefsine dön ve hesaba çekilmeden önce kendini hesaba çek. Oraya ulaşmada yolunu düzelt. Ölümünden sonra Allah’ı razı etmek için sana hiç fırsat verilmez.

 

Herşeyi Allah’tan iste

Ey oğul!

Yerin ve göklerin içinde bulunan her şeyi elinde tutan Zat, sana kendisinden istemek ve dua etme nimeti verdi. Duana icabet edeceğine de söz verdi. Sana bir şey vermesi için kendisine dua etmeni emretti. Ondan rahmet dile ki sana rahmet etsin. O, seninle Kendisinin arasına bir perde koymadı ve seni korumak için başkasına teslim etmedi.

 

Tevbeyi geciktirme

Ey oğul!

Bir kötülük işlediğin zaman Ona dön ve tevbe et. O, kendine döndüğün için seni ayıplamaz. İşlediğin günahın cezasını vermekte acele etmez. Yaptığın suçu başkalarına bildirmez. Tevbe etmeni de zorlamaz. Günahları niçin işlediğin hakkında seninle münakaşa etmez.

 

Allah’ın rahmetinden ümidini kesme

Ey oğul!

Allah’ın rahmetinden ümidini kesme. Ancak O, günahtan dönmeyi sevapla mükâfatlandırır. Kötülüğün karşılığım bir, iyiliğin karşılığın da on misli kabul eder.

Sana dönme ve tevbe kapısını açık bıraktı. Ona hitap edersen hitabını duyar, içinden bir şey istersen, ne istediğini bilir. O, gizliyi açık olan şey gibi bilir. İstediğini arz

etmeden, içini Ona dökmeden dertlerini ve sıkıntılarını bildirmeden O bilir. İşlerinde muvaffak olmak için Ona sığın.

 

Allah niyetine göre verir

Ey oğul!

Allah bütün hazinelerinin anahtarını eline verdi. Dilediğin zaman kapılarını dua anahtarı ile açarsın. Dilediğin zaman semanın kapılarını açar, ölü toprağa hayat veren yağmurları indirirsin. Fakat istediğin şeyin hemen yerine gelmemesinden endişe edip ye’se düşme.

Onun vermesi senin niyetine göredir. İstediğin şey verilmeyebilir. Fakat onun yerine onun daha hayırlısı verilir. Belki istediğin şey yerine üzerinden bir bela kaldırılır. Ki bu senin için daha hayırlıdır. Belki istediğin yerine getirilirse sana veya inancına bir tehlike teşkil edebilir. Bunu da Allah kabul etmez ve istediğini yerine getirmez.

 

Ahiret için yaratıldın

Ey oğul!

Yapacağın işler senin ve dinin için haylırlı olsun. Sana günah yükleyecek işleri yapmaktan sakın.

Mal yanında kalmaz, sen de malın yanında kalmazsın.

Dünya için değil, âhiret için yaratıldın. Ölüm için yaratıldın, burada yaşamak için değil.

Ne zaman terk edeceğini bilmediğin bir menzildesin.

Âhiret için kâfi derecede azık hazırlayabileceğin bir yerdesin. Âhiret yolunu tutmuş, gitmek üzeresin.

Nereye kaçarsan kaç, seni takip eden ölümden kurtulamazsın. Onun seni bir kötülük üzerinde iken yakalamasından ve tövbe etmemekten kork.

Şayet böyle bir şekilde yakalanırsan kendi kendini helak etmiş olursun. O zaman seni hiçbir kimse kurtaramaz.

 

Ölümü çok hatırla

Ey oğul!

Ölümü çok hatırla. Bugün ele geçirmek için çırpındığın ve âhirette kendisinden hesaba çekileceğin şeyleri şimdiden düşün. Hesap için hazırlıklı ol. Ani düşersen mağlup olursun.

 

Dünyaya aldanma

Ey oğul!

İnsanların dünyada uzun süre yaşamaları ve istedikleri gibi gezip tozmaları seni mağrur etmesin.

Allah dünyanın halini ve sonunun geleceğini açıkça bildirdi.

Dünya havlayan köpek ve vahşî hayvanlar gibidir. Birbirlerine saldırırlar. Zengin fakiri yer, büyük küçüğü ezer, kahreder.

Bazıları konaklamış kervanın hayvanları gibi bağlı, bazıları da bağından boşanmış, başıboş, sonu meçhul bir yolun yolcusu olmuştur ki, bunlardan birinci grup fakirler ve hiçbir şeye gücü yetmeyen zayıflar; ikincisi ise, kuvvetli olanlardır.

Bil ki, bunlar sarp bir vadide bela ve âfete uğramış sürüler gibidir. Kendilerini güdecek bir kimse olmadığı gibi, bu vadiden kurtuluş yolunu gösterecek de yoktur.

Dünya, gözlerindeki Hûda nurunu söndürüp onları karanlık yollara sürükledi. Böylece onlar da nereye gideceklerini şaşırdılar.

Dünya denizinin içine girerek dalgalarla ölüm kalım savaşı verdiler. Dünyayı bir kurtarıcı sandılar. Oynadılar, oynaştılar, fakat ondan sonrasını düşünmediler.

Bu gafletten uyanıldığı zaman cehaletin haktan gizlediği şeyler şüphesiz meydana çıkacaktır. Bütün insanlar bineklere binmişler, pek kısa bir zaman sonra da bu neticeye ulaşacaklardır. Fakat buna rağmen yolu takip edenler daha çabuk varır.

 

Ecelinden kaçamazsın

Ey oğul!

Kimin bineği gece ve gündüz gibi olursa, kendisi dursa da yoluna devam eder. Evinde istirahat içinde bulunmuş olsa da, uzun mesafeleri pek kısa bir zamanda aşar ve hedefe, farkında olmadan ulaşır.

Dünyada gayene ulaşamazsın. Ecelinden kaçamazsın. Senden öncekilerin yolunu takip etmek mecburiyetindesin. Bunun için doğru ol. Hak için çalış, hak olmayan şeyden uzak dur. Helalinden kazan. Böyle yapmazsan elindeki de gider.

 

Herkes istediğine kavuşamaz

Ey oğul!

Her isteyen isteğine kavuşamayabilir. Her kötülük işleyen de mahrum olmayabilir. Bir kötülük seni en üstün mertebelere ulaştıracak olsa bile kendi nefsini ondan alıkoy. İnsan, malı kendisini korumak için toplar. Fakat malı toplarken kendini onun yolunda harcamaktan sakın. Aksi takdirde kaybettiğin şey topladığından çok daha hayırlı ve iyidir.

 

Şerle kazanılan hayır hayır değildir

Ey oğul!

Allah seni hür yaratmıştır. Başkasına kötülük yapma. Şerle kazanılan hayır, hayır değildir. Kötülükle elde edilen iyilik de iyilik değildir.

Allah ile aranda bir perdenin olmasını istemiyorsan açgözlülükten sakın. Tamahkârlık seni helâkete götürür. Sen kendine düşen payı idrak edebilir ve ona uyabilirsin. Allah’tan gelen az da olsa kullardan gelen çok şeylerden daha iyidir.

 

Susmayı tercih et

Ey oğul!

Susarak kaçırdığın bir şeyi telâfi etmek konuşarak gücendirdiğin bir kalbi tamir etmekten daha kolaydır.

Tulumdaki suyu muhafaza etmek, ağzını sıkı bağlamakla olur.

 

İffetle içindeki fakirlik daha iyidir

Ey oğul!

Elde bulunan malı muhafaza etmek, başkasının elinde bulunan malı elde etmeye çalışmaktan iyidir.

İffet içinde fakirlik ve çalışmak, haksız yollardan zengin olmaktan hayırlıdır.

 

Çok konuşan çok yanılır

Ey oğul!

Kişi kendi sırrını başkalarından daha iyi muhafaza eder.

 

Çok kimse var ki, kendi zararına çalışır.

Çok konuşan çok yanılır, Düşünen kimsenin görüşü kesinleşir.

Her konuşan doğru konuşmayabilir. Her isteyen isabet etmemiş olabilir. Her giden de geri dönmeyebilir.

 

İyilere yaklaş

Ey oğul!

İyilere yaklaş ki, onlardan olasın. Kötülerden uzaklaş ki, şerlerinden kurtulasın.

İyilik kötülüğe yol açarsa, kötülük olur.

Çok zaman dert deva; deva da dert olur.

Çok zaman ehliyetsiz kimseler öğüt verir, kendilerinden öğüt beklenen kimseler de aldatır.

 

Tembellik ölülerin işidir

Ey oğul!

Ümide dayanıp işsiz güçsüz bekleme. Tembellik ölülerin işidir.

Akıl, tecrübeleri ezberlemektir. Tecrübelilerin en hayırlısı sana öğüt verendir.

 

Fırsatları iyi değerlendir

Ey oğul!

Fırsatları iyi değerlendir. Lokma boğazında durmadan kendine gel.

Fesat; takva ve iyilik azığını kaybetmek, nefsin isteklerine meyletmek suretiyle er geç kendisine dönülecek yeri bozmaktır.

Her şeyin bir neticesi vardır.

Takdir edilmiş olan her şeyi şüphesiz göreceksin.

Tüccar tehlikededir.

 

İşlerinizde intizamlı olun

Ey oğul!

Size, bütün evlatlarıma, ehlime ve bu vasiyetimin ulaştığı kimselere Allah’tan korkmayı, işlerinizde intizamlı olmayı, birbirinize iyilikle davranmayı, insanların arasını bulmayı vasiyet ediyorum.

Ben dedenizden (a.s.m.) şöyle duydum:

“İki kişinin arasını düzeltmek, bütün (nafile) namazlardan, oruçlardan daha faziletlidir.”

 

Yetimleri gözetin, komşuları kollayın

Ey oğul!

Allah için yetimlerin hakkını gözetin. Onları bir aç, bir tok bırakarak hazırladıkarınızı zayi etmeyin.

Allah rızası için komşularınızın hakkına riayet edin. Bunlar size Peygamberinizin vasiyetidir. O, komşular hakkında öyle tavsiyelerde bulundu ki, biz onların mirasımıza da dahil olacaklarını sandık.

 

Cihadı terk etme

Ey oğul!

Allah için Kur’ân’a uyun. Onunla amel etmekte başkası sizden ileri olmasın.

Allah rızası için namaza dikkat edin. Çünkü namaz dininizin direğidir.

Allah için Rabbinizin evinin hakkını verin. Sağ olduğunuz müddetçe orayı boş bırakmayın. Çünkü o ev terk edilirse, dininizin farzını ihmal ettiğinizden dolayı ne Allah, ne de halk sizden hoşnut olur.

Allah için cihadı terk etmeyin. Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla, dillerinizle cihad edin.

 

Fitneye karşı iki yaşındaki deve gibi ol

Ey oğul!

Size düşen görev, karşılıklı iyi ilişkilerde bulunmak, karşılıklı olarak hediyeler vermektir.

Sırt çevirip gitmek ve birbirinizle dargın durmaktan sakının.

İyiliği emredip kötülükten sakındırmayı terk etmeyin. Aksini yaptığınız takdirde başınıza kötüleriniz geçer ve sonra yaptığınız dualar da kabul olmaz.

Fitneye karşı iki yaşındaki deve gibi ol. Onun ne binilecek sırtı, ne de sağılacak sütü vardır.

 

Allah’tan kork

Ey oğul!

Allah’tan hakkıyla kork. Emrinden dışarı çıkma.

Allah’ın zikriyle kalbini diri tut. Allah’ın ipine sım sıkı sarıl. Eğer tutunuyorsan, Rabbinle aranızdaki bağdan daha kuvvetli hangi bağ bulunabilir?

 

Kalbini öğütle yaşat

Ey oğul!

Kalbini öğütle yaşat, hikmetle aydınlat. Dünya malım ve ona olan aşkı terk etmekle nefsini öldür.

Kalb, hakla kuvvetli, hikmetle parlak ve nurlu olur.

 

Ölümü sık an

Ey oğul!

Sık sık ölümü an, ölümü anmak kalbi yumuşatır.

Herşeyin yok olacağını bil ve kalbine yoklukta karar kılacağını bildir. Ona dünya facialarını ve musibetlerini tek tek göster.

Zamanın şiddetini ve kükreyişini, gece ve gündüzlerin aleyhine çevrildiğini düşün, hatırla ve hatırlat.

 

Geçmişten ders çıkar

Ey oğul!

Daha önce geçmiş olan milletlerin kıssalarını ve hikâyelerini oku. Tarihte insanların başına gelen felaket ve musibetleri düşün. Aynı şeylerin tekrarlanmaması için iyice dikkat et.

 

Gideceğin yere hazırlan

Ey oğul!

Atalarının topraklarında, yaşadıkları yerlerde gez ve onların eserlerini dikkatle incele. Onlar neler yapmışlar, nereden nereye niçin göçmüşler? Bunları incelediğin zaman onların yakınlarından ve sevdiklerinden ayrılıp gurbet ellere gittiklerini göreceksin. Tıpkı onlar gibi sen de yakında bilmediğin ve görmediğin yerlere göçüp gideceksin. Şu halde gelecekteki yerini şimdiden hazırla ve temizle. Dünya için âhiretini satma.

 

Söze karışma

Ey oğul!

Bilmediğin bir şey hakkında söze karışma. Üzerine düşmeyen hususu konuşma.

Sonunda bir felaketin gelmesinden korktuğun yolu terket. Çünkü bir işte felaket sezildiğinde onu terk etmek, korkuyla ilerlemekten daha iyidir.

Her işi ehline bırak.

 

İyiyi işle, kötülükten sakın

Ey oğul!

İyi şeylerle emret, iyi şeylere ehil ol. Kötü şeylere meydan verme. Onları elinle ve dilinle geri bırak. Onları işlemekten var gücünle uzak ol.

Nerede olursa olsun zor işlere hakkı bulmak için gir.

Bütün işlerde nefsini zorla; onu emin bir yere, kuvvetli bir güvene getiresin.

 

Allah yolunda çalış

Ey oğul!

Allah yolunda iyi çalış. Onun yolunda mücahede ve mücadele etmekten çekinme.

Bütün işlerinde Allah’a sığın. O en iyi koruyucu ve en yakın kurtarıcıdır.

Her işinde Allah’a teslim ol. İstediğini yücelten, istediğini alçaltan Odur.

 

Güçlükleri aşmaya çalış

Ey oğul!

Herhangi bir kimsenin ağır sözleri seni yolundan alıkoymasın.

Kendini güçlükler karşısında sabretmeye alıştır. Haksızlık karşısında hakka sabretmek en iyi ahlaktır.

Bir işi yapmadan önce çokça düşün.

 

Güvenilir kişilerle istişare et

Ey oğul!

İyi karar verebilmek için güvenilir kimselerle istişare

En hayırlı söz faydalı olandır. Faydasız bilgide hayır yoktur. Lüzumlu olmayan bilgiden de bir fayda temin edilemez.

İslâmiyette ne varsa hepsini anla ve öğren.

 

Şu esaslara riayet et

Ey oğul!

Sana söyleyeceğim sekiz husus var ki, bunları aklından çıkarma:

  1. En büyük zenginlik akıldır.
  2. En büyük vahşet kibirdir.
  3. En büyük fakirlik ahmaklıktır.
  4. En büyük meziyet güzel ahlâktır.
  5. Ahmaklarla asla dostluk kurma. Çünkü o sana faydalı olayım derken zarar verir.
  6. Yalancılarla dostluk kurma. Çünkü onlar sana uzak olanı yakın, yakın olanı da uzak gösterirler.
  7. Cimri insanlarla yakınlık kurma. Çünkü cimri adam ihtiyacın olan şeyi bile senden esirger, vermekten çekinir.
  8. İslâmı hayattan uzak olanlarla dost olma. Çünkü seni âdi şeylere götürürler.

HZ.LUT KISSASI IX

( TALMUD NEDİR
Yahudilerin dînî kanunlarını tefsir eden ve bu kanunlara göre ortaya çıkabilecek yeni problemleri
ne çözüm getiren en önemli derleme kitap.
İbranca “Lilmod” (Öğrenmek, öğretmek) kökünden alınmış bir kelimedir ve kaideler, esaslar topla
mı anlamına gelir. Kelimenin İbranca-Aramca karışımı olduğunu söyleyen dilciler de vardır.
Yahudiler nazarında Kitab-ı Mukaddes’ten sonra en önemli yeri işgal eden Talmud iki kasımdır:
1. Mişna (Daha çok şifahî dînî gelenekleri ihtiva eder),
2. Gemara (bir nevi Mişna’nın tefsiridir).
Genellikle dinler tarihçileri her iki yorumun M.S. II. yy da yaşamış olan Yuda Hanasi adındaki bir
haham tarafından yazıldığı görüşündedirler. Talmud’a inanmayan, gerçek anlamda bir Yahudi sayı
lmaz. Nitekim Karaim ve Habeşistan Yahudileri yalnız Tevrat’a inandıkları için hakiki Yahudilik
ten uzak tutulmuşlardır. Bir başka açıdan Talmud,
1. Filistin (Kudüs) Talmudu,
2. Bâbil Talmudu olmak üzere yine iki noktadan ele alınabilir. (L. Ma’luf, el-Müncid, s. 113). Kudüs
Talmudu, Bâbil Talmudu’ndan daha önemli ve önceliklidir.
Yahudiliğin mukaddes kitabı Tevrat (Tora) bir takım değişikliklere uğramasına rağmen, yazılı bir
metin halinde günümüze kadar gelebilmiştir. Bu yazılı Tevrat’ın anlaşılmasında zorluk çekilen ve
ya çözülemeyen problemlerin hallinde Talmud’un kıyas ve yorumlarından yararlanılır. Yeniden bir
Tevrat gelmeyeceğine göre, zamanın değişen şartlarında, Yahudi toplumunun ortaya çıkan prob
lemlerine kim, hangi otorite çözüm getirecektir? Yahudi toplumu, Tevrat ve Hz. Musa’nın uygula
malarında cevapsız kalan problemlerini Talmud’la çözmeye çalışmaktadır. Tesbit edilebildiğine
göre Talmud M. Ö. 200’den M. S. 500’e kadar Yahudiliğin hikmet, gelenek ve problemleri üzerin
de, din adamlarınca (haham) yapılan tartışmalar sonucu vücut bulmuştur. Ancak Talmud’un,
Tevrat emirlerinin uygulanmasıyla ilgili bütün ayrıntıları ihtiva ettiğini söylemek mümkün değil
dir. Daha geniş anlamda Talmud, Mişna ve Gemara’ya yapılan yorum ve ilâvelerin genel adı olmuş
tur. Bu bakımdan dinler tarihçilerinden bazılarına göre Talmud’u, sırf Tevrat yorumu olarak değer
lendirmek doğru değildir
Romalı Titus ordularının (M.S 70) Beyt Na Miktaş (Mâbed, Mukaddes Ev)’i tahrip etmeleri ve Yahu
dilerin, dünyanın değişik birçok bölgelerine dağılmalarından sonra şifahî geleneğin kaybolarak
unutulmasını önlemek için Mişna’nın derlemesi gerekiyordu. İşte bu önemli işi haham Rav Akiba
üstlendi. Daha sonra onun öğrencisi Meir, Mişna’yı daha sabit ve anlaşılır hale getirerek sadeleş
tirdi. Yeni bir haham olan Yehuda Ha-Naşi ise, Mişna’ya kesin ve son şeklini verdi. (M.S 200).
Ancak bu işlem, daha sonraki nesillerin Mişna’ya ilâveler ve açıklamalar yapmadığı anlamına
gelmez. Mişna’nın matbu ilk nüshası Venedik (1492)’de yayımlandı.
Bazı dinler tarihçileri Gemara’yı dar anlamda Talmud olarak tanımlamayı tercih etmişlerdir.
Yahudi toplumu, şifahî geleneklerinin kaybolmaması yolunda çok gayret sarfetmiştir. Nitekim
M. 351 yılında Ursicinus’un ağır baskılarına rağmen Yahudiler M.S.400 500 yılları arasında
Talmud’un derlenmesi için büyük caba harcamışlardır. Ancak bu Talmud, Kudüslü din bilginlerin
den çok, çevre illerin din bilginlerince derlenmiştir. Kudüs Talmudu’nun matbu ilk nüshası Vene
dik (1523)’de yapılmıştır, takriben 750.000 kelimeyi ihtiva etmektedir.
Bâbil Talmudu’nun derlenerek yazılmaya başlanması 500-600 yıllarına rastlar. Bu Talmud’un esa
sını, Yehuda Ha-Naşi’nin hazırladığı Mişna ile, Rav Abba Areka’nın yaptığı şerhler oluşturmuştur.
Bâbil Talmudu’nun bazı metinleri 1484’de basıldıysa da, tam metin Venedik (1523)’de yayımlanmış
tır ve takriben 2.500.000 kelimeden mürekkeptir. Kudüs Talmudu’nun M.Ö 15’i, Bâbil Talmudu’nun
da M.Ö 30’unu hikâye ve kıssalar teşkil eder. Haga adı verilen bu hikâyeler Yahudi okullarında
ders gibi okutulur. Denebilir ki, Yahudi edebiyatının M.Ö. III. y.yıl ile M.S.V. y.yılları arasındaki
döneminde Talmud’un büyük rolü olmuştur.
Yahudiler Tevrat kadar Talmud’a da hürmet ederler. Talmud’un ilkeleri değiştirilemez ve tartışıla
maz. Ancak bazı uygulamalarda bölgesel farklar gözetilse de, Talmud’un ihtiva ettiği esas hüküm
ler bütün Yahudileri şâmildir. Yahudi cemaati kuvvetini, millî ve dînî bayramlara saygı kadar, Tal
mud’a da aşırı bir şekilde bağlılığından almaktadır. )
yorumcusu, rabbinik kaynaklara göre Lut’un
kızlarının sayısı dört’tür. Bu kızların ikisinin evli, ikisinin nişanlı olduğu
yorumları yapılmaktadır. Yine bu Rabbi’lerin yorumlarına göre; Lut kavminin helakı esnasında,
Lut’un evli olan kızları helak olmuş, diğer nişanlı olan iki kızı ise kurtulmuşlardır.
Kur’an’ı kerim, Lut’un helake müstahak olan karısının suçunu “hainlik” olarak nitelemektedir.
Ancak bunun nasıl gerçekleştirdiğine dair bilgi vermez. Tefsirlerde, Lut’un karısının, helake müs
tahak olan hainlik suçunun, cinsel kapsamda olmadığı; eve misafir gelen meleklerin gelişini kav
min sapıklarına haber vermesi yüzünden olduğu bildirmektedirler. Kur’an ve Tevrat arasındaki
farklı olan anlatım ise Kur’an’a göre Lut’un karısı kavmi içinde bırakılarak helak olmuş; Tevrat’a
göre helakten kaçarken geriye dönüp bakması yüzünden Yehova tarafından cezalandırılarak tuz
direğine dönüştürülmüştür.

HZ.LUT KISSASI VIII

LUT KAVMİNİN HELAKİ

Allah’ın, Tevrat’ta Sodom ve Gomorra olarak adlandırılan Lut kavmini ıslah amacı ile gönderdiği
resulü olan Lut’un tüm ikna çabalarına karşı “Allah’tan karsı gelmekten sakının ve bana itaat
edin.” Lut’un bu çağrılarına rağmen kavmi, onun tebligatına ve hidayete çağrılarına uymazl
ar. Hatta onu ve söylediklerini alaya alırlar “Kavminin cevabı sadece: “Lût ailesini memleketiniz
den çıkarın; çünkü onlar (bizim yaptıklarımızdan) uzak kalmak isteyen insanlarmış!” demelerin
den ibaret oldu.” ve onu sürgün ile “Bak Lut!” dediler. “Hele bundan vazgeçme, çaresi yok,
sürgün edilmişlerden biri olursun.” tehdit ederler. Hz. Lut’un tüm gayretlerine karşın; “kav
minin cevabı bu güzel davete uymak bir yana Hz. Lût (as) ile alay etmek oldu. Temiz kalmayı,
bunu öğütlemeyi küçümsenecek bir davranış olarak algıladılar. Hatta bunu tavsiye eden Lût (as)
ve inananları yurtlarından çıkarmakla tehdit ettiler. Bir toplumda kötülükler yaygınlaşır ve rahat
lıkla kanıksanır bir hal alırsa, iyi olmak suç olarak algılanır. Bu yüzden onlar bütün kötülüklerine
rağmen bunu benimsemeyen insanlardan rahatsız oldular. Onları hicrete zorladılar.”
Lut kavminin düzelmesinin mümkün olmadığının Allah tarafından takdiri ile Lut kavminin helak
aşamasına geçilir. Cenab-ı Hakk’ın kâfirleri helak etme hususunda; birden bire, aniden kâfirleri,
yeryüzünden silme gibi bir tavırda olmadığını anlamaktayız. Tebliğ aşamaları nasıl tedricen olu
şuyorsa, helakin de tedrici olarak, aşama aşama geliştiğini gözlemlemekteyiz. Helakteki bu ted
ricilik aynı zamanda Kıssaların muhataplarına sunulmasına da yansımaktadır. Amaç kıssalardaki
her aşamada olduğu gibi helak aşaması anlatımından da dersler çıkarılmasını sağlamaktır.
Öncelikle helak için gelen meleklerin insan suretinde kavme gözükmesi ve onların iştahını kabart
ma sahneleri ve ardından gelen Lut’un evine kadar saldırgan tutumları her şeyden evvel kıssa
muhataplarının bilinçlenmesini sağladığı kanaatindeyiz. Lut kavminin azgınlığının boyutları, top
lumun ıslah olmasına geçit vermeyen seviyeye ulaştığı muhataplar tarafından özümsenmektedir.
Kavmin sapıklık boyutunun vardığı uç safhanın, toplumsal gözü dönmüşlüğün anlaşılmasında bu
sahnelerin çok etkili olduğu kanaatindeyiz.
Hz. Lut’un çaresiz kalışı, bu çaresizlik içerisindeki ikna etmek, doğru yolu göstermek adına yap
tığı çabaların sonuçsuzluğu ve en sonunda Rabbine sığınarak ona niyazı; Lut kavminin helakı hak
ettiğini zihinlere yerleştiren vurucu sahnelerdir.
Yine Cenab-ı Hakk’ın Lut ehlini, helak olacak olanlardan ayrıştırarak, inananları helakten kurtar
ması, inananlara ve inkârcılara resmettirilen önemli ders sahnelerindendir. Eğer helak olayının
aşamalarında öğüt ve ibretler olmamış olsa idi Allah, helak olayının aşamalarını; detaylı sahneler
ve diyaloglarla ifade etmez, hak ettiler helak ettim, iman edenleri kurtardım diyerek vakıayı son
landırabilirdi.
Oysa Allah helake giden son aşamaları, helak sahnesini, helak olan ve kurtulanların son anlarını;
kıyamete kadar tüm Kur’an muhataplarına veciz bir biçimde sunarak bunlardan öğüt ve ibret alın
masını sağlamaktadır. ”Lut kavmi de uyarıları yalanladı. Biz de onların üzerine taş yağdıran bir
kasırga gönderdik. Yalnız Lut ailesini (bu azaptan ayrı tuttuk;) onları seher vakti kurtardık; Tara
fımızdan bir nimet olarak. İşte Biz şükredenleri böyle ödüllendiririz. Oysa andolsun zorlu yakala
mamıza karşı onları uyarmıştı. Fakat onlar bu uyarıları kuşkuyla karşılayıp-yalanlamakta diret
tiler.”
İslam kaynaklarının özellikle Lut kavminin helak sahnesinin üzerinde oldukça ayrıntılı durdukları
ve bu konuda ilaveten onlarca “İsrailiyât” nevinden nakiller aktardıkları görülmektedir. İslam alim
lerinin, gaybi bir olayın mahiyetini mübalağaya varan bir şekilde anlatmak istemeleri, ibret verici
liğini daha da arttırmak amaçlı olduğunda şüphe yoktur. Ancak Cenab-ı Hakk, zaten olayın Kur’an
’daki anlatımında, Arap dilinin sanatlarını kullanmış ve bu vakıayı hem Mekke müşrikleri hem de
kıyamete kadar ki tüm Kur’an muhataplarına ibret ve öğüt vasfı ile bildirmiştir. “… kasabanın altın
ı üstüne çevirdik. ” Burada alt üst kelimeleri arasında tezat sanatı vardır.” “ Cenab-ı Hak bütün za
limlere tehdit mahiyetinde bu kıssa­dan alınacak ders ve ibreti şöyle zikretti: “Bu azap zalimler
den hiçbir zaman uzak değildir.” Bu azap veya bu azabın meydana geldiği kasaba, Mekke halkı
gibi zulmetmekte onlara benzeyen kimselerden uzak değildir. Bundan maksat Cenab-ı Hak onlara
da bu şekilde azap edebilir, demektir.”

Tevrat’ta yer alan Lut’un kızları ile mağarada geçenler:

Ancak, Kitab-ı Mukaddes’te yer alan helakten kurtuluş sonrası, kızları ile aralarında geçen ensest
(incest) ilişki anlatımları, bu metinler üzerinde yapılan beşer tahrifatlarının bariz göstergesidir,
demekten başka bir seçenek bırakmamaktadır.
Tevrat’ta yer alan Lut kıssası, her yönü ile tenakuzlarla dolu bir kıssa örneği olmaktan ileri gide
memektedir. Sapık homoseksüel ilişkilerin yaygınlaşmasının toplumu helake götürdüğünü anla
tan bir kıssanın; yine sapık; ensest (incest) aile içi, cinsi ilişkileri sergilemesi ve buna giden yolu
masum göstermesi, resulü ve helakten kurtulacak kadar saf ve temiz kızlarını iğrenç yollar için
de anlatması düşündürücüdür.
Tanah Lut kıssasının son kısmında olay şöyle yer almaktadır: “Lut Soar’da kalmaktan korkuyordu.
Bu yüzden iki kızıyla kentten ayrılarak dağa yerleşti. İki kızıyla birlikte bir mağarada yaşamaya
başladı” “Büyük kızı küçüğüne, “Babamız yaşlı” dedi, “Dünya geleneklerine uygun biçimde burada
bizimle yatabilecek bir erkek yok”

(İNCİL in tahrif edildigi bilidigine göre bu dogrumudur bilinmez)

“Gel, babamıza şarap içirelim, soyumuzu yaşatmak için onunla
yatalım.” “O gece babalarına şarap içirdiler. Büyük kız gidip babasıyla yattı. Ancak Lut yatıp kalk
tığının farkında değildi.” “Ertesi gün büyük kız küçüğüne, “Dün gece babamla yattım” dedi, “Bu gece
de ona şarap içirelim. Soyumuzu yaşatmak için sen de onunla yat.” “O gece de babalarına şarap
içirdiler ve küçük kız babasıyla yattı. Ama Lut yatıp kalktığının farkında değildi.” “Böylece Lut’un
iki kızı da öz babalarından hamile kaldı. “ “Büyük kız bir oğlan doğurdu ve ona Moav adını verdi.
Moav bugünkü Moavlılar’ın atasıdır.” “Küçük kızın da bir oğlu oldu ve adını Ben-Ammi koydu. O
da bugünkü Ammonlular’ın atasıdır. “
Kendisinden sonra nazil olan Kur’an’ın; Tevrat’ta yer alan kıssalardan, yeniden bahsetmesi, tama
men,
Tevrat ve İncil metinlerindeki muharref kıssa anlatımları ve diğer muharref konuları, aslolan hida
yet ana istikametine tevcih etme amaçlı olduğu, bilhassa Lut kıssasının, her iki kitap arasındaki
mukayesesinden rahatlıkla anlaşılmaktadır.
Tevrat’ın verilerine nazaran; Lut’ helakten kaçışta Sodom ve Gomorra’nın güney kısmına Edom adı
verilen bölgeye doğru kaçmıştır. “Bakın, şurada kaçabileceğim, yakın bir kent var, küçücük bir
kent. İzin verin, oraya kaçıp canımı kurtarayım. Zaten küçücük (Tsoar) bir kent.” Lut kendi
isteği ile Tsoar’a gitmesine rağmen orada da yerleşmez. “Lut Tsoar’da kalmaktan korkuyordu. Bu
yüzden iki kızıyla kentten ayrılarak dağa yerleşti. İki kızıyla birlikte bir mağarada yaşamaya başla
dı.” Oysa Lut bölge içersindeki küçük bir yerleşim yeri olan Tsoar’da kalıp ya da Amcası ve
ilk inan tâbi’si olduğu ve Tsoar’ın kuzey-batı istikametinde kalan Hebron (El-Halil) gitmemiştir.
Toplumu irşad ile vazifeli olan ve yıllarca bu faaliyeti yürüten birinin; velev ki gönderildiği kavmi
helak olmuş olsa bile yeni yerlerde yeni toplumlara; resullükle vazifeli olmasa bile irşad faaliyeti
ne ömrü boyunca devam etmesi gerekirdi. Nitekim İslam kaynakları olayı bu şekilde yorumlama
mıza sebep olacak nakillerde bulunmaktadırlar.“Seher vakti olunca, Yüce Allah, Lût Aleyhisselâm
ile Ev halkını, Şam’a doğru yollandırdı….Lût Aleyhisselâm; vefat edinceye kadar, Şam-Filistin top
rağında, Amcası İbra­him Aleyhisselâmla birlikte oturdu…Lût Aleyhisselâmın, Hz.Şâre ile İbrahim
Aleyhisselâm ve oğullarının gömüldük­leri kabirlerinin civarında, İbrahim Aleyhisselâma aid Yakîn
diye anılan Mescid’e bir fersah kadar uzaklıkta bulunan köydeki kabrine gömüldü.”

Kuran’ı Kerim’de yer alan kıssalar ile Tevrat ve İncil’de yer alan kıssaların aynı menşe’ye sahip ol
malarına ve bu kıssaların birbirleri ile benzerlikleri çok olmasına rağmen; gerek Tevrat ve İncil’in
tahrif edilme olgusu gerekse Kur’an’ın doğruları açıklamak ve hidayet edicilik vasfının ortaya çık
ması açısından Kur’an ve Tevrat’ta yer alan lut kıssasının mukayeseli araştırılmasında gerçeğin
ortaya konması açısından yarar vardır.
Her iki kutsal kitapta –Kur’an ve Tanah (Tevrat)- yer alan Lut kıssaları, her ne kadar bir birine ben
zeşen kıssalar gibi gözükse de karşılaştırmalı olarak incelendiğinde, her iki kutsal kitap kıssası
arasında en azından mesajları ve konuların işlenişi bakımından çok derin farklılıklar olduğu bariz
olarak gözlemlenmektedir.
Lut peygamber; Tevrat verileri ve Tevrat verilerine dayanan İslam kaynaklarına göre; soylu bir
silsileye sahip, İbrahim gibi azim bir peygamberin hem yeğeni hem ilk tabî’si; İsmail, İshak gibi
resullerin amcaları olan, hem kişisel hem sosyal yetişme ve hem de dini terbiye bakımından
kemal hale gelmiş Kâmil bir insandır.
Aynı zamanda Kur’an’a göre Lut Hz. İbrahim’in yeğeni olmasına rağmen onun zürriyeti içersinde
sayılmıştır. Kur’an da Hz. İbrahîm ile ilgili anlatımlardan sonra Lût’un zikredilmesi aralarındaki
kan, kronolojik, biyografik ve dini bağ olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum aynı zamanda Lut
kıssası incelenirken, Hz. İbrahim kıssası ile de birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin alametidir.
Kur’an, Hz. Lut ve onun yetişmesinde büyük katkıları olan dedesi Azer’in inkârcı tutumu ve amcası
Hz. İbrahim’in, Allah’ı ısrarla araştırarak ona teslim olan ve onun yolunda tereddütsüzce, toplumu
ve kralları ile mücadele veren akidevi özelliklerini ve resullüğünü ayrıntılı olarak sergiler ve onla
rın bu olumlu ve olumsuz itikadi durumlarından Tevhidi dersler çıkarılmasını öğütler. Buna karşın
Tevrat’ta ise; Hz. Lut’un soyu ve geldiği yer ve biyografisi, ayrıntılı olarak yer alırken, inancına
müteallik kısımlar çok cüzi olarak yansıtılmaktadır. Bu da her iki kitabı birbirinden ayırt edici
özellik olarak hem kıssalar hem diğer inanca dair muhteva hususunda dikkati çekmektedir.
Lut’un Tevrat ve diğer Yahudi kaynaklarında sıralanan şeceresi esnasında dikkat çeken ve
önemli gördüğümüz yanlış bir tutum vardır. Tevhidî olmayan “soyculuk” hastalığı, Hz. Musa
sonrası ona inen Tevrat’ın tahrifi ve bu tahrifi daha da arttıran Talmud’un rabbinik yorumları
ile birlikte; peygamberleri, kitabı ve müntesipleri itibariyle Yahudiliğe; milli, ırkî bir hüviyet
kazandırılarak, İsrailoğulları ve diğer milletler şeklinde ayrımcılığa ve diğer din ve milletleri
küçümsemeye dayanan Yahudi ilahiyatı ve sosyolojisini oluşturmuştur. Tevrat’ın, ya da Tevrat
ve Talmud Rabbi’lerinin yorumlarını aktaran, İslam kaynaklarındaki nakiller ve yorumların da
Tevhidî nazara almayan ve tamamen beşerî olan Yahudi, soyculuk ve ırk ayrımcılığı düşünce
sinden etkilendiği gözlenmektedir. Oysa Kur’an ve Sünnet, böyle bir soy’culuk ata’cılığa dayanan
yapı ve düşünceyi reddetmektedir. İslam’da Allah’a yakınlık ve kullar arasındaki üstünlük beşeri
değil tamamen inanç dayalı farklılıktan kaynaklanmaktadır.
“Kitab-ı Mukaddes’te, Hz. Lut’un gerek Sodom ve Gomorra’daki yaşamında gerekse ondan önceki
evrede onun resullüğüne dair açık ve kesin ifadeler bulamamakta ve Lût’un peygamberliği hak
kında bilgi verilmemektedir. Çünkü Yahudilik ve Hıristiyanlık açısından Lût, peygamber değil,
dindar bir kişidir. Oysa Kur’an, Lut’un resul olduğunu ve kavmine tebligatını ayrıntıları ile anlatır.
Bu durum Kur’an ve Tevrat’ta yer alan Lut kıssaları arasındaki çok önemli farklardan birini teşkil
etmektedir.
Kur’an, Lut’un ne zaman resullükle vazifelendirildiği belirtmemektedir. Lut’un kavmine gelmeden
önce mi, yoksa kavmi içinde iken daha sonra mı resul tayin edildiğini açık olarak anlamak müm
kün değildir.
Kur’an’ı Kerim ve Tanah’da (Tevrat) yer alan Lut kıssaları incelendiğinde her iki kıssanında aynı
amacı, Homoseksüellikten sakındırmayı, gerçekleştirmek için nazil olduğu anlaşılmaktadır. Erkek
-erkeğe yapılan cinsel ilişkinin sakındırılması…
Tevrat sahifelerinde yer alan Lut kıssasında cinselliğin erkek-erkeğe olanı sakındırılırken, aile içi
cinsel ilişki diye tanımlanabilecek ensest (incest) ilişki normal gösterilmektedir. Bu hususta Lut
ve kızlarının mağarada yaşadıklarına dair anlatılanlar ibret verici bir vakıa ve Kur’an ile Tevrat
arasındaki en ciddi fark olarak karşımızdadır.
Lut kavminin işlediği bu kötü fiil; Lut kavminin sapıklık boyutlarının, bireysel günahın ötesinde,
toplumsal günaha dönüşmüş olduğunu bize ifade etmektedir. Ve bu öyle sapıklık boyutu haline
gelmiştir ki, evlere ve göz koydukları erkeklere kadar toplu saldırganlık ve toplu günah işleme
konumuna ulaşmıştı.
Kur’an’ın ayetlerinin ihsas ettiğine göre, Lut ailesi dört kişiden oluşmaktadır. Lut’un iki kızı,
karısı ve kendisi. Tevrat’a göre Hz. Lut’un ehli, Kur’an ayetlerinde belirtilenlere göre daha geniş
olarak sıralanmaktadır. Kur’an’ı Kerim’e nazaran Hz. Lut’un, oğulları ve aileye katılmaya namzet
damatları da bulunduğu kaydedilmektedir. Tevrat metinlerinde verilen bilgilerden Lut ailesinin
tam sayısını belirlemek mümkün değildir. Çünkü Lut ehli hakkındaki Tevrat anlatımları karışık,
aile bağlantıları kopuk olarak verilmekte olduğundan Lut ehlinin fert sayılarında belirsizlik hak
imdir.
Misafirlik ve misafire hizmetin boyutları ve fıkhının fevkedilmesi için, Kur’an ve Tevrat metinle
rindeki Lut kıssalarında anlatılan misafir ağırlanış ve eve konuk olma edeplerinin iyi irdelenip,
algılanması ve örnek edinilmesi gerekmektedir.
Kur’an ve Tevrat’taki Lut kıssalarının, ana konulardan birini teşkil eden Lut’un
kızlarının sayısı, Kur’an’da (benât) kelimesinin karşılığı olarak, iki kızı şeklinde manalandırılmak
tadır. İslam kaynaklarındaki nakil ve yorumlarda ise Lut’un kızlarının sayısı iki olarak verilmekte
fakat evli veya nişanlı olduklarına dair bir malumâta rastlamamaktayız. Tevrat’ın, Tekvin kitabı
verilerine göre; Lut’un iki kızı vardır. Bu kızlar nişanlıdırlar. Bazı Talmud

 

HZ.LUT KISSASI VII

Tevrat metnindeki Sara’nın ikinci defa alıkonma olayı:

Lut’un, Mısır’da şahit olduğu, yukarıda anlattığımız Hz. İbrahim karısı Sara ve Mısır Firavun’u ara
sında geçen olay benzeri bir başka hadisenin, Filistin kralı Abimelek ile de geçtiğini görmekteyiz.
Bu ikinci benzer olay hakkında Hz. Lut’un bilgisinin olup olmadığına dair bir malumatımız yoktur.
Bilindiği gibi ikinci olayın geçtiği sırada Hz. İbrahim ile Lut ayrılmışlardır ve bu ikinci olay Filis
tin’in Gazze bölgesi civarında Filistin kralı ile Hz. İbrahim ve karısı Sara arasında meydana gelmiş
tir.
(İbrahim) “Karısı Sara için,
(HZ.SARA anne
Hazreti Sare Annemiz
HZ. İBRAHİM’İN MÜBAREK EŞİ: Hz SARE
Kur’an ve Sünnet’te, imanını, iffetini koruma ve eşine destek olma konularında örnek gösterilen
mübarek, fedakâr annelerimizden birisi de Sâre Hatun’dur. Sare Validemiz İbrahim (as)’ın eşi, İshak
(as)’ın annesidir. Hz. Sare güzelliğinin yanında; Firavun’a karşı namusunu koruma ve fedarkarlıklarıyla
bilinir. O’nun doğumu, ailesi, nesebi hakkında kaynaklarda herhangi bir bilgi mevcut değildir. Sunmaya
çalıştığımız bilgiler de İbrahim (as) ile evlenmesinden sonrasını anlatır.
Hz. İbrahim, Irak’ta Babil yöresinde peygamber olmuş ve kendisini İlânlık iddiasında bulunan hükümdar
nemrudu Hak Din’e çağırmıştı. Nemrud, yönetimi kaybetme korkusuna kapılınca, İbrahim (as)’ı ateşe atarak
yok etmek istemiş; Yüce Allah O’nu ateşte yanmaktan koruyarak, Nemrud ve adamlarını sinek ordusu ile
helak etmiştir. Bu acı olaylar yaşanırken Hz. İbrahim’in yanında O’na iman eden, seven ve destekleyen
bir kadın vardı. Bu kadın O’nun gibi büyük bir peygamberin eşi olmakla şereflenen; melekleri görmeye
dayanıp, İlahi olaylara tanık olan Sare Validemizdir.
İbrahim (as), eşi Sare ve yeğeni Lut Peygamber ile birlikte Nemrud’un ülkesinden uzaklaşmışlardı. Lut
Aleyhisselam ile yollarını ayırıp, Kenan diyarında ilerliyorlardı. Filistin civarında bir bölgeye geldiklerinde,
Cebrail (as)’ın şu sözlerini işitti: ” Bu ülkeyi yüce Allah Senin nesline verdi” Bu habere çok sevinen
İbrahim Aleyhisselam, eşi Sare’yi müjdeledi ancak; Hz. Sare2nin bu müjdeli haberle üzüntüsü bir kat
daha arttı. Çünkü çocukları olmuyordu. Şöyle seslendi: “Ey İbrahim! Benim hiç oğlum olmadı. Olacağını
da sanmam. Bu durumda Bizim soyumuz nasıl bu memlekete sahip olacaktır?” İbrahim Aleyhisselam;
“Ey Sare! Sabırlı ol. Bu müjdeyi Bize ulaştıran Rabb’imiz elbette Seni bir evlatla mutlu kılacaktır.”
İbrahim (as); anlayışlı ve eşine sadık bir kocaydı. Karısını bu evlat meselesinde asla incitmiyor; sürekli
teselli ediyordu. Kendi üzüntüsünü içine gömüyor, her fırsatta anne olamamanın acısıyla yüreği kavrulan
eşinin gönlünü ferahlatmaya çalışıyordu.
Hz. İbrahim, kafilesiyle birlikte Mısır sınırlarından giriş yaparlarken, burada yabancı olduklarının anlaşılaca
ğının farkındaydı. Öte yandan Sare Validemiz, çok iyi huylu yumuşak ve itaatkâr bir kadın olduğu kadar;
yüzü de çok güzel ve dikkat çekiciydi. Burası Firavun’un ülkesiydi ve Allah-u Teâlâ’ya şirk koşan bir
hükümdar olan bu adam, elbette dilerse hoşuna giden bir kadının kocasını öldürtüp ona sahip olabilirdi.
Bunu bir peygamber ferasetiyle bilen İbrahim Aleyhisselam, Sare’ye kendisi hakkında bir şey soran olursa
kardeş olduklarını söylemesini tembih etti. Rasulullah (sav) Efendimiz konuyla ilgili buyurdular ki:
“İbrahim Aleyhisselam sadece üç yalan söylemiştir: Bunlardan ikisi Allah’ın zatıyla ilgili; biri… sözüdür;
diğeri de… sözüdür. Bir tanesi de zevce-i pakleri Sare Hatun hakkındadır. Hz. İbrahim zalim birinin diyarına
(Mısır’a) beraberinde Sare de olduğu halde gelmişti. Sare güzel bir kadındı. Sare’ye: “Bu cebbar herif, bilirse
ki Sen karımsın, Senin için Bana galebe çalar. Eğer Sana soracak olursa, kız kardeşin olduğunu söyle!
Çünkü Sen, zaten İslam yönünden kardeşimsin, din kardeşiyiz. Ben yeryüzünde Senden ve Benden başka
bir Müslüman bilmiyorum” dedi. (Ebu Hureyre)
Hadisi şerifte belirtilenler aynen oldu ve şehre çok güzel bir kadının geldiğini duyan Firavun, ona sahip
olmak için adamlarını gönderdi. İbrahim Aleyhisselamı yanına çağırdı. İbrahim (as): “Senin yanındaki kadın
kim?” sorusuna “Kız kardeşim.” dedi. Firavun, “Bana O’nu yolla.” dedi. O da Sare’ye durumu izah etti. Zalim
adamla aralarında geçen konuşmada söylediklerini boşa çıkarmamasını istedi. Sare Validemiz: “Peki!” dedi.
Yalnız, içini sıkıntı kapladı. İbrahim (as) secdeye kapanmış acı içinde dua ediyordu. Her şeyini paylaştığı,
gözünün ışığı karısını koruması için Allah’a yalvarıyordu. Firavun Sare’ye elini uzattığı ve dokunmak istediği
an; O da öyle bir inançla ve teslimiyetle Rabb’ine yalvarmaktaydı ki, Rasulullah (sav) Efendimiz bu durumu
şöyle anlatır: “… Sâre kalkıp abdest aldı ve namaz kılıp şöyle dua etti: “Ey Allah’ım! Ben Sana ve Senin peygam
berine iman etmiş ve iffetimi kocam dışında herkesten korumuşsam, Bana bu kâfiri musallat etme” Kralın nefesi
kesildi ve çırpınmaya başladı. Bunun üzerine Sâre, “Allah’ım, eğer bu adam ölürse Sâre öldürdü derler, bu yüz
den ölmesini istemiyorum” deyince kral canlandı ve bu durum üç kere yenilendi. ”
Firavun yaşadığı bu dehşetli hadiseden sonra Sare Validemizin sıradan bir kadın olmadığını; asalet sahibi,
Saliha ve yüce bir kadın olduğunu anladı. Bunun üzerine Sara Validemize hitaben; “Sana bir cariye bağışlıyorum.
” dedi ve birçok hediye ile onları ülke dışına çıkardı. Burada asıl tecelli şuydu ki; sanki buraya cariye olarak
hediye edilen Hacer Validemizi almaya gelmişlerdi.
Hz. Sare, iyi huylu, güzel ahlaklı bir köleye sahip olmanın rahatlığıyla ülkesine dönüyordu. Belki de artık istediği
gibi zeki, anlayışlı ve teslimiyeti yüksek derecelerde olan bir cariyeye kavuşmuştu.
Yanlarında cariyeleri Hacer olmak üzere tekrar yola koyuldular. Bu yolculukları esnasında zaman zaman Allah-ü
Teâlâ’dan bazı nidalar duyarak çok geniş topraklara ve zürriyete sahip olacaklarına dair müjdeler alıyordu
Hz. İbrahim. Bunun nasıl olacağını bilmiyordu. Yaşlanmışlardı, çocuk sahibi olma yaşını çoktan geçmişlerdi
fakat henüz evlatları yoktu. İbrahim Aleyhisselam; “Ya Rabbi! Bu dünyadan çocuksuz olarak mı göçüp gidece
ğim.” diye Cenab-ı Hakk’a iltica da bulunuyordu. Yatağından kalkıp dışarı çıktı: “Senin neslin gökyüzündeki
sayısız yıldızlar gibi çok olacaktır.” diye seslenildiğini işitti. İçi huzurla doldu. Güneş batmış, hava kararmıştı.
Sare Validemizin çadırına doğru ilerlerken gözü, aşağıdaki derede çocuklarını yıkayan bir adama takıldı. Çadıra
geldiğinde Sare’yi ağlarken gördü. O, hâlâ Sare Validemizin üzülmemesi için uğraşıyordu: “Sabredelim. Elbette
bir gün Bizim de olur”, dedi. O’nun bu teslimiyet ve sabrına Sare Validemiz artık karşılık vermek, bir fedakârlık
etmek istiyordu ve şöyle söyledi:
– Artık yaşlandım. Yaşım sekseni aştı. Artık belli oldu ki Yüce Allah Bana bir evlat vermeyecek. Benim yüzümden
se eğer Senin evlat sahibi olamaman, varsın o evlat Benden olmasın.
– Senden olmasın mı? Nasıl olur!
– Belki bir cariyeden olur. Ben ona da razıyım. Düşündüm Senin bir evlat sahibi olman için karara vardım.
– Nasıl bir karar bu?
– Mısır’da firavunun Bana hediye ettiği cariyeyi eş olarak almanı istiyorum.
-O’nu Sana veriyorum. O’nun doğuracağı çocuğu kendi çocuğum gibi sevip evlat hasretini giderebilirim. Kendi
çocuğum gibi sever büyütürüm. Yoksa bu evlat hasreti Bana da Sana da çok dokunuyor…
İbrahim (as) bunun İlahi bir teklif olduğunu biliyordu. Teklifi kabul etti. Bu Hz. Sare’nin büyüklüğü, sevgisi,
fazileti ve özverisiydi…
Hz. Sâre’nin büyük bir fedakârlık yaparak, çocuğu olmadığı için kocasına cariyesi Hacer’i hediye etmişti. Ancak
Hz. İsmail’in doğumu üzerine üzüntüye kapılmış ve kıskanmıştı. Çünkü kendisi sürekli bir çocuk özlemi içinde
idi. İşte, kendisi 90, eşi İbrahim ise 120 yaşlarında bulunduğu bir sırada Allah-ü Teâlâ Hazretleri kendilerine önce

Hz. İshak’ın, daha sonra da torunları Hz. Yakub’un dünyaya geleceğini haber verdi. (Hâkim; Hûd, 11/71.)
Artık çocuk sahibi olmaktan fizik, biyolojik ve tıp bakımından ümit kesilen bir çağda İbrahim (as) ve Sâre Valide
mize bir çocuk, arkasından bir torun sahibi olma müjdesinin verilişi Kur’an-ı Kerîm’de şöyle anlatılır:
Hz. İbrahim ve yakın akrabası olan Lût (as) aynı dönemin peygamberleridir. Lût (as)’in kavmi eşcinsellik sapıklı
ğına tutulmuş ve İlâhi gazabı üzerlerine çekmişlerdi. İşte Hz. Lût’a kavminin helak olacağını bildirmek ve bu
helâkı yerine getirmek için, bir grup melek önce İbrahim (as)’ın evine gelirler. Bunlar insan suretinde, genç
delikanlılar görünümünde idiler. Önlerine konulan yemeği yemediklerinde İbrahim (as) Onların normal insan
olmadıklarını anladı ve korkuya kapıldı. Hz. Sâre’de Onlara ayakta hizmet ediyordu. İşte bu misafirler kendileri
nin melek olduğunu açıklayarak, aileye katılacak bebeği şöyle haber verdiler:
“Elçilerimiz (melekler) İbrahim’e müjde ile gelip, “selâm” dediler. O da “selâm” dedi ve hemen gidip Onlara
kızartılmış bir buzağı getirdi. Fakat Onların o buzağıya el sürmediklerini görünce, tuhafına gitti ve içinde Onlara
karşı bir korku uyandı. Onlar; “Korkma! Biz Lût kavmine gönderildik” dediler. İbrahim’in (hizmet için) ayakta
duran karısı (Sâre) güldü. Biz de O’na İshak’ı, ardından da torunu Yakub’u müjdeledik. Kadın “Vay başıma
gelene” dedi, “Ben yaşlı bir kadın, şu kocam da yaşlı bir adam iken Ben mi çocuk doğuracak mışım? Bu doğru
su şaşılacak bir şey” Melekler: “Ey evin hanımı! Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olmuşken, Allah’ın
işine nasıl şaşarsın? O Allah, övülmeye lâyıktır, iyiliği boldur” dediler.” (Hûd, 11/69-73.)
Sonuç olarak gençlik yaşlarında çocuk dünyaya getirmemiş olan Sâre Validemiz Yüce Allah’ın dilemesi ile
Hz. İshak’ı dünyaya getirmiştir.
Allah-ü Teâlâ, Hz. İbrahim’in, fedakâr eşinin dünyadaki ödülünü yaşlılıkta kendisine bağışladı ve melekler
vasıtasıyla O’na, peygamberlik şerefine nail olacak evlâtların müjdesini verdi. Allah-ü Teâlâ Onların ahlakıyla
ahlaklanmayı nasip eylesin. )

“Bu kadın benim kız kardeşimdir” dedi. Bunun üzerine Gerar Kralı Avi
melek adam gönderip Sara’yı getirtti.” “Ama Tanrı bir gece düşünde Avimelek’e görünerek, “Bu
kadını aldığın için öleceksin” dedi, “Çünkü o evli bir kadındır.” “Avimelek henüz Sara’ya dokun
mamıştı. “Ya RAB” dedi, “Suçsuz bir ulusu mu yok edeceksin?” “Şimdi kadını kocasına geri ver.
Çünkü o bir peygamberdir. Senin için dua eder, ölmezsin. Ama kadını geri vermezsen, sen de,
sana ait olan herkes de ölecek, bilesin.” “Avimelek İbrahim’e karısı Sara’yı geri verdi. Bunun yanı
sıra ona davar, sığır, köleler, cariyeler de verdi.”
Tevrat metininde yer alan İbrahim kıssasının bu bölümünde; Hz. Lut ile Hz. İbrahim’in ayrılmaların
dan sonra gerçekleşen ikinci benzer olayda da Allah, Hz. İbrahim ve Sara’ya yardım etmiş ve onla
rı sıkıntılı durumlarından bir kez daha kurtarmıştır. Eğer Hz. İbrahim’in Karısı Sara’yı kardeşi gös
terme fiili Tevrat metinlerinde, Allah tarafından yanlış olduğu bildirilmiş olsaydı, Hz. İbrahim bu
fiili tekerrüren işleyemezdi kanaatindeyiz.

Tevrat’ta yer alan Lut’un evindeki misafirlere tasallut hadisesi benzeri bir kıssa:

Hz. Lut’un, kavminin sapıkları ile arasında cereyan eden hadisenin benzeri bir olay, Tevrat’ın “Ne
viim” adı verilen bölümünde yer alan , Yahudi apokrifalarından olan “Hakimler” kitabında, İsrail
oğullarından birinin başından geçen bir hadise olarak benzeşen bir anlatımla fakat Lut kıssasın
da yaşananlara göre sonu hüsranla biten bir versiyonla anlatılmaktadır. Anlatılan bu olay nere
deyse Lut kıssasının aynı gibidir ancak sonu Lut kıssasındaki gibi bitmemektedir. Üstelik bu kötü
olay başına gelenlerde, gerçekleştirenler de İsrail oğullarından kişilerdir.
“Yaşlı adam, “Gönlün rahat olsun” dedi, “Her ihtiyacını ben karşılayacağım. Geceyi meydanda ge
çirmeyin.” “Onları evine götürdü, eşeklerine yem verdi. Konuklar ayaklarını yıkadıktan sonra
yiyip içtiler.” “Onlar dinlenirken kentin serserileri evi kuşattı. Kapıya var güçleriyle vurarak yaş
lı ev sahibine, “Evine gelen o adamı dışarı çıkar, onunla yatalım” diye bağırdılar.” “Ev sahibi dışa
rıya çıkıp onların yanına gitti. “Hayır, kardeşlerim, rica ediyorum böyle bir kötülük yapmayın”
dedi, “Mademki adam evime gelip konuğum oldu, böyle bir alçaklık yapmayın.” “Bakın, daha
erkek eli değmemiş kızımla adamın cariyesi içerde. Onları dışarı çıkarayım, onlarla yatın, onlara
dilediğinizi yapın. Ama adama bu kötülüğü yapmayın.” “Ne var ki, adamlar onu dinlemediler.
Bunun üzerine Levili

(LEVİLİ ile CARİYES i
İsrail’in kralsız olduğu o dönemde Efrayim’in uzak, dağlık bölgesinde yaşayan bir Levili vardı. Adam Yahuda’nın
Beytlehem Kenti’nden kendisine bir cariye aldı.
Ama kadın onu başka erkeklerle aldattı. Sonra adamı bırakıp Yahuda’ya, babasının Beytlehem’deki evine döndü.
Kadın dört ay orada kaldıktan sonra kocası kalkıp onun yanına gitti. Gönlünü hoş edip onu geri getirmek istiyor
du. Yanında uşağı ve iki de eşek vardı. Kadın onu babasının evine götürdü. Kayınbaba damadını görünce onu
sevinçle karşıladı.
Yanında alıkoydu. Adam onların evinde üç gün kaldı, onlarla birlikte yedi, içti ve orada geceledi.
Dördüncü günün sabahı erkenden kalktılar. Kızın babası gitmeye hazırlanan damadına, “Rahatına bak, bir lok
ma ekmek ye, sonra gidersiniz” dedi.
İkisi oturup birlikte yiyip içtiler. Kayınbaba, “Lütfen bu gece de kal, keyfine bak” dedi.
Damat gitmek üzere ayağa kalkınca kayınbabası ısrarla kalmasını istedi; damat da geceyi orada geçirdi.
Beşinci gün gitmek üzere erkenden kalktı. Kayınbaba, “Rahatına bak, bir şeyler ye; öğleden sonra gidersiniz”
dedi. İkisi birlikte yemek yediler.
Damat, cariyesi ve uşağıyla birlikte gitmek için ayağa kalkınca, kayınbaba, “Bak, akşam oluyor, lütfen geceyi
burada geçirin” dedi, “Gün batmak üzere. Geceyi burada geçirin, keyfinize bakın. Yarın erkenden kalkıp yola
çıkar, evine gidersin.”
Ama adam orada gecelemek istemedi. Cariyesini alıp palan vurulmuş iki eşekle yola çıktı. Yevus’un
(Yeruşalim’in) karşısında bir yere geldiler.
Yevus’a yaklaştıklarında gün batmak üzereydi. Uşak efendisine, “Yevuslular’ın bu kentine girip geceyi orada
geçirelim” dedi.
Efendisi, “İsrailoğulları’na ait olmayan yabancı bir kente girmeyeceğiz” dedi, “Giva’ya gideceğiz.”
Sonra ekledi: “Haydi Giva’ya ya da Rama’ya ulaşmaya çalışalım. Bunlardan birinde geceleriz.”
Böylece yollarına devam ettiler. Benyaminoğulları’nın Giva Kenti’ne yaklaştıklarında güneş batmıştı.
Geceyi geçirmek için Giva’ya giden yola saptılar. Varıp kentin meydanında konakladılar. Çünkü hiç kimse
onları evine almadı.
Akşam saatlerinde yaşlı bir adam tarladaki işinden dönüyordu. Efrayim’in dağlık bölgesindendi. Giva’da oturu
yordu. Kent halkı ise Benyaminli’ydi.
Yaşlı adam kent meydanındaki yolcuları görünce Levili’ye, “Nereden geliyor, nereye gidiyorsunuz?” diye sordu.

Levili, “Yahuda’nın Beytlehem Kenti’nden geliyor, Efrayim’in dağlık bölgesinde uzak bir yere gidiyoruz” dedi,
“Ben oralıyım. Beytlehem’e gitmiştim. Şimdi RAB’bin evine dönüyorum. Ama kimse bizi evine almadı.
Eşeklerimiz için yem ve saman, kendim, cariyem ve uşağım için ekmek ve şarap var. Hepimiz sana hizmet
etmeye hazırız. Hiçbir eksiğimiz yok.”
Yaşlı adam, “Gönlün rahat olsun” dedi, “Her ihtiyacını ben karşılayacağım. Geceyi meydanda geçirmeyin.”
Onları evine götürdü, eşeklerine yem verdi. Konuklar ayaklarını yıkadıktan sonra yiyip içtiler.
Onlar dinlenirken kentin serserileri evi kuşattı. Kapıya var güçleriyle vurarak yaşlı ev sahibine, “Evine gelen o
adamı dışarı çıkar, onunla yatalım” diye bağırdılar.
Ev sahibi dışarıya çıkıp onların yanına gitti. “Hayır, kardeşlerim, rica ediyorum böyle bir kötülük yapmayın”
dedi, “Mademki adam evime gelip konuğum oldu, böyle bir alçaklık yapmayın.
Bakın, daha erkek eli değmemiş kızımla adamın cariyesi içerde. Onları dışarı çıkarayım, onlarla yatın, onlara
dilediğinizi yapın. Ama adama bu kötülüğü yapmayın.”
Ne var ki, adamlar onu dinlemediler. Bunun üzerine Levili cariyesini zorla dışarı çıkarıp onlara teslim etti. Adam
lar bütün gece, sabaha dek kadınla yattılar, onun ırzına geçtiler. Şafak sökerken onu salıverdiler.
Kadın gün ağarırken efendisinin kaldığı evin kapısına geldi, düşüp yere yığıldı. Ortalık aydınlanıncaya dek öyle
ce kaldı.
Sabahleyin kalkan adam, yoluna devam etmek üzere kapıyı açtı. Elleri eşiğin üzerinde, yerde boylu boyunca yat
an cariyesini görünce,
kadına, “Kalk, gidelim” dedi. Kadın yanıt vermedi. Bunun üzerine adam onu eşeğe bindirip evine doğru yola
çıktı.
Eve varınca eline bir bıçak aldı, cariyesinin cesedini on iki parçaya bölüp İsrail’in on iki oymağına dağıttı.
Bunu her gören, “İsrailoğulları Mısır’dan çıktığından beri böyle bir şey olmamış, görülmemiştir” dedi, “Düşü
nün taşının, ne yapmamız gerek, söyleyin.” )

cariyesini zorla dışarı çıkarıp onlara teslim etti. Adamlar bütün gece,sabaha dek kadınla yattılar, onun ırzına
geçtiler. Şafak sökerken onu salıverdiler.” “Kadın gün ağarır ken efendisinin kaldığı evin kapısına geldi, düşüp
yere yığıldı. Ortalık aydınlanıncaya dek öylece kaldı.” “Sabahleyin kalkan adam, yoluna devam etmek üzere
kapıyı açtı. Elleri eşiğin üzerinde, yerde boylu boyunca yatan cariyesini görünce,” “kadına, “Kalk, gidelim” dedi.
Kadın yanıt vermedi.
Bunun üzerine adam onu eşeğe bindirip evine doğru yola çıktı.” “Eve varınca eline bir bıçak
aldı, cariyesinin cesedini on iki parçaya bölüp İsrail’in on iki oymağına dağıttı.” “Bunu her gören,
“İsrail oğulları Mısır’dan çıktığından beri böyle bir şey olmamış, görülmemiştir” dedi, “Düşünün
taşının, ne yapmamız gerek, söyleyin.”
Hakimler kitabında geçen bu kıssada Allah’ın korumasında olmayan israiloğullarından bir zatın,
onun cariyesi ve onları konuk eden İsrailoğullarından kişinin başından geçen hadisede sonuç;
İbrahim ve Lut’un başına gelenler gibi olmamıştır. Çünkü saldırıya uğrayan o israiloğllarından
kişiler, Hz. İbrahim ve Lut peygamber gibi Allah’ın himayesinde değildiler. Tevrat’tan esinlendik
leri, Lut tavrı benzeri davranışta bulunmuş olsalar da neticesi, Lut kıssasında olduğu gibi olumlu
sonlanmamıştır.

Tevrat kıssalarından Lut’un kızlarını ”teklif”i hususunda çıkarılacak netice:
Verdiğimiz bütün bu benzer olaylara sahne olan Hz.İbrahim/Sara/Mısır Firavunu, Hz.İbrahim/Sara/
Filistin kralı Avimelek ve İsrailoğullarından birinin başından geçen Tevrat kıssalarından anlaşıla
cağı gibi; İbrahim ve Lut peygamberlerde zor anlarda görülen Allah’a, tam tevekkül ve teslimiyet
tavırları, İsrailoğulları fıkhını oluşturmuş ve bu yüzden Mısır ve Filistin’de Hz. İbrahim’in ve Hakim
ler kitabında İsrailoğullarından birinin başından geçen kıssalar ortaya çıkmıştır.
Lut kıssasındaki Hz. Lut’un karşılaştığı zor andaki, kızlarını kavminin saldırgan adamlarına teklifin
i de bu kıssa örneklikleri minvalinde değerlendirmek, Lut kavmi saldırgan sapıklarına, Hz. Lut’un
kızlarını “teklif” tavrının en ideal yorumu olarak gözükmektedir kanaatindeyiz.

HZ.LUT KISSASI VI

Hz. Lut ile kavminin saldırgan sapıkları arasındaki sahnenin anlatımındaki,
Hz. Lut ile kavminin saldırganları arasında geçen diyaloglarda, Kur’an’da yer almayan ilginç bir
detay dikkatimizi çekmektedir. Önemli gördüğümüz bu ayrıntı; Lut’un kızlarının nişanlı olmalarıdır.

Tanah’ın “Erkek yüzü görmemiş iki kızım var. Size onları getireyim, ne isterseniz yapın.” anlatımın
da , “Erkek yüzü görmemiş” ifadesi ile Lut’un kızlarının bakire olduğu beyan edilirken; bir diğer
Tanah bölümünde ise “Lut dışarı çıktı ve kızlarıyla evlenecek olan damatlarına, “Hemen buradan
uzaklaşın!”dedi,” diyerek Lut’un “damat”larından bahsetmektedir. Bu ifadelerden çıkan
sonuç; Lut’un iki kızı henüz evli değil, nişanlı olduklarıdır. Nitekim daha önce, bazı rabbinik
kaynaklarda, Lut’un dört kızı olduğunu, ikisinin evli, ikisinin nişanlı olduğu rivayetleri vardır.
Yahudi ilahiyatındaki bu yorumlarda da nişanlı olan bu kızlar; Lut’un kavminin adam
larına “teklif” ettiği ve aynı zamanda kavmin helakinden kurtulan kızlar olduğu belirtilmektedir.
O halde, Tanah sahifelerinde anlatılan Lut kıssasında; Hz. Lut’un, Meleklerin gelmesini haber ala
rak, evini basan kavminin sapık saldırgan adamlarına, meleklere tasallut etmemeleri karşılığı
olarak “nişanlı” olmasına rağmen kızlarını evlendirme “teklif”inde bulunmuştur diye anlamamız
gerekmektedir.
Oysa Kur’an’da, Lut’un kızlarının nişanlı olduğuna dair bir bilgi yoktur ve buna istinaden; Lut’un
kızlarının bekar olduğu kabul görüldüğünden olacak ki, İslam kaynakları, Lut’un “Ey kavmim!
İşte şunlar kızlarımdır; sizin için onlar daha temizdir.” teklifini yaptığı yorumlarında bulunmuşlar
dır. Bu yüzden İslam alimleri tarafından yapılan; Lut’un “kızlarını teklif” olayını, kavminin adam
ları ile evlendirmek kastıyla yaptığı şeklindeki yorumlar, normal addedilebilir. Ancak Tevrat met
nindeki Lut’un kızlarının nişanlı olması ayrıntısı baz alındığında, kavmin saldırganları ile onları ev
lendirmek istediği şeklinde yorumlamak makul/mantıklı gözükmemektedir. Nişanlı olan kızlar her
halükarda henüz evlenmemiş olsalar bile bir başkası ile evlendirilemezler. Böyle bir tutum pey
gamberliğe, ahde vefaya, örfi hukuka aykırı ve kınanacak bir tutumdur. Hz. Lut’dan da böyle bir
hareket beklenemez. Dolayısı ile Tevrat metnindeki Lut’un kızlarını “teklif” olayını, onları evlen
dirmek kastı ile yaptığı şeklinde algılamak, uzak bir ihtimal olarak anlaşılmalıdır.
Bundan ötürü, Kur’an ve Tevrat arasındaki, Lut’un kızlarının nişanlı olup-olmama konumunun ye
niden gözden geçirilerek, İslam kaynaklarındaki Lut’un kızlarını “teklif”ine dair yorumlar yeniden
değerlendirilmelidir.
Lut’un kızlarını “teklif” yorumlarının eksik görünen yanlarını sıralarsak şunları serdedebiliriz:
a-Lut’un kızlarının sayısı, genel İslam alimlerine göre ikidir. Oysa Meleklerin gelişini haber alıp
Lut’un evine gelenlerin sayısı bilinmemekle beraber oldukça kalabalıktır.“Lût’un kavmi, koşarak
onun yanına geldiler. “ “Şehir halkı, birbirlerini kutlayarak, (meleklerin yanına) geldiIer.”
Şu halde koşarak gelen Lut’un evine koşarak gelen bu kalabalık ile Lut’un iki kızının evlendiril
mek istenmesine dair yorumları nasıl bağdaştırabiliriz.“Ayetteki, ” Onun kendi adbûnden olan
kızlar, büyük bir topluluk için yeterli değildir.” “Senin kızların” ifadesi, sadece Hz. Lût’un
kızları anlamına alınmamalıdır. Kavminin, yani Sodom’lu kızların tümü burada kasdedilmektedir.
Çünkü birkaç tane kızını tüm Sodom erkeklerine nasıl nikahlayabilirdi?”
b- Lut’un Kızlarını “teklif”i, kavminin kadınları olarak yorumlanmıştır. “Lût (a.s.) onlara dedi ki:
Ey kavmim! İşte kızlarım.” Bunları nikahlayın. “Bunlar sizin için daha temizdir.” Yani fuhuştan
uzaktır, helâldir, temizdirler. Ebu Hayyan diyor ki: En güzeli izafetin mecazî olmasıdır. Yani
benim kız­larım yerine “Benim kavmimin kızları” şeklinde düşünülmelidir. Buna göre “Erkekler
değil kavmimin kızları sizin için helâldir, temizdir” manasına gelir. Zira Peygamber, kavminin
babası mertebesindedir. İbni Mes’ud’un kıraatine göre “Peygamber müminlere kendilerinden daha
yakındır. Onun hanımları müminlerin anneleridir” ayetini müteakip “ve hüve ebün lehüm (O onların
ba­basıdır)” şeklinde bir ilâve vardır. Yine “Hz. Lût (a.s.)’un sadece iki kızı vardı. Buradaki ifade
ise çoğuldur” denilmesi de bu manaya delâlet etmektedir.” “Mücahid, Katade ve daha pek
çok alim şöyle demişlerdir. Ayette geçen “kızlarım” tabirinden maksat Hz. Lût (a.s.)’un kendi kız
ları değil, ümmetinin kızlarıdır. Her peygamber ümmetinin babasıdır.”
Oysa Lut’a inanan iki kişi vardır ve bu iki kişi Lut’un kızlarıdır. Dolayısı ile Lut’a inanmayan kavmi
ve kavminin kadınları üzerinde hakimiyeti olamayacağı gibi zaten saldırgan topluluk, kadınlara
yanaşmayıp erkeklere meyletmekteydiler. Hz. Lut’un evinde olan kızlarını kastetmeyip, evinin
dışındaki kavminin kadınlarını kastetmesi, uzak bir ihtimal olarak gözükmektedir. Ayrıca bu konu
da iman eden kadınla kafir bir erkeğin evlendirilmesi fıkhı da tartışılmaktadır. Yorumcular Karşı
tarafın yani saldırganların iman etmesi ya da peygamberin kızlarından birinin müşrik biriyle evli
olmasını kıyas göstermektedirler. “Bu yorumlara göre Lut’un “şeriatinde, mü’min kadınların, kâfir
erkeklerle evlenmesi caiz idi. Hz. Peygamberin, kızı Zeyneb’i, müşrik olduğu halde Ebu’l-As
İbnu’r-Rebî’yle; yine, diğer kızını Utbe İbn Ebi Leheb ile evlendirmesi de delâlet eder ki, İslâm’ın
başlangıcında da bu böyle idi. Sonra bu, Cenâb-ı Hakk’ın, “… iman edinceye kadar, Allah’a eş
tanıyan kadınlarla evlenmeyin… İman edinceye kadar, müşrik erkeklere kahrınızı nikahlamayın…”
ayetiyle nesh olunmuştur.”
Oysa Tevrat metnindeki Lut’un damatları ile ilgili ifadeler onların helak aşamasına kadar Lut’a
inanan kimseler olduğunu dolayısı ile Lut’un kızlarının kavmin mü’min erkekleri ile nişanlandığı
ayan beyan ortadır. İslam alimlerinin Lut döneminde kafir erkeklerle evlenmek helaldi, şeklinde
yaptıkları yorumlar, indî mütalaalar olmaktan ileriye gidememektedir.
c- Lut’un kızlarını “teklif”inin mecazi/siyaseten/mevcut durumu geçiştirmek amacıyla söylediği
yorumları ise nispeten makul addedilebilir. Ancak içeriği bir çok sorun barındıran böyle bir tavrın,
o anı kurtarmak kastıyla, Lut gibi bir resulden çıkması kolay kabul edilebilecek bir durum olma
malıdır. Esasen bu yorum diğer iki yorumu makul olamayacağı gerçeğini görenlerin ileri sürdüğü
palyatif bir çözüm olmaktan öteye bir anlam taşımamaktadır.
Tevrat’ta anlatılan Lut kıssasındaki, Lut kavminin saldırgan-sapık erkeklerine, Lut’un kızlarını
“teklif” etmesini ancak bir şekilde mantıklı veya Tanah’a (Tevrat) uygun açıklamak mümkün görül
mektedir ki; bu durum aynı zamanda Kur’an’da da yer alan benzer baskın sahnesi ve bu sahnedeki
Lut’un kızlarını “teklif” diyalogundaki; “teklif” edilen kızların, Lut’un@ kendi kızları veya Lut kav
minin kızlarıdır, gibi yorumlar üzerinden yapılmaya çalışılan izahlarından başka bir açıklamasına
da delalet olabilecek niteliktedir.

a- Hz. İbrahim’in karısı Sara’nın Mısır firavununca alıkonması olayı:

Tanah’ın, Tekvin kitabı metininde anlatılan ve Hz. İbrahim’in, Mısır hicretinde geçen, Hz. İbrahim’in
karısını, kız kardeşi olarak tanıtması ile gelişen olaylar sonucu karısının, Firavunun eline düşme
si hadisesi; Lut kavminin helâk aşaması sahnelerinde yer alan Lut’un kızlarını teklif hadisesi ile
örtüşmektedir kanaatindeyiz. Tevrat Mısır’da geçen bu olayı şöyle nakletmektedir: “Mısır’a yak
laştıklarında karısı Saray’a, “Güzel bir kadın olduğunu biliyorum” dedi” “Olur ki Mısırlılar seni gö
rüp, ‘Bu onun karısı’ diyerek beni öldürür, seni sağ bırakırlar.” “Lütfen, ‘Onun kız kardeşiyim’ de.
Öyle ki, senin sayende bana iyi davransınlar, canıma dokunmasınlar.” “Kadını gören Firavun’un
adamları, güzelliğini Firavun’a övdüler. Kadın saraya alındı.” “RAB Avram’ın (İbrahim) karısı
Saray yüzünden Firavun’la ev halkının başına korkunç felaketler getirdi.” Firavun Avram’ı çağır
tarak, “Nedir bana bu yaptığın?” dedi, “Neden Saray’ın karın olduğunu söylemedin?” Niçin ‘Saray
kız kardeşimdir’ diyerek onunla evlenmeme izin verdin? Al karını, git!”” Firavun Avram için adam
larına buyruk verdi. Böylece Avram’la karısını sahip olduğu her şeyle birlikte gönderdiler.”
Hz. İbrahim ve karısının Mısırda iken yaşadığı bu olaya, Hz. Lut’ta şahitlik etmiştir. Bu anlatılan
dan verilen mesaj şudur: Hz. İbrahim, Mısır’a girerken, ilerde torunu Hz. Yakub’un kıssasında da
geçen ; Yakub’un “Oğullarım! (Şehre) hepiniz bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin.
Ama Allah’tan (gelecek) hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm Allah’tan başkasının değildir. (Onun
için) ben yalnız O’na dayandım. Tevekkül edenler yalnız O’na dayansınlar.” öğüdü ile aldığı
tedbir gibi Hz.
İbrahim’de Mısır’a girerken bir tedbir almıştır.
Hz. İbrahim’in, karısı Sara’yı, kız kardeşi olarak gösterme tedbiri, Cenab-ı Hakk tarafından başka
şekilde tecelli etmiş, aldığı bu tedbire rağmen düşündüğü tehlike kısmen gerçekleşmiştir. Nite
kim Yakup peygamber’in çocuklarından istediği tedbirli davranışa rağmen yine de başlarına iste
medikleri olaylar gelmiştir. Yani, Yakub’un ; ”Ama Allah’tan (gelecek) hiçbir şeyi sizden sava
mam. Hüküm Allah’tan başkasının değildir. (Onun için) ben yalnız O’na dayandım. Tevekkül eden
ler yalnız O’na dayansınlar.” Şeklinde ifade ettiği biçimde, Hz. Yakup ve Hz. İbrahim’in aldıkları
tedbirlere rağmen; olaylar Allah’ın dilediği şekilde gelişmiştir. Yani Hz. İbrahim’in karısı Sara,
Firavun’un eline düşmüştür. Ancak bundan sonra yaşanan olaylar, zannımızca Hz. Lut’un Sodom’
da, helak aşamasında kızlarını saldırgan kavim erkeklerine teklif hadisesinin alt yapısını oluş
turmuştur.
Hz. Lut Hicr suresinde anlatılan Lut kıssası sahnelerindeki diyaloglara göre kendisine gelen melek
lerden öğrendiği kadarı ile kavminin sabaha doğru helak olacağını anlamıştır. “Ona (Lût’a) şu hük
mümüzü vahyettik: “Sabaha çıkarlarken mutlaka onların ardı kesilmiş olacaktır.”
Lut’un bu “teklif” ile amaçlarından bir diğeri ise; evini basan kavminin saldırganlarını helak aşa
masında da olsalar belki vazgeçirebilirim, beşeri insiyakı ile onları, yaptıkları kötü fiilden vazge
çirmeye çalışmaktadır. Nitekim aynı beşeri insiyak meleklerin Lut kavmini helak haberini verdiği
nde Hz. İbrahim’de de neşet etmiştir.Lut kavminin helak haberi verildiği halde Hz. İbrahim melek
lerle tartışmıştır. “İbrahîm’den korku gidip kendisini müjdenin sevinci kuşatınca, Lût kavmi hak
kında bizimle tartışmaya başladı. Çünkü İbrahîm, gerçekten halim, içli, Allah’a çok yalvaran biri
siydi. (Melekler) Dedi ki: “Ey İbrahîm! Bundan vazgeç. Çünkü Rabbi’nin emri gelmiştir. Onlara geri
çevrilemez azap gelecektir!” “Elçilerimiz İbrahîm’e müjdeyi getirdikleri zaman dediler ki:
“Biz su kentin halkını helâk edeceğiz. Çünkü oranın halkı zalim oldular.” İbrahîm dedi ki: “Ama ora
da Lût var.” Dediler ki: “Biz orada kimin bulunduğunu daha iyi biliriz. Onu ve ailesini kurtaracağız.
Yalnız karısı azapta kalacaklardandır.” Tevrat metninde, Allah ile Hz. İbrahim arasında geçen uzunca
bir diyalog olarak verilmektedir. Hz. İbrahim’in, Lut kavmi hakkındaki tartışması
“RAB, “Yapacağım şeyi İbrahim’den mi gizleyeceğim?” dedi,”
“Kuşkusuz, İbrahim’den büyük ve güçlü bir ulus türeyecek, yeryüzündeki bütün uluslar onun aracı
lığıyla kutsanacak. “
“İbrahim’i, doğru ve adil olanı yaparak yolumda yürümeyi oğullarına ve soyuna buyursun diye seçtim.
Öyle ki, ona verdiğim sözü yerine getireyim.”
“Sonra İbrahim’e, “Sodom’la Gomora büyük suçlama altında” dedi, “Günahları çok ağır.” “Onun için inip bakacağım. Duyduğum suçlamalar doğru mu, değil mi göreceğim. Yapıp yapmadıklarını anlayacağım.” “Adamlar oradan ayrılıp Sodom’a doğru gittiler. Ama İbrahim RAB’bin huzurunda kaldı.” “RAB’be yaklaşarak, “Haklıyı da haksızla bir likte mi yok edeceksin? diye sordu,”
“Kentte elli doğru kişi var diyelim. Orayı gerçekten yok edecek misin? İçindeki elli doğru kişinin
hatırı için kenti bağışlamayacak mısın?”
“Senden uzak olsun bu. Haklıyı, haksızı aynı kefeye koyarak haksızın yanında haklıyı da öldürmek
senden uzak olsun. Bütün dünyayı yargılayan adil olmalı.”
“RAB, “Eğer Sodom’da elli doğru kişi bulursam, onların hatırına bütün kenti bağışlayacağım” diye
karşılık verdi.
“İbrahim, “Ben toz ve külüm, bir hiçim” dedi, “Ama seninle konuşma yürekliliğini göstereceğim.” ”Kırk beş doğru kişi var diyelim, beş kişi için bütün kenti yok mu edeceksin?” RAB, “Eğer kentte kırk beş doğru kişi bulursam, orayı yok etmeyeceğim” dedi. “İbrahim yine sordu: “Ya kırk kişi bulursan?” RAB, “O kırk kişinin hatırı için hiçbir şey yapmayacağım” diye yanıt verdi.” “İbrahim, “Ya Rab, öfkelenme ama, otuz
kişi var diyelim?” dedi. RAB, “Otuz kişi bulursam, kente dokunmayacağım” diye yanıt verdi.”
”İbrahim, “Ya Rab, lütfen konuşma yürekliliğimi bağışla” dedi, “Eğer yirmi kişi bulursan?”
RAB, “Yirmi kişinin hatırı için kenti yok etmeyeceğim” diye yanıt verdi.”
“İbrahim, “Ya Rab, öfkelenme ama, bir kez daha konuşacağım” dedi, “Eğer on kişi bulursan?”
RAB, “On kişinin hatırı için kenti yok etmeyeceğim” diye yanıt verdi.”
“RAB İbrahim’le konuşmasını bitirince oradan ayrıldı, İbrahim de çadırına döndü.”
Veya diğer bir ihtimale göre melekleri tanımadığını varsayarsak; evine gelen misafirleri kavminin
tasallutundan korumak maksadıyla, kızlarını “teklif” etmiştir. Ancak kendisi ve kendisine inanan
kızlarının koruyucu ve gözeticisinin Allah olduğunu, olumsuz bir durumda, tıpkı geçmişte
Hz. İbrahim’in başına geldiği gibi kendisi ve kızlarını da onun koruyacağına inandığı için bu
“teklifi” yapmıştır.
Lut’un saldırganlarla yaptığı diyaloglar esnasındaki kızlarını teklif vakıası ise muhtemelen;
Lut’un Mısır’da iken yaşadığı, Hz. İbrahim’in karısı Sara’nın, Firavun tarafından sarayında Fira
vun’un eşi olarak alıkonamayıp, serbest bırakılması hadisesinde olduğu gibi, Lut’un kavminin
içinde başına gelen bu olayda da gidişatı nasıl olsa Allah’ın yönlendirmesinde olacağını bildiği
için mezkur teklifi yaptığı kanaatindeyiz.
Bu yüzden, Hz. Lut, Tora’ya göre kızlarının nişanlı olmasına rağmen onları, kavminin saldırgan
sapıklarına, taşkınlıklarını terk etmeleri için teklif etmiştir. Amacı onları meleklere tasalluttan
vazgeçirebilmektir. Böylece tevbe eder belki helakten kurtulabilirler umudundadır. Bundan dolayı
teklifini yapmış, onları vazgeçirmeyi düşünmüştür. Yoksa, iki kızını, sayısı bilinmeyen saldırgan
larla evlendirmek veya onların gönül eğlendirmeleri kasdıyla değildir. Haşa!..
Hz. Lut’un bu teklifinin dayanağı ve güvencesi ise; Hz. İbrahim’in Mısır’da, karısı Sara’yı, kız kar
deşi olarak tanıtması ve bunun üzerine olayın aslını bilmeyen Firavunun, İbrahim’in karısını
alıkoyması hadisesinde yaşadıkları gibi, olumsuz bir durumda Allah’ın, Lut’un başına gelen bu
olayı da yönlendirip, Lut’un arzuladığı ya da beklediği şekilde sonlandıracağı inancından gelmek
tedir.
Çünkü, Lut bir resul ve onun koruyucusu ise Cenab-ı Hakk’tır. Üstelik meleklerde hemen yanın
daydılar ve olaylara şahittirler. “Dediler ki; “Bak Lut! Biz Rabbinin elçileriyiz, onlar sana hiç ilişe
meyeceklerdir “ Nitekim Lut’un bu teklifine rağmen, kavminin saldırgan sapıkları; yaptıkları
kötü fiile karşılık, Lut’un yaptığı “teklif”e oralı bile olmamışlardır. “İyi bilirsin ki, bizim senin kızla
rınla bir işimiz yok. Ne istediğimizi pekâla bilirsin” dediler.“ Kavminin sapıklarının Lut’un tek
lifine gösterdikleri bu tavır, onların işledikleri toplumsal fuhuşun, gözü dönmüşlüğünün boyutunu
göstermesi bakımından ilginç bir göstergedir. Onların işledikleri bu iğrenç fiilden dönüşlerinin
mümkün olmadığını, Lut kavminin helak’i hak ettiklerini yansıtması bakımından da önemlidir.
Lut kavminin sapıkları, velev ki, Lut’un teklifine meyletmiş olsalardı bile Cenab-ı Hakk, Lut’un
aynı zamanda nişanlı olan kızlarını, geçmişte Mısır’da, Hz. İbrahim’in karısı Sara’yı, Mısır Firavu
nundan koruduğu gibi, Lut’un kızlarını da kavminin saldırgan cinsi sapıklarından koruyacaktı. Nite
kim Lut “teklif”ini yaparken bu durumu öngörerek kızları ile ilgili “teklif”ini yapmıştı kanaatinde
yiz.
Nitekim Hz. Lut ve kavminin sapıkları arasında cereyan eden diyaloglar sonrasında kavmin sapık
larının, Meleklere tasallutlarının Lut tarafından engellenememesi üzerine, Cenab-ı Hakk onları
geçici veya daimi kör ederek engellemiştir. “Onlar Lût’un misafirlerine karşı kötülük yapmayı plan
lamışlardı. Hemen biz onların gözlerini silme kör ettik. “Haydi, azabımı ve uyarılarımı tadın!”

Bu sapıkların kör olma nüansı, Tevrat tarafından şöyle anlatılmaktadır. “Ama içerdeki adamlar
(melekler) uzanıp Lut’u evin içine, yanlarına aldılar ve kapıyı kapadılar.” ”Kapıya dayanan adaml
arı, büyük küçük hepsini kör ettiler. Öyle ki, adamlar kapıyı bulamaz oldu.” Nihayetinde
saldırgan sapıklar ve Lut kavminin onları tasdik eden diğerleri helak olmuşlardır. “Güneş ışınları
yayılırken o ses onları yakalayıverdi.” “Ne zaman ki emrimiz geldi, oranın üstünü altına getir
dik. Üzerine, pişmiş çamurdan yığınla taş yağdırdık.”
Neticede Hz. İbrahim’in karısı Sara, Mısır Firavunundan, Cenab-ı Hakk tarafından korunduğu gibi
Hz. Lut ve kızları da; zaten beşerin bir zarar veremeyeceği Melekler de, Cenab-ı Hakk tarafından
bu şekilde korunmuştu. Böylece Allah’ın “onlar sana hiç ilişemeyeceklerdir” vadi de gerçekleş
miş oluyordu.

HZ.LUT KISSASI V

 

II- Lut’un oğlu / oğulları:

Lut ehli hususunda bizim üzerinde durmak istediğimiz bir diğer yön şudur; Kur’an’da yer almayan
fakat Tevrat metininde anlatılan ilginç bir ayrıntı vardır. Lut kavmini helak ile görevli elçilerin
sahnesi anlatımında meleklerin ifadeleri şöyledir. “İçerdeki iki adam Lut’a, “Senin burada başka
kimin var?” diye sordular, “Oğullarını, kızlarını, damatlarını, kentte sana ait kim varsa hepsini
dışarı çıkar.” Meleklerin “Senin burada başka kimin var?” sorusuna, Tora metninde yer
almayan, Lut’un cevabı; (Oğullarım, kızlarım, damatlarım) var, şeklinde olmalıdır ki; meleklerin
“Oğullarını, kızlarını, damatlarını, kentte sana ait kim varsa hepsini dışarı çıkar.” emrinde, ilk
olarak (oğulları)sıralanmaktadırlar. Eğer Lut , meleklerin sorusuna verdiği cevabında, sadece
(karım, kızlarım ve damatlarım) var diye bir ifadede bulunmuş olsa idi, melekler oğullarını
sıralamada belirtmez, sadece (karısını, kızlarını ve damatlarını) şehirden çıkarmasını isterlerdi.
Kur’an’ı Kerim’de yer alan, helak aşamalarındaki; helak olacaklar ve kurtulacakların kesin
tanımı ve pek tabii inanç ayrıştırması anlatımı, çok açık, kesin ve vecizdir. “Sen gecenin bir
kısmında ailenle (yola çıkıp) yürü. Karından başka sizden hiçbiri geride kalmasın. Çünkü onlara
gelecek olan (azap) şüphesiz ona da isabet edecektir. Onlara vâdolunan (helâk) zamanı, sabah
vaktidir. Sabah yakın değil mi?” “Bunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık.” “Bunun
üzerine onu ve bütün ailesini kurtardık.” “Ancak bir kocakarı müstesna. O, geride kalanlardan
(oldu).” “Sonra diğerlerini helâk ettik.” “Yalnız Lut ailesini (bu azabtan ayrı tuttuk;) onları
seher vakti kurtardık; tarafımızdan bir nimet olarak. İşte Biz şükredenleri böyle ödüllendiririz.”

Tanah, Lut’un helakten kurtarmak maksadı ile damatlarına gittiğini ve onlara şehirden kaçma
teklifi götürdüğünü belirtmektedir. Ancak Tanah(Tevrat), ifadelerinde Hz. Lut’un, (oğlunu veya
oğullarını), helakten kurtarmak için gösterdiği bir gayretten bahsedilmemektedir Eğer Lut’un
oğlu veya oğulları var ise helak mi oldular; helak sırasında başka bir bölgede idiler de kurtuldular
mı, belirsizdir. Şayet Lut’un “Oğulları” yok idiyse meleklere ait, Lut’a@ kurtarılması gerekenler
sıralamasındaki “oğullarını” ifadesinin yer alması anlamsızdır. Dolayısıyla bu durum, Tevrat’taki
Lut kıssasının anlatıldığı metinlerinde yer alan başlıca tenakuzlardan biri olarak karşımızda
durmaktadır.

III- Lut’un karısı:

Tevrat metninde anlatılan, Lut kavmini helak için gelen Meleklerin, Lut’un@ şehirden çıkarması
gerekenler sahnesinin, sıralamasında yer almayan ve helakten kaçış haberi verilmeyen karısı ise
helak aşamasında, şehirden çıkan Lut ve kızları arasında yer almaktadır. Ancak Tevrat’a göre;
çıkarken helak olan şehre dönüp bakması yüzünden, Allah’ın bu emrine muhalefet ettiği için o da
kavmi gibi helak olur.
Tevrat’a göre Lut’un karısı helak olur ancak bu helak; Kur’an’daki gibi helak anı başlamadan
Lut’un karısının helak hükmünün Lut’a bildirildiği ve onun geride kalması gerektiği belirtilmemek
tedir. Dolayısı ile Tevrat’ta anlatılan helak sahnesi; Kur’an’da anlatılan şekilde, Lut’un karısının,
kavmin içinde kavimle beraber iken bir helak olma şeklinde değil; helakten kurtulmak için kocası
Lut ve kızları ile beraber kavimden ayrıldığı sırada tek başına bir helak olarak anlatılmaktadır.
“Ancak Lut’un peşi sıra gelen karısı dönüp (helak olan kavme) geriye bakınca tuz kesildi.”
Genel olarak Lut’un ehlinin anlatıldığı Tevrat’taki, helak öncesi sahnelerin ve diyalogların; hem
helak olacak kişilerin niteliğinin anlatılması ve hem de onların helaki hak edecek davranışlarının
anlaşılması açısından tenakuzlar, yetersizlikler ve karışık ifadelerin bolca yer aldığı anlatımlarla
dolu olduğunu görmekteyiz.

Hz. Lut’un “Kızlarını teklifi” üzerine alternatif bir yaklaşım

Tanah’da yer alan, ( Museviliğin kutsal kitabı TANAH’tır.

Musevilere göre TANAH, 24 kitaptan oluşur.Bu 24 kitap üçe ayrılır: TORA, NEVİİM, KETUVİM.
Tevrat adı, İbranice Torah sözcüğünün Arapça biçiminin Türkçeye uyarlanışıdır. İbranice “Öğretme, gösterme,
yönlendirme, öğreti, yasa ” anlamına gelir.
TORA, Moşe Rabenu (Musa Peygamber) ‘nun Beş Kitabı’ndan oluşur. Bu beş kitap, Tekvin-Bereşit (Dünyanın
yaradılışı) ile başlar, Tesniye-Devarim ( Moşe’nin ölümü) ile biter.
TORA / TEVRAT / MUSA’NIN BEŞ KİTABI sırasıyla şöyledir:
Tekvin/Bereşit veya Yaratılış:
Dünyanın ve insanın yaratılışını, cennetten kovuluşunu, Nuh Tufanını, İbrani halkının ataları olan İbrahim, İshak,
Yakup ve Yusuf’u anlatır.
Çıkış/ Şemot veya Mısır’dan Çıkış:
Yahudi halkının Musa önderliğinde Mısır’dan çıkışını ve 40 yıl boyunca Sina çölünde dolaşmasını, on emrin
indirilişini, temel yasaların kabulünü anlatır.
Levililer/Vayikra:
Yahudi gelenekleri, insan ilişkileri, ibadet kurallarını anlatır..
Sayılar/Bamidbar veya Çölde Sayım:
İsrail halkının Sina Dağı’ndan göçüp Kenan ülkesinin doğu sınırına varıncaya kadar başından geçenleri anlatır.
Ayrıca Kenan sınırında Tanrının Musa aracılığıyla verdiği yasaları içerir.

Tensiye/Devarim veya Yasa’nın Tekrarı:

Musa’nın ölümünden önce Moav Çölü’nde halkına verdiği öğütleri içerir.

NEVİİM- NEBİ’ÎM (Peygamberler):

Tanah’ın ikinci bölümü Nevim, 19 kitaptan oluşmuştur.

İlk dört kitap Moşe (Musa)’nin ölümünden sonra Yahudi tarihini anlatır.

Diğer 15 kitap ise birçok peygamberi içerir.

İlk peygamberler Yeoşua, Hakimler,I. Samuel, II. Samuel, I. Krallar, II. Krallar’dan ibarettir. Son peygamberler
Işaya, Ezekiel ve Yeremıa’dır.

“12′ler” adlı kitap da: Hoşea, Nahum, Yoel, Habakkuk, Amos, Zeharya, Tsefanya, Ovadia, Hagay, Yona, Mika ve
Malahi adlı peygamberleri kapsar.

KETUVİM – KETUBÎM (Yazılar).

Tanah’ın üçüncü bölümü olan Ketuvim’de: Mezmurlar, Deyişler, İyov, Neşideler Neşidesi, Rut, Vaizler, Yakarmalar,
Ester, Daniel, Ezra, Nehemiah, 1. Tarihler 2. Tarihler anlatılır.

MUSEVİLER İÇİN TANAH / TEVRAT DIŞINDA TALMUD VE SİDUR DA ÇOK ÖNEMLİDİR.

TALMUD:

(İbranicede “Ders” ya da “Öğrenim”) Bu kitapta tüm dini kanunlar bulunur. Hem bir Kanun Kitabı, hem de bir
yasaların gerekçeleri kitabı niteliğini taşır.

M.Ö. 576′ da Bet-Amikda’ nın yıkılışından sonra Babil sürgününde yaşayan Yahudilerin, beraberlerinde getirdik
leri Tora, Yahudilerin kanununu teşkil etmiştir. “Tora şe beal pe” yani “sözlü kanun” zamanla kağıda geçirilerek
ciltler meydana getirilmiş ve Talmud oluşmuştur.

Talmud iki ayrı bölümden meydana gelir.

İlk bölümü Mişna,(İbranicede “Tekrar yoluyla öğrenme”) ismini alır. Tevrat sonrası dönemde sözlü Yahudi yasa
larını bir araya getiren en eski ve bağlayıcı derlemedir. Yaklaşık 200 yıl boyunca çok sayıda Yahudi din bilgininin
(tana) sistemli çalışmalarıyla hazırlanan derlemeye son biçimini İS 3. yüzyıl başlarında Yehuda- ha- Nasi vermiştir.
Ezra döneminden ( İÖ y. 450) başlayarak sözlü olarak korunan çeşitli geleneklerin değişik yorumlarını içerir.

İkinci bölüm ise Gemara, Arami dilinde “Gmar”, öğrenme veya öğretme manasındadır ve Mişna’nın yorumudur.

Talmud’da noktalama yoktur .Bir kelime tüm bir cümleyi ifade edebilir. Soru işaretleri bulunmaz.

İlk çağda sözlü geleneğin ağır basması nedeniyle Talmud’un ilk kez ne zaman yazıya geçirildiğine ilişkin bir bilgi
yoktur. Filistin Talmud’u ilk kez 1523- 24 yıllarında Venedik’te basılmıştır.

Talmud bütün dünyada gelenekçi Yahudiler için önemini korumaktadır. 1948’de İsrail devletinin kurulmasıyla
birlikte gelenekçi Yahudilerin Talmud araştırmalarına ilgisi de giderek artmıştır.

SİDDUR:

Dua kitabıdır. Tuğla üzerine tuğla inşa edilmiş bir gökdeleni simgeler. Yüzyıllar boyu Siddur’ da dualar eklenmiş
ve değişmiştir. Sonuçta Siddur zengin bir Yahudi tören ve ibadet edebiyatını oluşturmuştur.

Bu kitap, aynı zamanda, tanınmış ve isimsiz birçok yazarın, dini şiirleri ve dualarını içerir. Dünyanın her bir köşe
sinde Siddur, 1000 yıldan uzun bir süredir, her Yahudi evinin kitaplığındadır.

TEVRAT VEYA TALMUT’UN GEÇİRDİĞİ AŞAMA

Yahudiler TANAH’ın Hz. Musa ve sonraki peygamberlerce kaleme alındığını kabul etmekle birlikte, özellikle Tutu
cu ve Gelenekçi Yahudiler ile bazı Protestanlar tümünün ya da en azından ilk beş kitaptan oluşan ve Musa’nın
Beş Kitabı olarak da bilinen Tevrat/ Tora’nın her sözcüğünün Tanrı vahyiyle yazıldığına inanırlar.

Buna karşılık tarih ve metin araştırmaları Tevrat/Tora’da yer alan en eski metinlerin İÖ. 13. yüzyılda biçimlendiği
ni, bunların ve sonraki metinlerin bir araya getirilerek yazıya aktarılmasının yüzyıllar boyunca sürdüğünü, Tev
rat/ Tora’nın son biçimini İÖ. 5. yüzyılda aldığını, son metinlerin de İÖ. 2. yüzyılın sonunda oluştuğunu göster
mektedir.

Kanonik kutsal metinlerin belirlenmesinde ilk adım İÖ 621’de Birinci Tapınak ‘ta (Kudüs Tapınağı) Tensiye yasa
larının bulunmasıydı. Bu yasalar Hz. Musa’nın kaleminden çıktığına inanıldığı için Allah’ın sözü sayıldı. Böylece
ilk defa “Allah’ın sözü” gündeme gelmiş ve yazılı kaynaklarda bu şekilde belirtilmiş oldu.

Bundan sonra, başka metinlerle birlikte “Musa’nın Şeriatı” nın kapsamı genişledi. İÖ 400’e gelindiğinde, o
dönemde TEVRAT/ TORA adını alan ilk beş kitap Allah’ın sözü olarak benimsendi.

İÖ 3 ncü yüzyılın ortalarında ilk beş kitabın, ardından da İÖ 2 nci yüzyıla yayılacak biçimde Eski Ahit metinleri
nin İbraniceden Yunancaya ilk çevirisi olan “Septuagint” tamamlandı.

Son olarak İS. 70’te Kudüs’ün batısındaki Yavne kentinde toplanan hamamlar bugünkü Tevrat/ Tora metnini
bağlayıcı ilan ettiler.

Tevrat’ın geleneksel İbranice metniyse (Masora ‘İbranice masoreth: “Gelenek”’ metni) İS 6- 10. yüzyıllar arasın
da Babil ve Filistin’deki Talmud akademilerinde sürdürülen çalışmalar sonucunda ortaya çıktı.

Tora/ Tevrat incelenirken üzerinde mutlaka durulması gereken bir diğer isim, Ezra’dır.

EZRA (Arapça AZRA):

(İÖ 5-4 yy) Babil sürgününden dönen Yahudi toplumunun TORA’ya dayanarak yeniden düzenleyen dini önder ve
reformcudur.; bu nedenle Yahudililiğin babası olarak görülmüş, halkının gözünde ikinci bir Musa olacak kadar
önem kazanmıştır.

Sonuç olarak denilebilir ki, Musevi inancına göre Tora /Tevrat’ı oluşturan kitaplar, ilhamlarını Kutsal- Ruh’tan
almış kişiler tarafından yazılmış olmakla beraber yine onların yazarı Allah’tır.

Ayrıntılar asıl Tevrat’a daha sonraları insanlar tarafından ilâve edilmiştir ama bir parçasının ihtilâflı olması hâli,
onun ihtiva ettiği “hakikat” ı değiştirmez.
HIRİSTİYAN İNANCINA GÖRE TEVRAT

Hıristiyanların kutsal kitabı “Kitabı Mukaddes” tir. Kitabı Mukaddes, Eski ve Yeni Ahit olmak üzere iki bölümdür.

ESKİ AHİT:

Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar, Tensiye,Yeşu, Hakimler, Rut, I. Samuel, II. Samuel, I. Krallar, II. Krallar, I. Tarihler,
II. Tarihler, Ezra, Nehemya, Ester, Eyup, Mezmurlar, Süleymanın Meselleri, Vaiz, Neşideler Neşidesi, İşaya, Yerem
ya, Yeremyanın Mersiyeleri, Hezekiel, Daniel, Hoşea, Yoel, Amos, Obadya, Yunus, Mika, Nahum, Habakkuk,
Tsefanya, Haggay, Zekarya, Malaki’den oluşur.

Hıristiyan inancına göre Museviliğin kutsal kitabı Tevrat’tır.

Tevrat, Hıristiyanlığın kutsal kitabı Kitabı Mukaddes’in Protestanların kanonik saydığı Eski Ahit bölümüyle çakışı
r. Hristiyanlar Tanrı’nın İsa ile yeni bir antlaşma yaptığına inandıklarından Tevrat’ı Eski Ahit olarak adlandırırlar.

Eski Ahit’in Tevrat olarak adlandırılan ilk beş kitabı: Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar, Tesniye’dir.

Hıristiyanlığın kabul ettiği Tevrat ile Museviliğin kabul ettiği Tora/ Tevrat, ilk bakışta aynı gibi görünmesine rağ
men, metni yorumlayış biçimleri farklı teolojik temellere dayandığı için, farklıdır.

Hıristiyanlık, Yahudiliğin kutsal saydığı metinleri Eski Ahit adıyla Kitabı Mukaddes’in parçası olarak benimser.
Ama Hıristiyanlığa göre de Tanrı’nın İsrailoğullarıyla gerçekleştirdiği antlaşma, onun bedenleşmesi olan İsa
Mesih’in gerçekleştirdiği yeni bir antlaşmayla hükümsüz kılınmış ve böylece bütün insanlık için kurtuluş yolu
açılmıştır.

Yahudiler İsa’nın Mesih’liğini veya peygamberliğini kabul etmezler. Yeni Ahit’i kutsal kitap kabul etmez, Tanah’a
Eski Ahit denmesini uygunsuz bulurlar. Eski Ahit ile Tanah arasındaki başlıca fark kitapların sıralanışı ve isimle
ridir.

İSLAM İNANCINA GÖRE TEVRAT

İslâm inancına göre halkına Tevrat’ı bildiren Hz. Musa, kutsal kitap indirilen ilk peygamberdir.

Tevrat Hz. Musa’ya vahyedilmiş, ama daha sonraları özgün metni korunamadığı için günümüze ulaşamamıştır.

Kuran’da pek çok yerde Tevrat’ın Allah tarafından Musa peygambere indirilmiş bir kitap olduğu belirtilir.

“Şüphesiz bu (anlatılanlar), önceki kitaplarda, İbrahim ve Musa’nın kitaplarında da vardır.” (A’lâ 19)

“Doğru yolu bulasınız diye Musa’ya Kitab’ı ve hak ile bâtılı ayıran hükümleri verdik.” (Bakara, 53)

“Andolsun biz Musa’ya Kitab’ı verdik. Ondan sonra ard arda peygamberler gönderdik.” ( Bakara, 87)

“Sonra iyilik edenlere nimetimizi tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidayete erdirmek ve rahmet etmek maksadı
yla Musa’ya da Kitab’ ı (Tevrat’ı) verdik. Umulur ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına iman ederler.” (En’am 154)

Ahkaf Suresi 12 nci ayet, Kuran’dan önce Tevrat’ın var olduğunu, Kuran’ın kendinden önceki kitapları ve Tevrat’ı
doğrulayıp tasdik ettiğini belirtir:

“Ondan önce de bir rahmet ve rehber olarak Musa’nın kitabı vardır. Bu (Kur’an) da, zulmedenleri uyarmak ve
iyilik yapanlara müjde olmak üzere Arap lisanıyla indirilmiş, doğrulayıcı bir kitaptır.”

Kuran’da, Tevrat’ın daha sonra Yahudilerce tahrif edilmesi pek çok ayetin konusunu oluşturur.

Örneğin Bakara 75’te ; “Bir zümre (Yahudiler) Allah’ın kelâmını işitirler de iyice anladıktan sonra bile bile onu
tahrif ederler” denerek, Yahudilerin Allah’ın sözünü bile bile değiştirdikleri, kitabı kendi elleriyle yazdıkları belir
tilir.

“Ehl-i kitaptan bir gurup, okudukları kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki oku
dukları Kitap’tan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde: Bu Allah katındandır, derler. Onlar bile bile
Allah’a iftira ediyorlar.” (Âl-i İmran 78),

“Yahudilerden bir kısmı kelimeleri yerlerinden değiştirirler, dillerini eğerek, bükerek ve dine saldırarak (Peygam
bere karşı) ‘İşittik ve karşı geldik’ derler.” (Nisa 46 )

Allah, bir Kuran ayetinde Tevrat’ın “nur” olarak indirildiğini bildirmektedir:

“Biz, içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde Tevrat’ı indirdik. Kendilerini (Allah’a) vermiş peygamberler
onunla Yahudilere hükmederlerdi.” (Maide 44)

Yine Maide 46’da, önce Tevrat’ın sonra İncil’in gönderildiği anlatılır:

“Kendinden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak peygamberlerin izleri üzerine, Meryem oğlu İsa’yı arkaların
dan gönderdik. Ve ona, içinde doğruya rehberlik ve nur bulundurmak, önündeki Tevrat’ı tasdik etmek, sakınan
lara bir hidayet ve öğüt olmak üzere İncil’i verdik.”

İslâm inancına göre, Yahudiler, Hz. Musa’ya indirilen kitabın çoğunu göz ardı etmişlerdir. Bu durum En’am
Suresi 91 nci ayette şöyle anlatılır:

“(Yahudiler) Allah’ı gereği gibi tanımadılar. Çünkü ‘Allah hiçbir beşere bir şey indirmedi’ dediler. De ki: Öyle ise
Musa’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği Kitab’ı kim indirdi ? Siz onu kâğıtlara yazıp (istediğinizi)
açıklıyor, çoğunu da gizliyorsunuz. )

 

%d blogcu bunu beğendi: