ROMA İMPARATORLUGU

İtalya’nın Roma şehrinde kurulduktan sonra bütün

Akdeniz ülkelerine hakim olan ilkçağ devleti. Milattan önceki bin yıl içinde kurulan Roma, önceleri bir çoban köyüydü. Muhtemelen
Etrüsklere karşı otlaklarını savunmak isteyen
Albalılar gelip Roma’da yerleştiler. Etrüsklü krallar, Roma’yı ele geçirip, imar ettiler. Etrüsk İmparatorluğunun güçten düşmesi üzerine Romalılar, Etrüsk krallarını kovarak Cumhuriyet adını verdikleri kralın yanında, zengin ve soylu kimselerin temsil edildiği

senato ve halk meclisinden meydana gelen bir idare kurdular. Zengin bir azınlık elinde bulunan iktidar, zaman zaman çoğunluk olan fakir
Plepler tarafından zorlandı ise de, hiç bir zaman zenginlerin elinden kurtarılamadı. M.Ö. 450’lerde vatandaşlar arasında eşitliği esas alan
Oniki Levha Kanunu kabul edildi. M.Ö. 3. yüzyıl ortalarında Romalılar,
İtalya Yarımadasına hakim oldular. Fakat, Roma şehri dışında kalan insanlar, Romalılara tanınan vatandaşlık haklarından mahrum bırakıldılar. Hep
köle muamelesi gördüler. Romalıları daha zenginleştirmek, onların neşelerine neşe katmak, sefahat alemlerine malzeme olmak durumunda kaldılar.

Romalılar,

İspanya’ya kadar uzanan bir deniz imparatorluğu kuran Kartacalılara karşı M.Ö. 264 yılında Pön Savaşlarını başlattılar. M.Ö. 146 yılına kadar devam eden Pön Savaşları sonunda Kartaca İmparatorluğu yıkıldı ve Romalılara bağlı bir Afrika Eyaleti kuruldu. (Bkz. Pön Savaşları)Gittikçe güçlenen Romalılar, Doğu Akdeniz havzasına da yerleştiler. Mekadonya ve Yunanistan’ı hakimiyet altına aldılar.
Bergama Krallığı da Romalıların Asya Eyaleti haline getirildi. Güney Galya ve İspanya işgal edildi. M.Ö. 1. yüzyıl boyunca yeni yeni bölgeleri işgal eden Romalılar; Germenleri, Kimmerleri ve Pontusluları yendiler.
Suriye ve Filistin’i işgal ettiler. Anadolu ve Yunanistan’ı yeniden ele geçirdiler. Yeni işgal edilen yerler, Romalılar için yeni gelir kaynakları, yeni yeni köleler demekti. Aradaki uçuruma ve yapılan zulümlere daha fazla dayanamayan İtalyan köylüler ve köleler isyan ettiler. İsyanların kanlı bir şekilde bastırılmasına rağmen karışıklıkları, Sulla, Pompeius, Crassus ve Sezar gibi diktatörler de durduramadı. Yaptığı başarılı savaşlarla, Mısır’ı Romalılara kazandıran Sezar’ın yeğeni Oktavianus, Roma’da cumhûriyet devrini kapatıp, imparatorluk devrini başlattı.

Roma orduları başkumandanı olan Oktavianus’a M.Ö. 27 yılında, “ulu” manasına gelen Augustus ünvanı ve İmperium dini yetkisi verilmişti. Augustus Oktavianus imparator yetkisiyle öteki generallerin üzerine çıktı. Roma’nın yönetimini eline aldı. Eyaletlerin idaresini senatoyla paylaştı. Halk meclislerinin yetkileri, imparatorun atadığı memurların eline geçti. Devlete ve topluma yeni bir düzen vermeye çalışan Augustus’un koyduğu ilkeler, iki yüz yıl devlet yönetiminde esas alındı. Roma’da cumhûriyet idaresi sona erip imparatorluk devri başlayınca, büyük gelişmeler oldu. Roma, on asırdan beri en parlak devrine girip, tarım ve ticarette büyük ölçüde gelişti. Pekçok sanat eseri yapıldı. Oktavianus, Augustus Hanedanının kurucusu olup, kırk bir yıl iktidarda kaldı. Milattan sonra 14 yılında ölünce, evlatlığı Tiberius imparator odu.

Tiberius, Romalılara önce iyi muamele ettiyse de, sonra sert bir idare kurdu. Tiberius, 37 yılında ölünce, yeğeni Gaius imparator oldu. Gaius dengesiz bir kimse olup, isyan neticesinde 54 yılında öldürüldü. Augustus Hanedanının son imparatoru Neron olup, 68 yılına kadar iktidarda kaldı. Neron, diktatörlüğü, çılgınlıkları ve İsa aleyhisselama inananlara zulmü ile tanınır. Ordunun isyanı üzerine, uşağına kendini öldürterek intihar etti.

M.S. 68 yılında Neron’dan sonra Doğu Orduları Kumandanı General Flavianus Vespasianus’un Roma tahtını ele geçirmesiyle, Flaviyenler Hanedanı kuruldu. Flaviyenler Hanedanı(68-96) devrinde Kudüste Yahûdi isyanı oldu. Yahûdi isyanı 70 yılında kanlı bir şekilde bastırılıp, Yahûdiler Kudüs’ten sürüldü. Bu devirde Roma’da Pédérastie, yani gulamparelik (livata) çok yayıldı. 79 yılında Vezüv Yanardağı püskürerek Pompei ve Herkülanum şehirleri kızgın lavlar altında kaldı. Flavianus’un oğlu Titus’tan sonra imparator olan torunu Domitianus’un 96 yılında öldürülmesiyle Flaviyenler Hanedanı da sona erdi.

96 yılında General Trainus, Roma’da Antoninler Hanedanını başlattı. Trainus, Romanya’yı alıp, Perslerle çarpışarak Mezopotamya’ya kadar gitti. Edirne şehrini kurup, 138 yılında öldü. Bu hanedanın son hükümdarı Kommodus 193 yılında karısı ve cariyeleri tarafından öldürüldü.

Antoninler Hanedanından sonra Roma’da Pretoriyen denilen hassa ordusu, devlet idaresine hakim olup, 193’te İlliryalı imparatorlar devri başladı. Bu devirde, hassa ordusuna en fazla rüşveti veren imparator olup, bahşişle iktidarda kalıyordu. Tuna hattındaki kumandanlarından Septimus Severius bütün rakiplerini yenerek, imparator oldu. İsyanları bastırdı ise de onun ölümünden Diocletianus’un başa geçmesine kadar karışıklıklar sona ermedi.

Diocletianus (M.S. 284-305) devrinde Roma imparatorluk toprakları taksim edilerek, ülkede dörtlü idare kuruldu. İmparatorluk merkezleri İzmit ve Milano olmak üzere iki bölgeye ayrıldı. Her bölgenin başına bir imparator ve “sezar” ünvanı taşıyan yardımcılar tayin edildi.

Diocletianus’tan sonra, imparator ve sezarların mücadelesi başlayarak, iç savaşlar çıktı. Dörtlü idareden büyük Konstantin (324-337) Hıristiyanlığı kabûl etti. M.S. 325 yılında İznik’te toplanan konsülde 309 papaz toplayıp, yeni İncil yazdı. İncil’e felsefi fikirler karıştırıp Hıristiyanlıkta olmayan teslis (trinite), yani baba-oğul-Rûhü’l-Kudüs inancını yerleştirdi. Hıristiyanlıkta teslis, yani üçleme inancının olmadığını söyleyen Aryüs afaroz edilip, doğru olan Barnabas İncili yasaklanarak; Matta, Markos, Luka, Yuhanna’nın incilleri bırakıldı. Noel gecesi bayram ilan edildi. 330’da Bizans kasabasını büyültüp Konstantiniyye ismiyle İstanbul şehrini kurdu. Konstantin’den sonra gelen imparatorlardan Theodosius (379-395) devrinde, idareye ortak olan imparator ve sezarların mücadelesi devam etti. Theodosius, M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğunu iki oğlu arasında paylaştırdı. Honorius Batı Roma, Arcadius Doğu Roma (Bizans) imparatoru oldular.

Roma’da çok yaygınlaşan ahlaksızlık, iç mücadele, Hıristiyanlığın doğuşu ve kavimler göçü sebebiyle zayıflayıp ikiye ayrılan Roma İmparatorluğu devamlı geriledi. Batı Roma’da idare, özel muhafızlara kumanda eden generallerin eline geçti. Vizigotlar, Adriyatik kıyılarını (397), bilahare İtalya’yı ele geçirdiler (410). Franklar, Kuzey Galya’yı (406); Burgundlar, Savoia’yı (443) işgal ettiler. Vandallar, Galya ve İspanya’yı kırıp geçirdikten sonra Afrika’ya geçtiler. Afrika’dan Roma’ya geçip şehri yağmaladılar. İtalya’ya giren Hunları, Papa I. Leo haraç vererek durdurabildi (452). İdare aşiretlerin eline geçip, imparatorların hiçbir gücü kalmadı. Vizigotlardan Odoakr adlı bir aşiret reisi, imparator Romulus’u 476’da tahtından indirdi. Odoakr, imparatorluk alametlerini Bizans’a göndererek, kendisini İtalya kralı ilan etti. Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu da, 1453 yılında Osmanlı padişahlarından Fatih Sultan Mehmed (1451-1481) tarafından yıkılıp, ortaçağ sona ererek, yeniçağ başladı. M.Ö. 27 yılında kurulan Roma İmparatorluğu, M.S. 1453 yılında sona ererek, tarihe karıştı.(Bkz. Bizans İmparatorluğu)

Roma İmparatorluğunun hudutları: Batıda Atlas Okyanusu ve bütün Batı Avrupa; güneyde bütün Kuzey Afrika ve Akdeniz ülkeleri; doğuda, Mısır, Arap Yarımadası, Mezopotamya, Doğu Anadolu ve Kafkasya’ya kadar; kuzeyde Ren ve Tuna nehirleriyle Trakya’ya kadardır.

İmparatorluk M.S. 395 yılında ikiye ayrılınca, Balkanlar hattının batısı Batı Roma, doğusu Doğu Roma(Bizans) topraklarına dahil oldu. Roma’da cumhûriyetten sonra, M.Ö. 27 yılında, Monarşik imparatorluk idare devri başladı. İmperium yetkisine sahip hükümdarlar, M.S. 3. yüzyılda monarşik despotizm idaresini tatbik etmeye başladı. Dörtlü idare devrinin başlamasıyla da, iki imparator ve yardımcı iki sezar bulunuyordu. İmparator ve sezarlar birbirleriyle mücadele ederlerdi.

Roma ordusu, merkezi ve bölge kuvvetlerine ayrılmıştı. Merkezdeki hassa ordusu ve bölgelerdeki kumandanlar zamanla siyasi hayatta söz sahibi oldular. Yelken ve kürekle hareket eden Roma donanmasında köle esirler çalışırdı. Akdeniz, Romalıların gölü halindeydi.

Roma İmparatorluğunda M.Ö. 451-449’da toplanan Oniki Levha Kanunları’nın, genişletilmiş şekli olan Roma kanunları tatbik edilirdi. Roma hukûki müesseseleri, Romalılar devrinde ve Hıristiyan Batı Akdeniz ülkelerinde yüzyıllarca kullanılmıştır. Romalılar önceleri putperestken, M.S. 4. yüzyılda Hıristiyanlık dinini kabul ettiler. Fakat bu Yahûdiler elinde bozulmuş Hıristiyanlıktı. Romalılar, önceleri Hıristiyanlara çok zulüm yapmış olmalarına rağmen, bundan sonra Hıristiyanlığı bütün Akdeniz ve Batı Avrupa ülkelerine yaydılar.

Latince konuşan Romalılar, Latin dili ve edebiyatının ilk klasik eserlerini verdiler. Latin dili ve edebiyatını bütün Akdeniz ve Batı Avrupa ülkelerine yaydılar.

Latin Roma İmparatorluğu yıkıldıktan sonra bile, Roma kilisesi (Papalık) vasıtasıyla bu iş hala devam ettirilmektedir.

Roma’da imparatorluk devrinde iktisadi gelir arttı. Gümrük, para birliği ve getirilen kolaylıklar ticareti geliştirdi. Karada ve denizde hem iç ticaret, hem de kıtalararası dış ticaret gelişip, şehirlerin sayıları ve nüfûsu yükselerek arttı. Britanya Adalarından Çin’e; Atlas Okyanusundan Kızıldeniz, Basra Körfezi, Karadeniz ve Hazar Denizine kadar, kara ve deniz ticareti yapılıyordu. Kara ticareti kervanlar, deniz ticareti de gemilerle yapılıyordu. Tarihi İpek Yolu, Pekin’den Roma’ya kervanlarla mal taşıyordu. Altın, gümüş gibi kıymetli madenler, demir ve tunçtan yapılan eşya ile zeytinyağı ve Akdeniz ürünleri karşılığında çeşitli kumaş, halı, inci, hindistancevizi, fildişi, her türlü baharat, papağan, tavus kuşu, maymun, kaplan ve fil alınırdı. Yayılma siyaseti sebebiyle çok genişleyen imparatorluk, büyük ölçüde servete ve bolluğa kavuştu. Yunan kültürü ve geleneklerinin benimsenmesiyle eğlence hayatı arttı. Tiyatrolar, sirkler, şatolar, büyük tapınaklar yapıldı.

Roma hamamları imparatorluk devrinde çoğalarak, zevk ve eğlence yeri oldu. Asilzadeler, zenginler ve büyük rütbeli memurlar arasında zevk ve eğlence düşkünlüğü arttı. Eğlencelerin mahiyetleri değişerek, savaşta esir alınan ve gladyatör denilen güreşçilerin birbirlerini öldürmeleri, ölüme mahkum edilenlerin aslan ve kaplan gibi vahşi hayvanlara parçalatılması şekline sokuldu.Romalılarda mimarlık sanat eserleri, heykeltraşlık ve büst yapımı gelişmiştir. Roma eserlerinde; kubbe ve bina yüzlerinde düz taş, duvarlarda yontulmamış taş, çakıl, tuğla kullanılırdı. Duvarlardaki taşlar beşgen ve altıgen şeklindeydi. Zafer takları, su kemerleri, kemerli binalar yapıldı. Akdeniz ülkelerinde Roma İmparatorluğundan kalma eserlere hala rastlanmaktadır.

KARTACA

Kartaca
Kartaca, M.Ö 814 yılında, Filistin topraklarında bulunan Tire (Sur) kentinden gelen Fenikeli tüccarlar tarafından Tunus yarımadasında kurulmuş olan bir kenttir. Fenike dilinde Kart-haşadt yani Yeni Şehir anlamına gelmektedir.
Kartaca ilkçağda, Kuzey Afrika kıyısında bugünkü Tunus şehrinin yakınlarında Fenikeliler tarafından kurulan bir kolonidir.
Milattan önce 814’te kurulan Kartaca’nın kuruluşu efsaneye göre şöyledir: Bu tarihte Sayda şehrinde Sur’a karşı Elissa adında bir kadının ele-başılığını yaptığı gizli bir ayaklanma hazırlanmıştı. Ancak olay önceden haber alınınca Elissa, taraftarlarıyla birlikte gemilerle gizlice denize açılıp, batıya yöneldi. İlk olarak rastladıkları Afrika kıyısına çıktılar. Burada bir şehir kurmak isteyen Elissa, Kambe hükümdarından toprak diledi. Bu arâzi üzerine kurulan şehre Kart-Hataç (yeni şehir) adını verdiler.
Kartaca’nın batıya yönelen gemiciler için uygun coğrafî mevkii geniş ve güvenilir tabiî limanlara sâhili olması kalenin çok sağlam ve topraklarının çok verimliliği, buranın kısa zamanda gelişerek ticâret merkezi hâline gelmesini sağladı. Bu şehrin ticâret gemileri için dikdörtgen, savaş gemileri için yuvarlak olmak üzere iki limanı vardı.
Kartacalılar, kendi buluşları olan üç sıra kürekten daha çok kürekli ticâret ve savaş gemileriyle Kuzey Afrika kıyılarını, İspanya’yı ve Güney Fransa’yı ele geçirdiler. Romalılar, Akdenizin doğusunu hâkimiyetleri altına alırlarken, Kartacalılar da Batı Akdeniz’e yöneldiler. İlk zamanlar Romalılarla iyi geçindiler. Kartaca, önce Komşu Afrika kavimlerini, ardından Afrika’daki öteki Fenike kolonilerini hâkimiyeti altına aldı. M.Ö. 6. yüzyıldan başlayarak önce Yunanlılarla, daha sonra da Romalılarla mücâdeleye başladılar. Korsika ve Sardinya’yı Yunanlıların elinden alan Kartacalılar, ticârî ve stratejik ehemmiyeti olan Sicilya’yı ele geçirmeye gayret ederek, bâzı bölümlerine yerleşmeşe muvaffak olmuşlardı.
Kartacalıların Sicilya’ya yerleşmeleri Romalılarla çatışmasına sebeb olmuştur. Kartaca’yla Roma arasında yapılan ve târihte Pön Savaşları denen mücâdele yüz yirmi yıl kadar sürdü. M.Ö. 240 yılında başlayan bu savaşlar sonunda Hannibal, Roma ordusunu mağlub edip, on altı yıl Kuzey İtalya’yı elinde tuttu. Ancak Kartaca’dan çok uzaklaştığı için, bir müddet sonra çekilmek zorunda kaldı. Bundan sonra üstünlük Romalıların eline geçti. Romalılar, Kartaca şehrinin kara ile bağlantısını keserek halkı açlığa mahkûm ettiler. Şehri fedâkârca müdâfaa eden Kartacalılar, neticede teslim olmak mecburiyetinde kaldılar. Ele geçen Kartacalılar katlolundular. Romalılar, şehrin izi kalmasın diye toprağı sabanla sürdüler. Böylece ünlü Kartaca târihten silindi.
Kartaca, aristokrasiye dayanan bir monarşi ile idâre olunurdu. İki hükümdârla, yirmi sekiz senatörden kurulu bir ihtiyarlar meclisi ve bir de bunun üstünde yüz onlar meclisi vardı. Yüz onlar; hükümdârları, komutanları ve ihtiyarlar meclisini yargılıyabilirdi. Orduda, sâdece komutanlar Kartacalı olup, diğerleri ücretli idiler. Kartaca, sanatta, dinde ve diğer bilgilerde Fenike’nin bir devamıydı.
Romalılar M.Ö. 40 yıllarında Caesar (Sezar) devrinde şehrin eski yeri üzerinde yeni bir koloni kurdular. Burası Romalılar zamanında ünlü bir sanâyi ve ticâret merkezi oldu. Beş ve altıncı yüzyıllarda Vandalların başkenti olan Kartaca, sonra Bizans imparatorluğu sınırlarına dâhil edildi. Yedinci yüzyıldan sonra ise bölge bütünüyle Müslümanların hâkimiyetine geçti. Bugün, eski Kartaca’dan ancak Romalılar devrinden kalma bâzı yıkıntılara rastlanmaktadır.

Kuruluş ve Kolonileşme
6.Yüzyıl başında Babil Kralı Nabukadnezar tarafından Tire kenti yıkılınca, tüm Fenike kolonilerinin en büyüğü, en zengini ve en güçlüsü olan Kartaca bağımsız duruma geldi.
Tire ve Sidon şehirlerinin İspanya ile Sicilya’da kurdukları koloniler Yunan istilalarıyla karşılaşınca Kartaca’dan yardım istediler. Sonuçta Sicilya üzerindeki Yunan gücü durdurulmakla kalmadı, Kartaca hem Sicilya’da, hem de Balear adaları ile İspanya kıyısında kendi kolonilerini kurdu. Ardından Sicilya,

Sardunya ve Balear adalarının tamamı Kartaca tarafından ele geçirildi;
Libya ve Cezayir kıyılarında yeni koloniler kuruldu. M.Ö 520 yılı civarında Cebelitarık Boğazı’nın ötesine yollanan bir keşif birliği, Fas, Moritanya,Senegal, Gine ve hatta Madeira ile Kanarya Adaları’nda yeni yerleşimler kurdu. Sürekli büyüyen Kartaca kentinin nüfus fazlası bu yeni yerleşimlere iskan ediliyordu. Özellikle Kuzey Afrika kolonilerindeki nüfusun yerli Afrikalılarla karışması sonucu ortaya Libyo-Fenikeliler olarak adlandırılan yeni bir ırk çıktı.Kartaca İmparatorluğu Kartaca İmparatorluğu, iki ”
kral”, bir “senato” ve bir “meclis” tarafından yönetiliyordu. Genelde Kartaca’da yönetim, soyluluğun değil de zenginliğin belirlediği bir aristokrasinin elindeydi.
Krallar
Krallar her yıl seçimle belirleniyordu. Görevleri daha çok yargı ve denetimle alakalıydı. Senatoyu denetlerler ve sivil yönetimi de kontrol ederlerdi. Bir kral bir çok kez arka arkaya seçilebilirdi. Örneğin: Hannibal 22 yıl üst üste kral seçilmişti. Bu krallara ” shofet” denilmekteydi. ( Latince “suffete” olarak geçmektedir.)
Senato
Kartaca Senatosu, 300 kadar asilden oluşuyordu. 30 kişilik iç konseyin üyeliği ömür boyuydu.Meclis
Kartaca Meclisine ise belirli bir zenginliğe sahip bütün Kartacalılar katılabiliyordu; ancak bu meclisin shofetleri onaylamak haricinde pek az bir gücü vardı. Meclis ve senato arasında Kartaca tarihi boyunca yaşanan çekişme, imparatorluğun çöküşünü hazırlayan nedenlerin başını çekmektedir.
Ordu ve Donanma Kartaca donanması çok büyüktü ve bu denizaşırı imparatorluğun can damarıydı. Kartaca gemileri “dörtlü” ve “beşli” denilen tipte, üçer sıra kürekli savaş kadırgalarıydı. Donanma personeli tamamen profesyonel denizcilerden oluşuyordu. Kürekçilerinin disiplini ve mahmuzlama taktiğindeki uzmanlığı Kartaca donanmasını tüm Batı Akdenizin tartışılmaz gücü yapmıştı.

Kartaca ordusu ilk başta ağır savaş arabalarınca desteklenen hafif piyade birliklerinden kuruluydu. Ancak Sicilya’da Yunanlılarla yapılan savaşlar sonucu ağır silahlı ve zırhlı hoplites askerleri ile phalanx taktiği benimsendi. 1.Pön Savaşı’ndan hemen önce ise Spartalı bir lejyoner, orduyu Makedon usulünde düzenledi. Mısır üzerinden gelen bir Pers ordusu ile yapılan savaşta Kartacalılar ilk defa savaşta fillerin gücüne şahit olmuşlardı. Savaş arabaları da yerlerini, o zamanlarda Afrikada geniş bir coğrafyada bulunabilen fillere bıraktılar. Ordunun çekirdeğini böylece Makedon düzeninde savaşan libyo-fenikeli piyadeler ile filler oluşturdu. Geri kalan birlikler ise tamamen paralı askerlerden oluşturuluyordu. Kartacanın ekonomisi böylesine çok sayıda paralı askeri beslemeye yetmekteydi. Özellikle hafif süvariler, sapancılar, suriyeli okçular ve kılıççılar en çok tutulan paralı askerlerdendi.
Kartaca ve Roma ile İlişkiler
M.Ö 3.Yüzyılın başlarında Kartaca altın çağını yaşıyordu. Batı Akdenizin tek sahibi, tüm Akdeniz ticaretinin de lideriydi. Nüfusu bir milyonu geçmekteydi. Lakin yakınlarında bir yerde kendisini bekleyen bir tehlike vardı;

Roma.
İtalya yarımadasının orta kısımlarında kurulu küçük Roma kenti, Kartacanın yaklaşık olarak yaşıtıydı. Beş yüzyıla yakın süren mücadelenin ardından tüm İtalya’yı egemenliği altına almış, hızlı gelişen bir güç olarak tarih sahnesine çıkmıştı. Şimdi gözlerini Sicilya’ya çevirmiş fırsat kollamaktaydı. Beklediği fırsat Sicilyadaki Kartaca kolonileri ile Yunan kolonileri arasında çıkan savaşta, Yunanlıların yardım talebiyle geldi. Roma’nın niyetlerinden uzun süredir haberdar ve tedirgin olan Kartaca, bunu görerek M.Ö. 265 yılında Roma’ya savaş ilan etti. Böyle başlayan 1.Pön Savaşı çok çekişmeli bir mücadeleye sahne oldu. Kartacalılar tarihlerinde ilk defa böylesine dinamik ve güçlü bir düşmanla karşı karşıya geliyorlardı. Uzun ve zorlu muharebelerden sonra Roma galip geldi. M.Ö. 241 yılında Kartaca barış isteyerek Sicilya’dan ayrılmak zorunda kaldı.

Kartaca bu mağlubiyetten sonra kendini toparlayarak intikam almak istiyordu ancak şahit olduğu Roma gücüne karşı bir kez daha savaşa girmeyi göze alamadı. Bunun yerine kayıplarını İber yarımadasının Kuzeyindeki gümüş madenlerine sahip olarak gidermeye niyetlendi. Savaşın kahramanı olan general Hamilcar Barca ile oğulları Hannibal ve Hasdrubal güçlü bir orduyla İspanya’ya çıkarma yaptılar. Ancak Romalılar Kartacanın yeniden güçlenmesine asla göz yummayacaklardı. Kartacalıların yolu üzerinde bulunan Saguntum şehri ile ittifak anlaşması yapan Roma, Kartaca ordusunun Ebro Irmağı’nın Kuzeyine çıkmasını savaş ilanı sayacağını bildiren bir ültimatom verdi. Yeniden savaş rüzgarları esmeye başlamıştı. M.Ö.218 yılında Hannibal hazırlıklarını bitirerek Ebro’nun Kuzeyine bir ordu yolladı. Bunun üzerine Roma Kartacaya savaş ilan etti. Hannibal Roma’yı neredeyse çökertecekken bocalayan Kartacalı komutan üstünlüğünü kaybetti. Romalılar büyük insan kaynaklarını kullanarak kayıplarını telafi ettiler, başkentlerini güvene aldılar ve Kuzey Afrika’ya, Konsül Scipio’nun komutasında bir ordu çıkarttılar. M.Ö.202 yılında yapılan Zama muharebesinde Kartacanın direnişi kesin olarak kırıldı. Zorlandığı barış ile İspanyadaki tüm topraklarını da kaybeden Kartaca, böylece başladığı yere dönmüş oldu.

Kartaca’nın SonuRomalılar Hannibal’in kendilerine yaşattığı felaketten öyle etkilenmişlerdi ki, senatoda Kartaca tamamen yok olmadan asla güvende olamayacaklarına inanan birçok senatör mevcuttu. Bunların en ünlülerinden ve Origines’in yazarı olan Senatör Marcus Porcius Cato her konuşmasını “Carthago delenda est” yani “Kartaca yıkılmalıdır!” diyerek bitiriyordu. Romalılar Kartacanın Kuzey Afrikadaki özerk krallıklarını isyana kışkırttılar. Kartacanın artık eski gücünden eser yoktu. Nihayet M.Ö.149 yılında, Romalıların ittifak kurdukları Numidya Kralı Kartacaya isyan etti. Kartaca’nın silhla karşılık vermesi savaş için gerekli bahane oldu. Zama zaferinden sonra “Africanus” ünvanını almış olan Scipio’nun öz torunu, Konsül Scipio Minor’un komutasında bir Roma ordusu karadan; bir Roma donanması da denizden Kartacayı ablukaya aldı. M.Ö. 146 yılında Roma’ya teslim olan Kartaca yüzyıllarca hatırlanacak bir sonla karşılaştı: tüm nüfus köle yapıldı, direnenler katledildi; tüm şehirde korkunç bir yıkım oldu ve hatta bir şey yetişmesin diye tarlalarına tuz döküldü. Bir zamanların güçlü Kartaca İmparatorluğu tamamen yok oldu.

%d blogcu bunu beğendi: